2012 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları Komisyonu'nda, dönemin AK Parti Diyarbakır Milletvekili Oya Eronat, şair Metin Altıok'un kızı Zeynep Altıok'a, Aziz Nesin'in provoke edici tavırları sonucunda yaşanan olaylar hakkında bir soru yöneltti. Altıok, vefat eden babasını kaybettiği Sivas Katliamı'nın 30. yılına yaklaşırken, yaşananların unutulmaması gerektiğine dair düşüncelerini paylaştı. Bu tartışma esnasında Altıok, dinin hassas bir mesele olduğunu ve bir bireyin kışkırtılması sonucunda yaşanan trajik olayların boyutunu sorguladı.
İnsan Hakları Komisyonu'ndaki Tartışma
Olay, 2012 yılının Nisan ayında gerçekleşti ve çok tartışılan bir konuyu gündeme getirdi. Oya Eronat, bir milletvekili olarak Altıok'a, eğer Aziz Nesin insanları kışkırtmasaydı babasının ölümü yaşanmayabilir miydi şeklinde bir soru yöneltti. Bu sorunun doğurduğu etki oldukça derin oldu. Altıok, bu tür provoke edici dilin sonuçlarının tehlikeli olabileceğini savundu. Kışkırtmanın bir gereklilik olmadığını belirtirken, insanların fikirlerini ifade etme hakkını da önemseyen bir konumda olduğunu dile getirdi. Ancak, bu düşünceler arasında bir denge bulmanın zor olduğunu ifade etti.
Katliamın Ardından Geçen Zaman ve Mücadele
Sivas Katliamı'nın üzerinden 30 yıl geçmesine rağmen, birçok kişinin bu acıyı unutmadığını ve yaşananların hatırlanmasını sağlamak için çaba sarf ettiğini belirten Altıok, katliam sırasında hayatta kalanların, kaybettikleri insanlar için adalet arayışlarının devam ettiğini vurguladı. Yaşananların unutturulması ve toplumsal hafızanın silinmesi adına verilen mücadelelerin önemine dikkat çekerek, Zeynep Altıok, bu mücadelede kendine bir yol haritası çizmiş durumda. Kendisi, "Yüzleşme, adalet ve iyi niyet" kavramlarının bu süreçteki önemli unsurlar olduğunu ifade etti.
Adalet Arayışı ve Umutsuzluk
Altıok, Sivas Katliamı gibi trajik olayların unutulmaması için gerekli adımların atılmadığına dikkat çekerek, "Sadece kişisel olarak değil, toplumsal anlamda da iyileşme sağlamak mümkün olmalı" dedi. Bu bağlamda, geçmişle yüzleşmenin ve hatırlamanın önemi üzerinde durdu. Altıok, bireylerin iç huzurları ve adalet arayışlarının sürmesi gerektiğini ifade ederken, ülkedeki adaletsizliklerin toplumsal yapıya nasıl zarar verdiğini de dile getirdi. Tarihsel hafızanın önemine vurgu yaparak, gelecekte benzer olayların yaşanmaması adına ne gibi önlemlerin alınması gerektiğini tartıştı.
Madımak Katliamı ve Adaletin Sağlanması
Sivas Katliamı davasında hüküm giyen Ahmet Turan Kılıç'ın affedilmesi, Altıok açısından oldukça tartışmalı bir konu oldu. Cumhurbaşkanı tarafından sağlık sorunları nedeniyle serbest bırakıldıktan bir yıl sonra yaşamını yitiren Kılıç’ın ardından yapılan yorumlar, Altıok'un tepkisini çekti. Medyada kendisinin "Sivas mazlumu dede" olarak anılmasının ardından, katliamda yer alan başka görüntülerin ortaya çıkması Altıok için katliamın gerçek boyutlarının hala sorgulanır durumda olduğunu gösterdi. "Madımak’ta yaşanan o katliamın hak ettiği adalet hiçbir şekilde çıkmayacaktır" diyerek mevcut adalet mekanizmasını eleştirdi.
Tarih ile Yüzleşme Gerekliliği
Altıok, geçmişle yapılacak yüzleşmenin önemli bir adımı olarak Pir Sultan Abdal heykelinin yeniden Sivas'ta yer almasını gösterdi. Bu tür adımların toplumsal hafızayı tazelemek ve geçmiş ile yüzleşme adına önemli bir başlangıç olacağını dile getirdi. 30 yıllık bir süre zarfında, Sivas Katliamı gibi olayların oluşturduğu travmaların silinmemesi gerektiğine inanıyor ve bu tür eylemlerin anlamını kaybetmemesi gerektiğini savunuyor. Tüm bunlar, toplumun yeniden inşası için kaçınılmaz bir gereklilik olarak öne çıkıyor.
Geçmişin Yükleri ve Geleceğe Dair Umutlar
Zeynep Altıok, kendisine yönelik eleştiriler ve umutsuzluk hissi ile ilgili yapılan yorumların ardından, yaşadığı bu duyguların kişisel bir derinlik taşıdığını ifade etti. Olayların arka planında sadece bireysel yaşanmışlıklar değil, toplumsal kayıpların da yattığını vurguladı. Altıok, geçmişin izleri ile barışmak, gelecekte benzer durumların yaşanmaması adına toplumsal bir bilinç oluşturmak gerektiğinin altını çizdi. Aynı zamanda, aydınların ve entelektüel kesimin bu süreçte nasıl bir rol oynaması gerektiği üzerine de düşüncelerini aktardı.
