İYİ Parti Balıkesir Milletvekili ve Ekonomi Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Burak Dalgın, dün TBMM Genel Kurulu’nda bölgemizde yaşanan jeopolitik gelişmelerin Türkiye ekonomisi üzerindeki etkilerinin bütün yönleriyle incelenmesi, stagflasyon riskinin üretim, istihdam ve fiyat istikrarı üzerindeki muhtemel sonuçlarının araştırılması ve ekonomik güvenliği güçlendirecek politika önerilerinin belirlenmesi amacıyla verilen Meclis araştırması önergesinin gerekçesini açıklamak üzere söz aldı.
Sözlerine “Sizleri stagflasyon riskine karşı uyarmak için huzurunuzdayım” diyerek başlayan Dalgın, şu ifadeleri kullandı:
“İran'da yaşananlar bir jeoekonomi problemidir”
“Stagflasyon ne demek? Aynı anda hem enflasyonun yüksek olması hem de ekonominin durgunluğa girmesi demek; karşı karşıya kaldığımız risk budur. Çünkü İran'da yaşananlar sadece bir güvenlik riski, sadece bir jeopolitik risk değil aynı zamanda ekonomik bir risktir, bir jeoekonomi problemidir. Bu nasıl işler? Önce bir fiyat şoku gerçekleşir, mesela, petrol fiyatlarında yaşadığımız gibi. Fiyat şoku bir noktadan sonra bir tedarik şokuna dönüşebilir yani parasıyla bile o malı bulamaz hâle gelinebilir, mesela, gübrede kısmen yaşandığı gibi. Daha sonra da bu bir üretim şokuna dönüşebilir, çiftçi tarlasını ekemez, sanayici ham maddesini bulamaz hâle gelebilir; kaçınmamız gereken, yönetmemiz gereken risk tam da budur.”
“Hem enerji hem de gıda güvenliğinde en riskli 10 ülkeden bir tanesi Türkiye”
Hürmüz Boğazı’nda devam eden durumun küresel etkilerine değinen Dalgın, “Küresel etkilerle başlayalım: Hürmüz Boğazı'ndan savaşın ilk 23 gününde geçen gemi sayısı, savaş öncesi bir günde geçen gemi sayısına eşit. Asya'da bilhassa bir domino etkisi başladı, Tayvan'da 11 günlük LNG stoku kaldı, Hindistan'da mutfak gazı ve gübre bulunmuyor ve enerji kıtlığı riski Avrupa'ya doğru ilerliyor” dedi.
Dalgın, Türkiye’nin karşı karşıya riskleri de sıraladı:
“Daha önemlisi, bizi ilgilendiren kısım gıda ve gübre ki zaten Kiel Enstitüsüne göre, dünyada hem enerji hem de gıda güvenliğinde en riskli 10 ülkeden bir tanesi Türkiye olarak karşımızda. Bunu üre fiyatlarında görüyoruz, son bir haftada yüzde 30'luk bir artışla karşı karşıyayız, karşı karşıya olduğumuz risk budur hem de tam ekim yapılacak ayda. Sanayi girdilerinde de benzer bir tablo var; petrokimya ve plastik ham maddelerinde ciddi bir artışla karşı karşıyayız. Enerji ithalatı 63 milyar dolar olacak diye hesap yapıldı, 100 milyar doları geçme ihtimali var. Bu hesap ne zaman yapıldı? Savaş başlamadan bir hafta önce yapıldı, bu derece bir öngörüsüzlükten bahsediyoruz maalesef. Karşı karşıya kaldığımız riskle petrol fiyatları 100 dolar mertebesinde olursa enflasyonumuz 4 puan mertebesinde artacak, cari açığımız ikiye katlanacak, dış dengemizde de 35 milyar dolarlık ilave bir açıkla karşı karşıya kalabiliriz. Doğal gaz tarafında İran'dan gelen gaz bizim aşağı yukarı alımımızın yüzde 13'ü, bunu karşılayacak depolama kapasitemiz var ama umuyorum ki depo yönetimimiz bunu karşılayacak seviyede hakikaten kullanılıyordur. Beklenmedik kırılganlıklar da var; geçenlerde Balıkesir Milletvekilimiz Turhan Çömez de bahsetti, mesela helyum gazı. Burada, Rusya'da vurulan bir fabrika çerçevesinde helyum kıtlığı var. Helyum gazı MR’larda kullanıyor. Bu da MR çekimlerinde çok ciddi bir riskin oluşacağı anlamına geliyor. Senede 25 milyon MR çekiminden bahsediyoruz.”
Finansal göstergelerin “Enflasyon tek haneye inecek” açıklamalarının aksi yönde ilerlediğini ifade eden Dalgın, “’Program çalışıyor’ denilen programın Türkiye'yi getirdiği hâl; hem yüksek enflasyon hem yüksek faiz” dedi.
“Sadece bu yıl çevireceğimiz dış borçta 1 milyar dolarlık zararımız var”
“En barizini finansal göstergelerde görüyoruz aslında bu tablonun. Mesela, iki yıllık tahvil faizimiz yüzde 40'ın üzerinde, beş yıllık enflasyon fiyatlaması yüzde 25'ten yüzde 31'e çıktı. Yani piyasa diyor ki: ‘Öyle tek haneye inecek’ falan meselelerini bir unutun, yüzde 30 enflasyon fiyatlıyorum.’ ‘Forward’ piyasalar eskiden faiz indirimi fiyatlarken şimdi ciddi bir faiz artışını fiyatlar hâlde. Yani ‘Program çalışıyor’ denilen programın Türkiye'yi getirdiği hâl; hem yüksek enflasyon hem yüksek faiz. Üstelik bunun neticesinde bir sermaye çıkışıyla da karşı karşıyayız; iki haftada 12 milyar dolarlık ‘carry trade’ çıktı, iki haftada 5 milyar dolarlık tahvil satışı oldu, iki haftada bir milyar dolarlık tahvil çıktı ve risk primimiz 38 baz puan yükseldi. Bu ne demek? Sadece bu yıl çevireceğimiz dış açıkta, dış borçta bir milyar dolarlık zararımız var demek.”
“Üretemeyen Türkiye yaratan program riskleri artırıyor”
Ekonomi programını “Üretemeyen Türkiye Yaratan Program” olarak tanımlayan Dalgın, “Reel sektörde zaten artan kredi faizleriyle yaşananları görüyoruz. Neticede zaten, üretemeyen Türkiye yaratan program ciddi şekilde risklerimizi artırıyor. Üretemeyen Türkiye'den ne kastettiğimi de söyleyeyim: Bugün Türkiye'de tarım üretimi 2020 yılıyla aynı, bugün Türkiye'de sanayi üretimi, sanayi kapasite kullanımı Covid dönemiyle aynı, bugün Türkiye'de istihdam, Sayın Mehmet Şimşek'in göreve geldiği dönemle aynı. Yani üç senede, dört senede, beş senede sanayide, istihdamda, tarımda, Türkiye'yi yerinde saydırmış, ciddi de faiz ödemiş bir programla karşı karşıyayız. Dışarıdan gelen maliyet şokları talep kısmayla yönetilemez, bunun altını çiziyorum; her şeyi talep kısmaya bağlıyorsunuz. Elinizde bir çekiç var, gördüğünüz şeyi çivi olarak görüyorsunuz yani ya faizi ya vergiyi basıyorsunuz; dış talep şokuna da bunu yapmayın. Bunun neticesinde stagflasyon çözülmez, derinleşir” ifadelerini kullandı.
“Stagflasyon kader değildir”
Dalgın, konuşmasının sonunda çözüm önerilerini de sıraladı. “Peki, ne yapılması lazım? 7 tane madde öneriyorum sizlere: Motorindeki vergi indiriminin tamamını pompaya yansıtın, gübre desteğini acil devreye alın, doğal gaz depolarını doldurun, kritik medikal gazlar için acil envanteri çıkarın, imalat sanayisine girdi desteği verin, turizmde güvenli ülke kampanyasını başlatın ve genel ekonomik senaryoları paylaşın. Stagflasyon kader değildir” diyerek sözlerini tamamladı.