Tüm dünyanın merakla beklediği ABD seçimleri sonuçlandı. Milyarder işadamı Donald Trump, dünya jandarmalığına soyunan ABD emperyalizminin dümenine geçti. Sadece ABD’liler değil bütün dünya şaşkın. ABD’de “Trump benim başkanım değil” sloganıyla başlayan protestolar devam ediyor. Trump hangi saiklerle seçildi, ABD dış politikasında eksen kayması yaşanır mı, Türkiye ve Ortadoğu politikalarında ne tür değişiklikler yaşanır gibi soruların yanıtlarını Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmet Kasım Han verdi.
» Şaşırtıcı bir sonuç muydu sizin için Trump’ın seçilmesi?
Bir bakıma şaşırtıcıydı. Anket şirketleri ve nasıl başarısız oldukları bu aralar çok konuşuluyor. Bunun sebebi anketin doğru yapılmıyor olması, yani oturmuş metodolojiyle uyumlu olmaması. Ama ikinci bir nedeni daha var; son saniyede fikir değiştirenler… İnsanlar, oy vereceklerini açıklamaktan utandıkları partilere, sandık başında oy veriyor. Kendilerine sorulunca o partiye oy vereceğini söylemiyor, bundan utanıyor. Fakat tek başına kaldığı zaman, açıklamaktan utandığı partiye oy veriyor.
» ABD’liler neden Trump dedi?
Belli ki bir takım beklentilere cevap veriyor Trump. Geçmiş ABD başkanlık seçimlerine bakarsak, ilk defa bu seçimde Büyük Göller Bölgesi’nin etrafı artı Pensilvanya dahil, sanayi ağırlıklı üretimin yapıldığı yerlerde, mavi yakalıların Trump’a oy verdiği görülüyor. Ki bunlar geleneksel olarak Demokrat Parti’ye oy veren kişiler. Bu eyaletlerde ilk defa Demokrat Parti kaybetti. Bu durumun popülizm ile izah edilebilecek bir tarafı var ama bir taraftan da insanların korku ve endişeleri ile alakalı. Bu kesimler ABD’de dışlandıklarını, geride kaldıklarını hissediyorlar. Daha da önemlisi umutlarını yitirdiklerini hissediyorlar.
» Neden?
Küreselleşmenin getirdiği bilgi devrimi öyle yeni alanlar yaratıyor ki; bu yeni alanlara, belli bir eğitim ve birikim olmadan girmenin imkanı yok. Bu insanlarsa bu eğitime ve birikime sahip değiller. Bu yüzden yaratılan refahtan pay alamıyorlar. ABD’de hanehalkı geliri 1999’dan bu yana 4 bin dolar geriledi. Bu kişiler, hızlanan yarışta geride kaldıklarını ve yarışta tekrar iddialı duruma geçebilmek ya da kendi hak ettiklerini düşündükleri payı alabilmek için de son derece dezavantajlı koştuklarını düşünüyorlar ve gelecekleri için de bir umutları yok. Sistemin gittikçe kendilerini dışladığını düşünüyorlar.
» Haklılar mı? ‘Amerikan Rüyası’ son mu buluyor?
Belli şekillerde haklılar. 20’nci yüzyıl boyunca Amerikan Rüyası şunu temsil ediyordu: Eğer elinizde bir üniversite diplomanız yoksa, hayata en düşük gelir düzeyindeki kesimin içinde başlarsanız; en yukarıdaki gelir düzeyindeki kesim içerisinde yaşamınızı bitirme ihtimaliniz yüzde 10’du. 21’inci yüzyıl ile beraber bu oran yarı yarıya düşmüş durumda. Amerikan rüyası bu haliyle manasını kaybetti. Umut veremiyor insanlara. Değişimin hızı baş döndürüyor ve muhafazakâr refleksleri tetikliyor. Bu arada da geride kalanlar, ileridekilere yetişmek için; kendi geleceklerinden vazgeçtim, çocuklarının geleceği için bir umut sahibi olamıyorlar. Çünkü koşuda ileride olabilmek için almanız gereken eğitimi alabileceğiniz kurumlar gittikçe daha kapalı, kendi mezunlarının içinden yeni mezun adaylarını seçmeye başlayan kulüpler haline dönüşüyorlar. Muhafazakâr reflekslere göçmen etkisini de eklersek; Trump’ın üzerinden oy devşirdiği korku dağı ortaya çıkıyor. Toplumlar verilen sözlerin veya vaatlerin tutarlılıklarından ziyade, o anda kendilerine umut olup olmadığıyla ilgileniyorlar. Trump’ın, ABD’nin en yüksek gelirli binde birlik kesiminden gelip, en düşük gelirli kesimlerin oyunu alabilmesi de bu gerçekliği, umudu ve korkuları iyi kullanmasıyla açıklanabilir.
» Bu Cumhuriyetçilerin başarısı mı, Demokratların başarısızlığı mı?
Hiç kuşku yok ki; iki iyi adayın yarıştığı bir seçim değildi bu. Kötü bir adayla, en büyük dezavantajı kendisi olan bir aday arasında geçti seçim. Ve kötü aday kazandı. Zira Trump, Cumhuriyetçi Parti’nin geleneksel yapısıyla uyumlu biri değil. Cumhuriyetçi Parti kazanmadı bu seçimi. Trump, Amerikan siyasetindeki bu ilerlemeci ve muhafazakâr kırılımın yarattığı elektrik üzerinde sörf yapıyor Cumhuriyetçi Parti siyasetinden ziyade.
» Trump vadettiği gibi daha içe dönük bir politika izleyebilecek mi?
Bugün izolasyonizmi seslendiren o kişi, en azından en iddialısı Trump ve bunu da ciddi bir popülizm ile beziyor. Ancak bu eğilim, ABD’nin küresel ekonomideki ağırlığı ve küresel ekonomi ile kurmuş olduğu ilişkilerin çapraşıklığıyla uyumlu değil. Unutmamak lazım ki ABD dolarının uluslararası rezerv para birimi olması, ABD’nin küresel angajmanıyla, küresel sorunlarla ilişkisiyle alakalı. Trump’ın içeride verdiği sözleri karşılayabilmesi ABD açısından çok mümkün olmayacak. Daha önemlisi Trump’ın kendi geldiği sınıf ve sahip olduğu iktisadi yönelimler, verdiği sözleri yerine getirmeye müsait gibi durmuyor. Tabii eğer Trump ABD’de kendisi merkezli rejim kurmak için uğraşmaz ise… Trump bunun ipucunu verdi aslında, “Bu bir harekettir” dedi. Trump’ın çabası önümüzdeki 4 sene içerisinde kendi etrafında yeni bir ittifak oluşturmak olabilir, o çabayı ve ABD sisteminin müesses nizamının buna ne tepki vereceğini izlemek enteresan olacaktır. Ama bana kalırsa Trump ‘bir dönemlik bir başkan’ olacaktır. Bence kendisi de bunun farkında. İstemiyor mu 2’inci dönemi? İstiyor. Ama bir dönem Beyaz Saray’da oturacak, 2’inci dönemi çok şüpheli.
» Türkiye ile ilişkilerinde nasıl bir şekillenme olur, Obama dönemlerine kıyasla?
İşadamı kimliği, kişisel ilişkileri, Trump’ın görüşlerini belirlemekte önemli olacaktır. Erdoğan da seviyor liderlerle kişisel ilişkiler kurmayı. İki lider arasındaki elektrik tutarsa, Türkiye açısından avantaj olabilir. Trump’ın henüz dış politika ekibinin olmayışı Türkiye’ye hamle fırsatı doğuracak. Bir an evvel Trump ve Trump’ın ekibiyle temasa geçilirse Ortadoğu’daki değişik meselelere ilişkin pozisyonunun onlara daha rahat anlatılması ve siyaset yapılması, Hillary Clinton’ın başkanlığı ihtimalinde mümkün olamayacak etkilerin elde edilmesi mümkün olabilir. Bir başka mesele Trump’ın izolasyonist bir başkan olma olasılığı. Trump, daha çok ABD’nin iç sorunlarıyla ilgilenecek. Bu da bölgesel aktörlere daha fazla hareket serbestisi sağlayabilir; özellikle ilk birkaç aylık dönemde. Fethullah Gülen meselesinde ise Ankara’nın kendi önceliklerini, en azından sıfırdan, tekrar dinletebileceği bir yönetim olacaktır ve Gülen’in Türkiye’ye iadesi dosyasında Ankara’nın ilerleme kaydedebilmek için fırsatının olduğundan söz edilebilir. Tabii ki Trump da ABD sistemindeki üçlü güçler ayrımını; yani kongre, başkan, yargı ayrımını aşamaz. Gülen’in iadesi meselesi yargının meselesi olacaktır ve onun verdiği karar uygulanacaktır. Ama FETÖ’nün ABD’deki organizasyonu üzerinden yürüyen ve durdurulmuş olan okullara ilişkin FBI soruşturmasının tekrar açılmasını sağlayabilir. Trump’ın, bunun hızla mahkemeye intikal etmesi yönünde ağırlık koyma imkanı var.
» Trump ile birlikte ABD’nin Ortadoğu politika nasıl olur?