‘Tahrik Olma Özgürlüğü Diye Bir Şey Olamaz’ Dava konusunu gündeme getiren aydınların ve siyasetçilerin yalnızlaşmasından bahsediliyor. Zaman geçtikçe bu durumun daha da belirginleştiği örnekler mevcut. Örneğin, Sivas’ın 30. yıl dönümünde, bu olayın tekrar gündeme getirilmesine karşı çıkan bir köşe yazarı olduğu belirtiliyor. Bu yazar, Sivas’ta yaşanan trajedinin esnaflar üzerindeki olumsuz etkilerini vurgulayarak, bu konunun sürekli gündeme taşınmasının haksızlık olduğunu savunuyor.
O Yazar Kimdi?
Ertuğrul Özkök, bu bağlamda anılan köşe yazarının adı. Cumhuriyet dönemi aydınlarının ve gazetecilerinin düzeyinde bir beklenti içerisine giren bu kişinin, böyle bir çıkış yapması dikkat çekici bir çelişki olarak değerlendiriliyor. Açıklamalara göre, yıllarca medeni bir tartışma ortamında kalmış bir entelektüelin, kendi yanını unutarak böyle bir tavır sergilemesi toplumda derin yaralar açabilir. Diğer taraf açısından bakıldığında, tahrik olma özgürlüğünün sınırlarının tartışmaya açılması gerektiği ifade ediliyor. Bu tür bir düşüncenin, örneğin bir kadı dövme veya giyimi üzerinden birinin tecavüz etme bahanesi üretme gibi son derece yanlış bir algı yaratabileceği vurgulanıyor.
Bugün Ne Oluyor?
Şu anki muhalefet siyaseti, eleştirel bir perspektiften nasıl şekillendiği üzerine düşünülüyor. Mevcut durumda, muhalefetin dilinin yerli ve dini argümanlarla şekillenmesi, kendi çağdaş değerlerinden uzaklaştığını gösteriyor. Ayrıca, birçok hukuksuzlığın yaşandığı bir davada, muhalefet partisinin üst düzey bir hukukçusunun, sorulmadan belirli bir kişiye kefil olması, toplumda kızgınlıkla karşılanıyor. Bu tür olaylar, toplumun gözünde muhalefetin güvenilirliğini tartışmaya açıyor. Öyle ki, katliamda kayıp veren birinin duygularını hiçe sayarak hukuki bir durum yaratmaya çalışmak, birçokları için tam anlamıyla hayal kırıklığı anlamına geliyor.
‘Alevi Toplumunun Oyları ile Seçilen Bir Vekilin O Toplumun Acısına Duyarsız Olması Kabul Edilemez’ Siyasetteki ilişkilerin karmaşıklığı, bazen kişilerin kendi gerçekliklerinden uzaklaşmasına neden olabiliyor. Bu çerçevede, Alevi toplumuna mensup bir milletvekilinin, partisiyle birlikte tercih ettiği kişilerle kurduğu ilişki, düşündürücü bir boyut kazanıyor. Bunun değerlendirilmesi, kişisel inançlarla partinin duruşu arasındaki dengeyi incelemek açısından oldukça önemli bir husus.
CHP ile İlişkiler ve Duygular
Böyle bir siyasette, bireylerin kendi inançlarına göre hareket etmeleri kadar, partiden gelen tavırsal değişiklikler de önemli bir faktör. Her ne kadar bireysel doğrular ön planda olsa da, partinin genel tutumu ve düşünceleri ile uyum içinde hareket edilmesi gerektiği vurgulanıyor. 2018 yılında oluşan bazı gelişmeler, katliamın yaşandığı şehirde, partiden seçilen bir milletvekilinin tavrı üzerinden inceleniyor. Örneğin, yaşanan toplumsal bir anma etkinliğinde yaşanan kötü niyetli tavır, topluma karşı duyarsızlığı açığa çıkarıyor. Bu, Alevi toplumunun acılarını görmezden gelmek ve muhalefet partisi içinde kendi kimliğini kaybetmek anlamına geliyor. Alevi toplumuyla yakın ilişkileri olan bir liderin, katliamın anması sırasında gerekirse siyasi baskılar nedeniyle davrandığı tavır, birçok insan için kabul edilemez bir durum oluşturuyor.
Sonuç Olarak
Sonuç itibarıyla, siyasi aklın bu tür durumlarda nasıl bir yön aldığını değerlendirmek önemli. Toplumların acıları ile barışık olmanın gerekliliği üzerinde duruluyor. Elbette ki, siyaset herkesi kapsayan bir alan. Ancak bu kapsama içerisinde bireylerin kendi duygu ve düşüncelerini öne çıkarmadan sadece siyasi çıkarlar üzerinden hareket etmeleri, toplumda derin yaralar açabiliyor. Bu tür durumların üstesinden gelmek için insanların kendi kimliklerine sahip çıkmaları ve siyaset ile olan ilişkilerinin hangi temellere dayandığını sürekli sorgulamaları gerekebilir. Aksi halde, bu tür sorunlar toplumsal huzursuzluğa ve güvensizliğe yol açabilir.