Cumhuriyet Halk Partisi Sözcüsü Zeynel Emre, Silivri Dayanışma Merkezi’nden yaptığı basın toplantısında hem Türkiye gündemindeki okul saldırılarına hem de son dönemde muhalefete yönelik yürütülen hukuki süreçlere ilişkin sert değerlendirmelerde bulundu. Emre, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okullarda yaşanan silahlı saldırıların basit bir güvenlik açığı olarak görülemeyeceğini belirterek, yaşanan tabloyu doğrudan iktidarın yönetim zafiyetiyle ilişkilendirdi.
Açıklamasında, Türkiye’nin çocuklar, gençler ve emekçiler açısından son derece ağır bir dönemden geçtiğini vurgulayan Emre, yaşanan acı olayların görmezden gelinemeyeceğini söyledi. CHP’nin yaşanan gelişmeler karşısında sessiz kalmasının beklenemeyeceğini ifade eden Emre, okul saldırılarının doğal afet ya da kaçınılmaz bir olay gibi sunulmasına da karşı çıktı.
Okullardaki saldırılar üzerinden güvenlik zafiyeti eleştirisi
Zeynel Emre, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta meydana gelen okul saldırılarında toplam 9 kişinin hayatını kaybettiğini, 13 kişinin de yaralandığını belirterek, yaşamını yitirenler için başsağlığı mesajı verdi. Yaralıların bir an önce sağlıklarına kavuşmasını dileyen Emre, bu olayların yalnızca münferit saldırılar olarak değerlendirilmemesi gerektiğini savundu.
CHP Sözcüsü, ülkede artan şiddet olaylarına ilişkin daha önce defalarca uyarılarda bulunduklarını, çocukların ve gençlerin suça sürüklenmesi, toplumsal gerilim ve güvenlik sorunları konusunda çeşitli verilerle dikkat çektiklerini söyledi. Buna rağmen gerekli önlemlerin alınmadığını öne süren Emre, iktidarın yaşanan her olaydan sonra sorumluluktan kaçan bir tutum sergilediğini dile getirdi.
“Okul güvenliği için verdiğimiz önergeler reddedildi”
Emre’nin açıklamasında en dikkat çekici başlıklardan biri de CHP’nin Meclis’te okul güvenliği ve temizlik konusunda verdiği önergeler oldu. Emre, yalnızca bu yasama döneminde okullarda güvenlik ve temizlik alanına ilişkin 63 soru önergesi, 10 kanun teklifi ve 26 araştırma önergesi verdiklerini söyledi. Ancak bu girişimlerin tamamının AKP ve MHP oylarıyla reddedildiğini ifade etti.
Okullarda güvenlik personeli, temizlik görevlisi ve okul sağlığı hemşiresi görevlendirilmesine yönelik taleplerin kabul edilmediğini belirten Emre, bu tabloyu iktidarın çocuklara verdiği değerin göstergesi olarak yorumladı. Bütçe tartışmalarında bu alanlara kaynak ayrılmadığını savunan Emre, buna karşın başka kalemlerde çok daha yüksek harcamaların yapılmasını da eleştirdi.
“Şiddet sarmalının kaynağı kötü yönetim”
Türkiye’de artan şiddet olaylarının tesadüf olmadığını söyleyen Emre, bunun ekonomik ve sosyal çöküşle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Umutsuzluğun arttığını, gençlerin geleceğe ilişkin beklentilerinin zayıfladığını belirten CHP Sözcüsü, bu atmosferin şiddeti beslediğini savundu.
Emre, ülkede yaşanan silahlı şiddet olaylarına ilişkin verileri de hatırlatarak, sorunun yalnızca güvenlik değil aynı zamanda siyasi ve toplumsal bir yönetim problemi olduğunu ifade etti. Ona göre yaşanan olaylar bir sonuçtu; asıl neden ise ülkeyi yönetemeyen siyasi anlayıştı. Bu nedenle çözümün de yalnızca geçici açıklamalarda değil, daha büyük bir siyasal değişimde aranması gerektiğini savundu.
Mansur Yavaş ve Ümit Erkol için “siyasi ayak oyunu” değerlendirmesi
Zeynel Emre, basın toplantısında yalnızca okul saldırılarına değil, muhalefete yönelik hukuki süreçlere de değindi. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş hakkında verilen soruşturma iznini eleştiren Emre, bu süreçte somut ve güçlü bir dayanak bulunmadığını savundu. Yavaş’a yönelik girişimlerin siyasi amaç taşıdığını öne süren Emre, bunun Ankara’da halk iradesine karşı bir hamle olarak görüldüğünü söyledi.
Aynı şekilde CHP Ankara İl Başkanı Ümit Erkol’un tutuklanmasına da tepki gösteren Emre, söz konusu sürecin hukuki değil siyasi olduğunu ifade etti. CHP’li isimlerin hedef alındığını belirten Emre, buna karşılık geçmiş dönemlere ilişkin ciddi iddiaların ise görmezden gelindiğini savundu.
Siyasi etik yasası ve mal varlığı çağrısı
Açıklamasında siyasette şeffaflık konusuna da değinen Emre, siyasi etik yasasının çıkarılması gerektiğini söyledi. Siyasete girip zenginleşen isimlerin millet tarafından bilinmesi gerektiğini savunan Emre, bakanların ve milletvekillerinin mal varlıklarını açıklaması çağrısında bulundu.
Bu önerinin yeni olmadığını dile getiren Emre, daha önce de benzer taleplerin gündeme geldiğini ancak iktidarın buna yanaşmadığını belirtti. Ona göre Türkiye’de yaşanan güven bunalımının aşılması için siyasette hesap verebilirliğin güçlendirilmesi gerekiyordu.
Silivri dosyaları üzerinden “kumpas” eleştirisi
Emre, Silivri’de görülen davalara ilişkin de çok sert ifadeler kullandı. Yargılamalarda dosyaların “tel tel döküldüğünü” söyleyen CHP Sözcüsü, bazı sanıklar hakkında öne sürülen iddiaların kamuoyunda farklı biçimde sunulduğunu ifade etti. Mustafa Akın, Çağlar Türkmen, Ali Rıza Akyüz ve Ali Kurt gibi isimler üzerinden örnekler veren Emre, yöneltilen suçlamaların somut temellerden yoksun olduğunu savundu.
KİPTAŞ üzerinden dile getirilen iddialara da değinen Emre, bazı suçlamaların rakamlarla çeliştiğini söyledi. CHP belediyeciliğinin kamucu ve halkçı bir anlayış taşıdığını ifade eden Emre, buna karşın iktidarın Cumhuriyet Halk Partisi’ni yıpratmaya dönük sistematik bir siyaset izlediğini öne sürdü.
“Kurtuluşun yolu sandık”
Açıklamasının sonunda mesajını daha da netleştiren Zeynel Emre, Türkiye’nin içinde bulunduğu tablodan çıkış yolunun sandık olduğunu söyledi. CHP’ye yönelik baskıların siyasi olduğunu savunan Emre, buna rağmen mücadeleden geri adım atmayacaklarını belirtti.
Emre, ne kadar baskı kurulursa kurulsun halkın önüne sandığın geleceğini ifade ederek, Cumhuriyet Halk Partisi’nin direncini sürdüreceğini vurguladı. CHP Sözcüsü’nün Silivri Dayanışma Merkezi’nden verdiği bu mesaj, hem okul saldırıları üzerinden iktidara yöneltilen sert eleştirileri hem de muhalefete yönelik süreçlere ilişkin siyasi itirazları aynı çerçevede bir araya getiren kapsamlı bir çıkış olarak öne çıktı.