banner646

CHP Sözcüsü Öztrak: “BU HÜKÜMETİN YAPMASI GEREKEN TEK ŞEY: İSTİFA, İSTİFA, İSTİFA”

CHP Sözcüsü Öztrak, depremde on binlerce vatandaşın hayatını kaybetmesinin baş sorumlusunun Hükümet olduğunu belirterek, “Bu kadar büyük acı varken, bu kibir abidesi ve şürekâsı; milletimize hakaret etti. Küfür etti. Milleti not etti. Milleti tehdit etti. Ama yapması gereken tek şeyden, hep imtina etti. O da; İSTİFA! İSTİFA! İSTİFA! Ülkeye ve millete verecek hiçbir şeyi kalmayan bu yönetimin yarından tezi yok derhal istifa etmesi gerekir” diye konuştu.

SİYASET 20.02.2023, 21:59
CHP Sözcüsü Öztrak:  “BU HÜKÜMETİN YAPMASI GEREKEN TEK ŞEY: İSTİFA, İSTİFA, İSTİFA”

Depreme dayanıksız olduğu raporla belli olan İskenderun Devlet Hastanesi’nin ve Adıyaman’da daha önce yapı denetiminden geçemediği için mühürlenmesine rağmen yeniden açılan bir otelin onlarca cana mal olduğunu söyleyen Öztrak, “Tüm bu acılara sebep olan bir Hükümet, azıcık gururu varsa, o koltuklarda bir dakika daha oturmaz. İstifa eder” dedi.

 

Depremin bağıra bağıra geldiğini, Hükümetin bilim insanları, bürokrasi, ilgili odaların raporlarıyla bilgisi olmasına rağmen gereğini yapmadığını söyleyen Öztrak, “6 Şubat 2023 Pazartesi günü,  bu ülkede ‘Kırmızı Pazartesi’ yaşadık. ‘İşleneceği önceden, açıkça duyurulan, failini ve maktulünü herkesin bildiği bir cinayet’ işlendi. Bu yaşanan; “Asrın felaketi” falan değildir. “Asrın ihmalidir”, “Asrın cinayetidir”, “Asrın ihanetidir”. Ve bunun sorumlusu da bu hükümettir. Ama hükümet kalkıp da tek bir özeleştiri yapmıyor. Ortada tek bir sorumlu yok. Tek bir istifa yok. Oysa depremin ilk anından itibaren, yaptıkları her hata öncekini arattı. Hiçbir şeyi doğru dürüst yönetemediler. Bu iktidar, iktidarsızdır. Bu hükümet, hükümsüzdür” değerlendirmesinde bulundu.

 

Milli Savunma Bakanı’nın, İnsani Yardım Tugayı’nın depremin hemen ardından hazır edildiği yönündeki açıklaması hakkında, “Madem İnsani Yardım Tugayı 4.30’da “hazır ol!” emri almıştı, birinci günün sonunda vatandaşlarımız; neden deprem enkazında, bir başına kaldı? Yardımı niye yanında göremedi? Koskoca İnsani Yardım Tugayı ve diğer askeri birlikler, sahaya neden zamanında intikal edemedi? Neden Gölcük depreminde olduğu gibi sahra hastaneleri, sahra mutfakları, çadırlar, soğuktan korumalı çadırlar ilk 6 saatte kurulamadı? Mehmetçiğin elini kim tuttu? Kim?” diye sordu.

 

Öztrak, “Yaşan deprem bir kez daha gösterdi ki dünyanın en sağlam binaları değil ama… Dünyanın en sağlam koltukları bu hükümette… O kadar deprem oldu. Altın varaklı koltuklarından, tek bir kişiyi bile kıpırdamadı” dedi.

 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, geçtiğimiz Cuma günü depremin olası ekonomik maliyetlerini akademisyen ve iktisatçılarla masaya yatırdığını kaydeden Öztrak, “Milli gelir, işgücü kaybı, depremzedelere yardımlar, sermaye stokundaki kayıplar, telef olan büyük ve küçükbaş hayvanlar, otomobil, mobilya-ev eşyası gibi kayıplar, bunları alt alta koyduğumuzda, depremin ekonomik maliyeti, 75 ila 85 milyar dolar civarında… Buna bir de depremde kaybettiğimiz, kıymetli beşeri sermayeyi eklersek, depremin toplam maliyeti; 100 milyar doları aşıyor” açıklamasında bulundu.

 

Öztrak, depremden zarar gören bölgede bir başka önemli hususun beşeri sermayenin korunması olduğuna dikkat çeken Öztrak, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Her şeyden önce; kısa çalışma ödeneğine başvuru hakkı ve koşulları, hemen açıklanmalıdır. Bu süre içerisinde, çalışanların gelir kayıplarının bir kısmı, kısa çalışma ödeneğinden karşılanmalıdır. İşçilerin kısa çalışma ödeneğinden yararlanma koşulları, bir kereye mahsus olmak üzere kaldırılmalıdır. Bu süreçte işsiz kalanlara, işsizlik sigortası fonundan, en az asgari ücret düzeyinde, işsizlik maaşı verilmelidir. Depremde hayatını kaybedenlerin hak sahiplerine, prim ödeme ve çalışma süresi koşulları aranmaksızın, ölüm aylığı bağlanmalıdır. Deprem sebebiyle, yüzde 60 iş görme kaybı yaşayanlar, prim ve sigorta süresi şartı aranmaksızın malul sayılmalıdır. İstihdamı korumak amacıyla, işverenlere karşılıksız hibe verilmelidir. Fatura ve kira giderleri, devlet tarafından karşılanmalıdır. Küçük esnafın bankalara olan tüm borçları, hazine tarafından karşılanmalıdır. Depremde yaşamını yitirenlerin, kredi kartı, ihtiyaç, konut ile taşıt kredi borçları silinmelidir. Bazı bankalarımız buna başlamıştır. Bu uygulama tüm bankalara teşmil edilmelidir.”

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemi hakkında düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Sahada olan Genel Başkan Yardımcılarımız, toplantıya uzaktan erişimle katıldılar. Deprem sahasındaki ihtiyaçları, aksaklıkları, yapılması gerekenleri bizlerle paylaştılar. 6 Şubat’ta yaşadığımız depremlerin üzerinden, tam iki hafta geçti. Çaresizlik, acı, öfke, üzüntü hepsi birbirine karıştı. Depremde yakınlarını yitirenler, evsiz barksız kalan aileler, sahipsiz çocuklar, “Nerede bu devlet?” haykırışları ve bu çaresizliği gören, yaşayan milletimiz… Hiçbirimiz artık eskisi gibi değiliz. Ruhlarımızda derin yaralar var.

 

VAZİYET GÖRÜNENİN 5 KATI KÖTÜ

Kimliksiz, kefensiz,  zeytin ve mersin dallarıyla, insanlarımızı toprağa verdik. Cenazelerimizin sayısı 41 bini aştı. Ülkemiz cenaze evine döndü. Yaralılarımızın sayısı ise 108 binin üzerinde. Artık bölgedeki üst düzey yetkililer de aslında gerçeğin bu rakamların çok ötesinde olduğunu kabul ediyorlar. Dün depremin koordinatör valisi durumun, açıklanan rakamlardan 3-4, hatta 5 kat daha kötü olduğunu itiraf ediyor. Biz, depremlerde hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımıza, bir kere daha Allah’tan rahmet, yakınlarına ve milletimize baş sağlığı diliyoruz. Yaralananlara da acil şifalar temenni ediyoruz.

 

ENKAZ KALDIRMA ÇALIŞMALARI BAŞLIYOR

Arama kurtarma çalışmalarında artık sona gelindi. Depremin şimdi enkazını kaldırma çalışmaları başlıyor. Enkazın altında hala, vatandaşlarımızın cenazeleri var. Bu aşamada cenazelerin, vücut bütünlüğü içerisinde çıkarılması, insan onuruna yakışır şekilde, definlerinin sağlanması gerek... Ne yazık ki bu konuda, deprem bölgesinden çok sayıda şikâyet ve tepki alıyoruz. Artık çabalar, depremzedelerin barınma ve beslenme ihtiyaçlarının karşılanması için harcanacak. Deprem bölgesinde olası bir salgına izin verilmemesi için, gerekli hijyen ve temizliğin sağlanması da gerekiyor.

 

DAYANIŞMAYI BÜYÜTECEĞİZ

Depremin ilk saatlerinden itibaren, Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu koordinasyonunda, Genel Merkez yöneticilerimiz, milletvekillerimiz, örgütlerimiz, belediyelerimiz, tüm gücümüzle yaraları sarmak için elimizden geleni yaptık. Cumhuriyet Halk Partimiz tüm gücüyle depremzedelerin yanında oldu. Bundan sonra da yanlarında olmaya devam edeceğiz. Dayanışmayı sürekli büyüteceğiz. Tabi depremin ilk anından itibaren, bölgeye yardıma koşanları da, hiç unutmamamız gerek. Onların hepsi isimsiz kahramanlardı. Hiçbir parti, görüş, düşünüş farkı gözetmeden gerek desteklerini bölgeye ileten, gerekse bölgeye koşup, çıplak elleriyle, tırnaklarıyla, arama kurtarma faaliyetlerine destek veren, binlerce gönüllüye, aslan parçası gençlerimize şükran borçluyuz.

 

ZOR GÜNÜMÜZDE YANIMIZDA OLANLARA MÜTEŞEKKİRİZ

Yine bölgeye yardım için yarışan, Sivil Toplum Kuruluşlarına, devlet kurumlarının fedakâr personeline ve elbette güvenlik kuvvetlerimize müteşekkiriz. Yine depremin ardından, ülkemize arama kurtarma ekiplerini gönderen adını tek tek sayamayacağımız 88 ülkeye ve bu arama ekiplerine ayrımsız, istisnasız şükranlarımızı sunuyoruz. Zor günümüzde yanımızda olan bu ülkelere müteşekkiriz. Yaptıkları yardımları asla unutmayacağız.

 

20 YILDA SADECE ALGI YÖNETMİŞLER

Acımız çok büyük. Yüreğimizdeki ateş, kolay kolay, küllenmeyecek. Kaybettiklerimizi her zaman hatırlayacağız. Ülkemiz 485 diri fayın bulunduğu bir deprem ülkesi... Bu yaşadığımız ilk büyük deprem de değil. Bugüne kadar yaşadığımız depremlerden alınması gereken pek çok ders vardı. Ama hiçbir ders alınmadığını bu depremde yaşayarak gördük. Bu ülke 1999’da çok büyük bir deprem yaşadı, üzerinden tam 24 yıl geçti. Son 20 yıldır da ülkemizi aynı kişi yönetiyor. Bu 20 yılda irili ufaklı başka depremleri de gördük. Ama bu yönetim depreme hazırlık yerine, sadece algıyı yönetmiş. Bilim insanları, namuslu bürokratlar uyardı. Şahsım hükümetleri sadece seyretti. Sonuç büyük bir yıkım oldu. 20 yıllık hükümet, eğer bunların ar damarı çatlamamışsa, sebebi olduğu böyle bir yıkım karşısında ne yapar? İstifa eder.

 

COĞRAFYA KADER AMA AKLIMIZI KULLANACAĞIZ

Bu felaketlerin nihayet bulması için, artık her şey değişmek zorunda. Coğrafya kaderse, bulunduğumuz coğrafyada, 12 milyon yıldır depremler yaşanıyorsa ve milyonlarca yıl daha da yaşanacaksa, yapılacak tek şey vardır. O da zihniyeti değiştirmek. Akletmeyen, zillete düşer. Bir daha böyle zilletleri yaşamamak için, akledeceğiz. Aklımızı kullanacağız. Coğrafya kaderse, biz bu kadere teslim bayrağı çekmeyeceğiz. Bu kadere vatandaşlarımızı teslim etmemek için, aklın, bilimin gerektirdiği her türlü tedbiri alacağız. Kültürümüzü, estetiğimizi, akılla, bilimle, liyakatle birleştireceğiz. Coğrafyamızın gerçekleriyle uyumlu, güzel ve dayanıklı şehirler inşa edeceğiz. Depreme dayanıklı binalar yapacağız. Kısa vadeciliği, köşe dönmeciliği, rant hırsını bu topraklarda bitirmek zorundayız, bitireceğiz. Hem de bir daha geri gelmemek üzere… Deprem ve sonrasında, kimseden izin, icazet ve talimat beklemeden, anında hareket edebilmek için, hangi kurumların, neleri, nasıl, ne zaman yapacağını, önceden belirleyen protokolleri hazırlayacağız. Ya bunları yapacağız. Ya da benzer felaketlerde, yine yitirilen canlara ağlayacağız, anne ve babalar evlatsız, evlatlar anne, babasız kalmaya devam edecek. Aynı acılar bu topraklarda yaşanıp, duracak. Kaybettiğimiz beşeri ve maddi sermayeyi yerine koymak, yıllarımızı alacak. “Aczi” ve “ataleti” asla kabul etmeyeceğiz. Koy vermeyeceğiz. Çünkü koy vermek zayıf kılar. Zorbalara, zalimlere, köşe dönmecilere, enkazdan rant devşirenlere davet çıkarır. Biz asla koy veren olmayacağız. Akıl ederek, danışarak, dayanışarak, acıları paylaşarak, zorlukları hep beraber aşacağız.

 

ARTIK YETER DEMEK VAKTİ GELDİ

Tekrarlıyorum, ülkemizde, 20 yıldır aynı kadro iş başında. Bu yönetim 20 yıldır, devleti değil, algıyı yöneterek işi idare etmeye çalıştı. Bol bol reklam filmleri hazırlandı. Ama ülkemiz depreme hazırlanmadı. Ülkeyi depreme hazırlamak yerine; imar aflarıyla, Ali Dibo çarklarıyla, insanlarımızın yuvalarını, tabuta çevirmişler. Bu rantçı ve kirli düzene; “Artık Yeter!” deme vakti gelmiştir.

 

İSKENDERUN DEVLET HASTANESİ VE ADIYAMAN’DAKİ OTEL

Örnek çok… İşte İskenderun Devlet Hastanesi… Depremde 70 yurttaşımız, hastane binasının altında kalıp hayatını kaybetti. Bu cinayetin geldiği, devletin resmi sunumlarında ayan beyan ifade ediliyor: “2012 yılında hastanemiz A bloğunda yapılan Deprem Dayanıklılık Testi raporu olumsuz gelmiştir. (…) yeni hastane binası en acil ihtiyaç olarak görülmektedir” diye burada yazıyor. İskenderun Devlet Hastanesi için, bu tespitleri hala devletin resmi internet sayfasında durduğunu görüyoruz. Göz göre göre cinayet dediğimiz işte bu. 2012’den 2023’e… 11 koca yıl boyunca, yıkılan binanın depreme dayanıklı olmadığı biliniyor. Ama Sağlık Bakanlığı milletin kesesinden dolarla avroyla garantiler verip büyük büyük Şehir Hastaneleri yandaşlarıyla birlikte dikerken, İskenderun Devlet Hastanesi’ne bir türlü sıra gelmiyor. Sonuç: 70 canımız göz göre göre burada hayatını kaybediyor. Bu, görevi ihmaldir. Bu görevi savsaklamaktır. 2012’den 2023’e kadar, 4 tane Sağlık Bakanı görev yaptı. Bu cinayetten hepsi sorumludur.

Yine bir başka örnek, Adıyaman’da yıkılan bir otel… Sahibi, Saray’ın akrabayı taallukatına yakın bir isim. TÜGVA’da Adıyaman Yüksek İstişare Kurulu Üyesi… Saray’ın kibirlisini o kadar çok seviyorlar ki, Erdoğan’ın koskoca pankartını otel binalarına asıyorlar. Ve bu otel yapı denetiminden geçemiyor. Mühürlenmesine rağmen ne oluyor, ne bitiyor yeniden açılıyor. Sonuç: Yitirdiğimiz 65 can. 30’u rehber, 35’i voleybol turnuvası için ülkemize gelen Kuzey Kıbrıslı ortaokul öğrencileri, onların öğretmenleri ve velileri. Şimdi bu otelle ilgili yürütülen soruşturma dosyasına, gizlilik kararı vermişler. Acaba neden? O kadar dosya içinde neden bir tek bu dosyaya gizlilik kararı veriliyor? Anlaşılan soruşturma zülfü yâre dokunmasın diye. Tüm bu acılara sebep olan bir Hükümet, azıcık gururu varsa, o koltuklarda bir dakika daha oturmaz. İstifa eder.

 

DEPREM BAĞIRA ÇAĞIRA GELDİ

Hakikat ortadadır. Bu Hükümet, depreme, şehirlerimizi hazırlamamıştır. Gerekli önlemleri almamıştır. Ballı ihalelerle, aflarla, kanun ve yönetmelik dışı yapıların önünü açmıştır. On binlerce insanımızın hayatını kaybetmesinin baş sorumlusu, bu hükümettir. Yönetim koltuklarını, eşe, dosta peşkeş çektikleri, Kızılay ve AFAD, depremde felç olmuştur. Böyle bir afette en kritik zaman dilimi, depremden sonraki ilk saatler olmasına karşın, insanlarımız 48 saat bir başına enkazın altında kalmıştır. Mehmetçiğimiz zamanında sahaya çıkarılmamıştır. Acil müdahale için gerekli organizasyon yapılamamıştır. Arama-Kurtarma operasyonlarında, koordinasyon sağlanamamıştır. Yeterli çadır ve konteyner stokumuz olmadığı için, vatandaşlarımız günlerdir bu soğuklarda açıktadır. Maalesef bu deprem göstere, göstere, bağıra, çağıra gelmiştir. Devleti yönetenlerin, “Ben bu depremin olacağını bilmiyordum” deme şansı yoktur. Devletin namuslu bürokratları uyarmıştır. Bilim insanları uyarmıştır. Odalar, sivil toplum kuruluşları uyarmıştır. Haftalardır burada bu belgeleri paylaşıp duruyoruz. Ülkeyi yönetenlerin önüne burada deprem olacağına dair pek çok rapor konmuştur. Ama hükümet buna rağmen, hiçbir şey yapılmamıştır.

 

ZERRE MİSKAL SORUMLULUK DUYGUNUZ VARSA İSTİFA EDİN

Şimdi atanmış İçişleri Bakanı çıkmış, hiç utanmadan, sıkılmadan, “Biz depremi İstanbul’da bekliyorduk. Hazırlığımızı ona göre yaptık” diyor. Bu kadarına da Pes! Ya artık arsızlığı, yüzsüzlüğü, sorumsuzluğu bırakın. AFAD size bağlı değil mi? AFAD’ın hazırladığı raporları okusaydınız bari. Buradan bir kere daha söylüyorum, zerre miskal sorumluluk duygunuz varsa; istifa edin. İstanbul’a ihanet edenler, İstanbul depremi için bugüne kadar hangi hazırlığı yaptı? Hiçbir hazırlık yapmadı. “Kanal İstanbul” dedi, ihanette ısrar etti. Yandaşlara rant sağlamak için, “İstanbul Finans Merkezi olacak” dedi. Kamu Bankalarını, Düzenleyici-Denetleyici Kurumları, Merkez Bankası’nı İstanbul’a taşımaya kalktı. İşte daha yeni ortaya çıktı. İstanbul’da çürük olduğu bilinen 93 okul, ancak Maraş depremlerinden sonra boşaltılma kararı alındı. Bu ne biçim hazırlık? 20 yıldır iş başında olanlar, bugüne kadar ne yaptı? İstanbul’da deprem hazırlığı yapan, bir yönetim bunları yapar mı? Tabi ki yapmaz. Depreme hazırlanmadılar. Görevlerini alenen savsakladılar.

 

BİLGİ DE VARDI, PARA DA

Son 20 yılda; önceki 57 hükümetin, 79 yılda harcadığı paranın 4 katını harcadılar. Bu parayla bir değil, iki değil, üç değil, dört tane depreme dayanıklı Türkiye inşa edilirdi. Ama onlar depreme hazırlanmak yerine, el âleme ağalık yapmayı tercih ettiler. “Suriyeliler için 40 milyar dolar harcadık, gerekirse 40 milyar dolar daha harcarız” diye, millete caka sattılar. Bu millet bunlara para verdi. Ömründen 20 yıl verdi. Bilim insanları, dürüst bürokratlar bunlara deprem bilgisini verdi. Peki, bunlar 20 yılda ne yaptı? Kocaman bir hiç! Alenen görevi ihmal suçu işlediler. Ve saraylarında Milleti unutan, sesini duymayan, halini görmeyen, kibir abidelerinin ve yanaşmalarının elinde, binlerce vatandaşımızı göz göre göre yitirdik.

 

6 ŞUBAT PAZARTESİ “KIRMIZI PAZARTESİYİ” YAŞADIK

6 Şubat 2023 Pazartesi günü,  bu ülkede “Kırmızı Pazartesi” yaşadık. “İşleneceği önceden, açıkça duyurulan, failini ve maktulünü herkesin bildiği bir cinayet” Marquez’in o meşhur romanında söylediği gibi: “Kendi kusurlarını yücelten zavallılar” On binlerce insanımızın bağrına hançeri sapladı. Şimdi de, “Asrın felaketi diyerek suçlarını gizlemek” istiyorlar. Bu yaşanan; “Asrın felaketi” falan değildir. “Asrın ihmalidir”, “Asrın cinayetidir”, “Asrın ihanetidir”. Ve bunun sorumlusu da bu hükümettir. Ortada 41 binden fazla can kaybı var. Devletin Valisi durumun, beş kat daha kötü olduğunu söylüyor. Türkiye cenaze evi olmuş. Ama hükümet kalkıp da tek bir özeleştiri yapmıyor. Ortada tek bir sorumlu yok. Tek bir istifa yok. Oysa depremin ilk anından itibaren, yaptıkları her hata öncekini arattı. Hiçbir şeyi doğru dürüst yönetemediler. Bu iktidar, iktidarsızdır. Bu hükümet, hükümsüzdür.

 

MUKTEDİR DEKORLARI BİR GECEDE YIKILDI

Atanmış İçişleri Bakanı, daha birkaç ay önce, “Daha önce afetlerde insanlarımız hep ‘Nerede bu devlet’ dedi. Depremi engelleyemeyiz ama bir daha kimsenin ‘nerede bu devlet’ demeyeceğinin sözünü veriyoruz” diye, videolar çekiyordu. Yine aynı atama Bakan, depremden birkaç gün önce yaptığı açılışlarda, “Biz 'Nerede bu devlet' sözünü bir kez milletimize söylettirmedik. 'Allah devletten razı olsun' dedirttik” diye şişiniyordu. Sonra ne oldu? Tüm bu makyajları aktı. Muktedir dekorları, bir gecede yıkıldı. İnsanlarımız ilk 48 saatte, sokaklarda bir başına titrerken, arama kurtarma ekibi, iş makinası ararken, “Nerede bu devlet?” diye haykırırken, bunlar “Her yere ulaştık” diyerek, millete yalan söylediler.

 

ZATIALİLERİNİ UYANDIRMAYA MI KIYAMADINIZ?

Şimdi Milli Savunma Bakanı çıkmış, deprem sabahının ceridesini açıklıyor. Sabah 4.17’de deprem oldu. 4.30’da İnsani Yardım Tugayına “Hazır ol!” talimatı verdik. “Saat 5.10’da Cumhurbaşkanına bilgi verdik” diyor. Birinci sorumuz şu: 4.30’dan, 5.10’a kadar yani 40 dakika Cumhurbaşkanına bilgi vermek için neyi beklediniz? Yoksa Cumhurbaşkanına ulaşamadınız mı? Yoksa zatıâlilerini uyandırmaya mı kıyamadınız?

 

MEHMETÇİĞİN ELİNİ KİM TUTTU?

İkinci soru: Madem İnsani Yardım Tugayı 4.30’da “hazır ol!” emri almıştı, birinci günün sonunda vatandaşlarımız; neden deprem enkazında, bir başına kaldı? Yardımı niye yanında göremedi? Koskoca İnsani Yardım Tugayı ve diğer askeri birlikler, sahaya neden zamanında intikal edemedi? Neden Gölcük depreminde olduğu gibi sahra hastaneleri, sahra mutfakları, çadırlar, soğuktan korumalı çadırlar ilk 6 saatte kurulamadı? Mehmetçiğin elini kim tuttu? Kim?

 

ERDOĞAN KINADIĞIYLA SINANIYOR

Birileri milletimize yalan söylüyor. Mehmetçiği enkaza hızla gönderemeyenler, enkazda kalan imajları için ya da göndermeyenler trollerini sahaya hızla göndermeyi bildiler. Trolleriyle beraber, acılı milletimize hakaretler ettiler. Doymadılar küfürler ettiler. O da yetmedi. Kendileri çıktı not ettiler. Tehdit ettiler. “99 Depreminden sonra, dönemin hükümeti iki gün deprem bölgesine gidemedi” diye, insanların gözlerinin içine baka baka yalan söylediler. Rahmetli Ecevit’in depremin sabahında, bölgedeki videoları ortaya çıktı. Ama bunlar hiç utanmadılar. İnsanlar kınadığını yaşamadan ölmezmiş... “Marmara Depreminde, hükümet iki gün bölgeye gidemedi” yalanını ağzında sakız yapan Erdoğan, deprem bölgesine ancak iki gün sonra gidebildi. Küçük ortağının ise ancak bugün, yani depremden iki hafta sonra, ABD Dışişleri Bakanından bile sonra deprem bölgesine ayak basacağı söyleniyor. Hatay’a kadar gitmişken, 1 saatlik mesafedeki Osmaniye’ye de uğrasın bakalım. Bakabiliyorsa hemşerilerinin yüzüne de bir baksın. Ama bunların ne yapacağı belli, ayarlanmış sahne ve kadrajlarla, deprem bölgesinde yine algı operasyonları yapacaklar. Bunlar Milletin derdine derman olmayı bıraktı, tek dertleri enkazın altında kalan, çürümüş, kokuşmuş imajlarını kurtarmak.

 

EN SAĞLAM BİNALAR DEĞİL AMA EN SAĞLAM KOLTUKLAR BU HÜKÜMETTE

Bu deprem bir kez daha gösterdi ki; dünyanın en sağlam binaları değil ama… Dünyanın en sağlam koltukları bu hükümette… O kadar deprem oldu. Altın varaklı koltuklarından, tek bir kişiyi bile kıpırdatmadık. Akıldan, izandan tamamen koptular. Depremzedelerin barınma sorununu aklı, bilimi, üniversiteleri ve gençlerimizi feda ederek çözmeye kalktılar.

 

ÜNİVERSİTELERDEN ELİNİZİ ÇEKİN

Meşhur hikâyedir… İkinci Dünya Savaşı bitiminde, Amerikalı general, teslim aldığı Alman generale: “Siz artık bir daha sırtınızı doğrultamazsınız” der. Alman general sakin bir şekilde şöyle yanıtlar: “Doğru, taş üstünde taş kalmadı, her yer yıkıldı. Ama üniversitelerimiz ayakta.” Aklı başında bir yönetimden beklenen budur. Eğitimi ve üniversiteleri ne olursa olsun ayakta tutmak… Üniversite öğrencilerimiz, zaten salgın döneminde iki yılını kaybetti. Bu son kararla, aslında bir kuşağı kaybediyoruz. Tam da gençlerin yüz yüze konuşmaya, bir araya gelmeye, tartışmaya, sosyalleşmeye ihtiyacı olduğu bir zamanda… Üniversite, sadece kuru ders değildir. Üniversite bir kültürdür. Bilim yuvasıdır. Okuldaki imkânlar, pek çok evde yok. Laboratuvarlara, internet alt yapısına, kütüphanelere erişim, uzaktan eğitimle olmaz. Başta matematik ve uygulamalı bilimlerde, çok ciddi kayıplar yaşanacak. Ayrıca, YÖK’ün Cumhurbaşkanının talimatından sonra uzaktan eğitime geçme kararı da hukuksuz bir karar. Böyle bir kararı ancak her bir üniversitenin kendi senatosu verebilir. Üniversiteleri, rektörlerini tehdit ediyorlar. Yasaymış, anayasaymış bunların umurunda değil. Dün akşam Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu, hükümete; “Üniversiteleri açın. Biz, bölgeden gelip barınma sorunu olan herkesi, yerleştirmeye talibiz. Belediyelerimizle birlikte, bu işin lojistik ihtiyaçlarını karşılamaya varız. Siz yeter ki okulları açın. Gerisini bize bırakın” dedi. Bir kere daha söylüyoruz, üniversite gençliğini de deprem enkazının altında bırakmayın.  Üniversitelerden elinizi çekin.

 

DEPREMİN TOPLAM MALİYETİ 100 MİLYAR DOLARI AŞIYOR

Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu, geçtiğimiz Cuma akşamı da, Depremin olası ekonomik maliyetlerini akademisyen ve iktisatçılarla masaya yatırdı. Resmi açıklamalardan anlaşılıyor ki, deprem bölgesinde, 105 bini yıkılmış veya ağır hasarlı bina var. 205 bin 86 bina ise az hasarlı. Bu hasar tespitlerinde sıkıntı olduğu konusunda, sahadan çok sayıda şikâyet alıyoruz. Biliyoruz sahada çalışmak zor. Ama azami dikkat gösterilmeli, vatandaşlarımızın zihninde, hiçbir kuşkuya yer bırakılmamalıdır. Milli gelir, işgücü kaybı, depremzedelere yardımlar, sermaye stokundaki kayıplar, telef olan büyük ve küçükbaş hayvanlar, otomobil, mobilya-ev eşyası gibi kayıplar, bunları alt alta koyduğumuzda, depremin ekonomik maliyeti, 75 ila 85 milyar dolar civarında… Buna bir de depremde kaybettiğimiz, kıymetli beşeri sermayeyi eklersek, depremin toplam maliyeti; 100 milyar doları aşıyor. Depreme ilişkin veriler netleştikçe, elbette bu tahminler de revize edilecektir. Bunlar bizim ilk tespitlerimiz.

 

HATAY’IN DEMOGRAFİK DENGEİS KORUNMALI

Bölgenin demografik yapısındaki değişim ise, bir diğer önemli risk faktörü. Özellikle Hatay bu bakımdan çok önemli. Çünkü Hatay demek, Atatürk demektir. Hatay demek, Doğu Akdeniz demektir. Hatay demek, enerji koridorlarına erişim demektir. Bu nedenle Hatay, artık hepimiz için, şahsi bir mesele haline gelmiştir. Hatay’ın beşeri, sosyal ve demografik dengesi mutlaka korunmalıdır. Gerekiyorsa bunun için özel bir kanun çıkarılmalı, teşvik ve destekler sağlanmalıdır.

 

BEŞERİ SERMAYEMİZİ KORUMAK İÇİN BUNLARI YAPIN

Tabi beşeri sermayemizin daha fazla yıpranmaması için, atılması gereken başka adımlar da vardır. Her şeyden önce; kısa çalışma ödeneğine başvuru hakkı ve koşulları, hemen açıklanmalıdır. Bu süre içerisinde, çalışanların gelir kayıplarının bir kısmı, kısa çalışma ödeneğinden karşılanmalıdır. İşçilerin kısa çalışma ödeneğinden yararlanma koşulları, bir kereye mahsus olmak üzere kaldırılmalıdır. Bu süreçte işsiz kalanlara, işsizlik sigortası fonundan, en az asgari ücret düzeyinde, işsizlik maaşı verilmelidir. Depremde hayatını kaybedenlerin hak sahiplerine, prim ödeme ve çalışma süresi koşulları aranmaksızın, ölüm aylığı bağlanmalıdır. Deprem sebebiyle, yüzde 60 iş görme kaybı yaşayanlar, prim ve sigorta süresi şartı aranmaksızın malul sayılmalıdır. İstihdamı korumak amacıyla, işverenlere karşılıksız hibe verilmelidir. Fatura ve kira giderleri, devlet tarafından karşılanmalıdır. Küçük esnafın bankalara olan tüm borçları, hazine tarafından karşılanmalıdır. Depremde yaşamını yitirenlerin, kredi kartı, ihtiyaç, konut ile taşıt kredi borçları silinmelidir. Bazı bankalarımız buna başlamıştır. Bu uygulama tüm bankalara teşmil edilmelidir.

 

YANDAŞ MÜTEAHHİTLERE HAZIR OL TALİMATI

Ama bakıyoruz, ülkeyi yönetenlerin gündeminde bunlar hiç yok. Onların tek bir derdi var: Para, para, para… Allah gözlerini doyursun. Beton kalpli Erdoğan, insanlarımızın kırkı çıkmadan, acıların üstüne rant betonunu hızla dökmek istiyor. Bunun için o kadar aceleleri var ki, daha insanlarımız enkaz altında can derdindeyken, iş makinelerini enkaza soktular. Önce hafriyat, sonra inşaat yeter ki başlasın. Millet daha acısıyla boğuşurken, bunlar ihale ve rant paylaşımına başladı… Ne de olsa; benim oğlum bina okur, döner döner yine okur. Kulağımıza duyumlar geliyor. Büyük yandaş inşaat şirketlerine, “Hazır olun!” talimatı verilmiş. “Hızla sahaya gireceksiniz” mesajı gitmiş. Hafriyat işleri, inşaat işleri şimdiden paylaşılmış. Yandaş müteahhitlerin, AK Parti Binasını mesken tutmaları, MYK toplantılarına katılmaları boşuna değil. Millet can derdinde, bu akbabalar rant paylaşımı derdinde. Ne demiştik, balın olsun tek; sinekler Bağdat’tan gelir. İşleri hesapsız, kitapsız, kuralsız, denetimsiz götürmek için de, şeytanın aklına gelmeyecek şeylere imza atıyorlar.

 

HEM KANUNU HEM ANAYASAYI ÇİĞNEDİLER

Şimdi “Türkiye tek yürek” diyerek, güya depremzedeler için bir yardım kampanyası düzenlediler. Bir gecede 6 milyar dolar para topladılar. Ama baktığımızda bunun 2 milyar 100 milyon doları kamu bankalarından geldi. 1 milyar 400 milyon dolarlık kısmı da kamu kuruluşlarından, ya da Saray’ın beşli çetelerinden... Ama en büyük bağış, 1 milyar 600 milyon dolarla, Merkez Bankası’ndan. Ama bunların acele işlerine de hep şeytan karışıyor. Kamu Bankalarının yapabileceği bağış ve yardımlar, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu ile sınırlamaya tabi. Kamu bankaları talimatla yüklü bağışlar yapınca, kanunu da çiğnemiş oldular. Kamu Bankalarındaki her bir yöneticinin, artık hukuki sorumluluğu var. İşte bunları kurtarmak için, OHAL kararnamesi çıkarıyorlar. Ama bu OHAL kararnamesini çıkarırken de, bu sefer Anayasayı çiğniyorlar. Anayasanın 104. maddesine göre, kanunda açıkça düzenlenen bir konuda, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi çıkarılamaz. Ama çok aceleleri var. Tabi ne yapsalar olmuyor. Yönetemiyorlar. Birde mızrağı da çuvala sığdıramıyorlar. Toplanan bağış ve yardımlar Hazine’ye aktarılsa, bu paralar Sayıştay denetimine ve bütçe düzenlemelerine tabi olacak. Bunlardan kurtulmak için, böyle bir tezgâh kurmuşlar. O da yarım yamalak.

 

EKŞİ YİYEN HESABINI MAHKEME ÖNÜNDE VERİR

Genel Başkanımız kaç defa sordu. 15 Temmuz için toplanan paralara ne oldu? Beşiktaş’taki terör saldırısından sonra, milletten toplanan yardım paraları ne oldu? Bunlar yerine ulaştı mı? Ne gezer… Hiç biri ulaşmadı. Açıkça söylüyoruz. Depremzedeler için toplanan her kuruşun takipçisi olacağız. Şunun şurasında yönetimden gitmelerine, bizim iş başına gelmemize, artık sayılı günler, saatler kaldı. Her kim ki, altını çizerek söylüyoruz. Her kim ki, bu acılı günlerimizde ekşi yer. Hesabını mahkemeler önünde verir.

 

İSTİFA, İSTİFA, İSTİFA

Bu kadar büyük acı varken, bu kibir abidesi ve şürekâsı; milletimize hakaret etti. Küfür etti. Milleti not etti. Milleti tehdit etti. Ama yapması gereken tek şeyden, hep imtina etti. O da; İSTİFA! İSTİFA! İSTİFA! Ülkeye ve millete verecek hiçbir şeyi kalmayan bu yönetimin yarından tezi yok derhal istifa etmesi gerekir.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alıyım.

 

Soru- Bülent Arınç, Ankara Masası yayınında YSK’nın seçimi erteleme yetkisinin olduğunu söyledi. Sizce YSK seçimi erteleyebilir mi? Meclis kararı mı gerekli?

Faik ÖZTRAK- Seçim tarihini belirlemek YSK’nın görevi değildir. YSK’nın tek bir görevi vardır. Seçimi zamanında güven içinde yapmaktır. Seçimin güvenle yapılabilmesi için gerekli tüm önlemleri almaktır. Bunun içinde YSK gereken tüm tedbirleri almalıdır nokta.

 

Soru- Hükümete yakın gazetelerde depremde zarar gören ve insanların hayatlarını kaybettiği İskenderun’daki 6 mahallenin riskli alan ilan edilmesi kararının CHP’ye yakın sol örgütler tarafından Danıştay’da iptal ettirildiği iddia edildi. Özellikle Mersin milletvekili Alpay Antmen de İskenderun’daki 6 mahalleyi riskli alan olmaktan çıkaran Cumhurbaşkanlığı kararını paylaştı diye bu konuda çokça eleştirildi. Sizin bu iddialar hakkında bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bu davanın hiçbir tarafında CHP yok. Davayı açanlar bölgenin muhtarları ve onların kurduğu sivil toplum örgütleri. Şimdi bu nasıl bir sol örgüt ki, davayı açtırdığını söyleyen Meydan Mahallesi muhtarı mahallesinin riskli alan olmaktan çıkaran Cumhurbaşkanlığı kararı için şunları ifade ediyor. Muhtar bu. Meydan Mahallesi muhtarı ve İskenderun Meydan Mahallesi Yardımlaşma Derneği Başkanı olarak, AK Parti Hatay Milletvekili Sayın Abdülkadir Özel Beyle mahallemizin durumunu izah ederek sıkıntılarını arz ettim. İskenderun Belediye Başkanımız Sayın M.Fatih Tosyalı’da İskenderun Belediye Başkanlığı olarak üzerine düşeni yapacağını söyledi. Belediye Başkanımızın ve vekilimizin uzun uğraşları sonucunda bugün itibariyle resmi gazetede yayınlanan Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Meydan Mahallemiz riskli alandan çıkarılmıştır.

Şimdi ben buradan soruyorum, bunu yazanlara soruyorum, müptezellere soruyorum. AK Parti Milletvekili Abdülkadir Özel hangi sol örgütün mensubu? AK Partili İskenderun Belediye Başkanı Fatih Tosyalı sol örgüt mensubu mu? Yoksa bu kararın altında imzası olan AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan mı sol örgüt mensubu? Ne deyim? Pelikan yalılarında oturanların gazeteciliği ancak bu kadar olur. Sarayın dehlizlerinde altın trollerin hazırladığı zırvalarla bu satırları yazanda, bunu yorumlayanlarda zerre gazetecilik etiği, ahlakı olmadığı bir kez daha görülmüştür. Ama ne gam. Bunların ateşi cürümleri kadar yer yakar.

 

Soru- AK Parti yetkilileri hazırlıklar tamamlanırsa seçim 14 Mayıs’ta yapılacak açıklaması yapıyorlar. Altılı masa olarak seçimler konusundaki planlamanız nedir? Ertelenmesi konusundaki fikriniz nedir?

Faik ÖZTRAK- Yani yapılacaklar bellidir. Anayasa, hukuk, kanun bellidir, açıktır. Bunun ötesi abesle iştigaldir. Bu arada tekrarlıyorum, YSK’da seçimle ilgili çalışmalarına biran önce başlamalıdır. Ülkeyi zamanında seçime hazır hale getirmelidir. Görevi budur.

 

Soru- Türkiye İşçi Partili Serra Kadıgil’in katıldığı bir canlı yayındaki diyanetle ilgili sözleri nedeniyle Tele1 ekranları 23, 24 ve 25 Şubat günleri karartılacak. RTÜK’ün Tele1 ekranının karartılması kararı hakkındaki görüşleriniz nedir?

Faik ÖZTRAK- Bu depremde hükümetin 20 yıllık dekoru tek bir günde çöktü. 20 yıldır çizmeye çalıştıkları muktedir imajı enkazın altında kaldı. Şimdi yaşananlardaki sorumluluklarını gizlemek istiyorlar. Bunun içinde sarayın sopası RTÜK eliyle özgür basın kuruluşlarına darbe yapmak gerçeklerin üstüne şal çekmek için kullanılıyor. Baştan itibaren ifade ediyoruz. Biz özgür basının yanındayız. Sadece Tele1 değil hiçbir televizyon kanalına verilen cezayı kabul edemeyiz. Ama zahmet etmesinler onlar ne kadar çabalasalar da gerçeklerin ortaya çıkmak gibi güzel bir huyu vardır.

Yorumlar (0)