Ortadoğu’da tansiyonun düşmesi beklenirken İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerine düzenlediği hava saldırısı, bölgedeki kırılgan diplomasi trafiğini yeniden krizin eşiğine taşıdı. Saldırının hedefinde, İsrail ordusunun açıklamasına göre Hizbullah’a ait altyapı noktaları vardı. Ancak saldırının zamanlaması, askeri boyutundan çok siyasi sonuçlarıyla öne çıktı.
Beyrut’un güneyindeki Dahiye bölgesinden yükselen dumanlar, hem Lübnan’da hem de İran-ABD hattında yeni bir gerilim başlığı açtı. İlk bilgilere göre saldırıda ölü ve yaralılar bulunurken, bölgede yaşayan sivillerin panik içinde evlerinden uzaklaşmaya çalıştığı bildirildi. Uzun süredir çatışmaların gölgesinde yaşayan başkentte bu saldırı, “ateşkes” söylemlerinin sahadaki karşılığını yeniden tartışmaya açtı.
Trump’tan dikkat çeken çıkış: “Bunu mahvetmeyelim”
ABD Başkanı Donald Trump’ın saldırı sonrası yaptığı açıklama, gelişmenin diplomatik ağırlığını artırdı. Trump, İsrail’in Beyrut’a saldırısının gerçekleşmemesi gerektiğini belirterek, yaklaşan anlaşma sürecine işaret eden bir uyarıda bulundu. “Bunu mahvetmeyelim” ifadesi, Washington’ın şu aşamada yeni bir bölgesel tırmanıştan kaçınmak istediği şeklinde yorumlandı.
Saldırının gerçekleştiği günün Trump açısından sembolik önemi de dikkat çekti. ABD Başkanı’nın 80. yaş gününe denk gelen bu süreçte, İran ile varılması beklenen çerçeve anlaşmasının da aynı gün imzalanabileceği konuşuluyordu. Bu nedenle Beyrut saldırısı, sadece Lübnan cephesindeki bir askeri operasyon olarak değil, Washington’ın yürüttüğü geniş çaplı diplomatik planı zora sokabilecek bir hamle olarak değerlendiriliyor.
İran anlaşması tehlikeye mi giriyor?
ABD ile İran arasında yürütülen temaslarda en kritik başlıklardan biri Hürmüz Boğazı’nın yeniden uluslararası geçişlere açılması. Taslak çerçevede, İran’ın nükleer silah üretmeme taahhüdü, uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin sınırlandırılması, bazı yaptırımların askıya alınması ve dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması gibi maddelerin bulunduğu belirtiliyor.
Ancak Beyrut saldırısı, Tahran tarafında ciddi bir güvensizlik yarattı. İranlı yetkililer, İsrail’in Lübnan’daki saldırılarının durdurulmaması halinde Washington’ın verdiği taahhütleri yerine getirip getiremeyeceğinin sorgulanacağını ima ediyor. Bu da anlaşmanın imza takvimini belirsiz hale getiriyor.
İsrail cephesinden mesaj: “Saldırılara karşılık veriyoruz”
İsrail tarafı ise operasyonu, kuzey bölgelerine yönelik saldırılara cevap olarak savunuyor. Tel Aviv yönetimi, Hizbullah’ın İsrail topraklarına yönelik atışlarını ateşkesin ihlali olarak görüyor ve Lübnan’da “hareket serbestisini” koruyacağını vurguluyor. Bu yaklaşım, Washington’ın diplomatik öncelikleriyle İsrail’in güvenlik politikası arasındaki gerilimi bir kez daha görünür kıldı.
Bölge yeni bir eşikte
Beyrut’a düzenlenen son saldırı, Ortadoğu’da barış diplomasisi ile askeri tırmanışın aynı anda ilerlediği tehlikeli bir tabloyu ortaya koydu. Trump’ın açıklaması, ABD’nin anlaşma masasını korumak istediğini gösterirken, İsrail’in sahadaki hamleleri bu süreci zorlaştırıyor.
Önümüzdeki saatlerde İran’ın vereceği yanıt, İsrail’in yeni operasyon kararı alıp almayacağı ve ABD’nin Netanyahu hükümetine ne ölçüde baskı kuracağı belirleyici olacak. Beyrut saldırısı, sadece Lübnan’daki savaşı değil, Hürmüz Boğazı’ndan enerji piyasalarına kadar uzanan geniş bir hattı etkileme potansiyeli taşıyor.
Şimdilik en kritik soru şu: Diplomasi bu saldırının yarattığı sarsıntıyı atlatabilecek mi, yoksa Ortadoğu yeni ve daha sert bir çatışma dalgasına mı sürüklenecek?