KAMU ŞİRKETLERİ VE NÜFUZ TİCARETİ

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Başlığı okuyunca aklınıza ilk olarak güncel belediye operasyonları ve devam eden mahkeme süreçleri gelebilir. Ancak burada ele alınan mesele doğrudan o dosyalar değil; buna rağmen kamu yönetimi, denetim ve yerel idare uygulamaları bakımından onlarla benzer tartışma alanlarına temas eden ayrı bir konuya işaret ediyor.

Bugün Belediye Başkanlarımız, arkadaşlarımız ve birlikte mücadele ettiğimiz pek çok kişi çeşitli ağır suçlamalarla karşı karşıya kalırken, Türkiye’de kamu gücü ve kamu ilişkisi izlenimi altında yürütülen bazı uygulamaların da ayrıca dikkatle değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim. Özellikle kamu kurumu niteliğiyle veya yarı kamusal kimliğiyle öne çıkan bazı iştiraklerin, yerel yönetimlerle kurdukları iş ilişkileri bakımından ciddi soru işaretleri doğuran bir tablo ortaya çıkmaktadır.

Hangi şirketlerden bahsediyoruz peki?

Şirketlerin isimleri bu aşamada önemli değil; şimdilik X, Y ve Z diyelim. Her biri kendi uzmanlık alanında başarılı, ülkemiz açısından stratejik öneme sahip ve belli yönleriyle milli ölçekte değer üreten kuruluşlar. Önce ana faaliyet alanlarına kısaca bakalım.

X şirketi; telekomünikasyon, bulut hizmetleri, fiber optik ve karasal internet erişimi alanlarında faaliyet göstermektedir.

Y şirketi; elektronik teknolojileri, sistem entegrasyonu ve güvenlik çözümleri alanlarında çalışan önemli bir şirkettir.

Z şirketi ise; bilgi servisleri pazarında uydu üzerinden ses, veri, internet, TV ve radyo yayıncılığı hizmetleri sunmakta, ayrıca internet, ses ve bulut hizmetleri sağlamaktadır.

Buradaki tanımlar bana ait değil; ilgili şirketlerin kamuya açık faaliyet alanlarının genel çerçevesini yansıtmaktadır. Peki sorun nerede başlıyor?

Esas tartışma, bu şirketlerin kendi ana faaliyet alanlarının dışında, yerel yönetimlerden protokol yöntemiyle sinyalize kavşak, sinyalizasyon sistemleri, şoför takip sistemleri, akıllı kent uygulamaları, CBS sistemleri, dijitalleşme, akıllı ulaşım, elektronik denetleme sistemleri ve benzeri başlıklar altında iş almalarıyla ortaya çıkmaktadır. Bazı durumlarda bu başlıkların yalnızca teknoloji hizmetleriyle sınırlı kalmadığı, altyapı ve bina yapım işlerine kadar genişlediği görülmektedir.

Burada üzerinde durulması gereken temel husus şudur: Belediyeler tarafından ihale yerine protokol yöntemiyle gerçekleştirilen bu işlerde, bedellerin piyasa koşullarına göre ne ölçüde makul olduğu, işlerin hangi kapsamda ve hangi yöntemle alt yüklenicilere devredildiği, rekabet koşullarının korunup korunmadığı ve kamu kaynaklarının verimli kullanılıp kullanılmadığı mutlaka incelenmelidir. Çünkü kamu veya yarı kamusal niteliği bulunan iştiraklerle yapılan protokoller, bazı durumlarda rekabetçi ihale süreçlerinin dışında kalan bir uygulama alanı oluşturmakta; bu da hem maliyet hem de denetim açısından tartışma yaratmaktadır.

Sahadan ve farklı şehirlerden gelen bilgiler, bazı yerel yönetimlerin bu şirketlerle yaptıkları protokoller üzerinden iş gördüğünü, sonrasında da bu işlerin çeşitli alt yüklenicilere devredildiğini göstermektedir. Bu süreçlerde fiyatların nasıl belirlendiği, yüklenici seçimlerinin hangi kriterlere göre yapıldığı ve belediyelerin hangi gerekçelerle bu yöntemi tercih ettiği şeffaf biçimde ortaya konulmalıdır. Aksi halde kamuoyu nezdinde kamu yararı, eşit rekabet ve denetlenebilirlik bakımından haklı soru işaretleri oluşmaktadır.

Üstelik bu durumun belirli bir siyasi çizgiyle sınırlı olmadığı da anlaşılmaktadır. Farklı partilere mensup belediyelerle benzer yöntemlerin kullanıldığına ilişkin örnekler Antalya, Konya, Kocaeli, Tokat ve Edirne gibi çeşitli şehirlerde tartışma konusu olmaktadır. Bu nedenle meseleye partisel değil, ilkesel ve kamusal sorumluluk açısından bakmak gerekir.

Bu güzide kamu şirketlerinin kuruluş amacının, yerel yönetimlerin ihale süreçlerine alternatif bir kanal oluşturmak olduğunu düşünmüyorum. Ayrıca her birinin ülkemiz açısından kritik görevler üstlendiği, stratejik ve hassas alanlarda faaliyet gösterdiği de açıktır. Tam da bu nedenle, ana uzmanlık alanlarının dışına taşan ve özel sektörle doğrudan rekabet doğuran işlerde nasıl konumlandıkları ayrıca değerlendirilmelidir. Yerel yönetimlerin milyarlarca liralık işlerinde, hem piyasa dengelerini hem de uzmanlık esasını zorlayan uygulamalar ortaya çıkıyorsa, bunun kamu yararı açısından soğukkanlılıkla incelenmesi gerekir.

Sözü uzatmadan şunu söylemek isterim: Bu şirketlerin yerel yönetimlerle yaptığı işler ayrıntılı biçimde incelenmeli; bedeller, iş kapsamları, dönemin piyasa koşulları ve alt yüklenici ilişkileri objektif kriterlerle karşılaştırılmalıdır. Gerek Sayıştay gerek diğer denetim mekanizmaları, şirketin adı ya da statüsünden bağımsız olarak, kamu kaynağının etkin, şeffaf ve rekabete uygun kullanılıp kullanılmadığını açık biçimde ortaya koymalıdır. Çünkü güçlü kurumlara düşen sorumluluk, yalnızca iş yapmak değil; aynı zamanda kamuoyu güvenini tartışmasız şekilde korumaktır.

Dr. Öğr. Üyesi Taylan ENGİN

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *