Sözcü Gazetesi yazarı Yılmaz Özdil, Bizim TV'de Lale Özan Arslan'a verdiği mülakatta, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş'ın Ayasofya'da yaptığı hutbede Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili kullandığı ifadeleri eleştirdi. Özdil, Atatürk'e karşı lanet okuyan tarihsel figürlere atıfta bulunarak, bu davranışın ne denli nankörce olduğunu vurguladı.
Diyanet İşleri Başkanı'nın Olumsuz Açıklamaları
Özdil, açıklamalarında Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Atatürk'e yönelik sözlerinin ciddi bir hata olduğunu belirtti. Üç kişinin, tarihsel olarak Atatürk’e lanet okuduğunu ifade eden Özdil, bunlardan ikisinin Vahdettin’in şeyhülislamı olduğunu ve bunların Atatürk ve Kuvay-i Milliye hakkında idam fetvası verdiğini söyledi. Bu durumu bir düşünce biçimi olarak değerlendiren Özdil, şu anda bu nankörlüğü sürdüren kişinin ise Erbaş olduğunu öne sürdü. Erbaş’ın yaptığı açıklamaların, Atatürk’e bir dua edelim sözü ile geçiştirilemeyecek kadar ciddi olduğunu ifade eden Özdil, "Atatürk'ü hutbelerden çıkaran sensin" diyerek doğrudan Erbaş’ı hedef aldı.
Atatürk'ün İsimlerinin Silinmesi
Özdil, Türkiye’de son yıllarda Atatürk isminin camilerde ve belli günlerde anılmaması gibi bir durum yaşandığına dikkat çekti. 10 Kasım gibi Atatürk'ü anmak için özel günlerde bile bu tür anmaların yapılmadığını belirten Özdil, 19 Mayıs, 23 Nisan ve 29 Ekim kutlamalarının yasaklandığını hatırlattı. Bu yasakların, Atatürk adını silmek üzerine kurgulanmış bir planın parçası olabileceğini öne sürdü. Ayrıca, 10 Kasım’da gerçekleşmesi gereken Anıtkabir ziyaretine de katılmamanın bir bahane olarak kullanıldığını ifade etti. Atatürk'ün anısına sahip çıkmak için yapılması gerekenlerin, devlet yetkilileri tarafından göz ardı edildiğini vurguladı.
10 Kasım ve Suudi Kral
Özdil, 10 Kasım’da Anıtkabir’de gerçekleştirilen törenlerin önemi ve devletin Suudi Kral’a madalya takması arasındaki çelişkileri öne çıkardı. Anıtkabir törenlerine katılmayarak başka bir ülkenin liderine ödül vermenin, Türkiye’nin tarihi ve kültürel değerleriyle çeliştiğini belirtti. Atatürk’ün anma günlerinde dahi başka konulara odaklanmanın, Atatürkçülüğe yapılan bir diğer saldırı olarak değerlendirilmesi gerektiğini savundu. Bu durumun Atatürk’ün mirasına nasıl bir saldırı olduğunu açıkça ortaya koyduğunu ifade etti.
Atatürk Belgeselliğine Yönelik Eleştiriler
Özdil, Türkiye’nin belirli şehirlerinde Atatürk’le bağlantılı çeşitli kültürel sembollerin ortadan kaldırıldığını ve yerine farklı isimlerin verildiğini dile getirdi. Bu sürecin bir parçası olarak siyasi figürlerin Atatürk’ü anmak yerine onun kurduğu değerlere düşmanca tavır sergilediklerini vurguladı. Atatürk’ün ilke ve inkılaplarının toplum yaşamından tamamen çıkarılmaya çalışıldığını belirten Özdil, artık Atatürk’süz bir ulus inşa etme çabalarının görüldüğünü öne sürdü. Bu bağlamda çeşitli yasaklamalar ve düzenlemelerin, tarihsel gerçeklerle çelişen bir algı yaratmaya yönelik olduğunu ifade etti.
Sonuç ve Gelecek Beklentileri
Özdil, Türkiye’de Atatürk karşıtı söylemlerin giderek artmasının toplum üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğuna dikkat çekti. Tarihsel mirasın korunması gerektiğini, bunun da yalnızca hatırlatma değil, aynı zamanda bu değerlere sahip çıkmakla mümkün olacağını belirtti. Gelecekte Atatürk’ün mirası üzerine daha fazla düşünülmesi ve onun ilkelerinin toplumda yeniden yer bulması gerektiğinin altını çizdi. Bu tür tartışmaların toplumda nasıl derinleşeceği ve nasıl bir yol haritası izleyeceği ise belirsizliğini koruyor.
