Gazete Kritik Siyaset Halkın Kurtuluş Partisi: Laiklik Kadının Özgürlüğüdür!

Halkın Kurtuluş Partisi: Laiklik Kadının Özgürlüğüdür!

29 Şubat 2016'da Suudi Arabistan'da "Kadın insan mıdır?" semineri düzenlenmesi, Ortaçağcı zihniyetin kadına bakışını ortaya koyuyor. Türkiye'deki gerici söylemler ve kadın cinayetlerindeki artış, bu zihniyetin sonuçları olarak öne çıkıyor. Kadınların özgürlüğü, laiklikten geçiyor.

Halkın Kurtuluş Partisi: Laiklik Kadının Özgürlüğüdür!

29 Şubat 2016 tarihinde Suudi Arabistan'da yapılan bir seminer, "Kadın insan mıdır?" sorusunu gündeme getirdi ve bu, toplumdaki kadınlara yönelik köktenci bakış açılarını yeniden gün yüzüne çıkardı. Bu gibi olaylar, Ortaçağcı yaklaşımların yalnızca Türkiye'de değil, dünya üzerindeki birçok yerde varlığını sürdürdüğünü göstermektedir. Türkiye'deki mevcut durum da benzer bir manzarayı yansıtmaktadır; özellikle AK Parti'nin temsil ettiği zihniyet, kadını dışlayan ve küçümseyen açıklamalarla toplumda sorunların katmanlaşmasına neden oluyor.

AK Parti ve Kadınların Değersizleştirilmesi

AK Parti'nin liderliği altında, kadınların toplumsal konumu sürekli sorgulandı ve bu durum, kadınları insan olarak görmemek gibi ciddi bir sorunu işaret ediyor. Gün geçtikçe, düşük bir anlayışla kadınları aşağılayan söylemler artış gösterdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın "Ben zaten kadın-erkek eşitliğine inanmıyorum" gibi açıklamaları, bu zihniyetin derinliğini gözler önüne seriyor. Diğer partililerin de benzer şekilde cinsiyet eşitliğini inkâr eden sözleri, kadına yönelik şiddeti ve cinayetleri teşvik eder görünüyor. Bu tarz söylemler, toplumda kadınların haklarını savunanları daha da cesaretsiz hale getiriyor ve gerici bir atmosferin oluşmasına yol açıyor.

Suçluların Korunması ve Adaletin Çöküşü

Ayrıca, kadınlara yönelik suçların cezalandırılması noktasında ortaya çıkan yetersizlikler de dikkat çekiyor. Örneğin, Ensar Vakfı’ndaki cinsel istismar vakası gibi olaylar, toplumda büyük bir infial yarattı. Ancak, siyasi güç tarafından korunan bu yapılar, hukukun üstünlüğünü de tehdit ediyor. Adalet sisteminin, toplumsal cinsiyet konularında geri planda kalması, cezasızlık gibi bir sorun doğuruyor. Benzer bir durum, Diyarbakır'da zihinsel engelli bir çocuğa cinsel istismarda bulunurken cezalarının hafifletilmesiyle de kendini gösteriyor. Gerçeklerin üzerini örtmek, adaletin önünde daima bir engel olma riski taşımaktadır.

İstatistiklerin Karanlık Yüzü

Türkiye, uluslararası istatistiklerde cinsiyet eşitliği konusunda giderek kötüleşiyor. 2006 yılında 135 ülke arasında 105. sırada bulunan Türkiye, günümüzde bu sıralamada 124. sıraya gerileyerek, sadece 11 ülkenin gerisinde kalıyor. Kadınların eğitim oranlarındaki düşüklük ve artan kadın işsizlik oranları, bu karamsar tabloyu destekliyor. Okuma yazma bilmeyen kadın sayısının 3.8 milyon olması, Türkiye'deki kadınların toplumsal hayattaki yerinin ne denli zayıf olduğunu gösteriyor. 2016 yılı boyunca birçok kadının cinayet ve tecavüz gibi suçların kurbanı olması, bu sorunun çözülmesi gerektiğini bir kez daha gözler önüne seriyor.

Sosyal Değişim Arayışı

Bu sorunların kaynağı, yalnızca bireysel anlayışlarla açıklanamaz. Ülkenin siyasi ve sosyal yapılarına da bağlı olarak, mevcut cinsiyet eşitsizliğinin köklerinin çok derinlere gidiyor olması dikkat çekiyor. Tarihsel olarak gericiliğin yükselişi ve kadın bireylerin toplumsal statülerinin düşürülmesi, bu yapının sürekli olarak mevcudiyetini sürdürmesine neden oluyor. Türkiye'nin gelmiş olduğu durum, sadece bir iktidar sorunu değil, aynı zamanda kolektif bir bilinç sorunudur. Kadınların özgürlük mücadelesi, erkek aklıyla birlikte şekillenirken, gerçek bir değişim için kadınların kendi seslerini bulmaları kritik öneme sahip.

Cinsiyet Eşitliği ve Laiklik

Laiklik ilkesinin 1937'deki kabulü, Türkiye Cumhuriyeti'nin temel değerlerinden biridir. Bu ilke, kadınların haklarını güvence altına almak için hayati bir öneme sahiptir. Laiklik, kadınların eğitim hakkı başta olmak üzere birçok alanda eşit haklara sahip olmalarını sağladı. Ancak günümüzde yaşananlar gösteriyor ki, bu kazanımlar tehdit altındadır. Kadınların varlığı ve hakları, gericiliğin ve cinsiyet eşitsizliğinin pençesinden kurtarılmak zorundadır. Kadınların özgür iradesi ve bağımsız yaşam alanları oluşturulmalıdır. Bu çerçevede, laiklik ve toplumsal cinsiyet eşitliği birbirini tamamlayan değerler olarak ön plana çıkıyor.

8 Mart ve Kadın Mücadelesi

Yaklaşan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, kadınların tarih boyunca verdikleri mücadelenin bir simgesi olarak önemli bir anlam taşıyor. 127 New Yorklu kadın işçinin, eşit çalışma koşulları talebi içinde hayatlarını kaybetmeleri, bu günün kökenlerini oluşturuyor. Bugün, tüm dünyada kadınlar yalnızca bir romanda değil, gerçek hayatta da benzer bir mücadelenin içinde. Kadınlar, kendi haklarını savunmak ve emek eşitliği için bir araya gelmeli, ortak bir direniş oluşturmalıdır. Feminist hareketin tarihsel ve güncel kazanımları ışığında, cinsiyet eşitliği için mücadele vermek, yalnızca kadınları değil, toplumun geneli için de bir zorunluluk haline gelmiştir.

Sonuç: Mücadelede Dayanışma

Ülke genelinde yaşanan bu kadın sorunları, yalnızca yerel değil, ulusal ve küresel boyutta bir cevap gerektiriyor. Kadınların, kendi hakları için verdikleri mücadelenin yanı sıra, tüm sömürülen sınıfların da yanında durarak ortak bir yaşam alanı kurmaları şart. Kadınların kendilerini yalnız hissettikleri bir ortamdan çıkmaları ve mücadelede dayanışma içinde olmaları, bu noktada ön plana çıkmaktadır. Feminist mücadele, sınıf mücadelesi ile birleştirilmesi gereken bir noktadır. Kadınların özgürleşmesi, yalnızca kendileri için değil, toplumun tamamının özgürleşmesi anlamına geliyor.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız