CHP Sözcüsü Öztrak: “SORGUSUZ SUALSİZ MALI GÖTÜRME DERDİNDELER”

CHP Sözcüsü Öztrak, Merkez Bankası’nın depremzedelere yardım kampanyasına yaptığı 30 milyar TL’lik bağışla ilgili olarak, “Bu para Hazine’ye aktarılsa, Hazine depremzedeler için gerekli harcamaları bütçeden yapsa, Sayıştay denetimine tabi olacaktı. Şimdi yapılacak harcamalar, bütçe dışına çıkarılıyor, Sayıştay denetiminden de kaçılıyor. Ne kadar da dâhiyane! Ne kadar tanıdık, bildik! Millet can derdinde. Bunlar sorgusuz sualsiz malı götürme derdinde” diye konuştu.

SİYASET 17.02.2023, 20:09
CHP Sözcüsü Öztrak:  “SORGUSUZ SUALSİZ MALI GÖTÜRME DERDİNDELER”

Öztrak, depremle ilgili olarak Hükümetten beklenenin ülkeyi depreme hazırlamak ve deprem sonrasında yapılacakları planlamak olduğunu belirterek, “Bunları yapamayan bir iktidar iktidarsız, bunları yapamayan bir hükümet hükümsüzdür. Bu ülkede 20 yıldır hükümette olanlar bu iki görevi yerine getirebildi mi? Ne yazık ki kocaman bir hayır” dedi.

 

Bugüne kadar yapılan tüm uyarılara kulaklarını tıkayarak, raporları sümen altı ederek depremin bir felakete dönüşmesinin baş sorumlusunun mevcut Hükümet olduğunu söyleyen Öztrak, “Şimdi asrın felaketi diyerek, asrın ihmalkârlığını, asrın cinayetinin, asrın ihanetinin sorumluluğunu üstlerinden atmaya çalışıyorlar” dedi. 

 

Görevini ihmal ederek on binlerce yurttaşın hayatına mal olan Hükümetin, kalanların da yardımına zamanında koşamadığına dikkat çeken Öztrak, “Kimse bizden hükümetin hatalarının üstünü örtme çabasına destek olmamızı beklemesin. Kimse bizden, bunlarla hizalanmamızı beklemesin” ifadelerini kullandı.

 

Erdoğan’ın depremde yıkılan şehirleri yeniden inşa etme sözlerine de değinen Öztrak, “Erdoğan’ın derdi, bol bol temel atma töreni yaparak, depremi yönetmekteki beceriksizliğini unutturmak… Enkaz altında kalan insanlarımızın kırkı çıkmadan, acıların üstüne, aceleyle beton dökmek” değerlendirmesinde bulundu.

 

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

DERS ÖĞRENİLENE KADAR DEVAM EDER

6 Şubat 2023’de art arda yaşadığımız iki depremde, bugüne kadar 38 bin 44 vatandaşımız hayatını kaybetti. 100 binden fazla yurttaşımız da yaralandı. Hem geçmişimizi, hem de geleceğimizi kaybettik. Analar, babalar çocuksuz, çocuklar anasız, babasız kaldı. Canımız yandı. Yüreğimiz daralıyor. Her depremden sonra “Bunlar neden sürekli bizim başımıza geliyor?” diye soruyoruz. Cevabı basit: “Ders, öğrenilene kadar devam eder.”

 

HÜKÜMETİN İKİ GÖREVİ VARDI

Türkiye, daha önce de büyük depremler yaşadı. 1999’da Gölcük ve Düzce depremlerinde, binlerce insanımızı yitirdik. Başta ülkeyi yönetenler olmak üzere, tüm yurttaşlarımızın, yaşadığımız acılardan alması gereken dersler vardı. Ama yaşadığımız son felaket de gösterdi ki, bu derslerin hiç biri alınmamış. Böyle bir afet karşısında hükümetlerin başlıca iki görevi vardır.

İlki, yapılan binaların depreme dayanıklı olmasını sağlamak. Mevcut binaların vatandaşlarının canını, malını koruyacak binalar olması için kuralları koymak, uygulamak, denetlemek…

İkincisi ise, deprem anında uygulanacak protokolleri, eylem planlarını önceden hazırlamak, tatbikatını yapmak… Liyakatli yöneticilerin başında olduğu, koordinasyon merkezlerini oluşturmak… Afet olur olmaz müdahale edebilmek. Enkazın altından insanları hızla çıkarmaya başlamak. Depremzedelerin barınma, gıda ve hijyen gibi, tüm ihtiyaçlarını karşılayacak organizasyonu yapmak.

 

BUNU YAPAMAYAN HÜKÜMET HÜKÜMSÜZDÜR

Bunları yapamayan bir iktidar iktidarsız, bunları yapamayan bir hükümet hükümsüzdür. Bu ülkede 20 yıldır hükümette olanlar bu iki görevi yerine getirebildi mi? Ne yazık ki kocaman bir Hayır!

 

ASRIN CİNAYETİ, ASRIN İHANETİ

20 yıldır Hükümette olanlar, bugüne kadar deprem için gereken tedbirleri almamış, hazırlıkları yapmamış… Oysa bilim insanları uyarmış. Namuslu bürokratlar raporlar hazırlamış. Devleti yönetenlere bilgi vermiş. Tüm bilgiler, ülkeyi yönetenlerin elinde. Ama yolsuzluğa batmış yöneticiler, tüm bu uyarılara kulak tıkamışlar. Devletin raporlarını sümen altı etmişler, rant uğruna milletin canına kastetmişler. Depremde toplanma alanlarını dahi, ranta peşkeş çekmişler. Şimdi bu cinayetin müsebbipleri ortaya çıkmışlar, “Asrın felaketi” diyerek, “Dünya’da hiçbir ülkenin böylesine bir felakete, kapasitesi yetmez” laflarını söyleyerek, asrın ihmalkârlığını, asrın cinayetinin, asrın ihanetinin sorumluluğunu üstlerinden atmaya çalışıyorlar. Kimin kapasitesinin yetmediği de, gerçekler de apaçık ortada…

 

AKADEMİ UYARDI, BÜROKRASİ UYARDI, ODALAR UYARDI

Yıl 2001. İki bilim insanımız oturmuş. Bu çalışmayı kaleme almış, yayımlamış. Başlık: “Kahramanmaraş’ın Depremselliği”. Bilim ne diyor? “Maraş’ın büyük ölçekli bir depremin merkezi olma ihtimali çok yüksek.” “Bölgede faylar uzun süredir sessiz. Halk tehlikeden habersiz… Bu nedenle risk daha da artıyor.” “Derhal zemin etütlerine başlanmalıdır. Tehlikeli bölgelerdeki binalar tahliye edilmelidir.” Bu ne zaman tespit ediliyor? Tam 22 yıl önce, 2001’de. Her şey açık ve net…

19 yıl sonra da AFAD’ın bürokratları, bu raporu hazırlamış. Kahramanmaraş İl Afet Risk Azaltma Planı. Tarih 2020… Bürokratlar; Kahramanmaraş’ta yaşanacak depremi büyüklüğüne kadar tahmin etmişler. Şehrin neresini nasıl etkileyeceğini sayfa sayfa yazmışlar.

Bu da Jeoloji Mühendisleri Odası’nın raporu… İki yıl önce, 2021 de yazılmış. Jeoloji Mühendisleri de uyarmış. “Doğu Anadolu Fayının Pazarcık ve Türkoğlu segmenti 1513 yılından bu yana yıkıcı deprem üretmedi. 7,4 büyüklüğüne varacak bir deprem üretme kapasitesine sahiptir” diye burada yazmışlar. Şehrin imarıyla ilgili yapılması gerekenleri, madde madde bu raporda sıralamışlar.

Bir de AFAD’ın 23 Kasım 2022 tarihindeki Düzce depreminden sonra hazırladığı Aralık 2022 tarihli rapor var. Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun gündeme getirdiği bu raporda da, deprem anında uygulanabilir bir eylem planı olmadığı, afet gruplarının ve kurumların hazırlıksız olduğu, iletişim eksikliği nedeniyle sağlıklı karar alınamadığı, kaynakların etkin şekilde kullanılamaması nedeniyle, müdahalede yetersiz kalındığı tek tek anlatılmış.

Raporlar ortada… Depremin büyüklüğü, şehirlerin neresinde ne kadar etki yapacağı, alınması gereken önlemler… Bugüne kadar yapılanlar, yapılmayanlar… Tüm bu raporlarda bilim insanları ve devletin namuslu bürokratları tarafından tek tek anlatılmış. Ülkeyi yönetenlere de teslim edilmiş.

 

GEREĞİNİ YAPMADILAR

Peki, depreme dayanıklı binaların yapılması için, kentleri depreme dayanıklı hale getirebilmek için, hükümet ne yapmış? Saray ve şürekâsı, afet sonrasında yapılması gerekenler konusunda, gereğini yapmış mı? Depremzedeler, enkaz altından hızla çıkarılabilmiş mi? Depremzedelerin, yeme, içme, geçici barınma sorunları, hızla çözülebilmiş mi? Bütün bu soruların cevabı koca bir Hayır! Bir de şöyle bir tweet var. Erdoğan’ın atadığı İçişleri Bakanının tweeti ne diyor? “Depremin ilk 6 saati bir hayat meselesi.” Bıraktık ilk 6 saati, insanlarımız 48 saat enkaz altında tek başına bırakıldı. Milletimiz çıplak eliyle, tırnağıyla tek başına, sevdiklerini molozların altından çıkarmaya çalıştı, yaşam mücadelesi verdi.

 

ÜSTÜ ÖRTÜLEMEZ, GÖREVLERİNİ AÇIKÇA İHMAL ETTİLER

Erdoğan’a soruyoruz: Mehmetçiğe depreme müdahale emrini, neden zamanında vermedin? Gölcük depreminden sonra kurulan, çok iyi eğitilmiş askerlerden oluştuğu söylenen “Özel arama-kurtarma taburu” bu depremde neredeydi? Arama kurtarmada tecrübeli madencilerimizi, zamanında sahaya neden sürmedin? Arama kurtarma ekipleri ve araçları, enkazın başına neden geç gitti? Sahada neden yeterli sayıda termal detektör, görüntüleme cihazı yoktu? Enkaz altında kalan yurttaşlarımızın, elindeki tek iletişim aracı olan sosyal medyayı neden kararttın? Depremde altın saatler olarak bilinen ilk 72 saati, göz göre göre neden heba ettin? Erdoğan, depremden sonraki 72 saatte, görevini doğru dürüst yapsaydı; can kayıplarımız bu kadar ağır olmayacaktı. Kentleri depreme dayanıklı hale getirme konusunda, görevlerini ihmal edenler, savsaklayanlar, afet sonrasında yapılması gerekenler konusunda da gereğini yapmamışlardır. Deprem bağıra bağıra gelmiş, ama Erdoğan Sarayından duymamış. Görevini açıkça ihmal etmiş. Bunun maliyeti de 38 bin 44 vatandaşımızın hayatı olmuş. O da şimdilik. Bunun üstü; “Bu deprem dünyada eşi benzeri görülmemiş, devletlerin gücünü ve kapasitesini aşan bir deprem” denerek, “Asrın felaketi” denerek örtülemez. Bugüne kadar unuttuğu, birlik ve beraberliğe sığınarak, binlerce insanın canına mal olan, bu büyük beceriksizliğin, yandaşa rant sağlama organizasyonunun, üstüne şal çekilemez.

 

KİMSE BİZDEN BUNLARLA HİZALANMAMIZI BEKLEMESİN

Biz tabii ki, milletimizle sahada birlik ve beraberlik içindeyiz, Genel Başkanımızla, parti yönetimimizle, milletvekillerimizle, Belediye Başkanlarımızla, depremzedelerin yanındayız. Ama kimse bizden, bu beceriksiz, görevini ihmal etmiş, on binlerce yurttaşımızın hayatına mal olmuş, kalanların yardımına zamanında koşamamış hükümetin hatalarının üstünü örtme çabasına, destek olmamızı beklemesin. Kimse bizden, bunlarla hizalanmamızı beklemesin. Bizim tüm desteğimiz, bölgedeki acılı vatandaşlarımıza olacaktır.  

 

HUDÂ’YI KENDİNE KUL YAPTI, KENDİ OLDU HUDÂ

Buradan ifade edelim, yaşanan, asrın ihmalidir. Yaşanan, asrın cinayetidir. Yaşanan, asrın katliamıdır. Yaşanan, asrın ihanetidir. Görevini ihmal eden sarayın kibirlisi, ne yapıyor? Milletten bir özür mü diledi? Sorumluluğu üstlendi mi? Ne gezer! Bunlarda yetki var ama sorumluluk yok. Bu sorumsuz yönetim, deprem için önce “kader planı” dedi. Suçu Yüce Allah’a atmaya kalkacak kadar densizleşti. Ne diyor Milli Şairimiz Akif? Ya sen nesin? Mütevekkil! Yutulmaz artık bu! Biraz da saygı gerektir… Ne saygısızlık bu! Hudâ’yı kendine kul yaptı, kendi oldu Hudâ; utanmadan da tevekkül diyor bu cürete… Ha? Ardından gelsin acılı insanlara hakaretler, muhalefete küfür ederek ağzını bozmalar. Milleti tehdit etmeler. Ya siz kimsiniz? Kimsiniz siz ya? Hangi cüretle milleti tehdit ediyorsunuz? Bir haddinizi, hududunuzu bilin. Hem suçlusunuz, hem de güçlüyü oynamaya kalkmayın. Kof kabadayılığınız millete illallah dedirtti. Unutmayın, sizin işvereniniz millet… Bu millet beş yıllığına, devlet işlerini yürütesiniz diye sizi seçti. Siz yürütmeyi, çok ama çok yanlış anladınız. Kendinizi devlet sandınız. Millete bu afra tafra, bu kibir de nesi? Kendinize gelin. Etrafınıza topladığınız yanaşmaların, trollerin tasmalarını da hele şöyle bir sıkıya alın.

 

DEPREM DEĞİL, TEDBİRSİZLİK, LİYAKATSİZLİK ÖLDÜRÜR

Boş çuval ayakta durmazmış. Bunların hali de bu… Olağanüstü beceriksizliklerini örtebilmek için, depremi olağanüstü hale getirmeye çalışıyorlar: Siyasi arsızlığın bu kadarına da pes doğrusu… Japonya, Endonezya, Şili ve daha pek çok ülke bugüne kadar birçok büyük deprem gördü. Hadi Japonya gelişmiş bir ülke diyelim. Önümüzde bir de Şili örneği var. Şili’nin ekonomisi bizimkinin neredeyse üçte biri kadar… Ve tarihin bilinen en şiddetli depremi 9,5 büyüklüğüyle, 1960’da, Şili’de gerçekleşti. Şili bundan öyle bir ders aldı ki, son 50 yılda yaşanan büyüklüğü 7.0’nin üzerindeki depremlerin hiç birinde ölü sayısı tek haneyi geçmedi. 8.0 üzerindeki depremlerde de en fazla 400 vatandaşını kaybetti. Demek ki neymiş? Deprem değil, tedbirsizlik öldürürmüş. Deprem değil, liyakatsizlik öldürürmüş. Deprem değil, görevi ihmal öldürürmüş. İşte bunun için yaşadığımız “asrın felaketi” değildir. Asrın ihmalidir. Asrın cinayetidir. Asrın ihanetidir. İstanbul’a ihanet edenler, Adana’ya, Hatay’a, Osmaniye’ye, Kilis’e, Gaziantep’e, Şanlıurfa’ya, Diyarbakır’a, Adıyaman’a, Malatya’ya ve Kahramanmaraş’a ve bütün ülkeye ihanet etmiştir.

 

KIZILAY’IN KONTEYNER FABRİKASI KEBAPÇIYA EMANET

Depremin 11. günüdeyiz. Arama-kurtarma çalışmaları bitiyor. Hala enkazın altından canlı yurttaşlarımız çıkıyor. Bu bir yandan bizi mutlu ediyor. Ama diğer yandan ilk 48 saatte, beceriksizlik, kifayetsizlik nedeniyle, etkili müdahale yapamamanın etkilerini ortada görüyoruz, yitirdiğimiz birçok vatandaşımızın, kurtulabileceğini acı acı düşünüyoruz. Şimdi deprem sonrasında yeni bir döneme geçiyoruz. Bundan sonrası enkaz kaldırma, yani hafriyat çalışması… Kaybettiklerimizin gerçek sayısını hala bilmiyoruz. İnsanlar sevdiklerinin canından vazgeçti. Sevdiklerinin cansız bedenleri için, soğukta çaresizce bekliyor. Depremin üzerinden günler geçmesine rağmen deprem bölgesinde halen, bir nizam, bir intizam yok. Yağma, hırsızlık haberleri sıklaştı. Hijyen ve temizlik büyük sıkıntı… Doğru dürüst çadır kentler kurulamadı. Çünkü yeterli çadır stoku yok. Konteynerler deprem bölgesine yerleştirilemedi. Çünkü Kızılay’ın konteyner stoku yok. Kızılay’ın konteyner fabrikası, kebapçıya emanet… Şimdi dört gözle Katar’dan konteynerler bekleniyor. AFAD işini doğru düzgün yapamadı. Çünkü AFAD üst yönetimi, saraya sadakatle bağlı, konuyla alakasız, liyakatsiz kişilere emanet…

 

20 YILLIK MUKTEDİR DEKORU 1 GECEDE YIKILDI

Depremin tahribatını önleyemeyen, depremi yönetmeyi beceremeyen Erdoğan, sahada canla başla çalışan insanları, engellemeye uğraşıyor. Bir gecede yıkılan 20 yıllık muktedir dekorunu, böyle ayağa kaldırırım sanıyor. Millet sıkıntı içinde, ızdırap çekiyor, Sarayın kibirlisi, algıyı yönetmeye, bozulan imajını düzeltmeye uğraşıyor. Ama beyhude, Sarayın kibir abidesi, siyasi enkaza dönüştü. Milletimiz bu enkazın molozunu kaldırmak için, artık gün değil, saat sayıyor.

 

DAHA TUVALET GÖNDEREMEDİ, 1 YILDA YENİDEN İNŞA EDECEĞİM DİYOR

Ne demişler? Can çıkar, huy çıkmaz. Depremin üstünden 11 gün geçmiş. Daha doğru dürüst tuvalet götüremediği insanlara, çıkıp, “1 yılda tüm binaları inşa edeceğim” diyor. Beton kalpli Erdoğan’ın bildiği tek şey, beton dökmek… Daha enkaz kalkmadan, insanlara beton vadediyor. Ama betonu bile doğru dürüst dökemediğini, enkaza dönüşen binalardan, çöken yollardan, yıkılan köprülerden, ortadan ayrılan havaalanlarından gördük. Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur. Hala her işi plansız, her işi programsız. Devletin bürokratlarını bir kenara itmiş, AK Parti MYK’sına yandaş müteahhitleri çağırıp dinliyor. Orada müteahhitler de yapılacakları bir güzel dinliyor. Atalarımızın dediği gibi, “Balın olsun tek, sinekler Bağdat’tan gelir.” Deprem bölgesinde, hangi inşaat teknikleri kullanılacak? Şehirlerin imar planı, depreme ve fay hattına göre revize edilecek mi? Şehirlerin tarihi ve kültürel mirası dikkate alınarak, yaşanabilir şehirler planlanacak mı? Bu kafayla Hayır!

 

DERDİ ACILARIN ÜSTÜNE BETON DÖKMEK

Erdoğan, şehirleri yeniden inşa etme niyetini 14 Şubat’taki Kabine toplantısından sonra açıkladı. O toplantının öncesinde de Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakan Yardımcısı Türkiye Çelik Üreticileri Derneğiyle görüşmüş. O gün saat 15’de yapılacak Kabine toplantısı öncesinde, yeterli inşaat demirinin, 3-4 ay içerisinde temininin mümkün olup olmadığını sormuş. Dernek de apar topar, “çok acele ve saatli olarak”, üyelerine bu yazıyla görüş sormuş. Tam bir kervan yolda dizilir anlayışı. Erdoğan’ın derdi, bol bol temel atma töreni yaparak, depremi yönetmekteki beceriksizliğini unutturmak… Enkaz altında kalan insanlarımızın kırkı çıkmadan, acıların üstüne, aceleyle beton dökmek…

 

SORGUSUZ SUALSİZ MALI GÖTÜRME DERDİNDE

İki gün önce televizyonlarda, bir yardım kampanyası yapıldı. Milletin acısına takı merasimi yapar gibiydiler. Güya 6 milyar dolar toplandı. Yapılan bağışın, 2 milyar 100 milyon doları, Hazine’nin bütçeden daha yeni sermaye verdiği, kamu bankaları tarafından yapıldı. 1 milyar 400 milyon dolarlık kısmı da kamu kuruluşlarından, ya da Saray’ın yandaşı beşli çetelerden geldi. Ama en büyük bağış, 1 milyar 600 milyon dolarla, Merkez Bankası’ndan. Merkez Bankası bu parayı geçen yılın 2022 dönem kârından verdiğini açıkladı. Yani bu para kimin parası? Milletin parası. Bu para hazinenin parası, bu para AFAD’a ve Kızılay’a aktarılacak. Bugün de Merkez Bankası Başkanı çıkıyor, “Eğer bu parayı Hazine’ye aktarsaydık, Hazine başka bir alanda kullanabilirdi. Biz bu payı direkt olarak, deprem bölgesine tahsis ettik” diyor. Bütçe yapmak, kaynakların nereye tahsis edileceğini belirlemek ne zamandan beri Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının Başkanının görevi oldu? Türkiye Büyük Millet Meclisi ne oldu? Millet iradesinin tecelligahı Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkisine nasıl tecavüz edebiliyorsunuz? Tabi bu para Hazine’ye aktarılsa, Hazine depremzedeler için gerekli harcamaları bütçeden yapsa, Sayıştay denetimine tabi olacaktı. Şimdi yapılacak harcamalar, bütçe dışına çıkarılıyor, Sayıştay denetiminden de kaçılıyor. Ne kadar da dâhiyane! Ne kadar tanıdık, bildik! Millet can derdinde. Bunlar sorgusuz sualsiz malı götürme derdinde.

 

6 MİLYAR DOLARIN 5’İ ZATEN MİLLETİN PARASI

Bir de Türkiye Sigorta diye bir şirket var varlık fonunda. Yüzde 81’i Varlık Fonu’na ait… Şirketin ödenmiş sermayesi 1 milyar 161 milyon lira. Öz kaynakları da 4 milyar 362 milyon lira. Bu şirket bir bağış yapıyor 2 milyar lira. Bunun eti ne, budu ne? Tavsiyem murakıplar bu şirketin hesaplarına derhal baksın. İki gün önce sergilenen orta oyunuyla toplanan, 6 milyar dolarlık bağışın 5 milyar doları; kamu kuruluşlarından yani milletin parası. Kamu kuruluşlarının ortak olduğu firmalardan ve kamuya iş yapan saray yanaşmalarından geliyor. Ama bu ülkede en fazla kayrılmaya mazhar olan yanaşmalar da bu bağışın karşılığında, 24 saat geçmeden hükümetten teşviki kapıveriyor. İşte bu cumhurbaşkanı kararı. Tarih 15 Şubat 2023. Gümrük vergisi muafiyeti, KDV istisnası, KDV iadesi, yüzde 100 vergi indirimi, azami sınıra tabi olmadan sigorta primi desteği, nitelikli personel desteği, enerji desteği, o desteği, bu desteği, destek oğlu desteği… Ya arkadaş, bari bir hafta sabretseydiniz. Deprem sonrası arama kurtarma için, depremzedeyi enkaz altında, 48 saat bekletenler, söz konusu yandaş müteahhitler olunca, 24 saat bile bekleyemiyorlar.

 

SADECE BİNALAR ÇÖKMEDİ, REJİM DE ÇÖKTÜ

Depremle birlikte, sadece binalar, köprüler, yollar çökmedi. Ucube tek adam rejimi de çöktü. Her şeyi tek bir kişinin tek bir imzasına bırakmanın, hız değil, facia getirdiğini yaşayarak, öğrendik. Bu da bir başka tek imzalı karar. Şu karara lütfen dikkatlice bakın. Depremden tam bir yıl önce, 5 Şubat 2022’de Erdoğan imzasıyla çıkmış. Yaşadığımız son depremde, İskenderun en çok hasar gören yerleşim yerlerinin başında geliyor. Ve Erdoğan attığı tek bir imzayla, İskenderun’da bazı mahalleleri, afette riskli alan olmaktan çıkarıvermiş. İşte bu, beceriksizliğin, öngörüsüzlüğün, iş bilmezliğin, gözünü rant bürümenin vesikasıdır.

 

MERHAMET PINARLARI KURUMUŞ

Artık Erdoğan devri bitmiştir. Sayılı günü kalmıştır. Erdoğan’ın 20 yıllık dekoru tek bir günde çökmüştür. Bu yaşananların sorumlusu, tüm uyarılara rağmen hiçbir önlem almayan, önlenebilir, etkileri azaltılabilir bir felaketi önlemeyen merhamet pınarı kurumuş, ar damarı çatlamış tek kişilik Erdoğan Şahsım Hükümetidir. Milletin sinesinde bu yarayı açanlar artık yaralara merhem olamazlar. İşi gücü devleti değil, algıyı yönetmek olan, bu ucube tek kişilik hükümetin, böyle bir niyeti de zaten ortada yoktur. Yarayı, ancak acısını çeken bilir.

 

BU HÜKÜMETİN AÇTIĞI YARALARI MİLLETİMİZLE BİRLİKTE SARACAĞIZ

Biz Genel Başkanımızla, Genel Başkan Yardımcılarımızla, Milletvekillerimizle, Belediye Başkanlarımızla, Örgütlerimizle, Genel Merkezimizdeki Afet Koordinasyon Merkezimizle, ilk günden itibaren, tüm gücümüzle milletimizin yanındaydık. Bundan sonra da olmaya devam edeceğiz. Bu Hükümetin açtığı yaraları milletimizle birlikte biz saracağız. Biz bu ülkeyi akılla, bilimle, liyakatle yöneteceğiz. Biz Atatürk’ün emaneti Hatay’a sahip çıkacağız. Demografik yapısının değişmemesi için gereken her türlü teşvik ve tedbiri alacağız. Yıkılan şehirlerimizi, depreme dayanacak şekilde, yeniden ayağa kaldıracağız. Seçimden hemen sonra, millet ittifakı olarak “Güvenli Evler” seferberliğini başlatacağız. Fay hatları üzerindeki tüm yapı stokunun, risk analizlerini yapacağız. İstanbul depremine karşı, “Hayat İstanbul” projesini uygulamaya koyacağız. Şehircilik ve Afet Yönetimi Bakanlığı’nı kuracağız. Afet mevzuatını tüm yönleriyle yeniden düzenleyeceğiz. Mekânsal Acil Durum Planlarını yapacağız. Yeterli deprem toplanma alanlarını oluşturacağız. Afet yönetimini etkisizleştiren imar aflarına son vereceğiz. Biz böyle acıları milletimize, bir daha yaşatmamak için hükümete talibiz. Milletimizin yüzünü güldürmek için yönetime talibiz. Milletimizin kaybedilecek, bir saniyesi bile kalmadı. Azıcık gurura, azıcık sorumluluk duygusuna sahip olan bir hükümet, neden olduğu bu kadar yıkımdan sonra, bir dakika beklemez. İstifa eder, gider. Ama bunlar yapmaz, yapmadılar. Ülkedeki tüm yetkileri kendinde toplayan Erdoğan, tüm yaptıklarının ve yapmadıklarının hesabını sandıkta milletimize verecektir.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sözlerimi tamamlarken, bugün Miraç kandili. Bu gece edilecek tüm dualarımız, deprem bölgesindeki kardeşlerimizle olacak. Edilecek duaların, depremin ruhlarımızda, kalplerimizde açtığı yaraların, sarılmasına vesile olmasını diliyoruz. Kaybettiğimiz yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılarımıza şifa diliyoruz.

Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- Merkez Bankası’nın depremzedelere yaptığı 30 milyar liralık bağışı sonrası Merkez Bankası Başkanının açıklamaları oldu. Bu paranın Merkez Bankasının karı olduğunu söyledi ve devamında “Eğer bu parayı Hazine’ye aktarsaydık Hazine başka bir alanda kullanabilirdi. Biz bu parayı direk olarak deprem bölgelerine tahsis ettik” dedi. Biz bu açıklamaya ilişkin nasıl bir yorum, nasıl bir değerlendirme yaparsınız?

Faik ÖZTRAK- Damat giderken boşuna demedi “At izi it izine karıştı” diye. Gerçekten de at izi it izine karışmış. Tabi saray yönetimi adama Merkez Bankası Başkanlığı yaptırmazsa o da millet iradesinin tecelligahı TBMM’nin yerine geçmeye teşebbüs hadsizliğinde bulunur. Diyecek başka bir şeyim yok.

 

Soru- Bülent Arınç, seçimlerin ertelenmesine yönelik bir çağrı yapmıştı. Muhalefetten gelen açıklamalar, anayasa hatırlatması sonrası yeni bir açıklama daha yaptı. O açıklamasında da “Bu seçim bu şekilde yapılması mümkün halde olmazsa başka imkanlar aranır. Bunu YSK’da arar, Cumhurbaşkanlığı da arar. Bir şe yaparlar yani. En doğrusu Meclis’in ortak karar almasıdır” dedi. Siz bu açıklamayı nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Bir kere hükümetlerin öncelikli görevi ülkeyi zamanında seçime götürmektir. Bugün yaşadığımız ortamda seçim konuşmak abesle iştigaldir. Çünkü anayasa açıktır. Seçim zamanında yapılacaktır.

Yorumlar (0)