reklam
Gazete Kritik Siyaset CHP'Lİ ÖZGÜR ÖZEL:CEZAEVLERİNİ İNCELEME KOMİSYONU TUTUKLU İNSAN HAKLARI SAVUNUCULARI RAPORU

CHP'Lİ ÖZGÜR ÖZEL:CEZAEVLERİNİ İNCELEME KOMİSYONU TUTUKLU İNSAN HAKLARI SAVUNUCULARI RAPORU

Nalan Erkem, Özlem Dalkıran, İdil Eser, Veli Acu ve Günal Kurşun ile görüşebildik, ancak talepte bulunmamıza rağmen aynı dosyadan tutuklanan Almanya vatandaşı Peter Staudtner ve İsveç vatandaşı Ali Gharavi ile gerçekleştirmek istediğimiz görüşmeler için Adalet Bakanlığı'ndan yanıt dahi alamadık.

CHP'Lİ ÖZGÜR ÖZEL:CEZAEVLERİNİ İNCELEME KOMİSYONU TUTUKLU İNSAN HAKLARI SAVUNUCULARI RAPORU

Nalan Erkem, Özlem Dalkıran, İdil Eser, Veli Acu ve Günal Kurşun ile görüşebildik, ancak talepte bulunmamıza rağmen aynı dosyadan tutuklanan Almanya vatandaşı Peter Staudtner ve İsveç vatandaşı Ali Gharavi ile gerçekleştirmek istediğimiz görüşmeler için Adalet Bakanlığı'ndan yanıt dahi alamadık. Daha önce çeşitli cezaevlerinde çok sayıda yabancı mahkum ile görüşmeler gerçekleştirmiş bir komisyon olarak, bu tutumu anlayamadık. İnsan haklarında uluslararası saygınlığı olan önemli kurumların temsilcilerin böyle bir suçlamayla karşı karşıya kalıyor olması, başlı başına Türkiye demokrasisinin geriye gittiğinin bir kanıtı olarak önümüzde duruyor. Daha dosya üzerinde gizlilik kararı varken ve gözaltına alınanlar dahi kendilerine yöneltilen iddialardan haberdar değilken, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Hamburg'da G-20 zirvesinde, gözaltına alınanları peşinen suçlu ilan etmesi, kuvvetler ayrılığının tamamen ortadan kaldırıldığının en net göstergesi olmuştur. Öte yandan 20 Temmuz 2016'da OHAL'in ilan edilmesinin ardından çıkarılan KHK'lar, tutuklananların cezaevlerinde daha zor koşullarda günlerini geçirmesine neden oluyor. Adil yargılanma ilkesinin vazgeçilmezlerinden biri olan avukatlara erişim ve istediği avukatla görüşme gibi konularda dahi büyük zorluklar yaşayan tutuklular arasında yer alan İdil Eser, birinci derece yakını bulunmadığından, KHK'larla getirilen "birinci derece yakınları dışında görüşme yasağı" kapsamında kimseyle görüşemiyor, Günal Kurşun ise eşinden boşandığı için 1,5 yaşındaki oğlunu göremiyor. Silivri Cezaevi'ne girdiğimizde, tutuklu insan hakları aktivistleriyle görüşmek isteyen ancak KHK kısıtlamaları nedeniyle görüşemeyen üç avukat komisyonumuzun yanına gelerek, insan hakları savunucularına bizim aracılığımızla şu mesajı iletti: "Sevgili arkadaşlar bugün Silivri'ye girdik, sizleri görmek için ısrarcı olduk ancak kısıtlılık kararı nedeniyle avukat olmamıza rağmen bizi sizle görüştürmediler. Milletvekilleri aracılığıyla selamlarımızı iletiyoruz." KHK'larla getirilen bu kısıtlamaların bir an önce esnetilmesi ve normal demokratik ülkelerdeki seviyelere getirilmesini talep ediyoruz. 

 

Tutuklu insan hakları savunucuları heyetimize şunları aktardı: 

 

Nalan Erkem: 

 

İnsan Hakları Ortak Platformu olarak her zaman yaptığımız gibi yıllık eğitim toplantısını yapıyorduk. Yılda birkaç toplantı yaparız, bunlardan bir tanesi de eğitim toplantısıdır. Bu eğitim toplantısı, aylar öncesinden planlanmıştı. Bu toplantıyla bileşenlerimizi ve bileşenlerimizin yöneticilerini eğitmeyi amaçlamıştık. Ele aldığımız konulardan birincisi "insan hakları savunucularının stresle başetmesi" ki çok korkunç şeylerle karşılaştığımız için çok önemli bir konu. İkincisi de insan hakları savunucularına mağdurlar tarafından emanet edilen kişisel verilerin korunması eğitimi. Birinci konuda eğitimi Peter Staudtner veriyordu. Polis, ilk girdiğinde zaten Peter'i sordu. İkinci eğitimin sorumlusu da Ali Gharavi idi. Toplantılarımıza katılanlardan İdil (Eser) ve Özlem (Dalkıran) tercüman olmalarına karşın, insan hakları aktivisiti kimliği bulundukları için simültane tercüman çağırdık. Yoksa toplantıya katılan herkes iyi derecede İngilizce biliyor ancak herkesin toplantıya rahat katılabilmeleri için tercüman tutma kararı aldık. Eğer doğruysa tercümanlardan biri gizli tanık ve polise polisten bilgi gizlemeye ilişkin bir toplantı yaptığımızı söylüyor, bunun üzerine operasyon yapılıyor. Oysa verilerin gizliliği ve bilginin güvence altına alınmasına ilişkin etik bir meseleyi tartışıyorduk. 

 

Henüz iddianame ortada olmamasına rağmen tamamen uydurma ve yalanlardan oluşan şeylerle suçlanıyoruz. Bana İştar Gözaydın ile 7 kez görüşme yaptığım söylendi. Oysa İştar Gözaydın bir süre tutuklu kaldıktan sonra şimdi serbest. Ben aynı zamanda Zirve Yayınevi davasının avukatıyım. Bu davada taraflara sunulmuş ve TBMM'de konuyla ilgili komisyona da sonulmuş bir belge var. Bu belgenin neden bende olduğunu soruyorlar. Meclis Komisyonu'na da sunulmuş bir belgenin bir avukatta bulunması nasıl suç olabilir? Anlamak mümkün değil. 

 

Aynı dosyadan tutuklandığım Özlem ve İdil ile birlikte kalmak istiyorum. Bu operasyon, insan hakları savunucularına yönelik bir yıldırma ve susturma operasyonudur, insan hakları çalışan herkese bir gözdağıdır. Soruşturma sırasında FETÖ'nün adı yoktu, biz hepimiz solcuyuz, hapishanede öğrendik ki FETÖ ile ilişkilendirilmişiz. Bizim FETÖ ile ne ilgimiz var? FETÖ ile irtibatlandırılmak kadar absürd ve onur kırıcı bir şey olamaz. 

 

KHK kısıtlamaları canımıza okuyor. Birinci derecede yakın dışında konuşturma yok, sosyal aktivite yok, spor yok sadece haftada bir avukat görüşü var. Sağlık sorunum var. Sürekli kan kaybediyorum ve cezaevi doktorunun başedemediği bir sorunla karşı karşıyayım. 40 gündür bir uzman hekime ulaşılıp, bu rahatsızlığım durdurulamadı. Kendimi dermansız ve güçsüz hissediyorum. 

 

Özlem Dalkıran: 

 

5 Temmuz günü polis toplantımızı bastı. Kapı zaten açıktı, toplantı yaptığımız salonda havuzun yanında camlı prefabrik bir yerde yapılıyordu, yani gizli olması da mümkün değil. Bir atölye çalışmasıydı, nisan ayında yapmayı kararlaştırmıştık, çevremizden çok sayıda insana sorduk, katılmak ister misiniz diye, katılanlar bunlardı. Her kesimden insanın hakkını savunduk. Af Örgütü medya sorumlusu iken Recep Tayyip Erdoğan serbest bırakılsın diye kampanya yapmıştık, başörtüsü için de kampanyalar yaptık. Bizler için sağcı, solcu yok. Haksızlığa uğrayanların kimliği önemli değil. 

 

Bu, insan hakları savunucularına had bildirme, susturma ve yıldırma operasyonu. Bizler halk ile devlet arasındaki son halkayız, gitgide daralan küçücük bir tamponuz, mağdurun sesini duyurabildiği son çareyiz, bunu da ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. İnsan hakları savunucularını terörist diye gözaltına alıyorlar, bundan ötesi yok. İnsan hakları mücadelesi vazgeçilecek bir mücadele değildir. Dün başkaları için insan hakkını savunduk, bugün kendimiz için savunuyoruz. Bir toplantıdaydık, rutin ve masum bir toplantıydı. Hepimizi bir arada bulduklarında bu fırsatı kaçırmadılar. Gizli tanık olduğu düşünülen tercümanlardan biri, toplantıyı çok kötü tercüme ediyordu, hepimiz İngilizce bildiğimiz için uyardık, kompleks yapıp şikayet etmiş olabilir ya da bu toplantıdan önceden haberi olanlar bu gizli tanığı buraya yerleştirmeyi başarmış olabilirler. Casus nasıl olunuyor, inanın bilmiyorum. 

 

İdil Eser: 

 

Sağlığım iyi sayılır ancak dışarıdayken kanser şüphesiyle takip ediliyordum. Bu konuda sağlık raporlarım var ve bu takibin devam etmesi gerekiyor, sık sık tetkik edilmesi gerekiyor. Bakırköy Cezaevi'nde kaldığımız dönemde raporları teslim etmiştik ancak hala raporlar bürokrasi aşılıp gerekli yerlere ulaşamadı. OHAL kuralları ve KHK kısıtlamaları uygulandığı için birinci derece yakınlarımla görüşebilirim. Ancak benim birinci derece yakınım yok, evli değilim, çocuğum yok, annem ve babam yok. Kimseyle görüşemiyorum. Bu, çok saçma. Almanya'ya karşı rehin tutuluyoruz ama biz Alman değiliz. Af Örgütü'nün Türkiye Direktörü'yüm. Af Örgütü'nün Türkiye Şubesi Başkanı Taner Kılıç da başka bir dosyadan tutuklandı, byLock'çu olduğu ve benim Taner ile telefon görüşmeleri yaptığım söyleniyor. 76 görüşme var. Taner byLock'çu mu bilmiyorum. Af Örgütü'ne FETÖ sızdı diye haksız bir dezenfermasyon vardı bir süredir şimdi bunu önümüze getiriyorlar. Türkiye'nin durumunu ortaya koyan raporları FETÖ'nün yazdığı iddia ediliyor ama bizler rapor yazmayız bizler veri toplarız. Tutuklanma sebeplerimden biri de Nuriye ve Semih için acil eymek yapılmasını talep ettiğim bir whatsapp mesajı. İnsan haklarını savunmak dışında bir suçum yok. 

 

Günal Kurşun: 

 

İnsan Hakları Ortak Platformu'ndaki 4 örgüt birbirimizle sürekli irtibat halindeyiz, bir arada bulunca hepimizi aldılar. Teknik bir toplantıydı. Bu gözaltılar Erdoğan'a kurulmuş bir komplo bile olabilir. Çünkü Alman var, İsveçli var, Türkiye'nin en objektif insan hakları savunucuları var. Tutuklananlar ve tutuklananların kurumu ve itibarı çok yüksek. Bu tutuklamalar Türkiye ve Erdoğan'ı G-20'de mahvetti. 19 liderin Erdoğan'a bu tutuklamaları sorduğunu biliyoruz. Erdoğan'a kurulmuş bir komplo bile olabilir kimse Erdoğan'ın yerinde olmak istemezdi Hamburg'da. Biri Erdoğan'a şunu söylemeli: "Bunların G-20 öncesi tutuklanması seni zor durumda bırakmak içindi. Sana tuzak Büyükada'da değil başka bir yerde kuruldu." 
TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu'na dilekçe vereceğim, çocuğumun fotoğrafı bana verilmiyor. Boşandığım için çocuğumu göremiyorum, eski eşim giremediği için 1,5 yaşındaki çocuğumu da göremiyorum. Benim telefonumda 2 bin 500 kişi kayıtlı, sadece birinde byLock olduğu tespit edilmiş, bu kişi Adana İl Emniyet Müdürlüğü'nde şube müdürü. 

 

Veli Acu: 

 

Tecritteyim, yanımda kimse yok. 11 kardeşli bir ailede büyüdüm. Bugüne kadar tek başıma yemek yemedim. Yalnız kalma fobim var, evde bile yalnız kalmaya tahammülüm yok. Sol gözüm protez, iki günde bir bakımı yapılması lazım ancka 20 günde bir bakım yapabiliyorum. Bana psikolojik olarak biri lazım. 36 gündür tecrit altındayım. Adadaki toplantıya BM Dünya Gıda Programı Gaziantep Ofisi'nde programı yürüten kişi olarak katıldım. Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun mültecilere ilişkin yaptığı anlaşmalar çerçevesinde mültecilere 120 TL nakit verilmesi projesini yürütüyorum. Bir BM çalışanını tutuklayamazlar, bu nedenle BM nota verdi. Ben işimi yapıyorum, bir toplantıya davet edildim, gittim şimdi ajan muamelesi görüyorum. Aynı zamanda İnsan Hakları Gündemi Derneği Yönetim Kurulu üyesiyim, bir denetlenen bir derneğiz, KHK ile çok sayıda dernek hakkında işlem yaptılar, bizim dernek hakkında soruşturma bile açılmadı. BM'de çalıştığım sırada Kalkınma Bakanlığı'nda çalışan biri beni aramış ve BM'ye iş başvurusu için bilgi almış. Bu kişi işten atılmış ve telefonunda byLock varmış. Bu nedenle tutukluyum. Ben, beni arayanda byLock olup olmadığını nereden bilirim. Kanun ve yönetmelik dışı bir muamele görüyorum, en ağır işkence bu. Şöyle bir pazarlığı dahi kabul ederim: Bana her gün birkaç tokat atsalar zorlanmam ama bu tecrit benim akıl sağlığımı zorluyor, bir değil iki yıl kalırım, yeter ki yanıma birini versinler. Hitler'in gaz odalarına götürülen mahkumlar gibi hissediyorum kendimi. Tek başıma bir odaya sokulmak, gaz odasına sokulmak gibi.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız