Uzmanlar, nüfus artışı, şehirleşme, çevre kirliliği gibi etkenlerin neden olduğu iklim değişikliği ve küresel ısınmanın önümüzdeki yılların en büyük sorunu olacağı yönünde uyarıyor.
Konuya ilişkin bir değerlendirme de İzmir Milletvekili ve Çevre Komisyonu Üyesi Ednan Arslan’dan geldi.
“Bir taraftan sıfır atık diyeceksiniz, zorunlu depozito uygulaması getireceksiniz diğer yandan 5 yılda 2 milyon ton plastik atık ithal edeceksiniz.” diyen Arslan, açıklamasına “Doğayı rant olarak gören, çevreyi yok sayan politikaların yarattığı acıları ve yıkımı gördük. Plastik atık ithalatı doğaya, yaşama, insana ve geleceğe ihanettir.” sözleriyle devam etti.
Arslan açıklamasında şu görüşlere yer verdi:
Çin’in plastik atığa kapılarını kapatmasının ardından plastik çöpün rotasını çevirdiği ülkelerden biri de Türkiye oldu. Türkiye, Malezya, Vietnam, Tayland, Endonezya, Tayvan, Güney Kore, Hindistan gibi ülkeler gelişmiş ülkelerin çöp deposu olma yolunda.
TAŞIMAK İÇİN EN AZ 80 BİN TIR
Plastik atık ithalatının izlediği artış tehlikenin büyüklüğünü de göstermektedir. Türkiye’nin 2000 yılında sadece 6 ton plastik ithalatı vardı. Bu ithalat 2010 yılında 23 bin ton olmuş, 2015 yılında 98 bin tona, 2020 yılına gelindiğinde ise 757 bin tona yükselmiştir. Her yıl katlanarak bu sayı artmıştır. Son beş yılda toplam ithalat 2 milyon ton plastik atık olarak gerçekleşmiştir. Daha iyi anlaşılması için bu büyüklüğü şöyle ifade edebiliriz! Bu büyüklükte ki çöpü taşımak için 80 bin tır gereklidir. Yani İzmir’den Kars’a uzanan bir çöp katarından söz ediyoruz. 2 milyon ton kayıtlara geçmiş atık olmakla birlikte, biz ise ülkeye giren plastik atığın çok daha yüksek olduğunu düşünüyoruz.
Bu büyüklükte atığı yaktığınızda çıkan duman, gaz, kül ve dönüştürülemeyen bölümün yaratacağı tehlikeyi hesap etmek bile güç. Bu atıklar hemen etkisini kaybetmeyecek yüzlerce yıl toprağımızı, suyumuzu, havamızı kirletmeye, zehirlemeye devam edecektir. Ülkemizi üç kuruş rant için gelişmiş ülkelerin çöplüğü haline çevirdiler. 2020 yılında Irak’tan bile 34 bin 946 ton plastik atık ithal eder durumdayız. Bu ülke bunu hak etmiyor. Bu aslında bir utanç tablosudur, AKP iktidarlarının ülkeyi sürüklediği durumun özetidir.
Hükümet plastik kullanımının azaltılması için önlem aldığını iddia ediyor olsa da kişi başına kullanılan plastik tüketimimiz artıyor. Plastik tüketimimiz 2009 yılında 56,5 kg iken bu miktar 2020 yılında neredeyse iki kat artarak 92,1 kg’a çıktı. Bu plastik tüketimini azaltmak için alınan önlemlerin ne kadar yetersiz kaldığını da gösteriyor.
Diyebilirler ki bizde dışarıya plastik atık satıyoruz. Birde o rakamları değerlendirelim. 2005 yılında 10 bin 63 ton plastik atık ihracatımız var bu miktar 15 yıl sonra yani 2020 yılında 14 bin 523 ton olmuş.
Bu tabloya nasıl gelindi?
2017 yılından itibaren Türkiye'de bu plastik atıkları geri dönüştürmek için pek çok tesis kuruldu. Hükümet ekonomik büyüme ve istihdam adına bu tesislere ithal ettikleri plastik atık başına yatırım teşviki verdi. Birçok yerde plastik organize sanayi bölgeleri kuruldu. İthalat yapan firmalara vergi muafiyeti getirildi. Çok sayıda tesis açıldı. Asıl sıkıntı ise bu sektörün büyük çoğunluğunu merdiven altı firmalardan oluşmasıdır.
Birleşmiş Milletler Comtrade Veritabanı'ndan derlenen bilgilere göre Türkiye 2019 yılında dünyanın en çok plastik atık ithal eden ülkesi oldu.
GREENPEACE TAKİPTE YA BAKANLIK!
İthal edilen atıkların akıbeti ise karşı karşıya olduğumuz tehlikenin boyutlarını gösteriyor. 17 Mayıs 2021’de Greenpeace tarafından yayınlanan araştırmaya göre İngiltere 2020'de Türkiye'ye yaklaşık 210 bin ton plastik atık sattı. Bu atıkların büyük bir kısmı yollara, tarlalara ve su kaynaklarına atıldı veya uygun olmayan biçimde yakıldı. Plastik atıkların izini Çevre ve Şehircilik Bakanlığı sürmesi gerekirken anlaşılan o ki bu işi Greenpeace üstlenmiş.
İTHAL ETMEK DAHA UCUZ
Türkiye’de 2018 yılında belediyeler 32 milyon ton çöp üretti. Tahminlere göre belediye çöplerinin yüzde 10-15'i plastik atıklardan oluşuyor. Bu da 3-3,5 milyon ton plastik atık demek. Bunun 1,5-2 milyon tonu geri dönüştürülemeyecek plastikler olsa bile geriye en az 1 milyon ton plastik atık kalır. Bu da Türkiye'nin yurt dışından ithal ettiği 750 bin tondan daha fazla. Türkiye bunları ithal etmek yerine kendi plastik atıklarını dönüştürmeye yönelmelidir. Ama Türkiye'de plastik atıkların sadece 250 bin tonu ancak toplanıp geri dönüştürülebiliyor. İçeride plastik atıkları toplamak dışarıdan ithal etmekten daha masraflı. Şirketler kârını düşündüğü için ithalatı tercih ediyor.
İÇİMİZİ YAKAN TABLO ATIK TOPLAYAN ÇOCUKLAR
Türkiye'de plastik atık ve her tür atık toplama işinin büyük bir bölümü kayıt dışı gerçekleşiyor. Toplumun dezavantajlı grupları bu işlerde herhangi bir sosyal güvenceleri olmadan, sağlıksız koşullarda çalıştırılıyor. Sağlıksız koşullarda çalıştırılan çocuklar sorunun bir başka can alıcı tarafını oluşturuyor. Bu alanda çalıştırılanları sosyal güvenlik şemsiyesi altına alan ve çalışma koşullarındaki olumsuzlukları ortadan kaldıran düzenlemeler acilen hayata geçirilmelidir, özellikle çocukları koruyan. Atık toplayan çocuklar hepimizin içini yakan bir durumdur!
Ormanları, su kaynaklarını, tarım alanlarını korumak, çocuklarımıza yaşanır bir ülke bırakmak istiyorsak plastik atık konusunda acilen amasız, fakatsız lakinsiz önlem almak zorundayız. Kapılarımızı plastik atık ithalatına istisnasız kapatmalıyız.
Uzmanlar, nüfus artışı, şehirleşme, çevre kirliliği gibi etkenlerin neden olduğu iklim değişikliği ve küresel ısınmanın önümüzdeki yılların en büyük sorunu olacağı yönünde uyarıyor.
Konuya ilişkin bir değerlendirme de İzmir Milletvekili ve Çevre Komisyonu Üyesi Ednan Arslan’dan geldi.
“Bir taraftan sıfır atık diyeceksiniz, zorunlu depozito uygulaması getireceksiniz diğer yandan 5 yılda 2 milyon ton plastik atık ithal edeceksiniz.” diyen Arslan, açıklamasına “Doğayı rant olarak gören, çevreyi yok sayan politikaların yarattığı acıları ve yıkımı gördük. Plastik atık ithalatı doğaya, yaşama, insana ve geleceğe ihanettir.” sözleriyle devam etti.
Arslan açıklamasında şu görüşlere yer verdi:
Çin’in plastik atığa kapılarını kapatmasının ardından plastik çöpün rotasını çevirdiği ülkelerden biri de Türkiye oldu. Türkiye, Malezya, Vietnam, Tayland, Endonezya, Tayvan, Güney Kore, Hindistan gibi ülkeler gelişmiş ülkelerin çöp deposu olma yolunda.
TAŞIMAK İÇİN EN AZ 80 BİN TIR
Plastik atık ithalatının izlediği artış tehlikenin büyüklüğünü de göstermektedir. Türkiye’nin 2000 yılında sadece 6 ton plastik ithalatı vardı. Bu ithalat 2010 yılında 23 bin ton olmuş, 2015 yılında 98 bin tona, 2020 yılına gelindiğinde ise 757 bin tona yükselmiştir. Her yıl katlanarak bu sayı artmıştır. Son beş yılda toplam ithalat 2 milyon ton plastik atık olarak gerçekleşmiştir. Daha iyi anlaşılması için bu büyüklüğü şöyle ifade edebiliriz! Bu büyüklükte ki çöpü taşımak için 80 bin tır gereklidir. Yani İzmir’den Kars’a uzanan bir çöp katarından söz ediyoruz. 2 milyon ton kayıtlara geçmiş atık olmakla birlikte, biz ise ülkeye giren plastik atığın çok daha yüksek olduğunu düşünüyoruz.
Bu büyüklükte atığı yaktığınızda çıkan duman, gaz, kül ve dönüştürülemeyen bölümün yaratacağı tehlikeyi hesap etmek bile güç. Bu atıklar hemen etkisini kaybetmeyecek yüzlerce yıl toprağımızı, suyumuzu, havamızı kirletmeye, zehirlemeye devam edecektir. Ülkemizi üç kuruş rant için gelişmiş ülkelerin çöplüğü haline çevirdiler. 2020 yılında Irak’tan bile 34 bin 946 ton plastik atık ithal eder durumdayız. Bu ülke bunu hak etmiyor. Bu aslında bir utanç tablosudur, AKP iktidarlarının ülkeyi sürüklediği durumun özetidir.
Hükümet plastik kullanımının azaltılması için önlem aldığını iddia ediyor olsa da kişi başına kullanılan plastik tüketimimiz artıyor. Plastik tüketimimiz 2009 yılında 56,5 kg iken bu miktar 2020 yılında neredeyse iki kat artarak 92,1 kg’a çıktı. Bu plastik tüketimini azaltmak için alınan önlemlerin ne kadar yetersiz kaldığını da gösteriyor.
Diyebilirler ki bizde dışarıya plastik atık satıyoruz. Birde o rakamları değerlendirelim. 2005 yılında 10 bin 63 ton plastik atık ihracatımız var bu miktar 15 yıl sonra yani 2020 yılında 14 bin 523 ton olmuş.
Bu tabloya nasıl gelindi?
2017 yılından itibaren Türkiye'de bu plastik atıkları geri dönüştürmek için pek çok tesis kuruldu. Hükümet ekonomik büyüme ve istihdam adına bu tesislere ithal ettikleri plastik atık başına yatırım teşviki verdi. Birçok yerde plastik organize sanayi bölgeleri kuruldu. İthalat yapan firmalara vergi muafiyeti getirildi. Çok sayıda tesis açıldı. Asıl sıkıntı ise bu sektörün büyük çoğunluğunu merdiven altı firmalardan oluşmasıdır.
Birleşmiş Milletler Comtrade Veritabanı'ndan derlenen bilgilere göre Türkiye 2019 yılında dünyanın en çok plastik atık ithal eden ülkesi oldu.
GREENPEACE TAKİPTE YA BAKANLIK!
İthal edilen atıkların akıbeti ise karşı karşıya olduğumuz tehlikenin boyutlarını gösteriyor. 17 Mayıs 2021’de Greenpeace tarafından yayınlanan araştırmaya göre İngiltere 2020'de Türkiye'ye yaklaşık 210 bin ton plastik atık sattı. Bu atıkların büyük bir kısmı yollara, tarlalara ve su kaynaklarına atıldı veya uygun olmayan biçimde yakıldı. Plastik atıkların izini Çevre ve Şehircilik Bakanlığı sürmesi gerekirken anlaşılan o ki bu işi Greenpeace üstlenmiş.
İTHAL ETMEK DAHA UCUZ
Türkiye’de 2018 yılında belediyeler 32 milyon ton çöp üretti. Tahminlere göre belediye çöplerinin yüzde 10-15'i plastik atıklardan oluşuyor. Bu da 3-3,5 milyon ton plastik atık demek. Bunun 1,5-2 milyon tonu geri dönüştürülemeyecek plastikler olsa bile geriye en az 1 milyon ton plastik atık kalır. Bu da Türkiye'nin yurt dışından ithal ettiği 750 bin tondan daha fazla. Türkiye bunları ithal etmek yerine kendi plastik atıklarını dönüştürmeye yönelmelidir. Ama Türkiye'de plastik atıkların sadece 250 bin tonu ancak toplanıp geri dönüştürülebiliyor. İçeride plastik atıkları toplamak dışarıdan ithal etmekten daha masraflı. Şirketler kârını düşündüğü için ithalatı tercih ediyor.
İÇİMİZİ YAKAN TABLO ATIK TOPLAYAN ÇOCUKLAR
Türkiye'de plastik atık ve her tür atık toplama işinin büyük bir bölümü kayıt dışı gerçekleşiyor. Toplumun dezavantajlı grupları bu işlerde herhangi bir sosyal güvenceleri olmadan, sağlıksız koşullarda çalıştırılıyor. Sağlıksız koşullarda çalıştırılan çocuklar sorunun bir başka can alıcı tarafını oluşturuyor. Bu alanda çalıştırılanları sosyal güvenlik şemsiyesi altına alan ve çalışma koşullarındaki olumsuzlukları ortadan kaldıran düzenlemeler acilen hayata geçirilmelidir, özellikle çocukları koruyan. Atık toplayan çocuklar hepimizin içini yakan bir durumdur!
Ormanları, su kaynaklarını, tarım alanlarını korumak, çocuklarımıza yaşanır bir ülke bırakmak istiyorsak plastik atık konusunda acilen amasız, fakatsız lakinsiz önlem almak zorundayız. Kapılarımızı plastik atık ithalatına istisnasız kapatmalıyız.
