İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, TBMM’de partisinin grup toplantısında yaptığı açıklamada, İran ile İsrail arasında uzun süredir dolaylı şekilde devam eden gerilimin artık yeni bir aşamaya geçtiğini söyledi. ABD’nin de doğrudan dahil olmasıyla birlikte bölgedeki çatışmanın daha büyük bir savaşa dönüşme riski taşıdığını belirten Dervişoğlu, Türkiye’nin bu tabloya kırılgan bir ekonomi ve belirsiz iç siyasi atmosfer içinde yakalandığını ifade etti.
“Dolaylı çatışma doğrudan savaşa evrildi”
Orta Doğu’nun son yarım asrının, İsrail ile İran’ın güvenlik anlayışlarının doğrudan ya da dolaylı biçimde çarpıştığı bir dönem olduğunu söyleyen Dervişoğlu, her iki ülkenin de kendi güvenliğini başka ülkelerin topraklarında aramasının bölgesel istikrarsızlığı büyüttüğünü dile getirdi.
Dervişoğlu, yıllardır devam eden yıpratma savaşının artık yeni bir safhaya geçtiğini belirterek, dolaylı çatışmanın doğrudan savaşa dönüştüğünü ve bölgesel gerilimin daha geniş bir yangına dönüşme eğilimi kazandığını söyledi.
“İktidarın çelişkili açıklamaları yönetim krizine işaret ediyor”
Türkiye’nin dış politikadaki belirsizliklerle bu sürece girdiğini savunan Dervişoğlu, iktidar blokunun kendi içinde de ciddi görüş ayrılıkları bulunduğunu öne sürdü. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Trump yönetimiyle ilişkileri sıcak tutmaya çalıştığını, Devlet Bahçeli’nin ise Çin ve Rusya ile stratejik iş birliği çağrısı yaptığını hatırlatan Dervişoğlu, farklı kanatlardan gelen birbirine zıt açıklamaların bir yönetim krizinin işareti olduğunu söyledi.
“Türkiye’ye ideolojik merceklerle bakılmak isteniyor”
Dervişoğlu, geleneksel medya ve sosyal medyada yoğun bir propaganda iklimi oluştuğunu belirterek, her ideolojik kesimin Türkiye’yi kendi siyasi penceresinden konumlandırmaya çalıştığını ifade etti. Kendi durdukları yerin ise Türkiye’nin güvenliği, milletin huzuru ve devletin bekası olduğunu vurgulayan Dervişoğlu, dış politikada referanslarının Cumhuriyet’in kurucu aklı ve Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi olduğunu söyledi.
“Türkiye bu yangının tarafı değil, kendi sınırını koruyan ülke olmalı”
Türkiye’nin ne ABD ve İsrail’in uluslararası hukuku hiçe sayan politikalarına ne de İran’ın radikal ve sınır aşan istikrarsızlık çizgisine yakın durması gerektiğini dile getiren Dervişoğlu, Ankara’nın temel görevinin bu savaşın tarafı olmak değil, savaşın etkilerinin Türkiye’ye sıçramasını engellemek olduğunu kaydetti.
Temkinli dış politikanın geçmişte küçümsendiğini ancak bugün bu yaklaşımın değerinin daha net görüldüğünü söyleyen Dervişoğlu, Türkiye’nin savaşını doğru seçen, gücünü hayal satmak için değil varlığını korumak için kullanan bir devlet aklına ihtiyaç duyduğunu belirtti.
“Türkiye’yi bu savaşın tarafı yapmak isteyenleri görüyorum”
Konuşmasının en sert bölümünde Dervişoğlu, Türkiye’nin karşı karşıya kalacağı güvenlik krizlerinden siyasi kazanç elde etmek isteyenler bulunduğunu söyledi. “Hanedan semirtmek isteyenleri görüyorum” ifadesini kullanan Dervişoğlu, Türkiye’yi bu savaşın tarafı haline getirmek isteyenlere tepki gösterdi.
Dervişoğlu, doğabilecek güvenlik krizlerini iktidar projeleri için fırsata çevirmek isteyenlerin bulunduğunu savunurken, bu yaklaşımın vatan sevgisinden değil koltuk, para ve şöhret hırsından beslendiğini öne sürdü.
İran’da iç savaş ihtimaline dikkat çekti
İran’da olası bir iç savaş ihtimaline işaret eden Dervişoğlu, böyle bir senaryonun Türkiye açısından yalnızca dış politika değil, aynı zamanda güvenlik ve sınır istikrarı başlığı olduğunu ifade etti. Irak, Suriye ve İran’da ortaya çıkabilecek gelişmelerin Türkiye’nin toprak bütünlüğü açısından tehdit doğurabileceğini belirten Dervişoğlu, bu yaklaşımın yeni olmadığını, devlet aklının uzun süredir bu riskleri bildiğini söyledi.
1937’de imzalanan Sadabad Paktı’nı da hatırlatan Dervişoğlu, bölgedeki geçişken tehditlere karşı tedbir alma anlayışının Türkiye’nin güvenlik hafızasında zaten bulunduğunu ifade etti.
“Suriye’de dinlemeyenler İran’da mı dinleyecek?”
Dervişoğlu, konuşmasında iktidara açık sorular da yöneltti. İran’ın iç savaşa sürüklenme ihtimalinin ne kadar güçlü olduğunu, Türkiye’nin buna karşı hangi tedbirleri aldığını soran Dervişoğlu, böyle bir tabloda etnik unsurların savaş karşılığında statü kazanma pazarlıklarına Ankara’nın nasıl yaklaşacağını gündeme taşıdı.
“Suriye’de Öcalan’ı dinlemeyen Kürtler, İran’da mı dinleyecek?” diye soran Dervişoğlu, bu varsayım üzerinden güvenlik politikası inşa edilemeyeceğini savundu.
İYİ Parti’nin İran savaşı konusundaki 5 maddelik tutumu
Dervişoğlu, İYİ Parti’nin İran savaşı karşısındaki tutumunu da maddeler halinde açıkladı. Buna göre Türkiye’nin askeri olarak savaşa müdahil olmaması gerektiğini söyleyen Dervişoğlu, taraflarla ilişkilerin yalnızca uluslararası anlaşmaların getirdiği yükümlülükler çerçevesinde yürütülmesi gerektiğini belirtti.
İkinci olarak İran’ın iç savaşa sürüklenmesinin engellenmesi gerektiğini ifade eden Dervişoğlu, bunun Türkiye için göç dalgası, terör tehdidi ve sınır aşan istikrarsızlık anlamına gelebileceğini söyledi.
Üçüncü başlıkta, ulus aşırı Kürt milliyetçiliğine karşı öncelikle içeride tedbir alınması gerektiğini kaydeden Dervişoğlu, yürütüldüğünü iddia ettiği sürece son verilmesini istedi.
Dördüncü olarak toplumsal bütünlüğün güçlendirilmesi için yargı bağımsızlığı ve parlamenter sistem yönünde adımlar atılması gerektiğini belirten Dervişoğlu, Türkiye’nin hukuk devleti kimliğine dönmesinin önemine işaret etti.
Beşinci başlıkta ise küresel ekonomik sorunlara karşı Türkiye’nin güvenli bir üretim ve turizm ülkesi olduğunu güçlü biçimde ortaya koyması gerektiğini söyledi.
“Türkiye başkalarının savaşına yazılmayacaktır”
Konuşmasının merkezine Türkiye’nin milli çıkarlarını yerleştiren Dervişoğlu, “Türkiye başkalarının savaşına yazılmayacaktır” diyerek net bir pozisyon ortaya koydu. Türkiye’nin vekalet hesaplarına teslim olmayacağını, ideolojik kamplaşmaların sürüklediği bir karargâha dönüşmeyeceğini belirten Dervişoğlu, devlet aklı, milli menfaat ve egemenlik vurgusu yaptı.
Savaşın gölgesinde ekonomi eleştirisi
Dervişoğlu, konuşmasının devamında Türkiye ekonomisine de değindi. Savaşın etkileri henüz tam anlamıyla hissedilmeden dahi Türkiye’nin uzun süredir ekonomik bir yangının içinde olduğunu söyleyen Dervişoğlu, akaryakıt fiyatları üzerinden iktidarı eleştirdi.
Motorinin litre fiyatının Ankara’da 78 lirayı aştığını, bazı bölgelerde 80 liraya dayandığını hatırlatan Dervişoğlu, geçmişte enerji üretimi ve hasılat üzerinden yapılan büyük söylemlere rağmen vatandaşın hayatına refah değil zam yansıdığını söyledi.
“Millet pompada kendi cebinin aczini görüyor”
Gabar’daki üretim ve enerji bağımsızlığı söylemlerine rağmen vatandaşın pompada ağır vergi yükü ve geçim sıkıntısıyla karşı karşıya kaldığını belirten Dervişoğlu, ürününü düşük fiyata satan ama mazota yüksek bedel ödeyen köylünün yaşadığı tabloya dikkat çekti.
Bayram yoğunluğu üzerinden ekonomik kriz yokmuş gibi konuşulmasını da eleştiren Dervişoğlu, memleketine giden vatandaşın tatil değil temel ihtiyaçlarını karşılamak için yola çıktığını, dönüşte araç bagajlarının bulgur, salça, peynir ve yağla dolduğunu söyledi.
Tarımdaki küçülme ve dışa bağımlılık vurgusu
Tarım sektöründe yaşanan daralmaya da dikkat çeken Dervişoğlu, toprağını ekmek isteyen üreticinin girdi maliyetleri altında ezildiğini belirtti. Gübrede yüzde 95’e ulaşan dışa bağımlılığın yerli üretim söylemlerini boşa çıkardığını savunan Dervişoğlu, tarımsal üretimin kaderinin dış piyasalardaki hareketlere bağlı hale geldiğini ifade etti.
Toprağın Türkiye’nin, üreticinin Türkiye’nin olduğunu ancak maliyetleri belirleyen iradenin dışarıda bulunduğunu söyleyen Dervişoğlu, bunun gıda egemenliğinin aşınması anlamına geldiğini kaydetti.
“Tarımın bu hale gelmesi kader değil”
Tarım sektörünün 2025 yılında yüzde 8,8 küçüldüğünü dile getiren Dervişoğlu, bunun sıradan bir daralma değil, yapısal karakter kazanmış bir çözülme olduğunu söyledi. Tarımın milli gelir içindeki payının yıllar içinde ciddi şekilde gerilediğini belirten Dervişoğlu, bu tablonun yalnızca kuraklık, zirai don ya da iklim şartlarıyla açıklanamayacağını ifade etti.
Asıl sorunun üretimi koruyacak iradenin gösterilmemesi ve çiftçiyi ayakta tutacak ekonomik aklın kurulamaması olduğunu belirten Dervişoğlu, Türkiye’nin üretimi yeniden merkeze alan bir anlayışa ihtiyaç duyduğunu söyledi.
“Türkiye’nin ihtiyacı Cumhuriyet vakarıdır”
Konuşmasının sonunda Türkiye’nin ihtiyacının başkalarının savaş naraları değil, kendi devlet aklını yeniden hatırlaması olduğunu vurgulayan Dervişoğlu, propaganda yerine berrak bir milli duruşa, hanedan hesapları yerine Cumhuriyet vakarına ihtiyaç bulunduğunu ifade etti.
Ne İsrail’in saldırganlığına teslim olacaklarını ne İran’ın radikal istikrarsızlık siyasetini meşrulaştıracaklarını söyleyen Dervişoğlu, önceliklerinin her koşulda Türkiye ve Türk milletinin huzuru olduğunu belirtti.