İşte İYİ Parti Bursa Milletvekili Selçuk Türkoğlu, o açıklaması:
Bu ülkenin bir kanayan yarası var.
Ve bu yara maalesef bu iktidar döneminde derinleşti, kangrene dönüştü.
Genelde ya da yerelde hiç fark etmiyor;
İktidarı ele geçirenin;
“Benden değilsin. Benim gibi düşünmüyorsun!” diyerek;
“Astığı astık, kestiği kestik!” anlayışı, maalesef iflah olmaz bir hastalığa döndü.
Gün geçmiyor ki;
Muktedirlerin, ötekileştirerek canını yakmadığı bir vatandaşımızın derdiyle dertlenmeyelim, acısına merhem olmaya çalışmayalım.
İşte 31 Mart Mahalli Seçimlerinin üzerinden tam 8 ay geçti ancak sancısı; “yürek yaralayan” işten çıkarmalarla halen daha sürüyor.
Sorun, kamu vicdanını yaralayan boyutlara yükseldi.
Yine gün geçmiyor ki;
Belediyelerdeki işçi kıyımlarına ilişkin, sendikalar ve işçiler tarafından bir ihbar ya da şikayet başvurusu olmasın.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na kadar ulaşan bu ihbar ve şikayetlerin gereğinin ne ölçüde yapıldığı,
Kamu vicdanı açısından bilinmesi gereken bir konudur.
Aynı şekilde;
Toplu İş Sözleşmesi Kanunu kapsamında, sendikal faaliyetlerin engellenmesi, sözleşme hükümlerinin uygulanmaması gibi konuların üzerinde de, çalışma hayatının huzuru açısından hassasiyetle durulmalıdır.
İşten çıkarmalar ile ilgili gelen ihbar ve şikayet başvurularının akıbeti de; aynı doğrultuda irdelenmesi gereken sorunlar olarak karşımızda duruyor.
Özellikle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na 31 Mart 2024 tarihinden bu yana kaç ihbar ve şikayet başvurusunun intikal ettiği,
Bunlar hakkında inceleme yapılıp yapılmadığı,
Yapıldıysa bunun sonucunda mevzuata aykırılıklar tespit edilip edilmediği de kamuoyu tarafından bilinmelidir.
Bununla birlikte;
Yapılan şikayet ve ihbarlarla ilgili Bakanlıkça oluşturulan rapor veya raporların var olup olmadığı,
Şayet varsa bu raporlar doğrultusunda, ilgili belediyelere dair herhangi bir idari yaptırımın uygulanıp uygulanmadığı da cevabı aranan sorular arasındadır.
Milletimiz haklı olarak;
Seçimden sonra arttığı bilinen mağdur başvurularına ilişkin,
Bakanlık tarafından yapılması beklenen teftiş ile uygulamaların, ivedilikle yerine getirilip getirilmediğine dair bilgi sahibi olmak istemektedir.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sn. Vedat Işıkhan’ın, söz konusu işçi kıyımlarına ilişkin sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada;
“Alın teri ve emekleriyle ülkeyi büyüten çalışanların her zaman yanında olduklarını” vurgulaması,
Yukarıdaki soruların cevaplarının verilmesini elzem hale getirmektedir.
Dolayısıyla buradan Sn. Bakan’a soruyorum;
31 Mart Mahalli İdareler Seçimleri sonrası işçi kıyımı yapan ülke genelindeki belediyelerde,
Ekmeğiyle oynanan çalışanların ve onların yerine alınan personelin toplam sayısı kaçtır?
Bakanlığınız tarafından;
Çalışanların işinin, ekmeğinin, aşının ellerinden alınmasıyla ilgili yaptıkları ihbar ve şikayetlerin gereğini yaptınız mı?
Yaptıysanız, ne ölçüde yaptınız, bunu kamuoyuna açıklayın!
Değerli Basın Mensupları;
Türkiye’de 1.405 belediye var.
Bize ulaşan bilgilere göre;
31 Mart Mahalli Seçimlerinden sonra ülke genelinde belediyelerden 5 bin küsur işçi çıkarıldı. 40 bin işçi de sendika değiştirmek zorunda bırakıldı.
Bunun 2 bin kadarı sadece iki ilimizde yaşandı.
İşte ben ayağımız tozuyla, o iki şehrimizden Van ve Diyarbakır’dan geldim.
Her iki şehrimizde de incelemeler yaparak, buralardaki mağdur işçilerimizle görüştüm, yerinde tespit ve gözlemlerde bulundum.
Gördüm ki;
Sorun, gerçekten kamu vicdanını yaralayan biçimde güncelliğini koruyor.
Tanık oldum ki;
6-7 aydır devam eden eylemler nedeniyle de, bu can yakan mesele kamuoyu gündeminde kalmaya devam ediyor.
Bu sebeplerle korunun tüm ayrıntılarıyla anlaşılabilmesi ve çözüm yollarının tespiti için Meclis Araştırması önergesi verdiğimin de bilinmesini isterim.
Tam da bu noktada doğrudan kamuoyuna seslenmek istiyorum;
Aziz Milletim;
Ben milletin vekili olmam hasebiyle ve aynı zamanda da Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyesi olarak; geçtiğimiz Cuma Günü Van’daydım, önceki gün de Diyarbakır’daydım.
Gidiş sebebim de, her iki belediyede yaşanan işçi ve emekçi kıyımıydı, orada aylardır haklarını arayan mağdur çalışanlara destek vermekti.
Bu konuyu defaten, Meclis Genel Kurulu’nda da dile getirdim.
Van’da bine yakın, Diyarbakır’da da 770, yani 800’e yakın çalışanın işine son verildi.
Yerlerine de Van Büyükşehir Belediyesi’nde 500’e yakın yeni personel alımı yapıldı. VASKİ Genel Müdürlüğünde de 170 insanı işe alındı, ilçe belediyelerinde de tek tek alımlar oluyor.
Hatta Van’da bulunduğumuz gün de Büyükşehir’e 275 personel alımı için ilan verildi.
Diyarbakır’da da aynı şekilde belediyelerde toplamda bine yakın yeni personele iş başı yaptırıldı.
Nerede işçi kıyımı nerede zalimlik varsa biz oradayız.
Mesela;
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde de, Tunç Soyer tarafından işbaşı yaptırılan işçilerden ilk etapta 71 kişiyi kapı önüne koydular. Zamanla bu sayı 195'e çıktı.
İzmir’de ve diğer şehirlerde yapılan işçi kıyımlarını da siyasi bir ayrım yapmaksızın kınıyoruz, lanetliyoruz.
Bütün bu hazin gelişmeler bize maalesef açıkça neyi gösteriyor biliyor musunuz?
İşçi fazlalığı, bütçe yetersizliği aslında bahane!
Bütün bu vicdansızlıklar niye yapılıyor biliyor musunuz?
“Benden değilsin” diye yapılıyor!
“Benim gibi düşünmüyorsun” diye yapılıyor!
(Burayı “Hayırdır, sen rızık verici misin!” diye açalım)
Van İpekyolu Belediyesi’nin önünde 7 aydır, Diyarbakır Belediyesi’nin önünde de 6 aydır hak arama eylemleri yapılıyor.
Gittim, bizzat gözlerimle gördüm.
Kıyıma uğrayan belediye çalışanları;
Karda, kışta, kıymette çadırlarını kurmuşlar, zemheri soğuğunda direnişlerini sürdürmeye, seslerini duyurmaya çalışıyorlar.
İnsanı tir tir titreten havada, bulabildikleri odun kömürle, yakabildikleri derme çatma sobaları başında, kendilerine destek için gelen vatandaşlara haklılıklarını anlatmaya çalışıyorlar.
Hamaset yapmıyorum. Bizzat gidip kendi gözlerimle tanıklık ettiğim için söylüyorum.
DEM Parti Meclis Grup Başkanvekili Sn. Gülistan Koçyiğit, her seferinde,
“İşten çıkartılanların hepsi bankamatikçi. Bunlar işe gitmeden maaş alanlar!” diyor.
Vallahi de billahi de doğru değil.
Her birinin, işe geldiklerini kanıtlamak için her gün okutmak zorunda oldukları “elektronik mesai kartlarını” çıkarıp, siz göresiniz diye eylem çadırlarının önünde her gün sallıyorlar.
Sn. Koçyiğit’in bir iddiası daha var.
Diyor ki;
“Bunlar, seçimlere iki ay kala işe alınan yandaş kişiler!”
Bu da kabul edilemez, ayakları havada bir gerekçe!
3 yıllık var, 5 yıllık var, 7 yıllık, 8 yıllık var.
Hatta 10 yıllık, 12 yıllık var!
(Belge gösterilecek)
Bunlardan vaz geçtim;
Yahu engelli raporu olanlar var, engelli raporu…
(Belge gösterilecek)
Vallahi hiçbirine acımamışlar!
Gittim, gördüm, her biriyle tek tek konuştum.
Bunların gücü ellerinde emeklerinden başka silah olmayan onurlarıyla çalışıp eve ekmek götürme derdinde olanlara yetiyor!
Soruyorum;
Bu insanları işten neden çıkardınız?
İşe gelmemezlik mi yapmışlar?
Haklarında soruşturma mı açılmış?
Suçlu mu bulunmuşlar?
Çalmışlar mı, çırpmışlar mı, yanlış mı yapmışlar?
Zerre-i miskal kadar bir kusurları olsaydı zaten çoktan ortalığı velveleye verirdiniz!
Söyleyecek sözleri de yok;
Atacak çamurları da yok!
Halen daha itiraz ediyorlarsa;
Onlara buradan bir teklifim var;
Hadi gelsinler;
Birlikte hem Van’a, hem de Diyarbakır’a gidelim, çadırda 6 aydır 7 aydır oturma eylemi yaparak hak arayan, bu emekçi kardeşlerimizle beraber görüşelim.
Böylece bir hal hatır sorar, sevaba da girmiş olurlar!
Hem siz değil misiniz, her fırsatta işçiden, emekten, emekçiden yana olduğunuzu savunan!
Siz değil misiniz, en önemli insan hakkının “işçinin, emekçinin alın teri” olduğunu söyleyen!
Hani en kutsal değer emekti?
Hani nerede kaldı “proleteryanın” asla “yadsınamaz” olan hakkı, hukuku, adaleti!
“Bendensen”, yaşasın proleterya!
“Benden değilsen” ezilsin, aç kalsın, ölsün, gebersin, ne olursa olsun proleterya!
Öyle mi?
“Benim gibi düşünüyorsan”, başım gözüm üstüne!
“Benim gibi düşünmüyorsan”, canın cehenneme! Bu mu yani!?
İşte burada siz basın mensupları önünde soruyorum;
Sn. Koçyiğit;
Var mısınız, Van’da ve Diyarbakır’da kıyıma uğrayan emekçi kardeşlerimizle yüzleşmeye?
Hadi hodri meydan!