BOP EŞ BAŞKANI İŞBAŞINDA

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Büyük Orta Doğu Projesi (BOP) 2000’li yılların başında ABD tarafından geliştirilen, etnik ve mezhepsel çatışmalarla Orta Doğu’da bulunan ülkeleri zayıflatarak, sınırlarını ve rejimlerini ABD ve İsrail’in çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendirmeyi hedefleyen bir projedir.

BOP’un Kuzey Afrika’dan Orta Asya’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyayı kapsadığı bildirilmiştir. ABD bölgeye demokrasi getirme bahanesiyle aslında enerji kaynaklarına çökmeyi, kendine bağlı yönetimler kurmayı ve İsrail’in yayılmacı politikalarına destek olmayı amaçlamıştır. Türkiye, vatandaşlarının büyük bir çoğunluğu Müslüman olmasına rağmen laik ve görece demokratik yapısıyla; bin yıldan uzun sürede edindiği devlet deneyimi ve üniter devlet yapısı anlayışıyla BOP’un önünde bir engel olarak görülmüştür. Bu nedenle ABD’nin, Türkiye’yi karşısına almak yerine, o dönemde başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan’a BOP eş başkanlığı teklif ederek yanına almayı tercih ettiği anlaşılmaktadır. Zira Erdoğan birçok yerde kendisini BOP eş başkanı olarak tanıtmıştır.

Irak, Suriye, Mısır, Lübnan ve Libya gibi Müslümanların yoğun olarak yaşadıkları ülkelerde etnik ve mezhepsel kavgalar körüklenerek bu ülkelerin rejimleri ve yöneticileri ABD ve İsrail’in çıkarları doğrultusunda değiştirilmiştir. İran’da ise etnik ve mezhepsel bir ayrıştırma yapmayı başaramayan ABD ve İsrail bu ülkeye doğrudan saldırmayı tercih etmiştir. Orta Doğu’da oluk oluk kan akmasına rağmen Erdoğan’ın BOP eş başkanlığından vazgeçtiğini bildiren bir açıklaması duyulmamıştır. Daha da kötüsü hükümet yetkililerinin Orta Doğu’daki mezhepsel çatışmalarda kendi inançları doğrultusunda taraf oldukları algısı güçlü bir şekilde kendini göstermiştir.

ABD ve İsrail’in İran’a karşı düzenledikleri saldırılarda Türkiye’nin taraf olmaması ve saldırıları onaylamaması doğru bir yaklaşımdır. Bununla birlikte İran’a saldırılar devam ederken, Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla Resmî Gazete’de yayınlanan ve Türkiye üzerinden askeri malzeme naklinin transit geçişine izin veren kararname ciddi endişeler yaratmıştır. Bu kararnameye göre yabancı bir ülkeden yabancı bir ülkeye, Türkiye Gümrük Bölgesi üzerinden harp araç ve gereçleri, silah, mühimmat ve bunlara ait yedek parçalar ile askeri patlayıcı maddeler ve bunlara ait teknolojiler transit olarak gönderilebilecektir.

Bu kararname çerçevesinde ABD’nin İran’a saldırmak üzere herhangi bir Orta Doğu ülkesine, Türkiye üzerinden harp malzemesi göndermesinin önü açılmış olmaktadır. Bu sevkiyat için elbette ki hükümetin izni gerekmektedir ancak bu kararnamenin İran’la karşılıklı güvene dayanan ilişkileri kötü yönde etkileyebileceği açıktır. Daha da vahimi verilecek yanlış bir karar veya yapılacak bir hata sonucunda İran’ın Türkiye’yi sorumlu tutması mümkün olabilecektir.

Bütün bunlara ek olarak Türkiye, Azerbaycan, Katar, Bahreyn, Mısır, Ürdün, Kuveyt, Lübnan, Pakistan, Suudi Arabistan, Suriye ve Birleşik Arap Emirlikleri dışişleri bakanlarının, 18 Mart 2026’da Riyad’da yaptıkları toplantıda İran’ı kınamaları düşündürücü ve endişe vericidir. ABD ve İsrail’in devam eden saldırılarına karşı İran’ın meşru müdafaa hakkı kapsamında Arap ülkelerindeki ABD hedeflerini vurmasını kınamak acaba hangi amaca ya da kime hizmet etmektedir? ABD saldırganlığına tek laf bile etmeden, İsrail’in sadece Lübnan’a saldırmasını ve bölgedeki yayılmacı politikasını kınamakla kalmak, bu bildirgede ABD ve İsrail etkisinin olduğunu anlamak için yeterlidir.

Türkiye’nin bu çirkin savaşa adım adım çekildiğini görmek için alim olmaya gerek yoktur. İran yönetiminin insan hakları ihlalleri konusunda savunulacak hiçbir tarafı olmamasına rağmen, İran’ın bütünlüğünün ve halkının korunması ülkemiz için hayati önem taşımaktadır. İran’ın yönetim şeklinin nasıl olacağına ise başka ülkeler değil İran halkı karar vermelidir.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *