Gazete Kritik Siyaset ANAHTAR PARTİ GENEL BAŞKANI AĞIRALİOĞLU: SURİYE’DE TAVSİYE ETTİKLERİNİZİ TÜRKİYE’DE YAPAR MISINIZ?

ANAHTAR PARTİ GENEL BAŞKANI AĞIRALİOĞLU: SURİYE’DE TAVSİYE ETTİKLERİNİZİ TÜRKİYE’DE YAPAR MISINIZ?

Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, hükümetin hedeflerinin altında kaldığını ve Türkiye'de bir yönetim değişikliğinin gerekliliğini vurgulayarak, etkili bir siyasi üsluba ihtiyaç duyulduğunu söyledi. Ayrıca, hükümetin planlama ve denetleme eksikliklerine dikkat çekti.

Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, katıldığı canlı yayında hükümeti eleştirerek, “Kendi hedeflerinizin bile yüzde 100 altında kalmışsınız; Türkiye’de bir yönetim değişikliğinin arifesinde olduğumuz alametini görüyorum. Hükümete 600 vekil verseniz de olmaz. Hükümet 2028’i değil, 2058’e kadar bütün seçimleri kazansa da olmaz. Hükümetin sandıktan çıkmaya ihtiyacı yoktur; sandıktan çıkaracağı güce ihtiyacı yoktur. Hükümetin akla ihtiyacı var. Hükümetin plana ihtiyacı var, programa ihtiyacı var, denetlenmeye ihtiyacı var. Partililikten daha ziyade 85 milyonu sarıp sarmalayacak bir siyasi üsluba, nezakete, anlayışa ihtiyacı var. Anahtar Parti bunun için vardır” diye konuştu…

Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, NOW TV’de İlker Karagöz'ün sunduğu Çalar Saat programının canlı yayın konuğu oldu. Gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ağıralioğlu, özetle şunları söyledi:

İKTİDAR KENDİ HEDEFLERİNİN ALTINDA KALMIŞ!

“Denetimsizlik, keyfilik, harcamada umursamazlık, pervasızlık, hesap vermemezlik, liyakatten çok sadakate odaklı bir yönetimi tercih etmişlik falan; bunların hepsi üst üste eklenince bu akıbet oluyor. Bütçe açığının sebebi demokrasi açığıdır. Cari açığının sebebi, hukuk açığıdır. Yani siz hukukla, adaletle yönetimin arasını açarsanız bu, cari açığa sebep olur. Dünyanın her yerinde böyledir. Şimdi siz bizim şuna inanmamızı istiyorsunuz: Biz memleketi 24 yıldır yönetiyoruz. Başımızda bu kadar felaket geldi, bu kadar kötü şartlarda yaşıyorsunuz; kendi koyduğunuz hedeflere bile ulaşamamışsınız. 500 milyar dolar ihracat hedefi koymuşsunuz; yüzde 50 sapmış, yüzde 100 sapmış. 274 milyar dolar. Yani neredeyse gerçekleşme oranı yüzde 55 deyin yani. Şimdi siz, kendi hedeflerinizin bile yüzde 100 altında kalmışsınız; o yüzden ben bunun, bir yönetim değişikliğinin arifesinde olduğumuz alametini görüyorum. Yani bu şudur: Hükümete 600 vekil verseniz de olmaz. Hükümet 2028'i değil, 2058'e kadar bütün seçimleri kazansa da olmaz. Hükümetin bundan sonra ihtiyacı olan şey seçim kazanmak değildir. Hükümetin sandıktan çıkmaya ihtiyacı yoktur; sandıktan çıkaracağı güce ihtiyacı yoktur. Hükümetin akla ihtiyacı var. Hükümetin plana ihtiyacı var, programa ihtiyacı var, denetlenmeye ihtiyacı var. Etkin bir bürokrasiye ihtiyacı var. Bu; partililikten daha ziyade 85 milyonu sarıp sarmalayacak bir siyasi üsluba, nezakete, anlayışa ihtiyacı var. Anahtar Parti bunun için vardır…

MUHALEFETİN MAZERETİ HÜKÜMET OLMASIN!

Türkiye'de uzun zamandır iktidar ve belediyeler arasında, yani iktidar ve muhalefet belediyeleri arasında bir yönetim ahenksizliği var. İktidar, partili olmaktan kaynaklanan, yeni tecrübe ettiğimiz bu sistemde başarıyı uhdesinde, başarısızlığı muhalefete ciro etme hevesindedir. Ama bu yeni bir şey değildir. Yani bu, partili cumhurbaşkanlığından evvel de vardı ama partili cumhurbaşkanlığında biraz daha arttı. Dolayısıyla siz zaten bunu bilerek yarışa giriyorsanız mazeretsiz başarıyı ve çözümü temsil edeceksiniz. İdmanlı olacaksınız, hazır olacaksınız. Bileceksiniz ki bu iktidar elindeki imkanları sizin siyasi ya da vizyonunuza uygun çalışmaların destekçisi yapmayacak, sizin rekabette olduğunuz tarafı temsil edecek. Yani merkezi hükümetle yerel yönetimler ahenkte çalışmayacak; Mansur Yavaş dahil, biz dahil, bütün belediyeler dahil, bütün muhalefet genel başkanları dahil. Dış güç diye bir gündemimiz bizim olmasın. Yani bizim dış gücümüz de hükümet olmasın, mazeretimiz hükümet olmasın. Biz şöyle demeyelim: Aslında biz yapacaktık da bizim elimizi, kolumuzu, ayağımızı, gözümüzü... Neyse, demeyelim. Biz diyelim ki: Siz bizim elimizi kolumuzu bağladınız, bağlamak için her şeyi yaptınız, biz size rağmen millete umut olmaya devam ediyoruz demeliyiz.

SURİYE’DE TAVSİYE ETTİKLERİNİZİ TÜRKİYE’DE YAPAR MISINIZ?

Biz başından itibaren bir hat üzerinde durduk, tenkitlerimizi söyledik. Bugün hükümetin geldiği yer, söyledikleri, bizim 14 ay önce söylediklerimizdir. Yani şimdi Sayın Devlet Bahçeli'nin SDG için söylediği bir laf var: SDG tasfiye olmalıdır, Kürtlerin temsilcisi durumuna getirilmemelidir. SDG, Kürtlerin temsilcisi değildir, terör örgütüdür. Öcalan nedir? Yani SDG Kürtlere değdirilmemelidir. Öcalan nedir? Öcalan, Kürtlere değdirilmeli midir mesela yani? PKK nedir mesela? Bölücüler, bu PKK üzerinden bir şey konuşuyorlar; onlar nedir mesela? Türkiye'de bu dediklerinizi, Suriye'de tavsiye ettiklerinizi Türkiye'de yapar mısınız mesela? Üniter yapı diyorsunuz, korur musunuz mesela? Cumhuriyeti, demokrasiyi, hukuku muhafaza eder misiniz mesela lütfen? Meşru aktörlerle yürüsün; PKK dahil, SDG, PYD dahil silahlarını bıraksın diyorduk. 14 ay sonra geldikleri yeri görüyor musunuz? Şimdi diyorlar ki: Suriye'nin parçalı yapılanmasına İsrail nezaret ediyor, SDG İsrail'in elinde bir maşa olmuş.

HAKAN FİDAN’A AYAR VERMEYE KALKTILAR!..

Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'a teşekkür etmeliyim. Bu sürecin içerisindeki muhataplar bu kadar oynamışken devlete ait bir vakar hattında, o bölgedeki kırmızı çizgilerimizi koruyabildi. O koruyabilirken, o kırmızı çizgileri ifade ederken güvenlik güçlerimize, istihbarat kuvvetlerimize, emniyet güçlerimize, ordumuza teşekkür etmeliyiz; çünkü o hattı hiç bozmadılar. Bugün hükümetin kırmızı çizgiler diye söylediği şeyler doğrudur. Suriye tek devlet olmamıştır, üniter devlet olmamıştır. Bu şöyle; bu sürecin içerisinde savrulmalar oldu. DEM grubu hükümete çağrıda bulundu, Hakan Fidan'ı susturun diye. Bölücülerin, Amerika'nın bölge üzerindeki hesaplarına alet oldukları yerler olmuş. DEM'in bazı milletvekilleri Hakan Fidan'a ayar vermeye kalktı; Dışişleri Bakanı'na. Onu da hükümete söylediler. Dışişleri Bakanı'nıza ayar verin, terbiyeli olsun falan demeye yeltendiler. CHP'den bazı milletvekilleri bu değirmene su taşıdı. Ben o zaman da ikaz ettim. Dedim ki: Bu devlet işlerini konuşurken tedbirli olmak lazımdır. Güneydoğu'da, Doğu Anadolu'da ödediğimiz bedel ortadadır. Biz devletimizi koruyacağız, cumhuriyetimizi koruyacağız, vatanımızın birliğini, beraberliğini koruyacağız. Kürtleri koruyacağız; Kürtleri PKK'dan koruyacağız, Kürtleri Öcalan'dan koruyacağız, bölgedeki azgınlıktan Kürtleri koruyacağız. İsrail'in bölgeye yerleşme planlarından Kürtleri koruyacağız. İsrail, Kürtleri kendi azgınlığına payanda etmeye çalışıyor; İsrail'den Kürtleri koruyacağız.

DIŞ KÜRTLER DİYE BİR GÜNDEMİMİZ OLMALIYDI

Kürtlerin başına tarih içerisinde birtakım felaketler gelmiştir. Bence başlarına gelmiş en büyük felaket PKK'dır. Onların başına gelmiş en büyük felaket terör örgütüdür. Bu başka zamanlarda haksızlığa, kadre uğramışlardır; ama şu anda bir meşruiyet alanı içerisinde meselelerini konuşamıyor olmalarının sebebi bu bölücülerdir, bu bölücülüktür, bu terör örgütleridir. Bu terör örgütleri yüzünden haklarını konuşamıyorlar. Yoksa ben çok zikrettim ki; bizim dış Türkler diye bir gündemimiz vardı biliyorsunuz. Yıllardır rahmetli Alparslan Türkeş daha belirgin hale getirmiştir dış Türkleri. Bizim dış Kürtler diye bir gündemimiz olmalıydı. Dış Kürtler diye bir gündemimiz olmalıydı çünkü buradakilerin kardeşidir onlar. Dolayısıyla buradakilere kardeş diyorsanız oradakiler de bunların kardeşi, akrabaları. Dolayısıyla onlar da bizim kardeşlerimiz.

GAYRISAFİ MİLLÎ HASILAMIZ MİLLÎ DEĞİL

Büyüme kalkınma arasındaki bağ koptu. Yani bazıları çok büyüyor, bazıları çok zenginleştiği için memlekette sorun yok zannediyor; memlekette fakir kayboldu. Asgari ücret sınırında bir 5-6 milyon kişiden bahsediliyor. Yoksulluk sınırı diye açıkladığınız rakam sizin 94-95 bin liralara gelmiş. Bir aileden üç kişi çalışsa bu rakamlara ulaşamıyor. Ortalama memleketiniz yoksulluk, sizin açıkladığınız yoksulluk sınırında duruyor demektir. Dolayısıyla memlekette gelir gider adaletsizliği, bu Gini Endeksi dedikleri şey. Yani en zengin ve en fakir arasındaki makas açılıyor. Dolayısıyla bu ülkede büyüme var, kalkınma yok, zenginleşme yok; refah tabana yayılmıyor. Gayrisafi millî hasılamız var bizim, öyle diyorlar. Bizim gayrisafi millî hasılamız milli değil; çoğu kuruluşumuz bizim değil. Gayrisafi hasıla millî hasıla değil. Dolayısıyla yatırımlar dışarıdan gelmiyor. Dışarıdan doğrudan yatırım alamıyorsunuz. Bütün yükünüz faizde. Ana para duruyor, faizin faizine çok yoğun para ödemeye başladık.

KANAL İSTANBUL PLANSIZ BİR İNAT PROJESİ…

Kanal İstanbul yapılıyor. Her türlü şamataya rağmen yapılıyor; ben köprüyü bile gördüm. Yani köprünün zaten ayakları yapılıyor, köprünün çelik konstrüksiyonunu da gördüm. Yapılıyor, köprü bitiyor. Suydu, şehirdi, plandı, kalabalıktı, trafikti falan konuşurken bir şehre bu kadar plansız ve inat uğruna, ben bunu yapacağım da yapacağımın karşılığıdır bu. Yani bu bir yönetim tercihidir. Trump'a kızıyoruz ya biz, ne bu yani? Gücüm yettiğini, gücümün yeteceğine inandığımı, gözümü kestirdiğimi yaparım diye kızıyorsunuz ya Trump'a; bu yaptığınız ona benziyor biraz. Rızaya bakmam, plana bakmam, programa bakmam; ben kendi dediğime bakarım. Bunu Trump dedi diye kızıyorsanız, kendi yönetim tarzınıza da biraz bakar mısınız lütfen? İki türlü zihniyetle karşı karşıyayız diye ben çok vurguluyorum. Trump da bir zihniyet, Maduro da bir zihniyet. Maduro da başına gelen her felaketi dışarıya bağlayan zihniyet: Ambargo var, faiz var, dışarıdan baskı var, bana nefes aldırmıyorlar falan. Mazeret beyan eden zihniyeti Maduro, gücüm yetince her şeyi yaparım zihniyetini Trump belirliyor; ikisi de huzursuzluk sebebi. Bunların ikisinin ortasında bir makul yok mu? Var, o makul Anahtar Parti. Makul şu: Planla, programla doğru iş yapmak. İstanbul dünyanın en kalabalık şehirlerinden biri; su problemlerimiz olacaktır, trafik problemlerimiz var, yaşanamaz bir şey ve bir deprem ülkesiyiz biz ve İstanbul'da büyük deprem bekleniyor. Dolayısıyla siz bu şehrin yükünü nasıl bu kadar artırmaya karar verdiniz? Bu su problemleri, su kaynakları, ekosistemi bu kadar etkileyecek olduğunu bilim adamlarının da konuştuğu bir şeyi nasıl böyle paldır küldür bir imar hesabına, bir yerleşme planına nasıl kurban ediyorsunuz? Ben anlamıyorum. De ki yapıyorsunuz; bu kadar oldu bittiye nasıl getiriyorsunuz? Yani siz bu arada olur olmaz bir sürü şey konuşurken ya milletin ne dediği önemli değil, yapalım yapalım tarzı bir siyaseti nasıl meşru görüyorsunuz?”

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *