İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin Genel Merkezi’nde düzenlenen Siyaset Akademisi açılış programında yaptığı konuşmada, hem dünyada yaşanan hızlı değişimi hem de Türkiye’nin bu yeni konjonktürde nasıl hareket etmesi gerektiğini değerlendirdi. Dervişoğlu, sekiz hafta boyunca akademisyenler, siyasetçiler ve uzmanlarla birlikte Türkiye’nin bugünü ve yarını üzerine düşünmeye devam edeceklerini belirtti. Kalkınan, konuşan, adil ve müreffeh bir Türkiye için sorumluluk üstleneceklerini söyleyen Dervişoğlu, akademiden olumlu sonuçlar beklediğini ifade etti.
Konuşmasında Ukrayna, Gazze ve İran’da yaşanan gelişmelere değinen Dervişoğlu, dünyanın hızlı bir değişim sürecinden geçtiğini ancak bu tablo karşısında karamsarlığın çözüm olmadığını vurguladı. Bir dönem evrensel norm olarak kabul edilen birçok ilkenin hızla itibarsız hale geldiğini, uluslararası hukukun kolayca göz ardı edildiğini ve küresel ticaretin koruma duvarlarıyla sınırlandığını söyledi.
“Kitleler yeniden milli egemenlik zeminine yöneliyor”
Müsavat Dervişoğlu, günümüzde terör, kitlesel göç, dijital manipülasyon, çevre ve iklim sorunlarının artık yalnızca belirli bölgeleri değil, tüm coğrafyaları etkilediğini belirtti. Tehlikenin kimin kapısını ne zaman çalacağının öngörülemediğini ifade eden Dervişoğlu, sosyal ve ekonomik güvencelerden yoksun kalan kitlelerin çareyi yeniden devlet kapasitesinde, toplumsal dayanışmada ve milli egemenlik zemininde aradığını söyledi.
ABD’de Donald Trump’ın iktidara gelişi, İtalya ve Macaristan’daki gelişmeler, İngiltere ve Almanya’da alternatif sağ partilerin yükselişi ile Avrupa’nın diğer ülkelerinde milliyetçi ve muhafazakar partilerin etkisini bu çerçevede değerlendiren Dervişoğlu, burada esas meselenin mevcut iktidarların politikaları değil, milletlerin ve bireylerin ortak talepleri olduğunu vurguladı.
“Reelpolitik yükselirken hamasete yer yok”
Dervişoğlu, Türkiye’nin de değişen bu konjonktüre uygun davranmak zorunda olduğunu belirterek, reelpolitik anlayışın yeniden yükseldiği bir dünyada duygusallığa, ideolojik takıntılara, hayalperestliğe, kimlikçiliğe, hamasete, romantik heveslere, değerli yalnızlıklara ve derinlikli fantezilere yer olmadığını söyledi. İktidardan beklentilerinin, fayda-maliyet analizini doğru yapmaları ve kendi dar eğilimlerinin rasyonel karar alma süreçlerini etkilemesine izin vermemeleri olduğunu ifade etti.
Bu yaklaşımın yalnızca dış politikada değil, Türkiye’nin iç siyaset ve kalkınma tercihlerinde de belirleyici olması gerektiğini vurgulayan Dervişoğlu, değişen dünyanın ancak gerçekçi ve dengeli bir akılla okunabileceğini belirtti.
“Milliyetçiliğin yeniden keşfi doğru anlaşılmalı”
Konuşmasında milliyetçiliğin yükselişine de değinen Dervişoğlu, bugünün dünya siyasetindeki temel olgulardan birinin milliyetçiliğin yeniden keşfi olduğunu söyledi. Burada bir icattan değil, beşeri gelişmenin itici gücü olan bir anlayıştan söz ettiğini belirten Dervişoğlu, bu yeniden kavrayışın doğru biçimde yapılması gerektiğini dile getirdi.
Hukuktan sosyolojiye, ekonomiden siyaset bilimine kadar birçok disiplinde bu olgunun tanımlanmaya çalışıldığını ifade eden Dervişoğlu, meseleyi tepkisel hareketler ya da mikro kimlik arayışları üzerinden değil, birey, ulus ve devlet arasındaki kurucu ve vazgeçilmez ilişki üzerinden değerlendirdiğini söyledi. Ona göre toplumsal barışı, kültürel uyumu ve siyasal istikrarı sürdürebilecek tek model milli-devlet, başka bir ifadeyle ulus-devlet yapısıdır.
“Dünyada büyük bir değer erozyonu yaşanıyor”
Müsavat Dervişoğlu, günümüz sorunlarının yalnızca demokrasinin ve özgürlüklerin aşınmasından ibaret olmadığını, dünyada daha derin bir değer erozyonunun yaşandığını ifade etti. Aileyi, dayanışmayı ve toplumu bir arada tutan ahlaki değerler sistemini işaret eden Dervişoğlu, yolsuzluk, yoksulluk, sokaklardaki suç dalgası ve medya ile iletişim kanallarında yalanın ve riyanın hakim hale gelmesinin bu geniş çerçeve içinde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Bu noktada adalet kavramını merkezi bir yere koyan Dervişoğlu, adaletin topluma toplum olduğunu hatırlattığını, devletin devletlik zeminini kurduğunu ve insanın aidiyetini tamamladığını belirtti. Ancak adaletin yalnızca yazılı hukuk ve mahkeme kararlarından ibaret görülmemesi gerektiğini, sosyal adalet, gelir adaleti ve vergi adaletinin de birlikte düşünülmesi gerektiğini ifade etti. Eşitlik konusunda da hukuki eşitlik, cinsiyet eşitliği ve fırsat eşitliğinin birlikte ele alınmasının şart olduğunu vurguladı.
Güvenlik, refah ve huzur arasında denge vurgusu
Dervişoğlu, Türkiye’nin yüz yıldır riskler ve belirsizliklerle çevrili bir coğrafyada bulunduğunu, Anadolu’da yaşama iddiası sürdükçe bunun değişmeyeceğini söyledi. Bu nedenle güvenlik ihtiyacının her zaman hissedileceğini belirtti ancak özgürlüğü güvenliğe, güvenliği refaha, refahı da adalete veya huzura tercih eden bir anlayışa sahip olmadıklarını ifade etti. Ona göre devlet anlayışında kurulacak denge, hem devletin gücünde hem de toplumsal meşruiyette istikrarı sağlayacaktır.
Güvenlik kadar refah ve huzur ihtiyacının da iç siyasetten uluslararası ilişkilere kadar birçok alanı etkilediğini söyleyen Dervişoğlu, uluslararası ticaretin geleceğinin artık gümrük duvarları ve kotalarla şekillendiğini belirtti. Bu bağımlılığın yok sayılamayacağını, ancak ülkenin karşılaştırmalı üstünlükleriyle bunun azaltılabileceğini ve hatta avantaja dönüştürülebileceğini savundu.
Kalkınma için üretim, teknoloji ve tarım çağrısı
Dervişoğlu, kalkınmanın üretimden ayrılmaması gerektiğini vurgulayarak, Türkiye’nin Merkez Bankası’nın faiz politikası etrafında dönen dar bir ekonomi anlayışına değil, topyekun bir kalkınma paradigmasına ihtiyaç duyduğunu söyledi. Toprak ve inşaat rantına dayalı yıkıcı bir değer üretimi yerine, yüksek katma değerli teknoloji ve sanayi üretimine, aynı zamanda halkı ihtiyacından daha fazla besleyebilecek gelişmiş bir tarım kapasitesine ihtiyaç olduğunu dile getirdi.
Artık yapay zeka, insansı robotlar, çipler ve nadir metaller çağında yaşandığını belirten Dervişoğlu, bu başlıkların yeni yüzyılın hem ekonomik hem de jeopolitik çatışma alanları haline geldiğini söyledi. Türkiye’nin uzun asırlardır dünyayı değiştiren kurucu teknolojilerin üreticisi değil kullanıcısı olduğunu belirten Dervişoğlu, en büyük temennisinin bunun sona ermesi olduğunu ifade etti.