CHP’de “mutlak butlan” kararıyla ilgili hukuki süreçte yeni bir gelişme yaşandı. İstinafın mutlak butlan kararına karşı daha önce yapılan, ancak Kemal Kılıçdaroğlu’nun avukatlarının sunduğu dilekçeyle geri çekildiği belirtilen temyiz başvurusu, bu kez CHP Genel Başkanı Özgür Özel adına yeniden yapıldı.
Başvuru, Özgür Özel’in avukatı Sedat Aslantaş aracılığıyla gerçekleştirildi. Dilekçede, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin verdiği ihtiyati tedbir kararına itiraz edildi. İtirazda, söz konusu tedbir kararının kaldırılması talep edilirken, aksi halde dosyanın başka bir Bölge Adliye Mahkemesi Dairesine gönderilmesi istendi. Bu talebin de kabul edilmemesi durumunda ise dosyanın Yargıtay’ın ilgili Hukuk Dairesine sunulması talep edildi.
Dilekçede ihtiyati tedbir kararına itiraz edildi
Dilekçede, davacılar tarafından yalnızca Ankara 31. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin kararına karşı istinaf başvurusu yapıldığı belirtildi. Buna karşın asıl ve birleşen davalardaki ihtiyati tedbir taleplerinin reddi kararlarına karşı istinaf yoluna gidilmediği ifade edildi.
Başvuruda, davacının Ankara 31. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararına karşı yaptığı istinaf başvurusundan da daha sonra vazgeçtiği kaydedildi. Bu nedenle yerel mahkemece verilen tedbir taleplerinin reddine itiraz edilmemişken ve mevcut durumda değişiklik bulunmazken tedbir kararının kabul edilmesinin kanuna aykırı olduğu savunuldu.
“Yaklaşık ispat koşulu ortaya konulamadı”
Özgür Özel adına yapılan başvuruda, davacıların somut bir delile dayanmadığı ileri sürüldü. Dilekçede, mahkemenin davacı tarafın iddialarını kendiliğinden genişlettiği belirtilerek, ihtiyati tedbir kararı için gerekli olan yaklaşık ispat koşulunun ne davacı taraf ne de mahkeme tarafından ortaya konulamadığı ifade edildi.
Başvuruda, davanın açıldığı günden bu yana amacın kurultayın ya da kongrenin yenilenmesi değil, mahkeme yoluyla partiyi yönetecek kişilerin belirlenmesi olduğu yönündeki endişelerin dile getirildiği aktarıldı. Verilen kararın, kamuoyundaki bu endişeleri güçlendirdiği savunuldu.
“Karar siyasi kriz yaratmaya muktedirdir”
Dilekçede en dikkat çeken bölümlerden biri, kararın muğlaklığına ilişkin değerlendirme oldu. Başvuruda, siyasi partilerin esas olarak kendi kongreleri aracılığıyla yönetildiği vurgulandı. Kararda görevlendirilen kişilerin hangi amaçla görevlendirildiğinin açık şekilde belirtilmediği ve görev tanımının ucu açık bırakıldığı ifade edildi.
Bu durumun siyasi kriz yaratabilecek nitelikte olduğu belirtilen dilekçede, yargılamanın uzun sürmesi halinde seçilmiş organların değil, mahkemece belirlenen kişilerin yıllarca partiyi yönetmesi ihtimalinin doğabileceği kaydedildi. Başvuruda, siyasi partilerin ülke siyasetine ilişkin kararlar aldığı hatırlatılarak, bu kararların mahkeme tarafından atanan kişiler eliyle alınmasının sakıncalarına dikkat çekildi.
“Anayasa ihlal edilmiştir” vurgusu
Dilekçede, mahkemece verilen tedbir kararının CHP’nin mahkeme eliyle yönetilmesi sonucunu doğurduğu savunuldu. Yargının araçsallaştırılarak parti iradesine müdahale edilmesinin Anayasa’nın ruhuna aykırı olduğu ifade edildi.
Başvuruda, söz konusu kararın hukuk devleti ilkesi ve demokratik siyasi hayat açısından sorunlu olduğu belirtilerek, Anayasa’nın 2, 67, 68 ve 69. maddelerinin ihlal edildiği ileri sürüldü.
Delegenin iradesine müdahale iddiası
Dilekçede, ihtiyati tedbirin amacının telafisi imkânsız zararları önlemek olduğu ancak somut olayda verilen tedbir kararının bizzat telafisi imkânsız zararlar doğurduğu savunuldu.
Başvuruda, kararın CHP delegesinin iradesine dışarıdan müdahale anlamı taşıdığı belirtilerek, bunun hem Siyasi Partiler Kanunu’nun emredici hükümlerine hem de partinin Anayasa ile güvence altına alınmış siyasi faaliyette bulunma özgürlüğüne aykırı olduğu ifade edildi.
Sonuç bölümünde ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin ihtiyati tedbir kararına yapılan itirazın kabul edilmesi ve kararın kaldırılması talep edildi.