Gazete Kritik Meclis İzmir’de taşınmaz gerilimi büyüyor: CHP'li Rahmi Aşkın Türeli'den tepki

İzmir’de taşınmaz gerilimi büyüyor: CHP'li Rahmi Aşkın Türeli'den tepki

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin restore ederek kent yaşamına kazandırdığı Meslek Fabrikası, Egemenlik Evi, Gasilhane ve Namazgâh Hamamı gibi taşınmazların mülkiyetine ilişkin tartışma yeniden gündemde. Belediyenin kamu hizmeti için kullandığı yapıların devrine yönelik sürece tepki gösteriliyor.

CHP İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli duruma tepki gösterdi.


İzmir’in kent hafızasında önemli yere sahip Meslek Fabrikası, Egemenlik Evi, Gasilhane ve Namazgâh Hamamı gibi yapılar, son dönemde yaşanan mülkiyet tartışmaları ve devir işlemleri nedeniyle yeniden kamuoyunun gündemine taşındı. İzmir halkının vergileriyle ayağa kaldırılan, restore edilen ve yeniden kent yaşamına dahil edilen bu yapıların, 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 30. maddesi dayanak gösterilerek belediyenin elinden alınmak istendiği belirtiliyor.

Söz konusu sürecin, yalnızca taşınmazların mülkiyetine ilişkin teknik bir tartışma olmadığı; aynı zamanda kamu hizmetlerinin devamlılığı, yerel yönetimlerin yetki alanı ve kentsel hafızanın korunması açısından da önemli sonuçlar doğurabileceği ifade ediliyor.

“Sessiz tescil” iddiası ve tahliye baskısı öne çıktı

Taşınmazlarla ilgili mülkiyet tartışmasının, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne herhangi bir tebligat yapmadan Tapu Müdürlüğü üzerinden gerçekleştirdiği belirtilen “sessiz tescil” işlemiyle başladığı aktarılıyor. Devam eden hukuki süreçte, Meslek Fabrikası için İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından verilen ihtiyati tedbir kararının Mart 2026 başında kaldırıldığı, bunun ardından da tahliye baskısının gündeme geldiği vurgulanıyor.

Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nün 23 Mart 2026 tarihine kadar binaların boşaltılmasına yönelik tebligat gönderdiği belirtilirken, bu adımın kentin idari ve sosyal işleyişine doğrudan müdahale niteliği taşıdığı savunuluyor.

Tarihsel geçmiş vurgusu: Yapılar belediyeye sonradan verilmiş değil

Metinde yer alan bilgilere göre, tartışma konusu olan yapılar belediyeye bedelsiz devredilmiş mülkler olarak değerlendirilmiyor. Meslek Fabrikası’nın 1926 yılında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün imzasıyla belediyeye devredildiği, 2007 yılında ise vakıf şerhi bedelinin ödenmesiyle tamamen belediye mülkiyetine geçtiği belirtiliyor.

135 yıllık geçmişe sahip Egemenlik Evi’nin, Milli Mücadele döneminde Müdâfaa-i Hukuk-ı Osmâniye Cemiyeti merkezi olarak kullanıldığı, 2006 yılında TBMM Vakfı’nın kapanmasının ardından yeniden belediyeye verildiği aktarılıyor. Namazgâh Hamamı ile “Tebhirhane” olarak kayıtlı gasilhane binasının da benzer şekilde belediyenin mülkiyetinde ve korumasında bugüne ulaştığı ifade ediliyor.

Bu yapılar ticari değil, doğrudan kamu hizmeti için kullanılıyor

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin söz konusu taşınmazları ticari amaçla değil, doğrudan kamu hizmeti odaklı kullandığı vurgulanıyor. Meslek Fabrikası’nın 29 merkezde 145 bin kursiyere eğitim verdiği ve 37 bin kişiyi istihdamla buluşturduğu belirtilirken, yapının toplumsal dönüşüm merkezi niteliği taşıdığı ifade ediliyor.

Egemenlik Evi’nin 2020 depremi sonrasında belediye başkanlık makamı ve yönetim merkezi olarak kullanıldığı, Namazgâh Hamamı’nın tarih turizmine hizmet eden yaşayan bir kültür varlığı olduğu kaydediliyor. Gasilhane ve morg alanının ise Eşrefpaşa Hastanesi’nin ek hizmet alanı olarak kullanıldığı; yılda 55 bin ev ziyareti gerçekleştiren Evde Bakım Birimi için lojistik merkez, araç sevk alanı ve afet deposu işlevi gördüğü belirtiliyor.

Milyonlarca liralık kamu yatırımı yapıldığı belirtiliyor

Metinde, söz konusu yapıların belediye bünyesinde kalmasının yalnızca mülkiyet değil, yapılan kamu yatırımları açısından da zorunluluk taşıdığı savunuluyor. Namazgâh Hamamı için güncel kurlar üzerinden yaklaşık 51,5 milyon TL yatırım yapıldığı, Meslek Fabrikası binasının ise 17 milyon TL’lik restorasyon bütçesiyle harabe halinden kurtarıldığı ifade ediliyor.

Bu yapıların tahliye edilmesinin, halkın vergileriyle yapılan yatırımların boşa gitmesi ve uzun süredir sürdürülen kamu hizmetlerinin sekteye uğraması anlamına geleceği belirtiliyor. Üstün kamu yararı gereğince bu yapıların yerel yönetimin tasarrufunda kalması ve halka hizmet vermeyi sürdürmesi gerektiği vurgulanıyor.

Uygulamanın yerel yönetimlere yönelik bir baskıya dönüştüğü savunuluyor

Açıklamada, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün ülke genelinde CHP’li belediyelere yönelik benzer uygulamalarının bir tür cezalandırma haline dönüştürüldüğü görüşüne yer veriliyor. İzmir’deki bu taşınmazlara el konulmasının en büyük etkisinin İzmir halkı üzerinde hissedileceği, yerel idarenin ise doğrudan zarara uğrayabileceği belirtiliyor.

Yıllar önce bedeli ödenmiş ve hukuki süreçlerle belediye bünyesine geçmiş taşınmazların tapusuna sonradan el konulmasının mantıklı bir açıklamasının bulunmadığı da metinde öne çıkan eleştiriler arasında yer alıyor.

Kemeraltı’ndaki yapılar için restorasyon çağrısı yapıldı

Metinde ayrıca, İzmir’de UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan Tarihi Kemeraltı Çarşısı ve çevresinde yaklaşık 700 yapının acil restorasyon ihtiyacı bulunduğu hatırlatılıyor. Belediye ve TARKEM verilerine dayandırılan bu bilgi çerçevesinde, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün el koyma yerine acil restorasyon bekleyen yapıları kamuya kazandırmaya yönelmesi gerektiği savunuluyor.

Bu yaklaşımın, hem kültürel mirasın korunmasına hem de kamu yararının güçlendirilmesine katkı sağlayacağı ifade ediliyor.

Anayasal ilkelere aykırılık vurgusu yapıldı

Metinde, 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 30. maddesindeki düzenlemenin Cumhuriyet Halk Partisi tarafından Anayasa Mahkemesi’ne taşındığı da belirtiliyor. Mevcut uygulamanın Anayasa’daki idarenin bütünlüğü, yerel yönetimlerin özerkliği, mülkiyet hakkı ve ölçülülük ilkeleriyle açık biçimde çeliştiği savunuluyor.

Yerel halkın bütçesiyle kamulaştırılan ve restore edilen yapıların merkezi yönetime devrinin, hem mülkiyet hakkının özüne dokunduğu hem de yerel idari özerkliğe doğrudan müdahale anlamı taşıdığı ileri sürülüyor.

“İzmir sahipsiz değildir” mesajı öne çıktı

Açıklamanın sonunda, İzmir halkının ortak malı olarak görülen bu yapıların siyasi ajandalara kurban edilmeyeceği vurgulanıyor. Belediyenin restore ettiği, kamusal işlev kazandırdığı ve sosyal belediyecilik anlayışıyla işlettiği taşınmazların korunmasının kent için hayati önem taşıdığı ifade ediliyor.

Metnin en güçlü mesajlarından biri ise, bu sürece boyun eğilmeyeceği ve İzmir’in sahipsiz olmadığı yönündeki vurgu olarak öne çıkıyor.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *