Sosyal medya platformlarında paylaşılan selfie (öz çekim) fotoğraflarının gençler arasında estetik cerrahi taleplerinin artmasına yol açtığı belirlendi. Özellikle genç kuşak, bu görseller aracılığıyla beden imajlarına yönelik daha fazla farkındalık geliştirmekte ve bu durum, estetik müdahale isteğine dönüşmekte. Amerikan Plastik Cerrahi Derneği’nin sağlık dergisi olan Plastic and Reconstructive Surgery'de yayımlanan bir araştırma, bu konudaki artışı rakamlarla ortaya koydu.
Estetik Ameliyat Yaptıran Gençlerin Sayısında Artış
Araştırmaya göre, 2017 yılında ABD’de 13 ile 19 yaş aralığındaki 229 bin genç birey estetik cerrahi operasyonu geçirdi. Bu sayı, 2016 yılına nazaran %11 oranında bir artışı gösteriyor. Estetik operasyonlar, geçtiğimiz yıl toplamda 6.5 milyar dolardan fazla bir maliyetle gerçekleştirildi. Bu durum, gençlerin fiziksel görünüşlerine olan hassasiyetlerinin ve sosyal medyadaki baskının giderek arttığını gözler önüne seriyor.
Popüler Estetik Müdahale Türleri
Raporu kaleme alan uzmanlar Rod J. Rohrich ve Min-Jeoing Cho, gençlerin en çok başvurduğu estetik müdahale türlerinin başında burun düzeltme, dudak çatlağı tedavisi, göğüs küçültme ve kulak düzeltilmesi gibi işlemlerin yer aldığını belirtti. Bunun yanı sıra, sosyal medya tarafından körüklenen talep, botoks ve diğer enjeksiyon temelli estetik uygulamalara yönelimi de artırmış durumda. Gençlerin artan bu talebi, estetik cerrahilerin yanı sıra daha birçok alanda da etkisini göstermekte.
Sosyal Medyanın Rolü ve Etkisi
Raporda, “Ortalama bir Y kuşağı üyesinin hayatı boyunca 25 binden fazla öz çekim yaptığı” ifadesine yer verildi. Bu rakam, genç bireyler arasındaki özgüven problemlerinin boyutunu gözler önüne seriyor. Özellikle Instagram, Snapchat ve Facebook gibi platformlarda paylaşılan fotoğraflar, gençler arasında estetik cerrahiye olan ilginin artmasına yol açıyor. Bu sosyal medya kanallarını aktif olarak kullanan genç bireyler, dış görünüşlerine daha fazla odaklandıkları için estetik müdahale talebinde bulunuyorlar. Bu durum, sadece bireysel özgüven sorunlarıyla değil, aynı zamanda toplumsal normlarla da bağlantılı bir mesele olarak öne çıkmakta.