DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, konuşmasına 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın bu yıl buruk bir atmosferde karşılandığını belirterek başladı. Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da yaşanan olayların toplumda derin üzüntü oluşturduğunu ifade eden Babacan, hayatını kaybeden çocuklar ve bir öğretmen için rahmet dileğinde bulundu. Bayramın bu kez sevinçten çok yas ve endişe duygusuyla karşılandığını söyleyen Babacan, yaşananların sadece bireysel acılar olarak görülemeyeceğini vurguladı.
Kahramanmaraş’taki okul saldırısına değinen Babacan, olayın arka planında ciddi bir ihmal zinciri bulunduğunu söyledi. Hakkında daha önce uyarılar yapıldığı belirtilen 14 yaşındaki faille ilgili gerekli adımların zamanında atılmadığını savunan Babacan, uyarı mekanizmalarının işlemediğini, risk işaretlerinin yeterince ciddiye alınmadığını ve erken müdahale kanallarının çalışmadığını ifade etti. Bu nedenle olayın ayrıntılı biçimde soruşturulması ve ihmali bulunanların yaptırımla karşılaşması gerektiğini dile getirdi. Babacan, Türkiye’nin asıl beka meselesinin çocuklar, gençler ve eğitim sistemi olduğunu belirterek bu alanda daha güçlü bir kamu iradesi gerektiğini söyledi.
“Türkiye’de korku siyaseti yürütülüyor” eleştirisi
Babacan’ın açıklamalarında öne çıkan başlıklardan biri de siyasetin dili oldu. 2025 Dünya Mutluluk Raporu’nda Türkiye’nin 147 ülke arasında 94’üncü sırada bulunduğunu hatırlatan Babacan, toplumsal güven duygusundaki zayıflamaya da dikkat çekti. İnsanların birbirine güveninde Türkiye’nin dip sıralarda yer aldığını söyleyen Babacan, toplumun uzun süredir kutuplaştırıcı ve korku merkezli bir siyasi dille karşı karşıya kaldığını savundu.
Babacan’a göre dünyada iki temel siyaset anlayışı öne çıkıyor: umut siyaseti ve korku siyaseti. Umut siyaseti çözüm ve başarı üretirken, korku siyaseti toplumu daha kötü senaryolarla baskı altında tutuyor. Mevcut siyasi iklimin ikinci tipe dönüştüğünü ifade eden Babacan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti’nin bugün korku siyaseti yürüttüğünü ileri sürdü. Toplumun sürekli tehdit algısıyla yönetilmeye çalışıldığını belirten Babacan, bu dil değişmedikçe Türkiye’nin rahatlamasının mümkün olmayacağını söyledi. Aynı bölümde geçen yıl 71 milyon kutu antidepresan tüketildiğini, 10 yıl önce bu rakamın 37 milyon olduğunu belirterek toplumsal ruh halindeki bozulmaya dikkat çekti.
Kültür politikası ve medya eleştirisi
Babacan, Türkiye’de kültür alanının yeterince sahiplenilmediğini de savundu. Kültür ile turizmin aynı bakanlık altında yer almasının doğru olmadığını belirten Babacan, turizm tarafındaki rant, imar ve ekonomik gündemlerin kültür başlığını gölgede bıraktığını ifade etti. Türkiye’nin müstakil bir kültür bakanlığına ve güçlü bir kültür politikasına ihtiyaç duyduğunu söyleyen Babacan, toplumun sağlıklı gelişimi için bu alanın daha fazla önemsenmesi gerektiğini dile getirdi.
Gündüz kuşağı programları ve televizyon dizilerine yönelik eleştiriler de konuşmasının dikkat çeken başlıkları arasında yer aldı. Şiddet, kavga, ifşa ve mahremiyet ihlallerinin ekranlarda sürekli tekrarlandığını söyleyen Babacan, bu içeriklerin zamanla normalleştiğini ve özellikle çocuklar ile gençler üzerinde olumsuz etki yarattığını savundu. Medyanın yalnızca bir eğlence aracı değil, aynı zamanda toplum üzerinde etkili bir kültür inşa aracı olduğunu vurgulayan Babacan, yayıncılıkta etik ilkelerin güçlendirilmesi ve denetim mekanizmalarının tarafsız biçimde işletilmesi çağrısında bulundu.
Gülistan Doku dosyası ve adalet sorusu
Konuşmasında Gülistan Doku soruşturmasına da değinen Babacan, dosyanın yeniden açılmasını önemli bulduğunu ifade etti. Ancak bu sürecin neden 6 yıl boyunca beklediğini sorgulayan Babacan, davanın ilerlemesini kimlerin engellediğinin açıklığa kavuşması gerektiğini söyledi. Dosyada ciddi iddialar ve ifadeler bulunduğunu belirten Babacan, kamuoyunun bu sorulara net yanıt beklediğini dile getirdi.
Ekonomi yönetimine sert eleştiri
Babacan’ın en sert mesajlarından biri ekonomi başlığında geldi. Mevcut ekonomik yöntemleri “ısrarla yanlış tedavi” olarak tanımlayan Babacan, bu politikaların alın teriyle kazanmaya çalışan herkesi ciddi sıkıntıya soktuğunu savundu. Yüksek faiz ortamının üç yıldır devam ettiğini, bunun gelir dağılımını bozduğunu ve servetin önemli bölümünün çok küçük bir kesimin elinde toplandığını söyledi. Enflasyonun maliyet artışlarından kaynaklandığını üç yıldır dile getirdiklerini belirten Babacan, buna rağmen iktidarın talebi ve yatırımı kısmaya yöneldiğini, ihracatçı ve esnaf üzerinde vergi baskısını artırdığını ifade etti. Ona göre tam da böyle bir dönemde devletin üretimi, çalışmayı ve ihracatı desteklemesi gerekiyor. Babacan, iktidarın hem yanlış yaptığını hem de yaptığının yanlış olduğunun farkında olmadığını söyleyerek ekonomi yönetimine yönelik eleştirisini sertleştirdi.
Babacan’ın açıklamalarının genelinde, Türkiye’nin yalnızca ekonomik değil; sosyal, kültürel ve siyasal bakımdan da kapsamlı bir çıkış aradığı vurgusu öne çıktı. Çocukların güvenliğinden toplumsal huzura, kültür politikalarından üretim ekonomisine kadar uzanan başlıklarda daha güçlü, daha adil ve daha tutarlı bir yönetim anlayışı çağrısı yaptı.