12 bin 800 şirket kepenk indirecek

Türkiye'de şirketler arasındaki ödeme davranışları son 10 yıldır giderek kötüleşiyor. Türk şirketleri ortalama 80 gün ile dünyanın en uzun süren alacak tahsil etme süresine (DSO) sahip.

12 bin 800 şirket kepenk indirecek

Türkiye'deki şirketlerin ödeme süreçleri son yıllarda ciddi bir sorun haline gelmiştir. Alacak tahsil süresi, son on yıl içinde giderek uzamış ve bugün itibarıyla Türk şirketlerinin ortalama 80 gün gibi çarpıcı bir süreyle dünya genelindeki uzun süreli alacak tahsil etme süresine sahip oldukları belirlenmiştir. Özellikle inşaat, ileri teknoloji, kağıt, ilaç ve makine sektörleri, ödemelerini almak için ortalama üç ay gibi bir süre beklemek zorunda kalmaktadır. Alacak sigortası hizmeti sunan Euler Hermes'in yayımladığı rapora göre, 2007 yılında ortalama 15 gün olan bu süre, döviz üzerindeki baskı ve artan dolar kuruyla birlikte hızla 80 güne ulaşmıştır. Bu durum ise şirketlerin iflasını daha da artırmaktadır. Raporda, 2023'te Türkiye'deki şirket iflaslarının oranının yüzde 4 artarak 12 bin 800'e çıkması beklenmektedir.

İşsizlik Sorunu

Allianz Makroekonomik Araştırmalar Küresel Başkanı ve Euler Hermes Baş Ekonomisti Ludovic Subran, Türkiye ekonomisinin 2018 yılı için yüzde 3.5 oranında bir büyüme göstermesini beklediklerini aktardı. Subran, 2017 yılı ve öncesindeki güçlü gayri safi yurtiçi hasıla (GSYİH) büyümesine rağmen yeterli istihdam imkanı yaratılmadığını ve bunun sonucunda işsizlik sorununun devam ettiğini vurguladı. Ekonomik büyümenin kapasite kullanımı artsa bile istihdamda yeterli bir gelişim sağlamadığına dikkat çeken Subran, işsizlik oranının ciddi bir mesele olduğunu ifade etti.

Kredi Garanti Fonu'nun Rolü

Kredi Garanti Fonu'nun (KGF) işleyişinin olumlu etkiler yarattığını belirten Subran, Türkiye'de kredi sorunlarının önüne geçilebilmesi için bu sürecin sağlıklı işlemesinin oldukça önemli olduğunu dile getirdi. Türkiye'nin ihracatında son dönemde önemli bir artış olduğunu, bunun da Türk Lirası'nın değer kaybına bağlı olarak geliştiğini kaydetti. Daha önce yapılan yatırımların KGF aracılığıyla desteklendiğini belirten Subran, Türkiye'nin ilk yarıda yüzde 5.1'lik büyüme oranını oldukça şaşırtıcı bulduklarını aktardı. Ayrıca, yılsonunda bu oranın yüzde 5.2 seviyesine yükselebileceğine yönelik tahminlerini de paylaştı.

Büyümenin Sürdürülebilirliği

Ekonomiye sağlanan teşvik ve kredi desteklerinin etkili sonuçlar verdiğini belirten Subran, büyümenin yüzde 5 oranını aştığını ifade etti. Ancak bu büyümenin sürdürülebilir olmadığını, kamu maliyesi açısından sağlam bir yapı korunmasına rağmen yeni borçlanmanın daha pahalı hale geldiğini belirtmekte fayda var. Son iki yılda Türkiye'ye gelen yabancı para akışında ciddi bir sorun yaşanmadığı, ancak doğrudan yabancı yatırımlar açısından önemli fırsatların kaçırıldığına dikkat çekti. Subran, Türkiye'deki ekonomik büyümenin büyük ölçüde halkın çabalarıyla gerçekleştiğini ifade ederek, bu durumun sürdürülemez olduğunu vurguladı.

Merkez Bankası'nın Politikaları

Subran, Merkez Bankası'nın alışılmışın dışında politikalar uyguladığını dile getirdi. Enflasyon ve döviz üzerinde oluşan baskıların normalleşme sürecine girdiği belirtiliyor. Politika faizinin yüzde 8'de sabit kaldığını ifade eden Subran, Merkez Bankası'nın likiditeyi yüzde 12,25 oranıyla fonladığını söyledi. Merkez Bankası'nın döviz kurlarında uyguladığı esnek yaklaşımın, özel sektörde birikmiş negatif etkileri bertaraf etmek için etkili olduğu vurgulandı. Subran, Merkez Bankası'nın orta büyüklükteki piyasalara yönelik yaptığı müdahalelerin, bu zorluklarla başa çıkmaya yardımcı olduğunu belirtti.

grafik880LUDOVİC Subran, Türkiye'nin ekonomik zorlukları arasında cari açık ve finansman sorunlarının hala önemli bir risk faktörü olduğunu ifade etti. Bu sorunların ülkenin ekonomik yapısında derin yaralar açma potansiyeline sahip olduğunu belirtirken, döviz kurlarındaki dalgalanmanın da bu durumu tetiklediğine dikkat çekti. Subran, 2015 yılından bu yana Türk Lirası'nın Amerikan Doları karşısında yaklaşık %40 kadar değer kaybettiğini vurguladı. Ancak, şu an için ciddi bir döviz krizi ile karşı karşıya olmadığımızı söyleyerek, ekonomik istikrarın sağlanması için alınan önlemleri değerli bulduğunu belirtti.

TL’nin Değer Kaybı ve Beklentiler

Subran, Türk Lirası’ndaki bu değersizleşmenin sürdüğü ortamlarda büyüme oranlarının da etkilenebileceğini dile getirdi. 2018 yılı içerisinde, ekonomik büyümenin yavaşlaması ve cari açık oranının artmasıyla birlikte, TL’nin değer kaybının %10’a ulaşmasını beklediklerini söyledi. Bu durum, piyasada dalgalanmalara neden olacağından, yatırımcıların ve girişimcilerin dikkatli olmaları gerektiğini vurguladı. Özellikle küresel piyasalardaki belirsizliklerin ve döviz kurlarındaki dalgalanmaların Türkiye’deki ekonomik istikrarı tehdit ettiğini ifade etti. Ayrıca, bu gelişmelerin yalnızca makroekonomik göstergelerle ölçülmekle kalmayıp, aynı zamanda toplumsal ve siyasi dinamikleri de etkileyebileceğini belirtti.

Kari Açığın Geleceği

Elde edilen verilere dayanarak, Türkiye’nin cari açığının 2018 yılında GSYİH oranının %4'ünün üzerinde kalacağı tahmin ediliyor. Subran, bu durumu finansal sürdürülebilirlik açısından bir kırılganlık kaynağı olarak değerlendirdi. Uzun vadede, cari açığın azalması ve dış finansman kaynaklarının çeşitlendirilmesi gerektiğine işaret etti. Türkiye’nin ekonomik büyüme hedeflerine ulaşabilmesi için uluslararası piyasalara daha fazla entegre olması gerektiğini vurgularken, aynı zamanda yerel ekonomik faktörlere de dikkat edilmesi gerektiğini belirtti. Bu durum, döviz kurlarındaki dalgalanmaları minimize etme ve gelecekteki olası krizlerin önüne geçme açısından kritik öneme sahip.”

grafik880

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız