Bu paket, dünyada parlamenter sistemden başkanlığa geçmiş olan ülkelerin yaşadığı pek çok sorunu ülkemize de getirebilir. Ekonomik yönetimin tek bir kişi tarafından yürütülmesi, kayırmacılığın artmasına, piyasalarda güvensizliğin yaygınlaşmasına ve adil olmayan rekabet koşullarının ortaya çıkmasına zemin hazırlayacaktır. Bunun neticesinde gelir dağılımı büyük bir şekilde bozulacak, özerk kurumlar sesiz kalacak ve yargı bağımsızlığını yitirecektir. Yatırımcılar, Türkiye'yi güvensiz bir ortam olarak görüyor ve bu durum ekonomimize derin yaralar açacaktır.
Ekonomik Krizin Kaynağı
CHP Denizli Milletvekili Kazım Arslan, ülkemizin mevcut ekonomik durumunun, piyasa kaynaklı bir kriz değil, siyasi kaynaklı kötü yönetimle şekillendiğini vurguladı. Ekonominin temelinin üretim değil, tüketime, borçlanmaya ve ithalata dayandığını belirten Arslan, bu yaklaşımın artık tıkanma noktasına geldiğini ifade etti. Özellikle döviz kurlarındaki artışların etkilerinin, referandumdan sonra daha fazla hissedileceği öngörülüyor. Bu karmaşık durum altında zorla yapılan bir anayasa değişikliğinin esnaf, sanayici ve ihracatçılar için zararlı olacağının altını çizen Arslan, bu değişiklikle birlikte hukuk güvenliğinin sarsılacağının ve cumhurbaşkanına bağlı bir yargının tesis edileceğinin altını çizdi.
Fiili Başkanlık ve Olası Zararları
Türkiye'nin şu anda bir reel sektör krizin eşiğinde olduğunu söyleyen Arslan, 2014 yılından bu yana fiili başkanlık sistemi altında, ekonomi yönetiminin büyük hatalara sürüklendiğini belirtti. Bu süreçte halka ait olan özerk kurumların baskı altına alındığını vurgulayan Arslan, Cumhurbaşkanının üst düzey kamu yöneticilerini atama yetkisi elde etmesinin, Merkez Bankası ve yargı gibi önemli kurumların da sağlıklı bir yönetim sergilemesine engel olacağını ifade etti. Ekonominin iyi gitmemesi, bu tür bir yönetim anlayışının yaratacağı baskıdan kaynaklanacak ve yatırımcıların Türkiye'ye olan güveni daha da azalacaktır.
Belirsizliğin Yatırımcılara Etkisi
Cumhurbaşkanı kararnamelerinin hangi konularda kanunları aşacağının ve bu denetim mekanizmasının nasıl işleyeceğinin belirsizliği, yatırımlar üzerinde olumsuz bir etki yaratacaktır. Bu durum, yatırımcıların Türkiye'deki hukuk sistemini kişiden kişiye değişen bir yapı olarak görmesine yol açacak ve uzun vadeli yatırım planlarını ertelemelerine sebep olacaktır. Varlık Fonu adı altında hayata geçirilen düzenlemeler, denetim eksikliklerini ve tek adam yönetimini besleyen adımlar olarak görülebilir. Dış borcu artan Türkiye, yatırımlarını ve üretimini istikrarlı bir şekilde ilerletemediğinde, bu durum yalnızca ekonomik değil, siyasi ilişkilerde de sorunlara yol açacaktır.
Tek Adam Yönetiminin Sonuçları
Tek adam yönetimleri, piyasa ekonomisini siyasi talimatlarla yönlendirmeye başladığında, bu durum ekonominin düzgün bir şekilde işlemesini engelleyen bir faktör haline gelir. Adil rekabet şartlarını tesis edemeyen bir ortamda, bazı sektörler haksız şekilde kayırılacakken, diğerleri yok sayılacaktır. Ekonomideki bozulmalar, esnafın yeni ürünler temin etmesini zorlaştırırken, Türk Lirası'nın değeri de giderek düşmektedir. Bu olgular, toplamda ağır bir ekonomik tablo oluşturmakta ve toplum bu durumu daha fazla taşıyamaz hale gelmektedir.
Reform İhtiyacı ve Özerk Kurumlar
İktidarın anayasa değişikliği yönündeki ısrarından önce, özerk kurumların yeniden yapılandırılması ve piyasanın kendi dinamikleri ile işlemeye devam etmesini sağlayacak bir anlayışa ihtiyaç bulunmaktadır. Hem yerli hem de yabancı yatırımcıların güvenini kazanmak için tarafsız bir yargı düzenine kavuşmak, hukuk devleti ilkesine; adil ve rekabetçi bir piyasa ortamına ihtiyaç vardır. Ayrıca, ekonomik karar alınırken Meclis'in de dikkate alınması gereken bir ortak akıl yaratmak, gelecekte sağlıklı bir ekonomik yapının inşası için önemli olacaktır. Aksi halde, bu değişim ve geçmişteki kötü deneyimlerden ders alınmaması, ülkemizi daha kötü bir geleceğe sürükleyebilir.
Başkanlığa Geçişin Global Örnekleri
Presbiteryen sistemden başkanlık sistemine geçmiş ülkelerde, özgürlüklerin ve piyasa ekonomisinin zayıfladığı sıkça gözlemlenmiştir. Bu sistem değişiklikleri, genellikle tüm yetkileri tek bir kişiye vererek tam anlamıyla bir belirsizlik ve güvensizlik ortamı oluşturmuştur. Sudan, Zimbabve, Nijerya, Gana gibi ülkelerde gelir dağılımındaki eşitsizlikler artmış, zengin ile fakir arasındaki uçurum derinleşmiştir. Başkanlığa geçen ülkelerde lider çevreleri, piyasayı sadece kendileri için fayda sağlamak adına yönlendirmiştir. Bu tür gelişmeler, Türkiye için ders alınması gereken durumlardır ve böyle bir yolun tercih edilmesinin ne denli tehlikeli olacağını gözler önüne sermektedir.
Parlamenter Sistemden Başarılar
Dünyanın en yüksek kişi başına gelir düzeyine sahip olan ülkelerin büyük çoğunluğu parlamenter sistem ile yönetilmektedir. Ekonomiyi tek bir kişiye bağlayarak yöneten ülkelerin, insani gelişmişlik, eğitim ve kalkınma hızında geri kaldıkları görülebilmektedir. Başkanlığa geçen ülkelerde ekonomik kalkınma ve gelir dağılımı açısından belirgin bir gerileme yaşanmakta iken, parlamenter sistemin sağladığı denge ve istikrar, büyümeyi desteklemektedir. Geleceğimiz açısından bu tür sistem değişikliklerine karşı çıkmak, demokrasimize ve Cumhuriyetimize sahip çıkmak adına önemli bir adım atılacaktır.
