KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, görevdeki 100’üncü gününde ANKA Review’a verdiği kapsamlı röportajda Kıbrıs çözüm sürecine ilişkin yaklaşımını netleştirdi. Erhürman, çözüm iradesinin yalnızca niyet beyanlarıyla değil, izlenecek yöntem ve sahadaki somut adımlarla ölçülmesi gerektiğini söyledi. “Çözüm isteyen bir halkın lideriyim; ancak güveni aşındıran, beklenti yaratıp hayal kırıklığıyla biten süreçleri tekrarlamayacağım” ifadelerini kullandı.
Erhürman’a göre Kıbrıs sorunundaki temel tıkanıklık, çözüm hedefinin varlığında değil; çözümün hangi metodolojiyle arandığında yatıyor. “Aynı yolu tekrar tekrar deneyip farklı sonuç beklemek rasyonel değildir” diyen Erhürman, bunun toplumsal güveni de yıprattığını vurguladı.
“Çözüm iradesi yöntemle sınanır”
Erhürman, Kıbrıs Türk tarafının yaklaşımının “çözümden kaçış” olarak sunulmasını reddederek, asıl amaçlarının çözümü mümkün kılacak zemini inşa etmek olduğunu belirtti. Bu kapsamda savundukları dört maddelik yaklaşımın esasa değil, usule dair olduğuna dikkat çekti: önce güven tesis edilmeli, ardından müzakere kuralları netleşmeli, sonrasında esasa geçilmeli.
Bu yaklaşımı spor benzetmesiyle anlatan Erhürman, “Kurallar net değilse maç kaosa döner. Kıbrıs’ta yıllardır yaşanan budur” dedi.
Lefkoşa vurgusu: “Somut adım yoksa 5+1 anlamsız”
New York temasları sonrası güven yaratıcı önlemler başlığında 10 maddelik bir paket sunduklarını hatırlatan Erhürman, karşı tarafın da çeşitli başlıklar getirdiğini ancak asıl meselenin bu başlıkların sahada karşılık bulup bulmadığı olduğunu söyledi. Özellikle sınır geçiş noktalarının yıllardır konuşulmasına rağmen ilerleme sağlanamadığını belirtti.
“Bir kapıyı bile açamayan iki lider, Kıbrıs sorununu nasıl çözecek?” sorusunu yönelten Erhürman, Lefkoşa’da günlük hayatı kolaylaştıracak adımlar atılmadan genişletilmiş 5+1 formatının süreci aşındırabileceğini ifade etti.
“Kazan–kaybet değil, kazan–kazan”
Güven yaratıcı önlemlerin yanlış bir çerçevede tartışıldığını belirten Erhürman, bu konunun sürekli “kim kazanacak” sorusuna indirgenmesini eleştirdi. Geçiş noktaları gibi düzenlemelerin iki halk için de karşılıklı fayda ürettiğini vurguladı: “Bu win–lose değil, win–win meselesidir. Amaç insanların hayatını kolaylaştırmaktır.”
Haspolat ve Metehan örneği
Erhürman, Haspolat’ta ikinci araçlı geçiş noktasının açılmasının hem Kıbrıs Türkler hem Kıbrıslı Rumlar için somut fayda sağlayacağını söyledi. Metehan’daki yoğunluğu “eziyete dönüşmüş” olarak nitelendiren Erhürman, insanların araçla geçmek yerine yürüyerek geçip taksi kullanmak zorunda kaldığını belirterek bunun sistemin işlemediğinin göstergesi olduğunu ifade etti.
“Varillerden bakma ritüeli güveni zedeliyor”
Erhürman, güven erozyonunun yalnızca müzakere masasında değil, sembolik uygulamalarda da yaşandığını söyledi. KKTC’ye yabancı temsilcilerin doğrudan geldiğini ve görüşmeler yaptığını hatırlatan Erhürman, buna karşın ara bölgede uygulanan “varillerin arkasından bakma” pratiğini eleştirdi. Bu uygulamanın güven artırıcı değil, mesafe üretici bir sembol haline geldiğini vurguladı.
U14 örneği ve “ima yoluyla tanınma” korkusu
U14 yaş grubuna yönelik dostluk maçları önerisinin bile siyasileştirildiğini belirten Erhürman, bunun arkasında “recognition by implication” (ima yoluyla tanınma) fobisinin bulunduğunu söyledi. “Tanınma, çocukların bir araya gelmesiyle olmaz” diyen Erhürman, bu zihniyetin güven yaratıcı adımların önünü kestiğini ifade etti.
“Sabırlı, soğukkanlı ama kararlı”
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin görev süresinin sonuna yaklaşmasının takvim baskısı yarattığını kabul eden Erhürman, bunun aceleci ve sonuçsuz yöntemlere dönmek için gerekçe olamayacağını söyledi. Liderlik anlayışını “Sabırlı olacağım, soğukkanlı olacağım ama kararlı olacağım” sözleriyle özetledi.
Erhürman, diyaloğun her zaman süreceğini ancak içi boş, sonuç üretmeyen toplantıların parçası olmayacağını belirterek, “Halkım bana aynı hataları tekrarlamam için değil, çözümü gerçekten mümkün kılacak yolu açmam için yetki verdi” dedi.