Ortadoğu’da Yeni Kırılma: Türkiye, İran ve Sınırları Aşan Bir Kriz
Ortadoğu bir kez daha yangın yerine dönmüş durumda. İran’da artan iç karışıklıklar, İsrail ile tırmanan gerilim, Suriye’de hâlâ süren istikrarsızlık ve ABD’nin gölge politikaları… Bu denklemde Türkiye'nin yeri hem kilit hem de kırılgan.
İran’daki rejim karşıtı protestolar, sadece bir halk hareketi değil, aynı zamanda bölgesel güç dengelerini de altüst edecek bir kırılmaya işaret ediyor. Rejim zorlanıyor, halk sokakta, ekonomi çöküşte. Tüm bu tablo İran’ın dış politikadaki agresifliğini artırıyor. İsrail ile yaşanan kısa süreli çatışma, bölgesel tansiyonu zirveye taşıdı. Bu çatışmalar sadece Tahran ve Tel Aviv arasında kalmaz; Türkiye’nin sınırına, güvenliğine, hatta ekonomisine kadar uzanır.
Peki Türkiye ne yapıyor?
İçeride enflasyonla boğuşurken, dışarıda Suriye’de pozisyon korumaya çalışıyor. İran sınırında yaşanacak olası bir kargaşa, yeni bir göç dalgası, terör tehdidi veya ekonomik risk demektir. Suriye’de hâlâ çözülmemiş güvenlik başlıkları varken, İran’dan doğabilecek bir kaos Türkiye’yi çok cepheli bir krizin içine çekebilir.
İsrail’le ilişkiler? Zaten pamuk ipliğine bağlı. ABD’nin İsrail’e açık desteği, Türkiye’nin bölgesel hamle alanını daraltıyor. Ankara’nın çok taraflı diplomasi yürütme çabası ise dış politikada kararsızlık olarak algılanma riskini taşıyor.
Bu noktada bir soru soralım: Türkiye, İran’ın batışını mı bekliyor, yoksa kendine alan mı açmaya çalışıyor? Her iki durumda da hazırlıklı olmak zorunda. Diplomasi yeterli değil. İç güvenlik, enerji stratejisi, ekonomik krizlere karşı tampon mekanizmalar kurulmadan bu denklemde yer tutmak mümkün değil.
Ortadoğu’da sınırlar çoktan anlamını yitirdi. Savaşlar sadece toprakta değil; enerji yollarında, bankalarda, pazarlarda ve algoritmalarda yürütülüyor. Türkiye, bu karmaşık sistemde ya oyun kurucu olur ya da sadece sonuçlara katlanır.
Ve ne yazık ki; şu an yalnızca katlananlar arasındayız.