Gazete Kritik Yerel Gazeteciler İzmir Konak'ta panelde konuştu: Basın Özgürlüğü İçin Yeni Bir Mücadele Gerekli

Gazeteciler İzmir Konak'ta panelde konuştu: Basın Özgürlüğü İçin Yeni Bir Mücadele Gerekli

Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu, İzmir’de düzenlenen panelde basın özgürlüğünün demokrasi için kritik olduğunu vurguladı. Panelde, kadın gazetecilerin karşılaştığı zorluklar ve Türkiye'deki haber alma hakkı üzerine tartışmalar yapıldı. Gazetecilik, hukuksuzluk karşısında dayanışma gerektiriyor.

Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu, "Basın özgürlüğü, demokrasi mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır. Gazeteciliğin sorunları Türkiye’nin sorunlarından ayrı düşünülemez. Bugün medyanın içinde bulunduğu kara tablonun tek bir çözümü olduğuna inanıyorum. O da bu ülkeye yeniden demokrasi ve özgürlüğün gelmesi. Bu ülkede kadınlar özgür olduğunda basın da özgür olacak. Yargı özgür olduğunda basın da özgür olacak. Düşünce özgür olduğunda basın da özgür olacak" dedi.

İzmir Konak Belediyesi 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla Mimarlık Merkezi Konferasn Salonu'nda  "Kadın Gazetecilerim Gözüyle Türkiye'de Haberciliğin Geleceği" paneli düzenledi. Panele, CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu, İzmir İl Başkanı Çağatay Güç, Karabağlar Belediyesi Meclis Üyesi Elvin Sönmez, birçok vatandaş ve gazeteci de katıldı. Moderatörlüğünü gazeteci Elif Doğan Şentürk'ün yaptığı panelde gazeteciler Ceren Bayar ve Yıldız Yazıcıoğlu konuşmacı olarak yer aldı.

Açılış konuşmasını yapan Nilüfer Çınarlı Mutlu, şunları söyledi:

"Halkın doğru bilgi alması için gece gündüz demeden çalışan gazeteciler, haklarına bundan tam 65 yıl önce kavuştu. Fakat günümüzde basın sektöründe yaşanan olumsuzluklar, 1961 ruhuyla yürütülen etkili mücadelenin bir benzerini dayatıyor gazetecilere. Bu ülkede gazetecilik her geçen gün daha zor koşullar altında yapılırken, kutlama kelimesi giderek daha da anlamını yitiriyor. 60’lı yıllarda bayram olarak kutlanan, şimdi ise ‘çalışamayan gazeteciler günü’ haline dönüşen 10 Ocak; gazeteciler için aslında bir mücadele ve dayanışma günü. Haber yazmanın, soru sormanın, gerçeği görünür kılmanın bedeli her geçen gün ağırlaşıyor. Hukuksuzluğun neredeyse hayatın her alanına sirayet ettiği bir ülkede, gazeteciler de bu karanlıktan payına düşeni fazlasıyla alıyor. Yargının bağımsız olmadığı, adalet duygusunun zedelendiği bir ortamda, yalnızca haberleri nedeniyle yargılanıyor; kamuoyunu bilgilendirdikleri için cezalandırılıyor. Oysa gazetecilik bir suç değil, kamusal bir görevdir. Ve bu görev, demokrasinin nefesidir.

"Bu ülkede kadınlar özgür olduğunda basın da özgür olacak"

Bugün burada, Türkiye’de haberciliğin geleceğini konuşuyoruz. Panelimizin çok özel bir başlığı var: Kadın gazetecilerin gözüyle Türkiye’de haberciliğin geleceği. Çünkü biliyoruz ki kadın gazeteciler, bu zorlu tabloyu iki kat yükle yaşıyor. Bir yandan baskıcı medya düzeniyle, bir yandan da cinsiyetçilikle, dijital şiddetle, düşük ücretle, görünmez engellerle mücadele ediyorlar. Basın özgürlüğü, demokrasi mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır. Gazeteciliğin sorunları Türkiye’nin sorunlarından ayrı düşünülemez. Bugün medyanın içinde bulunduğu kara tablonun tek bir çözümü olduğuna inanıyorum. O da bu ülkeye yeniden demokrasi ve özgürlüğün gelmesi. Bu ülkede kadınlar özgür olduğunda basın da özgür olacak. Yargı özgür olduğunda basın da özgür olacak. Düşünce özgür olduğunda basın da özgür olacak. Düşüncelerini yazdığı, kamuoyunu bilgilendirdiği için özgürlüğünden mahrum bırakılan tüm gazetecileri buradan selamlıyorum."

Burhanettin Bulut: "Türkiye'de gazetecilik çok zor"

Burhanettin Bulut da şöyle konuştu:

"10 Ocak Gazeteciler Günü kutlanması mı gerekiyor yoksa Türkiye'de gazetecilerin durumu itibarıyla bakıldığında sorunların hatırlatıldığı bir gün mü olması gerekiyor diye önce bir bunu konuşmak lazım. Herhalde çok kutlanacak bir şey yok. Türkiye'de gazetecilik çok zor. Türkiye'de kadın olmak çok zor. Hele hele kadın gazetecilik çok daha zahmetli çok daha sorunlu, çok daha problemli. Gazetecilik sadece gazeteci arkadaşların sorunu ya da onların problemi üzerilerinden değerlendirilen bir meslek değil. Başta bir vatandaş imtiyazına sahip bir meslek alanı anayasal hakla bir devlet çatısı kurulunca devlet çatısı kurulduğunda oranın yurttaşına belli güvenceler verilir. Güvenlik birincisidir, barınma hatta bir kısmı Türkiye'de olduğu gibi bir anayasal hak olarak da ona verilir. Türkiye'de var olan unutulan hiç akla gelmeyen vatandaşın anayasal hakkı olan haber alma hakkı vardır. Bu ülkede yaşayan herkes kendi kentinde seçtiği yöneticilerin izlenmesi, orada neler yapıldığını öğrenme hakkı vardır. Uğur Mumcu çok daha önce FETÖ'yü bize anlatmış yaşananları ya da beyaz torosları. Hepsi o dönem gazetecilerinden buraya aktarılanlardır. O yüzden de bu meslek alanı koruma altındadır bir anlamda. Çünkü hani nasıl ki yasama, yürütme, yargı görevi varsa dördüncü kuvvet dediğimiz basını da kamu kaynaklarından koruma altına alınır. Bir denetim mekanizmasına alınır. Ve ona belli kaynaklar aktarılır. İşte Türkiye'den örnekle yola çıkarsak bunlardan bir tanesi İletişim Başkanlığıdır. İletişim Başkanlığı sadece Türkiye'nin itibarını korumak, onu yükseltmek, dış ülkelerde saygınlığını arttırmala sorumlu değildir. Aynı zamanda Türkiye'de var olan basının, gazetecinin, haksızlığının devam etmesi ve onların yaptığı haberler anlamında korunması ve doğru haber için yapılması anlamında kurulmuş bir yapıdır. Bir devlet kuruluşudur. Bizlerin vergileriyle var olan bir yapıdır. Cumhurbaşkanlığı'nın altında çalıştığı bir kurum başkanı vardır. Ama baktığınızda İletişim Başkanlığı bunları yapmak bir tarafa aksine tüm bu söylediklerimin tersine bir işlev içerisinde.

"Bu sistem varolduğu müddetce Türkiye'de gazetecilik yapma şansınız yok"

RTÜK'e baktığımızda RTÜK'ün en önemli işlevi basının, görsel basının sağlıklı bir şekilde çalışmasını sağlamaktır. Ama baktığınızda aynı tarikat dönemi öncesi Türkiye'de ağır baskıların olduğu, kapatma cezalarıyla basını disipline etmeye çalışıyorlar. Bir yerde yerel basını çok ilgilendiren İlan Basın Kurumu. İzmir'deki durumu çok bilmiyorum ama birçok yerde yerel medyayı bir araya getirip tekleştirmeye çalışıyorlar. Siz bunu çeşitli yöntemlerle yapabilirsiniz. Yasal düzenlemelerle yapabilirsiniz. Gazeteci çalıştırma zorunluluğu getirirsiniz. Belli sayıda görünürlük isteyebilirsiniz ama bunun yerine yaptıkları sistem gazetelere devlet kanalıyla verilen yardımları, Basın İlan Kurumu'yla verilen yardımları kestiriyorlar. Nedense hep kesilenler muhalif kanallar. Muhalefetin yani muhalefet basınını bu şeytan üçgeniyle adeta işlerini kolaylaştırmak değil, zorlaştırmak, adeta bir hükümet aparatı gibi çalışır hale getirdiler. RTÜK, Basın İlan Kurumu ve İletişim Başkanlığı'yla Türkiye'de tüm basın çöktü. Bu sistem varolduğu müddetce Türkiye'de gazetecilik yapma şansınız yok."

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *