DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Suriye'nin Kuzeyi'nde yaşanan olaylara ilişkin sağduyu çağrısında bulunarak, "Biz barışın mimarı olmak istedikçe savaşın müsebbibi olmak isteyenler çoğalıyor. Buna hep birlikte karşı durmak zorundayız. Türkiye’nin vicdanına sesleniyorum: Kürtlerin acısını görmezden gelen bir siyaset, Türkiye’nin geleceğini de karartır. Kürtlerin zaferi, Türkiye’nin yenilgisi değildir; Kürtlerin yenilgisi de Türkiye’nin zaferi olamaz. Siyasi tarihimizin en kritik testinden geçiyoruz. Tarih, bugün vereceğimiz kararları unutmayacak. Gelecek nesiller, bu günlerde kimin yanında durduğumuzu soracak. Cevabımız hazır olsun" değerlendirmesini yaptı.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan'ın yazısı, Medyascope'ta yayımlandı. Bakırhan, Suriye'nin Kuzeyindeki gelişmelere ilişkin, "Halep’e açılan ve dalga dalga büyüyen savaş oldu. Hassas fay hatları üzerinde gerçekleşen bu kırım girişimleri, Suriye’yi yeniden kaosa sürükleme tehdidi taşıyor" ifadesini kullandı.
Bakırhan, partisinin ve Kürtlerin talebinin son derece açık olduğunu belirterek, "Suriye’de savaş değil, barış; çatışma değil, çözüm istiyoruz. Kürtler demokratik haklarına kavuşmalı, Suriye’nin eşit yurttaşları olmalıdır. Anadilde eğitim, yerinden yönetim hakkı, statüsü, kültürel hakları tartışma konusu olmamalıdır" açıklamasını yaptı.
"Savaşın her türlü ahlakı çiğneniyor"
Bakırhan, Suriye'deki tarafların ateşkes imzalamasına rağmen Suriye Ordusu'nun saldırılarına devam ettiğini, Kürtlerin açlık, susuzluk ve karanlıkla yüz yüze bırakıldığını, Kobanili beş çocuğun donarak yaşamını yitirdiğini belirtti.
"Neden IŞİD göz göre göre canlandırılıyor?"
Bakırhan, Kürtlerin 13 yıl önce terör örgütü IŞİD ile mücadelesi dolayısıyla IŞİD'in Türkiye'ye sınır komşusu olmasının önüne geçtiğini ifade ederek, şunları kaydetti:
"Tarihin çöplüğüne gömülen o Orta Çağ karanlığı IŞİD’e kim nefes üflüyor? Kim bugün önünü açıyor? Bir yandan devlet dışı aktörler tasfiye edilmeli derken, neden IŞİD göz göre göre canlandırılıyor? IŞİD’e yeniden nefes olanlar kim? Sadece Suriye için değil, insanlık için ağır bir durumla yeniden yüz yüzeyiz. Dünün belasını 'taktik' diye büyütenler, yarın o belanın stratejik enkazının altında kalır. Bunu artık herkes görmelidir."
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın, Hamas için “Direniş hareketidir, halkını ve haklarını güvence altına almadan silah bırakamaz” ifadelerini hatırlatan Tuncer, "Hamas’a tanınan bu anlayış, konu Kürtler olunca, SDG olunca birden buharlaşıveriyor. Filistin meselesinde sabır tavsiye eden, güvenlik kaygılarını meşru gören bir devlet aklı, Rojava söz konusu olduğunda hızlı sonuçlar, koşulsuz teslimiyetler bekliyor. Bu ne yaman çelişki" ifadesini kullandı.
"Suriye’de tehlikede olan Kürt değil mi?"
Bakırhan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin, “Kürtleri sevmeyen bir Türk varsa, Türk değildir; Türkleri sevmeyen bir Kürt varsa, Kürt değildir. Türklerle Kürtlerin ortak düşman ve ortak tehlike karşısında bulunmalıdır. Türklerin ve Kürtlerin birbirini sevmesi, her iki taraf için hem dinî hem de siyasi bir farzdır” sözlerini hatırlatarak, "Suriye’de tehlikede olan Kürt değil mi? Soğuktan donan çocuklar kim? Elektriği kesilen, kenti kuşatılan kim? IŞİD ve türevi çetelerin saldırdığı kim? Kardeşlik 'farz' ise, Kobani bunun imtihanıdır" değerlendirmelerinde bulundu.
"Kürtlerin acısının, Türklerin zaferi olarak sunulduğu bir zeminde nasıl bir kardeşlik kurulabilir?"
Bakırhan, Şam hükümetinin SDG/YPG'ye yönelik operasyonlarına destek verenlere ilişkin ise şu ifadeleri kullandı:
"Bir halkın onuruna dil uzatılması, açık bir savaş suçunu zafer olarak görüp yenme-yenilmeye çekilmesi toplumsal birliği ve barışı zedeler. Şam’da zafer arayanlar Türkiye’yi kaybettiğini görmelidir. Türkiye–Kürt ilişkileri bu duygu kırılmasının altında ezilirse, yarınlar için nasıl bir umut inşa edebiliriz? Kürtlerin acısının, Türklerin zaferi olarak sunulduğu bir zeminde nasıl bir kardeşlik kurulabilir?"
"Türkiye artık bu Rojava fobisinden kurtulmalı"
Türkiye'nin, Suriye'de yaşanan olaylarda Şam hükümetinin yanında olmaması gerektiğini vurgulayan Bakırhan, şunları kaydetti:
"Kürtlere düşmanlık, HTŞ’ye ve selefilere ayrıcalık kabul edilemez. Türkiye artık bu Rojava fobisinden kurtulmalı. Suriye’deki gerilim ve çatışmalarda taraf değil, yapıcı bir güç olmalı. Çözüme katkı sunmalı. Açın İmralı kapısını, bakalım kim Öcalan’ı dinliyor, kim dinlemiyor? Öcalan yıllardır 'Türkiye’de ve Suriye’de çözüm, ortak yaşam' diyor. Peki Suriye’de çözümü dinamitleyen DEM Parti mi, yoksa Türkiye’nin yanlış politikaları mı? Suriye’de ateşe benzin döken kim? Milletvekilinizin de içinde olduğu Meclis heyeti Sayın Öcalan’ı ziyaret etti. Tutanaklar açıklandı. O görüşmede Sayın Öcalan’ın yaptığı önerilerin tam tersi bir politikanın Rojava’da izlendiği ortaya çıktı. Bakın, son İmralı görüşmesinde Sayın Öcalan, 'önce savaş durmalı, çatışmasızlık sağlanmalı' diyor. 'Bu çatışmaların halkları karşı karşıya getirerek, iç savaşı körükleme amacı taşıdığını' söylemedi mi? Diyaloga davet etmedi mi? Meclis tutanaklarında da ifade edildiği üzere Suriye’ye dair günler önceden açık çağrı yapan, çözüm önerisi sunan, tehlikelere dikkat çeken Sayın Öcalan değil mi?"
"Elinizi vicdanınıza koyun ve cevap verin Sayın Erdoğan, Sayın Bahçeli"
Bakırhan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Bahçeli'ye seslenerek, şöyle devam etti:
"Bu durumda Sayın Öcalan’ı dinlemeyen kim? Suriye’de bomba yağdıran, saldıran, mezarları yıkan, kadınlara işkence eden, çocukların donarak ölmesine göz yuman kim? Lütfen bu basit sorulara cevap verilsin. Kürtler yaşadığı coğrafyalarda yüzünü Ankara’ya dönmüş çözüm bekliyor. Ama Ankara ısrarla Kürt’ü görmek istemiyor, görmezden geliyor. Kapıyı açmak yerine elinde tırpanla Kürdün haklarını nasıl budarım diye uğraşıyor. Bu uğraşın sahipleri medyada, sahada, her yerde provokasyon üretiyor. Neden engel olunmuyor? Şimdi Kürt kırılmasın, öfkelenmesin de ne yapsın? Elinizi vicdanınıza koyun ve cevap verin Sayın Erdoğan, Sayın Bahçeli."
"Kürtlerin acısını görmezden gelen bir siyaset, Türkiye’nin geleceğini de karartır"
Bakırhan, yazısını sağduyu çağrısı yaparak tamamladı. Bakırhan'ın ifadeleri şu şekilde:
"Biz çözüm olan bir siyasetten yanayız. Çarpıtan, kendine göre eğip büken değil. İnsanların hayatı söz konusu. Lütfen sağduyuyu koruyalım. Bir elde ateş, diğer elde buz ile dolaşmak yanlıştır. Biz barışın mimarı olmak istedikçe savaşın müsebbibi olmak isteyenler çoğalıyor. Buna hep birlikte karşı durmak zorundayız. Türkiye’nin vicdanına sesleniyorum: Kürtlerin acısını görmezden gelen bir siyaset, Türkiye’nin geleceğini de karartır. Kürtlerin zaferi, Türkiye’nin yenilgisi değildir; Kürtlerin yenilgisi de Türkiye’nin zaferi olamaz. Siyasi tarihimizin en kritik testinden geçiyoruz. Tarih, bugün vereceğimiz kararları unutmayacak. Gelecek nesiller, bu günlerde kimin yanında durduğumuzu soracak. Cevabımız hazır olsun."