Ayşe D. ve Dilara L., devlet korumasında büyüyen iki genç kadın olarak kendilerine uygulanan kötü muameleleri ve yaşadıkları zorlukları anlatıyor. Her ikisi de farklı şehirlerde benzer travmalarla karşılaştı. Kaldıkları kurumlar, hayatlarının şekillenmesinde derin izler bırakmış durumda.
Koruma Altındaki Yaşamlar
Bir süre önce devlet korumasına alınan Dilara L., babasının psikolojik sorunları nedeniyle kardeşiyle beraber koruma altına alındı. Sekiz yıl boyunca önce bir kız yurtlarında, sonra da çocuk evinde yaşamını sürdürdü. Şu an 24 yaşında bir çalışma hayatına sahip. Ancak anımsadığı zamanlarda yaşadığı zorlukların derin izlerini hala taşımakta. “Babam ağır bir şizofreniydi. Zamanla bizi tanımamaya başladı ve evdeki eşyaları yakmaya kadar giden davranışlar sergilemeye başladı” diyor. Aile içindeki şiddet sonucu devlete başvurarak koruma altına alındılar. Dilara ve kardeşi, farklı yurtlara yerleştirildi. Kısa süreliğine kalmış oldukları kız yurtlarında sadece barınma değil, gıda ve sosyal yaşantıları da kısıtlanıyordu. “Ellerindeki yetkilerle öyle bir ortam yaratmışlardı ki, ne yemek yapacaklar, ne eğitime katılabileceklerdi” şeklinde yaşadığı katı düzeni anlatıyor. Üniversiteyi kazanan Dilara, devlet burs imkanları nedeniyle eğitimini sürdürebildi. Ancak okumayı başaramayan arkadaşlarının, kurumlardan ayrılma süreçlerinde karşılaştıkları zorlukları da dile getiriyor.
Baskı ve Önyargılar
Ayşe D., 23 yaşında ve 14 yıllık devlet koruması ardından hayatına kendi ayakları üzerinde devam etmeye çalışıyor. Kalmak zorunda olduğu çocuk evlerinin, kendilerini toplumun bir parçası olarak hissettirecek şekilde tasarlandığını, fakat gerçekte durumun bunun tam tersi olduğunu ifade ediyor. “İlişki kurmakta zorlandığımız personellerle bir aradaydık. Deneyimsiz elemanlar bizimle ilgileniyor ve dolayısıyla sorunlarımızı anlamakta yetersiz kalıyorlardı” diyor. Ayrıca, çocuk evlerinde süregelen cemaate ait siyasi ve ideolojik baskılar altında yaşadıklarını, toplumdan dışlanma hissinin her an mevcut olduğunu ekliyor. Kişilere güvenilmemesiyle birlikte, yaşadıkları baskıların katlanılmaz hale geldiğini belirtiyor. Nitekim üniversite sınavına hazırlanmak istediği dönemlerde, kurumdan ayrılma kararı almak zorunda kaldı.
Gerçek Kimsesizlik Önceden Başlıyor
Ayşe D., kurumdan ayrıldıktan sonra gerçekten kimsesizleştiğinin altını çiziyor. İzmir'de kazandığı üniversitenin ardından, devlet destekleri ve istihdam olanaklarının kendisini beklediği umudunu taşıyarak kurumlardan ayrıldı. Ancak beklediği destek geldiğinde kimsesiz kaldığını söylerken, “Kapının önüne konuldum, hayatımda kimsem kalmadı. Ne yapacağımı bilemiyorum” şeklinde durumunu özetliyor. Devletin sağladığı desteklerin yetersizliği karşısında, sürekli her şeyinin başkaları tarafından belirlendiğini hissettiğini ve bu noktada kendi kararlarını almakta zorlandığını vurguluyor. Bu süreçte gerçek kimsesizliğin kurumlardan ayrıldıklarında başladığını kesin bir dille ifade ediyor.
Denetimsizlik ve Suç Ortamı
Ayşe D., son yıllarda kurumlardan kaçan çocukların arttığını ve çoğunun madde bağımlılığı, suça sürüklenme gibi olumsuz yolları tercih ettiklerini belirtiyor. Bu tür durumların ise çoğunlukla üstünün örtüldüğünü dile getirerek, kurumsal yapıların bünyesinde yaşanan sorunların çözülmediğini vurguladı. “İki yıl içinde böyle bir durumun artış gösterdiğine şahit olduk. Bizler çoğu zaman göz ardı ediliyoruz” diyerek durumun ciddiyetini aktarıyor. Eğitim, rehabilitasyon ve sosyal destek mekanizmalarının etkisinin oldukça sınırlı olduğu gözlemleniyor. Bu şartlardan dolayı birçok genç, karamsar bir hayat sürmeye mahkum kalıyor.
Uygulamada Eksiklikler ve Öneriler
Devlet korumasındaki bireylerin yaşadığı sorunları ele alan uzmanlarla konuştuklarında, yaşanan sıkıntıların ne kadar derin olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor. Hayat Sende Derneği’nin Başkan Yardımcısı Bayram Tunçbilek, çocukların benefis sınavı ve planlamalarının yeterince ele alınmadığını dile getiriyor. “Mevzuat var ancak uygulamada eksiklikler büyük oranda karşımıza çıkıyor. Gençlerin özel sektörde işe alınma süreci ve sağlanan desteklerin yetersiz kalması durumları gündemde” diyor. Düşük eğitim düzeyleriyle birlikte çoğu genç, koruma altından ayrıldıktan sonra belirsizlik içinde kalmaktadır. Üzerine inşa edilebilecek bir sistemde, psikologlara ve sosyal hizmet uzmanlarına erişimin kolaylaştırılması gerektiği önerisinde bulunuyor.
Kapalı Kurumların Zararları
Tunçbilek, kapalı kurumların şiddeti artırdığını ve bu ortamda yaşayan bireylerin sosyal ve psikolojik sorunlar yaşadıklarını ifade ediyor. “Akran şiddeti ve kötü alışkanlıkların yaygınlığı, kapalı bakım sisteminin en temel sorunları arasında” sözleriyle bu durumun ciddiyetine dikkat çekiyor. Bunun yanında, koruyucu aile sisteminin daha etkin bir şekilde uygulanmasının önemini vurguladı. “Bizler, çocukların aile ortamına dönerek sosyal hayata daha sağlıklı bir şekilde hazırlanmalarına yönelik çabaları desteklemeliyiz” diyerek önerilerini sıraladı