Önümüzdeki 2 ayın olaylarına bağlı. Obama 2 ay daha devam edecek ve artık eli de çok rahat. İki şey yapabilir Obama; ya ‘IŞİD’i bitiren başkan’ olarak tarihe geçmek için daha fazla yüklenebilir Musul ve Rakka operasyonlarına… Ya da bunu Trump’ın masasının üstüne bırakmayı tercih edebilir. Trump’ın işleri kontrol altına alması minimum 4 ay demek. Bu 4 aylık zaman IŞİD’ in işine yarayacak bir zaman. Ama Trump’ın IŞİD’den mücadeleden vazgeçmesi gibi bir durum söz konusu değil. Çok ağır karşılık da verebilir. Etkinlik düzeyinin ne olacağını göreceğiz. ABD dış politikası çok sorunlu ve hassas dengeler üzerine kurulu hem Suriye’de hem Irak’ ta. Dolayısıyla Trump’ın iki seçeneği var; ya bu hassas dengeleri bozup yerine yenisini koyacak. Yerine yenisini koyacağı zaman zaten bir vizyona ihtiyacı var. İşte o vizyon nedir, ne değildir onu bilmiyoruz, yok ortada. Amerikan başkanı iki şeydir, başkumandan ve savaş kararı alabiliyor. Yani ‘New York’taki bir çocuğun hayatından çok Bağdat’daki bir çocuğun hayatını etkileyebilir Amerikan başkanının kararları.’ Çünkü New York’taki çocuğa ulaşana kadar 40 tane mekanizma aşması lazım. Dolayısıyla Trump‘ın etkili olabileceği bir yer varsa o da burasıdır ve biz Trump’ın bu konuda nasıl kararlar vereceğine ilişkin olarak bir ipucuna sahip değiliz. Şunu da gözardı etmemek lazım; yarın öbür gün dünyanın bir yerindeki bir ABD üssüne ya da ABD içerisinde bir yerlere IŞİD saldırısı olursa nasıl karşılık verecek Trump? ‘Pardon arkadaşlar ben bu yabancı yerlerdeki maceralarla uğraşmak istemiyorum, hadi bana güle güle’ diyecek hali yok, müdahale mecburiyetinde kalacak. Yani bu biraz hadi ‘ben seni boşadım’ la olmuyor, karşılıklı boşanmak lazım. Ama muhakkak ki alacağı kararlar ABD sistemi içerisindeki o müzakere ve istişare zorunluluğu içerisinden gelecek. Fakat bu başkanın karakterinin; Ortadoğu da dâhil her konudaki kararın içerisine, kendi kişiliğini, kimliğini ve kendi ile ilgili kaygılarını sokacağı yönünde bize kuvvetli sinyaller veriyor.
***
Nükleer anlaşmaya son verebilir
» Peki ya İran meselesi… Trump, Nükleer Anlaşma’ya yüzde 100 karşı olduğunu ve seçilirse buna son vereceğini söylemişti. Mümkün mü?
Elbette mümkün. Çünkü senatodan bunun desteğini alabilir. Cumhuriyetçi partide bu konuyla ilgili şüphe duyan ciddi bir kitle var.
» Nükleer Anlaşma son bulursa İran’ın tepkisi ne olur? Ve bu durum Ortadoğu’da başka dengelere yol açacak bir domino etkisi yaratır mı?
İran bundan memnun olmayacaktır elbette. Ancak Obama’nın kaldırdığı BM yaptırım rejimini tekrar hayata geçirmek çok mümkün değil. Burada yine Trump’ın çelişkileri ortaya çıkıyor. Bir taraftan Rusya ile yumuşama sağlayıp, öbür taraftan İran’a yaptırımları tekrar yerine koymaya çalışırken, Rusya yanınıza gelmediğinde nasıl davranacaksınız? ABD dış politikası gibi bütün dünyayla alakalı çıkarları bir arada yönetmek mecburiyetinde olan bir politika bunu nasıl kaldırır; bunlar da nasıl gelişeceklerini bekleyip göreceğimiz meseleler. Ancak Obama’nın yerini Trump’ın alması, hiç kuşku yok ki Irak’ta ve Suriye’de İran’ın bugün sahip olduğu operatif özgürlüğü kısıtlayabilir. Trump kendini Ortadoğu’dan çekip, içeriye konsantre olacaksa, bu İran’nın biraz evvel söylediğimin tam aksine daha büyük bir hareket serbestisine sahip olacağı anlamına gelir. Trump’ın da bu konularda ne yapacağını bildiğini düşünmüyorum açıkçası. Kervan yolda dizilecek. Bu biraz da içinden geldiği sektörün dinamiklerinin ona öğrettiği bir yaklaşım diye düşünüyorum. En nihayetinde Trump temel olarak gayrimenkul sektöründe faaliyet gösteren bir adam. Bu tecrübeler insanların formasyonlarını etkiler. Buna inşaatçı gibi bakarsa; her inşaat projesi bir bütünse, kârı ile veya diğer unsurlarıyla her dosya kendi içinde bir bütün diye bakacaktır. Ama öyle bakamazsınız uluslararası ilişkilerde durum öyle değil. Ama o eğilimde olacaktır.
» Başkanlığı ‘inşaatçı zihniyetiyle’ yaparsa ABD dış politikası nasıl şekillenir?
Her bir unsuru birbirinden koparıp, dosya dosya halletmeye çalışacaktır. Bunun yürüyeceğini düşünebilir. Rusya ile yumuşar ancak Ortadoğu’da Rusya’nın önünü kesmeye çalışır. Bu ikisi aynı anda yürütülebilir politikalar değildirler. Rusya ve İran’ı düşündüğümüzde; Rusya ile yakınlaşması, İran ile nükleer anlaşmaya son vermesi demek, aslında pek çok dengenin değişmesi anlamına gelecek.
