İlhan Cihaner: CHP tabanı ve tavanı arasındaki makas sosyal demokrasiyle kapatılmalı!

Deniz Olgun moderatörlüğü’ndeki ‘Kritik Sorular’ programına konuk olan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) PM Üyesi İlhan Cihaner, gündemin önemli başlıklarını değerlendirdi.

İlhan Cihaner: CHP tabanı ve tavanı arasındaki makas sosyal demokrasiyle kapatılmalı!

 ‘Kritik Sorular’ programına konuk olan CHP PM Üyesi İlhan CihanerDeniz Olgun'un sorularını yanıtladı.

İlhan Cihaner'in konuşmalarından satır başları:

‘GELECEK VE DEVA PARTİSİ’NİN İTTİFAK OLARAK KODLANMASININ SİYASİ KARŞILIĞI YOKTUR’

Cumhur ittifakı ana bileşenlerinden AKP’nin parti olmaktan uzaklaştığını zombiye dönüştüğünü görmemiz gerekiyor. Aslında halk gidişine çoktan karar vermiş durumda ancak giden gitmiş yeni doğanın arayışı var. MHP’de de İYİ Parti ayrışmasından sonra varlığını devam ettirebilmesi ancak iktidara tutunarak mümkün olduğu için bir mecburiyet birlikteliği var. Gelecek ve Deva Partisi’nin olası bir ittifakın parçası olarak kodlamanın oradan bir fayda ummanın siyasi karşılığı yoktur. Memleketin 100-150 yıllık aydınlanma, özgürlük, eşitlik mücadelesinin bu yapıların ayağının altına serilmesini doğru bulmuyorum.

Geçmişlerinde bir fetullahçı pratiği varsa Kemalist darbe tehdidi vardı onu gidermek için onlarla işbirliği yaptık, sanki o dönem bilinçli olarak şimdi böyle birlikte yürüyelim daha sonra ayrılacağız dedik gibi savunmalara giriyorlar. Bu itiraflar bizim için yeni bir şey değildir. Siyasi ayak tartışmaları varken böyle bir itiraf çok sarsıcı oldu. Şöyle bir tehlikenin başlangıcı olabilir AKP’lilerin hiçbir suçu yok Ergenekon’la Fetullahçıları birbirine düşürdük diyerek yeniden bir fetullahsız, gülenist yargı pratiği hayata geçirebilirler.

‘ORTADA BİR SEÇİM YOKKEN BİLE İTTİFAK KAYGISI VAR’

İttifak meselesi Türkiye’ye özgü bir olguymuş gibi ele alındıkça farklı eleştirel tutumlar, sosyalist solun kendisine yer bulamaması gibi sorunlar yaşanıyor. Sürekli bir ittifak siyaseti içinde yürümemiz gerekiyor gibi bir algı oluşuyor. Dünyanın her yerinde yarı başkanlık ,başkanlık ya da bizdeki gibi ucubesistemlerde mutlaka bir oran aranır bu işin mantığında vardır bize özgü bir olay değildir. Diğer ülkelerde siyasetin artık oturduğu ülkelerde seçimler döneminde seçime özgü olarak bu ittifak ilişkileri tartışılır. Ama biz de ortada bir seçim yokken bile bir ittifak kaygısı gündeme geldiği zaman ve parçalı partilerin ve onların seçmenlerinin kaygıları gözetildiğinde büyük ana gövde aleyhine bir durum oluyor ve ana gövde doğrudan daha sağda konumlanmak zorunda hissediyor.

‘MİLLET İTTİFAKI’NDA SOSYALİST SOLA YER KALMAMIŞTIR’

Türkiye’nin yüzde60-70’i muhafazakardır bizim de ittifak politikalarını buna göre kurgulamamız gerekir denilerek partinin daha sağa ya da merkeze oturmasının ideolojik tercihinin gerekçesi olarak ittifak politikaları gündeme getiriliyor. Oysa biz biliyoruz ki seçim döneminde somut gerekçelerle yapılır. Ortada seçim yokken her parti kendi siyasetini kendi değerlerini kendi örgütlülüğünü büyütme çalışır.Kendi oy olanını genişletmeye çalışır ama epeydir bizim partide millet ittifakı söyleniyor. Bu millet ittifakında maalesef sosyalist sola hatta neredeyse sosyal demokrasiye yer kalmamış durumda. Bir gözünüz Saadet’teyken bir gözünüz İYİ Parti’deyken bir gözünüz bundan sonra Gelecek ve Deva Partisi’ndeyken siz bir sol siyaseti kurgulayamıyorsunuz. Üstelik bu partiler artık şunu söylemeye başladılar; Bu ittifak seçim zamanında olur. Nitekim bazı durumlarda hemen bir ayrışmada ortaya çıkıyor. Bu anlamda ittifak yaklaşımı yanlış buluyorum ama ittifak siyasetin doğasında vardır, somut verilerle ve hedeflerle hareket edilmesi gerekir. Bizim kendi partimizin değerlerini büyütmemiz lazım. Önümüzde 3 yıllık seçimsiz bir süreç var bu partinin kendini anlatabilmesi için büyük bir fırsat.

‘ADİL BİR YARGILAMANIN ÖNÜNDE ÇOK GÜÇLÜ BİR GÖLGE VAR’

Milletvekilliğinin düşürülmesindeki hukuksuzluklar anayasaya aykırılıklar tartışıldı ama esasen bu yargılamaların asıl o mahkumiyetin kesinleşmesi sürecindeki hukuksuzluklara belki daha çok vurgu yapılması lazım. Örneğin Enis Berberoğlu’yla ilgili olarak özellikle Yargıtay kararındaki karşı oyda vurgulanan ve dosyayla uyumlu çok ciddi hukuksuzluklar söz konusu. Devlet sırrının servis edildiği iddia ediliyor ama biz biliyoruz ki o sır denilen olgu çok daha önceden Aydınlık Gazetesi’nde basın açıklamalarında dile getirilmişti. Bu yargılamanın kökeninde sorun olduğunu gösteriyor. Yine Leyla Güven ve Farisoğulları ile ilgi benzer hukuksuzluklar söz konusudur. Bir kere KCK davalarının tamamı iktidar tarafından da kumpas davası olarak kodlanmaktır. Soruşturmayı yapan emniyet görevlilerinden duruşmaya çıkan savcılara hakimlere kadar Fettuhlahçı yapılanmaya mensup oldukları için mahkum edildikleri , açığa alındıkları,ihraç edildikleri bir sürece işaret ediyor. Adil bir yargılanmanın yapılması üzerinde en iyi ihtimalle çok güçlü bir gölge var. Milletvekilliğinin düşürülmesindeki hukuksuzluğa gelecek olursak Enis Berberoğlu, yeniden seçilmişti Anayasanın 83/4 Maddesine göre yeniden seçilen milletvekilinin dokunulmazlığını tekrar kazandığı belirtildiği için yargılanmaya devam edilmesi ve cezasının infazı doğrudan doğruya dokunulmazlığının kaldırılmasına bağlıydı. Bu prosedüre uyulmadı. Anayasa hukukçuları şöyle bir yorum yapıyor; Yürürlükte olan iki anayasa hükmü varsa bunlar birbiriyle çelişiyorsa anayasa hükümleri arasında hiyerarşi olmayacağı için ikisinin de optimum uygulanacağı bir çözüm üretilmesi lazım. Yani ya dokunulmazlık kalkacaktı ya da cezasının infazı dönem sonuna bırakılacaktı. Bunun bir intikam olduğunu başka bir gerekçeyle hayata geçirildiğini teşhis edebiliriz. Hukuki gerekçelerden daha çok olası bir ittifak yaklaşımının önüne geçilmek için yapıldı.

‘PARTİ TABANI VE TAVANI ARASINDAKİ MAKAS SOSYAL DEMOKRASİYLE KAPATILMALI’

Cumhuriyet Halk Partisi’nin tabanı aslında tavanının izlediği parti politikalarının daha merkeze ve sağa söylem olarak da neredeyse bir islami parti gibi bir taktik yapılması bile parti tabanını zamanla dönüştürüyor sağa ve muhafazakar kesime delege ediyor. Kendi değerlerinden ve iddialarından uzaklaştırıyor biz bunu tehdit olarak görüyoruz. Türkiye’nin de partinin de çıkışı kadro anlayışıyla daha cepheden daha doğrudan ama geleceği daha iyi inşaa edebilecek bir politik kurgudan geçtiğini bu çerçevede de parti tabanı ile tavanı arasında oluşan makasın soldan, sosyal demokrasiden yana kapatılması gerektiğini düşünüyoruz. Kanaat politikası değil tabanın zaten var olan bakış açısının karar mekanizmalarına ve kadrolarına yansımasının sağlanması gerekmektedir.

‘MEMLEKET MESELELERİNİN TARTIŞILAMAYACAĞI BİR KURULTAY OLDU BİTTİYE GETİRİLMEMELİ’

Bilim Kurulu ve Sağlık Bakanlığı seyircili bir kurultayı doğru bulmuyor. Seyircisiz ve sosyal mesafeye uygun yapılacak bir kurultay, kurultay olmayacaktır. 1300 civarı delegemiz var kurultayda parti meclisine aday olmak isteyen aday sayımız 1000’ne yaklaşmıştı. Görevliler, basın mensuplarını da göz önünde bulundurduğumuzda Türkiye’nin her yerinden gelecek ve tekrar oralara dağılacak bir insan hareketliliği olacak. Burada asıl önemli olan şey kurultayın siyasi bir iklimde olması lazım. Kulisin, propagandanın yapılmadığı, vakaların artışı göz önünde bulundurulduğunda belki de hükümet tarafından iptal edilme riski olan bir tarihte bence bunun yapılmaması gerekiyor. Genel merkezden yapılan açıklamalarda Temmuz sonu ve Ağustos başı gibi bir tarih veriliyor ben bunu siyasi ve prosedür açısından çok yanlış buluyorum. Hem siyasi hem sağlık şartlarının el verdiği zaman yapılmalı aksi takdirde oldu bittiye getirilmiş olur.

‘CUMHURBAŞKANLIĞI SİSTEMİ UCUBE BİR SİSTEMDİR’

Cumhur Başkanlığı Sistemi yönetim tarzı olarak bir ucube sistemidir. Daha yürürlüğe girer girmez yarattığı sorunlarla krizlerle teşhis etmiş olduk. Biz bu sistem tartışılmaya başlandığında sistemi savunanlar Türkiye ekonomik, siyasi, eğitim, sağlık olarak şahlanacak demişlerdi ama iki buçuk yıl içerisinde geldiğimiz nokta tam tersi. Ülke her alanda yıkıma uğramış durumda. Büyük bir propaganda ile getirilen yeni düzenlemelerin neredeyse tamamı geri alınmaya çalışılıyor. Eğitim yapboza döndü her gelen yeni bakanla sistem değişti. Hukuk tamamen çökmüş durumda, yargıya güvenin bu kadar yerlerde süründüğü ikinci bir ülke belki de yok. İşsizlik artık ölçülemeyecek dereceye gelmiş durumda. Öyle bir sistem kurgulandı ki parlamentonun temel üç fonksiyonu ortadan kaldırıldı. Bu sisteme en uygun tanımla ucube bir sistem olduğudur.

Güncelleme Tarihi: 19 Haziran 2020, 14:42
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER