CHP LİDERİ ÖZGÜR ÖZEL:DEĞİŞEN VE DEĞİŞMEYEN VARSA, DEĞİŞEN KAZANIR

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, iktidarla mevcut koşullarda yeni anayasa konusunda müzakere etmeyeceğini bildirdi. Önce mevcut anayasanın ve yargı kararlarının uygulanması gerektiğini belirten Özel, “Cumhur İttifakı diyor ki biz Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcı olduğu kısmındaki maddeyi kabul etmiyoruz. Sen onu etmezsen öbürü Meclisle ilgili maddeyi etmeyecek, benim milletvekili kabul etmeyecek, ben Cumhurbaşkanlığını kabul etmeyeceğim, Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı olmayacak, öbürü mahkemelerin bağlayıcılığını kabul etmeyecek, olmayacak, bütün düzen bozulacak, kabileye döneceğiz, birbirimizi gırtlaklayacağız. Olmaz” dedi.

SİYASET 20.06.2024, 12:22
CHP LİDERİ ÖZGÜR ÖZEL:DEĞİŞEN VE DEĞİŞMEYEN VARSA, DEĞİŞEN KAZANIR

Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özgür Özel, Ekol TV’de Armağan Çağlayan’ın, Hepsi Bu Hafta Sonu Oldu programına konuk oldu. Özel, “Siyasete atıldığında CHP Genel Başkanlığı hedefinin bulunup bulunmadığı” sorusuna, “Açıkçası yoktu. Yani bu siyaset şöyle bir şeydir. Askeri okula kayıt olan her öğrencinin bir gün Genelkurmay Başkanı olma ihtimali vardır aklında. Ama benim bunun için böyle yanıp tutuşan, buna göre strateji belirleyen bir siyasi tutumum olmadı. Benim genelde ne iş yaparsam o işi iyi yapmaya motive yapım vardır. Hep de öyle oldu. Yaptığım işi yüksek konsantrasyonla yaparım. Hatta onun dışındaki hayatımın diğer kısımları çok aksar. Biraz fazla iş odaklıyımdır. Bir konuya kafayı taktım mı onu çok iyi yapana kadar başka hiçbir şeyi gözüm görmez. O yüzden sizinle ilk yayın, eczacı odası yönetimine girdiğimden başlıyordu. Türk Eczacıları Birliği Genel Saymanlığı, Genel Sekreterliği, sonra Manisa Milletvekilliği ve Osmaniye fahri milletvekilliği, sonra ön seçimde Türkiye rekoru kırarak, bir daha milletvekili olma ve bu sefer Grup Başkanvekilliği, o gün bugündür o görev devam etti, Genel Başkan olana kadar. Hep yaptığı işi iyi yapmaya titizlenirim. Tabi partide belli bir noktaya geldikten sonra siz işinizi iyi yaparsanız, partinin iktidar olması lazım. Bu sefer ona kilitleniyorsunuz. Ama böyle hayatımın hiçbir evresinde Genel Başkanlığa aday olmaya karar verdiğim süreç de özel bir süreç zaten. Bir travmadan sonra yaşanan bir süreç. Genel Başkanlık hedefiyle yanıp tutuşmuyordum ama siz de birkaç yayında sordunuz. 2013-2014’ten beri hep böyle ara ara sorulur. Genel Başkan olacak mısınız? Düşünüyor musunuz? Bir ihtimal olarak kenarda duruyordu. Keşke parti iktidar olsaydı da Genel Başkan olmaya gerek kalmasaydı. Yani önemli olan Cumhuriyetin yüzüncü yılında partimizi iktidar yapmak. İnsanları rahatlatmak, gençleri rahatlatmaktı” yanıtını verdi.

“İNANILMAZ BİR DUYGUSAL TRAVMA VARDI”

Özel, Genel Başkan adaylığına karar verdiği süreçte, Türkiye’nin kutuplaşmış halinin kendisini korkutup korkutmadığı sorusuna, “O bir gerçeklik olarak, hani böyle balıklar sudan ıslanmaz ya. CHP’nin Grup Başkanvekili kutuplaşmadan korksa evden dışarı çıkamaz. Her gün tehdit. Her gün gerginlikler. Biz o kutuplaşmış iklimin içinde siyaset yapmaya alışmıştık. Onunla ilgili konuşmak isterim. Değerlendirmeler yapmak isterim. Doğru mu, değil mi ayrı bir şey. Ama olmadı. Ama şöyle bir şey oldu. Manisa’daydım. Genel Başkan adaylığı tek kişilik bir karar çünkü Türkiye’de dünyadaki kadar kolay değil. Türkiye Cumhuriyeti’nde, siyasi partiler tarihinde, Meclis’te grubu bulunanlar içinde Genel Başkanı seçimle değiştiren ilk partiyiz ve ilk örnek biziz. O yüzden teoride olup, pratiği olmayan, o imkansızlığa herkesin birtakım gerekçeler bulduğu, çeşitli gerekçelerle olmaz. CHP’de Genel Başkan seçimle değişmez diye bir kabul var. O yüzden kalkıştığınız iş kolay değil. Sizin sorunuz ilk başta öyle geliyor sandım. Ben kendime sorup cevaplamış sayayım. O güne kadar partinin tümü beni çok seviyor. Arkamda. İlk kez partide taraf olacaksınız. Bir öbür taraf oluşacak. Bu kaçınılmaz bir şey. CHP’lilerin hepsinin çok sevdiği birinden, birilerinin destekleyip birilerinin karşı olduğu birine dönüşmek. O zor. O kararı zor verdim. 14 ve 28 Mayıs seçimlerine adaydan veya adaylarımızdan, onlar kadar, birçoğundan daha fazla ben çalıştım. Çok istedim. Cumhurbaşkanı adayımız kadar motiveydim meseleye. Süreçte bir sürü yanlış yapıldı. O yanlışları yönetim kademelerimizde dile getirdik. Eleştirdik filan ama son noktada var gücümüzle o seçimi almak için çalıştık. Sonra inanılmaz bir şey oldu sahada. Zaten çok üzgündüm ben de. Kızım ağlıyorken öyle eşim, Meclis’teki danışman arkadaşlarım hayata küsmüşken en yakın arkadaşımla oturuyoruz, üç saat oturup üç cümle kurmuyorken zaten kendin de o travmanın bir parçasısın. Sokakta gençlerin gözünün feri söndü. 14 Mayıs’a kadar inanmışlardı kazanacağımıza, gözleri ışıl ışıldı. Yine görüyor. A Özgür Özel diyor filan. Merhaba diyor, gidiyor. Gelip böyle ‘Ne oluyor, kazanıyor muyuz, yapacak mıyız’ filan yapmıyor. CHP’nin iktidarını görmeden gidersem gözüm arkada gider diyen bir kitle var. 70 yaş üzeri, Ecevit’in birinci partililiğini görmüş, belki oy atmış. O günden beri 50 yıldır ıstırap çeken insanlar. Onların bir sayılarının, dolaşanlarının sayısı çok azaldı. Öğretmenevine 50 kişi çıkıyorsa, 10 kişi çıkmaya başladı. Sonra böyle omuzlarının düştüğünü gördüm. Böyle delikanlı gibiydiler, 70 yaşında. Birden 70-80 yaşında oldular. Tabi algıda seçicilik. Böyle bir istatistiğimiz yok. Olmasın da zaten ama Salihli’den, Kırkağaç’tan, Turgutlu’dan, Hopa’dan, Gaziantep’ten, Ankara’dan, benim çok sevdiğim, benimle resimleri olan, yaşlı yaşlı partililerimizin öldüğü haberlerinde algıda seçicilik… Diyorsun ki gözü açık gitti işte. Sanki kalça kırığı olur da yaşlı hayata küser ve pat diye ölür ya iki ay sonra. Öyle bir şey olmuş gibi gelmeye başladı. Bir sürü haber geliyor. Şu amca öldü. Bu teyze öldü filan. Yani inanılmaz bir duygusal travma vardı” ifadesini kullandı. Özel, şunları kaydetti:

“DEĞİŞİM OLMAZSA KAZANILMAZ”

“Bu işin böyle gidemeyeceğini düşündüm. Bir karar vermek, bir adım atmak gerektiğini düşündüm. Bu duygumla ortaklaşan ve bunu en erken kamuya açık dile getiren Ekrem İmamoğlu’ydu. Oturduk, zaten çok samimiydik bütün seçim süreçlerinde. 2019 tekrar seçimini birlikte yaptık. O günden beri çok samimiyiz. Dedim ki böyle gidersek, yani bırakın Manisa’yı kazanalım, hayalim var benim. İzmir’i kaybedeceğiz. O da dedi ki zaten ben bir değişim olmazsa aday olmam. İstanbul da kazanılmaz, hiçbir yer kazanılmaz. Bir daha Türkiye’de siyaset yapılmaz. O yüzden partide değişim olması gerektiğini konuşmaya başladık. Burada ben sorumluluk da alırım, fedakarlık da yaparım noktasındaydım. Bir şekilde insanlara şunu söylememiz lazım. Biz ders aldık. Değiştik. Gençleştik. Lütfen umudunuzu kesmeyin. Çünkü dünyadaki bütün otoriter popülist liderler ve diktatörler, halkın, muhalefetin sandıktan umudunu kesmesinden beslenirler. Tam o yaşanıyordu. Kimse sandığa gitmeyecek, insanlar çok üzgün ve fatura kesecek bir yer arıyor. O fatura kesecek dedik ya. 31 Mart akşamı seçim sonucu bir tek bize sürpriz değildi. Bütün Türkiye şaşırdı ya, anketlerle gördük. Bir de şunu ben biliyorum. Bir seçim geçmiş. Seçmen orada bir karar vermiş. Aslında bir iktidarı değiştirmek istemiş, yerine alternatifini bulamamış. Bir kısmı bulmuş ama yüzde 51’i seni oraya koymamış. Kimi kerhen oraya vermiş, kimi de sana oy vermiş ama senin performansından veya seçimin kaybından memnun değil. Kimse memnun değil seçim sonucundan. Herkes fatura kesecek bir yer arıyor.”

“DEĞİŞEN VE DEĞİŞMEYEN VARSA, DEĞİŞEN KAZANIR”

“Benim hani böyle iki kere ikinin dört ettiğini bildiğim gibi bir şey var. Seçmen, hatta insanlar travmatik durumdaysa orada değişen ve değişmeyen varsa, değişen kazanır. Eski ile yeni varsa, yeni kazanır. Devlet ile millet karşı karşıya gelirse millet kazanır. Biz bu seçimde sahadaki duyguyu doğru okuyan tek partiydik. Değişimciler olarak da bu duyguyu doğru okuyan kadro bizdik. Sadece değişim demedik. Bir tutum belgesi açıkladık. Tüm meselelerle ilgili. Parti Meclisinin yaş ortalaması 43, MYK’nin 46. Bunlar 60’lardan geliyor. Yarısı kadın ve yarısı erkek. Mesela geçen gün önceki Arnavutluk Cumhurbaşkanı ile heyetimde, İlhan Uzgel’in yanında eşlik eden Parti Meclisi üyemizin yaşı 23. Uluslararası ilişkiler okuyor. Yetişsin diye heyetlere onları da dahil ediyoruz. Biz genç bir kadro, çokça kadın, ders almış, özeleştiri yapan, seçmene hesap sormayan, onu sorumlu tutmayan, sorumluluğu üstlenen bir dil tutturmayı başardık. Bizim dışımızda iktidar ve muhalefet, değişen hiç yoktu. Seçmen 31 Mart günü geldi, değişeni ödüllendirdi. 50 yıllık başarı kazandırdı bize. Değişmeyen herkesi, AKP, MHP dahil, en çok da İYİ Parti, çünkü kayıptan onlar da sorumlu tutuluyordu. Özeleştiri yapmayan ve değişmeyen herkesi cezalandırdı. Seçim sonucunun oraya doğru gittiğini biliyorduk ama işin özü şu, siyaset nedir diye sorduğunuzda, hep söylüyorum. Bir sürü tanımı var. Hepsi eğlenceli ama bence en gerçekçisi şu, sokağın sesini duyma sanatıdır. Sokakta ya da evde, tarlada konuşulan şeyden, mesaj almıyorsan, o duyguyu hissedip ona göre tutum ve tavır belirleyemiyorsan, sen siyaset yapmıyorsun. Sen standart siyasetçilik oynuyorsun, o zaman kaybedersin, kazanamazsın, ders almazsın. Biz bir kişi, iki kişi değil. Koca bir ekip. Partinin içinde birbiriyle aynı duyguyu yakalamış koca bir ekiptik. Herkes risk aldı. Değişim ekibi dediğinizde ki aslında olmayacak bir şeyi oldurdular. Herkes risk aldı.”

“DÜŞENE KADAR DOLACAK”

“Karar aldığım anı da anlatayım. Manisa’daydım. Bir okuma lambası açık ama en kısığında. Üç saat boyunca tek başıma düşündüm. Bu böyle şey gibi bir iş. Köprüden atlamak gibi. Son kararda tek başınasın. Bir sürü kişiyle konuşuyorsun. En son atlayacağım veya tramplenden havuza atlarken, o tırsıp geri dönmek ya da atlamak kararı var ya. O işte bende üç saat sürdü. Hatta eşim Didem salona girdi, mutfağa doğru geçerken beni gördü ürktü. ‘Sen ne yapıyorsun böyle, karanlıkta oturuyorsun.’ Düşünüyorum dedim. Dedi ki ‘Yine başımıza bir gelecek var.’ Sonra kararı verdim. Bir röportaj isteniyordu, İsmail Saymaz’a o röportajı ertesi gün verdim. Bilmesi gereken arkadaşlarıma bilgi verdim. Böyle böyle bir karar verdim. Sağlıklı bir karar verme sürecinde duyguları ile zarar vereceklerin biraz geç öğrenmesi gerekir. Siyaset arkadaşlarıma filan, 5-6-7 kişiye bir şeyler yazdım. Söyledim. Böyle böyle bir adım atıyoruz diye. Birkaç kişi, destekleyeceğini düşünüp desteklemeyenlerden birisi şey dedi. ‘Kardeşim farkında mısın? Sen boş havuza balıklama atlıyorsun.’ Dedim ki zaten o yüzden kimse atlamıyor. Ben hesap ettim. Düşene kadar dolacak. Öyle oldu zaten. İlk çıktığımızda biliyorsunuz, bambaşka bir şey vardı…”

“NORMALİ GÖRÜŞMEK”

Özel, normalleşme konusunda, “Bizim normalleşme dediğimiz şey şu, normali bu diyoruz yani. Normali görüşmek. AKP’ye müzahir kalemler yumuşama diye yazıyorlar. Çünkü Türkiye’yi anormal hale getirdiklerini kabul etmemek için. Biz siyasetçilerin görüşmesinin, konuşmasının normal olduğunu söylüyoruz” dedi. Özel, Erdoğan ile görüşmesine neden karşı çıkıldığı sorusuna “İki grup var orada. Bunlardan biri iyi niyetli endişeliler. Çünkü geçmiş pratiklerine bakıyorlar. Diyorlar ki AKP ne zaman zora düşse, bir yolunu bulup birileriyle hayatını devam ettirip, yeniden güç kazanıyor. O yüzden bu sefer de buna güç veren, yaşam öpücüğü veren biz olmayalım. Bu arkadaşlarımız, büyüklerimiz kötü niyetli değiller. Saygı ile karşılıyorum endişelerini. Çünkü geçmiş pratikleri bunu düşünmelerine müsait. Hep birlikte yaşadık bazı süreçleri. Tabi ben özgüvenli bir siyasetten bahsediyorum. Tecrübeli arkadaşlarımız, genç ve dinamik kadrolarımız 24 kişilik MYK, 60 kişilik Parti Meclisi, 130 kişilik grup, inanılmaz kaliteli tartışmalar… Bütün stratejiyi konuşarak, bir şeye karar verdik de paldır küldür yapıyoruz diye bir şey yok. Öyle kolay kolay aldatılabilecek veya olmadık bir kararı verip, MHP’nin süreci gibi koca partiye dayatacak bir liderlik anlayışı bende yok. CHP böyle bir anlayışı reddeder. Ama bu endişeler haklı. Dikkatli olmak lazım. Ama bir de her iki tarafta birden, bizim tarafta bunların sayısı çoktur diyemem ama sesleri çok çıkanlar var. Bu kutuplaşma ortamından beslenenler var. Normal bir siyasi düzlemde kendilerine yer olmadığını düşünenler var. Adam mesela Youtube’de video çekiyor, ağır hareketler ediyor. Ağır şeyler söylüyor. O da Atatürkçü ama baktığınızda aslında, bana hırsı ne? Bana hırsı şu. Geçmişte bidon kafa diye köşe yazısı yazmış arkadaş. Hadi bakalım diyor, şimdi elinde bidon, bir yerde sular kesilmiş. Sözcü Gazetesi haber yapmış. Su kuyruğu diye. ‘Bidon kafalılar, bu iktidarı seçtiniz. Hadi bakalım, şimdi gidin ve su sırasına girin.’ Ben vaktiyle bunu eleştirmiştim. Onun da hırsı bana ondan. İyi ki de onunla aramda böyle bir açı var. O oy alamayınca hata bizde nerede demek yerine, oy vermeyen seçmene bidon kafa diyen zihniyet. Zaten bu partinin 47 yıldır ilk kez birinci parti olmasının sebebi bu zihniyetten kopuş. Seçmen dediğin kişi, birer birer insan. İşsiz, aç, yoksul, ötekileştirilmiş, yalnız, endişeli. Sen ona diyorsun ki bu ülkeyi kim yönetsin? Sen ona o güveni vermediysen o da sana oy vermediyse, bidon kafa olan sensin. Siyasetçinin kendisi. Oturup kafasını duvara vurup, nerede yanlış yaptım demesi lazım. Ama seçmene kusur bulan, seçmene emir veren, seçmene kafa tutan bir yaklaşımı ben reddediyorum” dedi.

“ONLARA CİDDİ İTİRAZIM VAR”

Özel, “Arkadaş seçmene sövüyor, bilmem ne yapıyor. Hiç duymadığı şeyleri olmuş gibi anlatıp, çünkü öyle bir düzleme geldik. Sonra attığı iftira viral oluyor. Her tarafta dolaşıyor. Sonra en yakınım bile ona inanıyor. Böyle bir süreç var. Bunlar kutuplaşma olmasa yaşayamazlar. Beslenemezler. Geçinemezler. O yüzden sürekli kavga ortamı olsun. İki taraf birbiriyle sürekli çatışma halinde olsun. Biz de bu tarafa mermi satalım, bilmem ne yapalım. Savaş ekonomisinden beslenenler boşuna endişeleniyorlar. Zaten içine girdiğimiz süreç ne bütün sorunları çözer, ne bütün tartışmaları bitirir, ne biz gidip AKP ile koalisyon oluruz. Sen yine muhalif olursun. Yarın ben iktidar olurum, bana da muhalif olursun ama iki tarafta böyle gerilimden beslenenler var. Onların bilinçsiz olanlarına lafım yok. Yani hırslı, efendim bunca yıl bize bunu yapanla el mi sıkışılır filan. Onlara lafım yok. Ama tuzu kuru olup, geliri yerinde olup ve sırf bu kutuplaşma ortamından her türlü imkanı yaşayan, Türkiye’de bu yaşananlardan beslenen bir güruh var. Onlara ciddi itirazım var. Onların boşa düşmesi lazım” ifadesini kullandı.

“EKONOMİ PROGRAMI ÇALIŞMAYACAĞIZ”

Özel, Durmuş Yılmaz’ın, “CHP, Mehmet Şimşek ile ekonomi çalışacakmış. Şundan endişe ediyorum, 22 yılın faturasını birlikte paylaşmak için bu yapılıyor’ açıklamasının hatırlatılması üzerine, “Biz Mehmet Şimşek ile ekonomi programı çalışmayacağız. Cumhurbaşkanı ile oturduk. Şimşek fikri Cumhurbaşkanından çıktı. Yani onunla konuşun diye. Mesele şu, dedik ki anayasa manayasa bir sürü tartışma var. 10 bin lira maaşla geçinen emekli, temmuz başında zam yapmayacağınızı, enflasyon iyileştirmesi yapmayacağınızı söylediğiniz asgari ücretli, açıkladığınız fiyatlara isyan eden çay ve buğday üreticileri, borçlarını ödeyemeyen dünya kadar insan… 10 bin liranın asgari ücrete çıkarılmasına, asgari ücrete hiç olmazsa enflasyon farkının verilmesine, buğdayda 15 liralık, çayda 25 liralık taban fiyata ihtiyaç var. Yarın fındık, üzüm, narenciye gelecek. Bunun için para lazım. Mehmet Şimşek kemer sıkıyor. Krizin sorumlularına değil mağdurlarına yöneliyor. Bu insanlar kur korumalı mevduattan paralarına para katanlar değil. Kur korumalı mevduat için 1,2 trilyon lirası alınıp zenginlere verilen garibanlar bunlar. Bu kişilerden krizin faturasını çıkaramazsınız. Bunun için, vergi sisteminin değişmesi lazım. Sayın Erdoğan’a anlattım. Türkiye’de 100 lira vergi toplanıyor. Bunun 68 lirası dolaylı vergi. Fabrikatör ile fabrikanın bekçisi aynı vergiyi ödüyor, süte, suya, elektriğe, telefona. Yüzde 21 maaşlardan. Bütün maaş alanların maaşlarından kesilen gelir vergisi. Sadece geriye kalan yüzde 11 Türkiye’deki sanayicilerin, ihracatçıların, ticaret yapanların, gemi sahiplerinin, hepsinin toplam ödediği vergi yüzde 11. Tam tersi olması lazım. Dolaylı vergiler yüzde 10. Maaştan vergiler yüzde 10. Yüzde 80 doğrudan vergi olursa, buradaki insanlara istediğini verirsiniz, buradakiler mevcudiyetlerini korurlar. Hatta bunun içine adil, demokratik, hukuka bağlı, kuvvetler ayrılığına dayalı, AB hedefi gözeten bir yönetim koyun. Dünya kadar da para gelir. Dünya kadar ihracatı artar, yatırımı artar, ortak bulurlar. O vergiyi aldıklarınız daha çok para kazanırlar. Ama siz bu insanları ezerseniz olmaz. Size tek önerim şu, geçen toplantıda konuştuğumuz birtakım davalar, Gezi ile ilgili mevzular. Benim dedim, tek önerim. Türkiye’deki gelir adaletsizliğine müdahale etmek için, adil bir vergi sistemi. Biz iktidara gelince bunu yapacağız. Ama seçime kadar benim Türkiye’yi erken seçime götürecek gücüm yok. 130 milletvekiliyle olmuyor. 360 lazım. İktidar olduğumda, partimiz iktidar olduğunda bunu yapacağız. Ama bu insanlara acıyorsak, vergi reformu yapmamız lazım. Bunu Meclis’te yapmamız lazım dedim. Dedi ki Mehmet Şimşek gelsin, görüşün. Biz Şimşek ile onun neoliberal politikalarını, eskiden irrasyoneldi, şimdi çok rasyoneli… Sen zengine rasyonelsin şu anda. Yoksullar için alabildiğine irrasyonelsin daha. Benim mevzum bu. Ama bizim onunla yaptığı kemer sıkma, örtülü IMF politikalarına destek verme gibi bir şeyimiz söz konusu olmaz. Tam tersine, krizin çözümü garibanın kemer sıkması değil vergi vermesi gerekenlerden vergi almak. Kayıt dışı ekonomiyi kayıt içine katmak ve doğru işler yapmaktır. Ben bunu tartışıyorum.”

“YA ÇÖZSÜNLER YA DA BIRAKSINLAR BİZ ÇÖZERİZ”

“Perşembe günü İstanbul’da şehit aileleri ve gazilerle ilgili çalıştay yaptık. Türkiye’deki bütün şehit ve gazilerle ilgili kamu yararına dernek vasfı olan, devletin tanıdığı bütün koca yapının temsilcileri ile harika bir toplantı yaptık. Çıkışta sordular. Bahçeli o zaman bize ‘AKP ile CHP ittifak kurabilir.’ Ben de dedim ki suç ortağını bize ittirip nereye kaçıyorsun? Ülkeyi bu hale onlar getirdi. Biz düzelteceğiz diye oy aldılar. Ya çözsünler, ya bıraksınlar, biz çözeriz. Bizim bakış açımız bu. AKP’nin 22 yıllık tahribatını yükleneceğim, sırtlanacağım, Devlet Bey de kenara geçecek, artık bunlar iktidar, ben muhalefetim diyecek. Yok öyle yağma. Muhalefete birlikte gidecek onlar. Ben AKP’nin 22 yıllık yükünü sırtlanacak bir işin içine girmem. Öyle bir şey yok. Ama AKP bana bugünlerde 10 bin lira emekli maaşına zam yapamam, para yok diyorsa, gel parayı buradan buluruz diyorum. Sol, sosyal demokrat bakış açısıyla. Biz 31 Mart seçimlerinde iktidar ortağı olmadık. İktidara ortak olduk. Anayasal olarak. Anayasa, Türkiye’de iktidarı ikiye bölüyor. Merkezi yönetim ve mahalli idareler. Geçen sene 28’inde ikinci turda, küçük bir farkla merkezi yönetim görevi Tayyip Bey’e verildi. Mahalli idareler ise nüfus olarak yüzde 65, ekonomi olarak yüzde 80, toplanan vergi olarak yüzde 87’si CHP’ye verildi. Ben iktidara ortağım. Anayasal olarak. Ama iktidar ortağı değilim. O Devlet Bey. Bütün bugüne kadarki her şeyden sorumlu olanlar, Cumhur İttifakı. Devlet Bey, bize ittifak teklif ediyor. Biz partilerle ittifak yapmayarak 37 aldık. Onlar bir araya geldiler. Şimdi partilerle ittifak yapmayınca, şöyle bir avantaj var. Kavga edecek kimse olmuyor. Devlet Beylerin kavgasını anlıyorum. Biz milletle ittifak yaptığımız için. Devlet Bey Cumhur İttifakından ayrılacaksa Türkiye ittifakına gelebilir. Hiç sorun yok. Türkiye ittifakına gelmenin yolu basit. Renklerimiz kırmızı ve beyaz. Filenin sultanları şampiyon olunca, Türk bayrağı yükselirken duygulanan herkes Türkiye ittifakında. Bunun dışında şartımız yok. Devlet Bey de milli takım gol atınca seviniyorsa gelsin ki seviniyor, biliyorum. Ama ittifakımızda şu yok, partinin genel başkan yardımcısının eşini Sayıştay’a üye yapmak için ricada bulunmam ben. Ya da Yargıtay seçimlerini Papa seçimlerine çevirip, tıkayıp, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı bizden olsun diye pazarlık etmeyiz. Biz pazarlık edeceksek, çiftçi için ederiz. Buğday fiyatı için ederiz. Çay fiyatı için ederiz. Biz ricacı olacaksak, 28 Şubat'tan içeride yatıp, hiçbir suçu olmayan insanların gözü yaşlı eşleri için ricacı oluruz. Salıverilmeleri noktasında bir şey söyleriz. Bunu yaparsanız iyi olur deriz. Biz gidip de asla ve asla partimin mensupları idari yargıda, orada, burada bir yerlere yerleşsin ya da partililerim ihale kapsın diye müzakere etmeyiz. Bizim müzakeremiz, Türkiye’deki emekliler ve emekçiler için. O yüzden buna hazırsa Devlet Bey bizim ittifaka gelebilir. Ama o çıkar ittifakları. Onların bileceğiz iş. Bizim değil” dedi.

NEPOTİZME İZİN YOK

CHP’de yerel seçim sonrası nepotizme izin vermeyeceğini vurgulayan Özel, “Şu anki durumu söyleyeyim. Bir tane atama yok. CHP Genel Başkanı olarak bu konuda kararlı olduğumu söyledim. Yönetim anlayışımız bu konuda aynı şekilde. İlk başta Balıkesir Büyükşehir’e milletvekilimizin ağabeyi danışman olmuş. Dedim ne yapıyorsun Ahmet? Aradım dedi ki yıllardır birlikte siyaset yapıyorum, bütün kampanyayı yürüttü. Gönüllü olsun dedim. Yine gönülden destek versin dedim. Peki başkanım, anladım dedi. Bursa, Adana’da aynısı oldu. İstisna olarak söylemek doğru değil de olup da göreve devam eden Kırşehir’de oldu. Ama nasıl oldu? Duydum aradım, başkan ne yapıyorsunuz dedim. Yahu öyle değil. Atama yaptığım kişi 25 yıldır devlet memuru. Altı yıldır bu görevde. Biz seçildik. Ama görev yeri değişmiyor. Her seferinde yeniden atanıyor. Dediği gibi akrabam değil. Soyisim benzerliği. Geçen hafta Esenyurt’ta olmuş. Ben de duydum. Başkana dedik ki iki saat içinde bu işi halletmeniz gerekiyor. Bir, CHP kir gösteriyor. Beyaz bir A4 kağıda keçeli kalem düşünün. Siyah. Dokunduruyorsun, her yerden görülüyor. AKP yıllardır gömleğinizden biraz daha gri olduğu için istediğin kadar dokundur kurşun kalemi kir kaldırıyor. Onlar her belediyede yüzlerce yapıyor. Bizim 3-5 tanesi, dediğiniz gibi, haklı eleştirdiğiniz gibi her yerden görülüyor ve duyuluyor. Bir kere bu. Ama neden oluyor? Biraz baktım, birkaç yere. Yahu niye? Şunun etkisi var. Savunmak için demiyorum. O yüzden karşı oldum ve hepsini sonlandırdım. O yüzden tamamını bitirdik o işin. Yok öyle bir şey. Olursa da partide herkesin görevi var. Benim görevim Genel Başkanlık. Yanında nepotizmle mücadele. O dairenin başkanıyım ben yani” diye konuştu.

“DEMEMİŞ Kİ BAŞBAKAN DÖNMESİN”

Özel, ülke genelinde devam eden yargısal süreçler hakkındaki soruya, “28 Şubat yargının işi değildi. Zira anayasa kocama ve sürekli hastalık hali diye tarif ettiği şeyde, Cumhurbaşkanına yetki veriyor. Onu söyledik. Hakikaten talepte bulunduk. 28 Şubat’ı ayıralım, geri kalanında ben doğru da bulmam böyle söylemeyi. Gezi meselesini üç kompartımana ayırıyorum. Bir, AİHM kararlarına uysanız Kavala’yı bırakmanız lazım. Anayasa Mahkemesi kararlarına uysanız Can Atalay’ı bırakmanız lazım. Bu kanun yararına bozma meselesini görseniz, diğer arkadaşları bırakmanız lazım. Biri Almanya’dan Türkiye’ye Gezi’nin belgeselini çekmeye gelmiş. Çiğdem Mater. Youtube’dan bir bakın dedim. Gezi belgeseli. Yedi tane var. Çekenler dışarıda. Çekemeyen içeride. Çiğdem Mater'in belgeseli yok ortada. Niyetlenmiş çekememiş. Mine Özerden, güya Kavala’nın talimatıyla dünyadan fon bulmak için hesaplar açmış. Döviz hesapları. Bunu FETÖ’cüler iddia etmiş. Ama iki mahkemede ispat edemedi. Ama açıldığı iddia edilmiş filan. Tayfun Kahraman da Gezi’de müzakere heyetindeydi. Şehir Plancıları Odası Başkanı olarak. İlk görüşmede, Arınç ile. Başbakan dışarıdayken. Dememiş ki Başbakan dönmesin. Dememiş ki hükümet istifa etsin. Demiş ki ağaçlar kesilmesin, AKM yıkılmasın, AVM yapılmasın, topçu kışlası olmasın. Ben bunları Sayın Erdoğan’a gösterdim. Hatta bir dosya olarak verdim. Hatta ikinci görüşmede Erdoğan ile görüşünce Başbakanımız teminat verdi, hemen ağaçlar kesilmeyecek, mahkeme kararı beklenecek, kesim kararı çıksa referanduma gidecek, Gezi’yi boşaltmayı takdirlerinize sunuyorum deyince Gezi’de bile kızanlar oldu ona. Bu yüzden diyorum ki bu kadar netken Allah aşkına hukuka uyalım. Anayasa Mahkemesinde yıllardır başvuruları bekliyor. Onu halledelim. Can’ın kararı çıktı. Kavala’nın kararı çıktı. Halledelim. MHP, ‘Anayasa Mahkemesi kapatılmalıdır’ diye ayar veriyor Anayasa Mahkemesine. Cumhurbaşkanı, Gezi benim kişisel davam noktasına getirdi. Gezi yaşandıktan beş yıl sonra dava açıldı. Gezi yaşandıktan 10 yıl sonra halen daha olmayan bir darbe çıkarılıyor oradan. Bunların hiçbirisini kişi özelinde değil tamamen Anayasa’ya uyun, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarını uygulayın marjında ifade ediyoruz. Benim Cumhurbaşkanına verdiğim dosyada zaten siz bunları affedin olmaz. Benim bu konuda en önemli paydaşlarımdan biri Tuğrul Türkeş. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinde Türk Delegasyonunu başkanı. Benim orada altı üyem var. Türkiye’nin 18 üyesi var. Başkanı Tuğrul Türkeş. AKPM’ye gittim. Delegasyonu odasında ziyaret ettim. Çok memnun oldular. Orada bana kendisinin anlattığı. Kavala Türkiye’de tutuklu, biz burada tutukluyuz, o orada hapiste ve biz de bu odada hapisteyiz. Dışarı çıkılıyor ama her hamlelerine ‘Siz ilk önce Kavala’yı serbest bırakın’. Ama kişisel olarak Kavala’yı o insanlar tanımazlar. Kavala sembol dava. Avrupa Konseyi Strazburg’da ve o şehirde AİHM de var. Bu mahkemeyi tanımamak, bu konseyi tanımamak. Konsey diyor ki AİHM kararlarına uyun kardeşim. Bizimkiler hatta örnek diye verdim, saat sorsalar, siz önce Gezi’dekilerin işini halledin, saati sonra sorun diyor. Bu yüzden Tuğrul Türkeş de samimi gayret içinde. Kanun yararına bozma dilekçeleri hazırlandı, birtakım hukuki yardımlar yapıldı filan. Şimdi de dosya Adalet Bakanlığına çekildi. Oradan ümit ediyorum ki kanun yararına bozma yoluyla hem tutukluluk hallerinin sona ereceği, hem Türkiye’nin AİHM kararlarına direnen üçüncü dünya ülkesi görüntüsünden, muz cumhuriyeti görüntüsünden kurtulacağını ümit ediyorum” yanıtını verdi. Özel, şunları kaydetti:

“SEZER’E DANIŞTIM”

“Herkes kendi gündemini getiriyor. Müzakere teknikleri içinde gündemlerin önceden karşılıklı paylaşılması, mutabakata varılan maddelerin müzakeresi gibi yöntemler var. Ben yıllarca Türkiye’deki eczacılar için AKP de iktidardaydı yine Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürlüğü, SGK müzakere masalarına önce üyelik, sonra başkanlık ettim. Müzakerede bir sürü yöntem var. Fena müzakereci değilimdir. Burada siyaseten şöyle yapıyoruz. Karşılıklı olarak kendi gündemlerimizle buluşuyoruz. Ev sahibi kısa bir açılıştan sonra sözü karşı tarafa veriyor. Misafir taraf kendi gündemini tüketiyor. Sonra sözü ev sahibi alıyor. Kendi gündemini söylüyor. Misafir taraf ev sahibinin açtığı gündem maddeleri hakkında görüşlerini söylüyor. Ev sahibi taraf diğeri hakkında görüşlerini söylüyor. Sonra mutabakata varılabilecek noktalar, varılmayacak noktalar varsa yapılıyor ve sonlanıyor… Bazı görüşmeler baş başa yapılabiliyor. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde baş başa görüşmelerle ilgili spekülatif olaylar oldu geçmişte. Ben de bundan endişe ettim. Hem kendi adıma, partim adına, ailem adına. Bu karşı tarafın söylediği bir şey değil ama bir laf çıkarıyorlar. Önüne filancanın dosyasını koydu. O günden sonra şöyle oldu filan. Ben bunun olmaması için yöntem arıyordum. Böyle bir şüphenin kimsenin sırtına yüklenmemesi için. Ne konuştunuz içeride filan. Sayın Ahmet Necdet Sezer’i ziyaret ettim. 23 Nisan günü. Dedim ki siz çok uzun süredir seçilmiş son tarafsız Cumhurbaşkanısınız. Ne yapmak lazım? O bana şöyle dedi, birincisi görüşme düzeniyle ilgili olarak. Bir büyükelçi görevlendirirsin. Cumhurbaşkanlarının özel kalemleri ve protokol müdürleri büyükelçidir. Onlar birbirinin dilini bilir. Bütün akışı planlarlar. Biz buna uyduk. Heyet bildirirken görüşme baş başa ancak büyükelçimiz Namık Tan, not tutmak üzere hazır bulunacak derseniz, onlar da birisini hazır bulundururlar. Bu iyi bir yöntem olur dedi. Ben de Sayın Sezer’in tavsiyeleri üzerine en son Washington Büyükelçiliğinden emekli, liyakati konusunda bakanlığının mutabık olduğu Sayın Namık Tan’ı yanıma alarak, özel kalem müdürümüz Gülen Hanım bütün organizasyonu birlikte kurdular. Basın müşavirimiz. Özel kalem müdürümüz. Namık Bey ve ben içeriye girdik. Görüşme alanından fotoğraftan sonra diğer arkadaşlar çıktılar. İkişer kişi orada görüştük. Aynı heyetle birlikte buraya geldiler. Ama ben şöyle bir şey yaptım. Bunu da bilmenizi isterim. Namık Bey sonra o görüşmeyi ertesi gün hem oradaki görüşmeden sonra, hem buradaki. Deşifre etti. Yani kendi notlarını. Partinin kasasına, gelecek genel başkana teslim etmek üzere ben onu kapalı bir dosyada arşivledim. Bir tanesini de kurumsal olarak saklansın diye yine sayın genel sekretere verdim. Namık Bey okudu, ben okudum, Sayın Genel Sekreter Selin Hanıma okuttum. Hani anlattıklarım dışında anormal bir şey görmediğini, hiç olmazsa açın zarfı demeden önce Selin Hanım da okudu diyebilmek için. Şu anda partinin hem resmi arşivinde hem genel başkanlık katındaki kasanın içinde o dosya duruyor.”

HEDİYELERİN ANLAMLARI

Özel, Erdoğan ile görüşmede verilen hediyeler hakkındaki soruya, “Bir büyükelçiye de verseniz, yurtiçinde siyasi muhatabınıza da verseniz, verdiğiniz hediyenin barışçıl olması lazım. İkincisi mesajının olması. Bazen sözle söylenmeyecek bir şeyi hediye ile söylemek usuldendir, tavsiye edilir. Benim ilk verdiğim hediye Cumhuriyet Ateşiydi. İçine hikayesini koyduk. Cumhuriyet Ateşi hikayesi şu. Sadi Irmak, Haydarpaşa Garından Berlin’e okumak üzere yollanıyor. Trene binmek üzereyken telgraf memurunun ismini bağıra bağıra onu aradığını görüyor. Telgrafı alıyor. Bakıyor, teslim yeri Haydarpaşa Garı. Verilecek kişi Sadi. Milli Eğitim Bakanı. Ama içerik, Paşamızın talimatıyla bu telgrafı Türkiye’den ayrılmadan önce sana çektik diyor. İçinde şunu yazıyor. Siz, birer kıvılcım olarak yurtdışına gidiyorsunuz. Orada harlanacaksınız, Cumhuriyet ateşini taşıyarak yurda dönün. Sakın oralarda kalmayın. Türkiye’ye hizmet edin. Ben, yıllar sonra yapılmış bir görüşmede, Cumhurbaşkanına ‘Yahu giden gitsin doktorlar, biz asistanlarla idare ederiz niye diyorsunuz’ ‘Gençlere giden gider, kalan kalır demeyin’ demek yerine, Cumhurbaşkanı ile ortak yönümüz var. Atatürk’ün iki büyük eserinden birinin koltuğunda o oturuyor, Cumhurbaşkanı olarak. Birininkinde ben oturuyorum. Ben ikimizin koltuğunun ilk sahibinin nasıl bir erdem, öngörü ve nasıl nezaketle giden çocuklara dönün dediğini anlatabilecek hediye vermeyi anlamlı buldum. Bence çok yerinde oldu. İkinci hediyemiz bir gondol ama İkinci Meclis’in balkonunun şeklinde. O gondol, yine içinde yazdığı şekliyle Meclis’e, istişareyi, güçlü parlamentoyu ve oradan Meclis’i Cumhurbaşkanları izliyor. Cumhurbaşkanının Meclis’e saygısını ifade eden bir gondol. Meclis’teki balkon şeklinde yapılmış. Onu verdik. Meclis’e saygılı Cumhurbaşkanının Atatürk’ün de gidip oradan Meclis’i izlediğini, açılış konuşması yapmak için Erdoğan da geliyor. Meclis’e saygının ne kadar kıymetli olduğunu söyledik. Biz de aldığımız hediyelerden, şimdi zeytinyağı Türkiye’nin dört bir yanından zeytinyağı. Acı, orta acı, yumuşak. Türkiye’yi temsil ettiğini ve zeytin olduğu için barışı temsil ettiğini söylüyor. Ben de bu hediyeyi aldım yani. Onların da bize verdiği mesaj. Türkiye’de bundan sonra Atatürk’ün dediği gibi ‘Yurtta barış, cihanda barış’ diyorlarsa. İyi bir şey diyorlar” yanıtını verdi. Özel, görüşmelerin zamanlaması hakkındaki soruya, “Gündemler bitince bitiyor. Ucu açık planlanıyor zaten bu tip kritik görüşmeler. Geçen sefer de öyleydi. Bugünkü görüşmemizin de ucu açıktı. Ama 1,5 saat, 1 saat 35 dakika. Bir önceki de o kadar sürmüştü. Tabi yani, mesela şöyle bir şey var. 1,5 saat sürmüş bir görüşmeden sonra ikinciyi oradaki 1,5 saatken 20 dakika olsa anlam çıkar. Makul uzunlukta olması lazım. Yatsıya kadar otursanız başka bir anlam çıkar” yanıtını verdi. Özel, “Görüşmelerdeki tavırlardan bir anlam çıkıyor mu” sorusunu ise şöyle yanıtladı:

“KISA SÜREDE OLUMLU SONUÇLANACAĞINI HİSSETMİŞTİM”

“Birtakım olumlu, hangi konularda birbirimize daha yakın, hangi konularda birbirimize daha uzak olduğumuzu hissedebiliriz. Ama bu defalarca müzakere ettiğiniz birisi için kolay. Ama Sayın Erdoğan ile ikinci kez bir araya geldik. O yüzden siyasiler görüşlerini, düşüncelerini fazla jest ve mimikleri ile ifade etmek istemezler karşısındakilere. Bizim pozisyonumuzda olunca. O yüzden şunu anladım, bunu anlamadım diyebilecek durumda değiliz. Ama normalde tabi hissedersiniz. 28 Şubat meselesinde bunun kısa sürede olumlu sonuçlanacağını geçen görüşmede hissetmiştim. Sayın Erdoğan o konuda mesaj vermişti. Ben bu mesajı salıverilme olana kadar tuttum. Hatta Müyesser abla yazmış. Hani babanı savunur gibi savunacaktın Çetin Doğan’ı filan. Aradım, yahu Müyesser Abla tahrik etme beni. 10-15 günlük iş bu. Salacaklar görünüyor. Şimdi ben tutup da bana söz verdin, hadi sal desem olmaz. Her işin adabı var. Sonra salıverildiği gün Müyesser Abla da bana güzel bir mesaj yazdı,”

“GÖRÜŞMELER GEREKİRSE SÜRER”

Görüşmelerin gerekirse süreceğini vurgulayan Özel, “Gerekirse devam eder. İki yönü var. Bir, benim Türkiye siyasetine normalleşme diye nitelenen, Türkiye’nin birinci partisi ile ikinci partisini, diğer partilerin bayramda birbirlerini araması ki bana düşerdi, birinci parti olarak. Yaş olarak da bana düşerdi. Bayramlarda araması, olağan ve önemli gördüğü hususlarda randevu alıp gitmesi. Randevu talep ediliyorsa vermesi. Bunun sonucu olarak, hiç olmazsa Anıtkabir’de el sıkışma. 23 Nisan resepsiyonunda çay içme. 29 Ekim resepsiyonuna iştirak etme gibi olması gereken minimum standartlar devam edecek. Bir kez olmaması ayıp. Ben öyle bir fotoğrafın parçası olmak istemiyorum. Şöyle bir şey olmaz. Anıtkabir’desin, Atatürk’ün huzurundasın. Ülkenin Cumhurbaşkanı, Meclis’in birinci partisinin genel başkanı, muhalefet partisinin etrafındaki herkesle el sıkışıyor, sana omzunu sürtüyor geçiyor. Ben bu fotoğrafta olmak istemiyorum. O tarafında da olsam olmam, bu tarafında da olsam olmam. Olmaz yani. Bu halledilmesi gereken bir meseleydi ve bana düşerdi. Ben hallettim. Bu durumdan da utanç duyuyordum Türkiye adına. Duyarım da. Yani bütün Türkiye’de herhangi bir iki siyasetçi birbiri ile el sıkışmasa bu Türkiye için kayıptır. Bu başka bir şey. Çünkü parlamento dediğiniz yer konuşulan yer. Öbür türlü zaten meclisler kurulmazdı. Devlet bana maaş ödüyorsa konuşayım diye ödüyor. Tokalaşayım diye ödüyor. Birilerinin derdine çare bulayım diye ödüyor. Kavga edip senelerce muhalefette kalayım diye değil. Bir iktidar hedefim olsun diye ödüyor. O yüzden hem centilmenlik açısından, minimum düzeyde de olsa muaşeret kuralları gereğince bu sürecek. Ama devamında görüşme trafiği sürer mi? Sonuç almaya bağlı. Şimdi görüşüp bir sonuç alamıyorsan, görüşmezsin. Ama ilk görüşmede 28 Şubat ile ilgili sonuç alındı. Bakanların gölge kabine bakanları ile eşleşerek görüşmeleri süreci başladı, bir sonuç alındı. Ayşe Ateş’e randevu verilmesini talep etmiştim, görüşüldü. Sonuç alındı. Gezi başta hususlar var. Oralarda Anayasa Mahkemesi kararlarına uyma noktasında hatırlatmalarımız var. Sonuç alınmasını ümit ederim. Başka böyle görüşmeye dair bir şey ortaya çıkarsa mutlaka görüşürüm. Ama örneğin anayasa oturup yapar mısın? Açık söyledim. Mevcut anayasaya tam uyum olmadan yeni anayasa olmaz. Neden olmaz? Yine hukukçu kimliğinizi hatırlayarak söyleyeyim. Anayasalar aşkın zamanlı, herkesi kavrayan, kapsayan metinlerdir. Toplumun üzerine dikilen elbisedir. Anayasa elbisesi Erdoğan’a dikilmez, her doğana dikilir, her doğanın üstüne uyacak şekilde. Biz 6-7 sene önce bir elbise dikmişiz, şimdi diktiğimize uymuyor. Yenisini istiyor. Eskisini giydin mi? Giymedim. Önce eskisini giy, görelim. Bir de bu elbiseyi kişiye özel değil de herkes için yapalım” dedi.

“USUL BİLE KONUŞMAYIZ”

Özel, ortada bir anayasa taslağının olmadığını kaydederek, “Usul bile konuşmayız şu anda. Hatta şu kadar. Nasıl toplanıp, nasıl masa kuracağımızın usulünü koşalım dediler. Diyelim ki her partiden ikişer kişi, kararlar müşterek filan. Usul çalışalım diye Meclis Başkanı teklifte bulundu. Ona dedim ki Sayın Erdoğan’a da bir benzerini ifade ettim. Bana 31 Mart tarihinde, benim partimin adaylarına, 17,5 milyon kişi oy verdi. Ben geldim, siz bana gel masaya dediniz. Pat oturdum, sizinle usul konuşmaya. Arkamda 17 milyon 499 bin 999 kişi ayakta kalır. Benim en yakın arkadaşlarım dahi bana ne işin var orada der. Siz onları oturtun, benim oturmam kolay dedim. Onların oturması toplumsal mutabakatla olur. Onlar diyor ki Anayasa Mahkemesi kapatılsın diyen, ben bu kararı tanıyorum diyen, bana rağmen kimse şu kararı çıkaramaz, ver papazı, al papazı diyen bir anlayışla, yani mahkemeleri emrinde gören bir anlayışla… Kuvvetler ayrılığı yerine kuvvetler birliğini söyleyen bir anlayışla, hukuka ve diğerlerine saygısı olmayan buyurgan bir dille anayasa yapamayız diyorlar. Türkiye normalleşecekse, bu insanları ikna ederseniz normalleşecek. Beni ikna etmekle olmaz. Ben bir başıma bir masaya otursam ne, oturmasam ne? 17 milyon kişi ayakta. Anayasa yapmanın zemini oluşmadan ben usul konuşamam. Yani usul konuşmak demek, esasa razı olmak demektir. Esasa başlamaya hazır olmak demektir. Bizim en prensip usulümüz, mevcut anayasaya uyulduğu konusunda toplumsal kabul olursa, toplum derse ki evet anayasaya uyuyorlar ve uygunsuz maddelerini değiştirip... Benim de anayasada rahatsız olduğum çok madde var. Tayyip Bey'in de var. Birçok kişinin var. Sizin de var. Ama anayasal devlet şunu gerektiriyor. Meri anayasaya uyma zorunluluğumuz var. Herkes bir maddesini istemezse düzen ortadan kalkar. Değiştirilip yenisi yapılana kadar o anayasaya uyacağız. Uymazsak devlet ortadan kalkar. Cumhur İttifakı diyor ki biz Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcı olduğu kısmındaki maddeyi kabul etmiyoruz. Sen onu etmezsen öbürü Meclisle ilgili maddeyi etmeyecek, ben Cumhurbaşkanlığını kabul etmeyeceğim, Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı olmayacak, öbürü mahkemelerin bağlayıcılığını kabul etmeyecek, olmayacak, bütün düzen bozulacak, kabileye döneceğiz, birbirimizi gırtlaklayacağız. Olmaz yani.”

“SEÇİM ÖNCESİ İKİ EVRE”

Özel, “Yerel seçimlerdeki Cumhuriyet Halk Partisi başarısının Türkiye siyasetinde çok şey değiştirdiğini düşünüyor musunuz? Çünkü bende bıraktığı his şu, Altılı Masadan tamamıyla bir tek Cumhuriyet Halk Partisi kaldı. Gerisi darmadağın oldu gibi” sorusuna, “Biz yerel seçim öncesi iki evre yaşadık. Kurultay evresi, değişim talebine olumlu cevap veren, gençleşen ve dinamikleşen bir yapı. Ve Kurultay sonrası yönetim anlayışımız. Orada, bunu şöyle ifade ediyorum, 1980 darbesi hem siyasi partileri, hem Türkiye'deki bütün örgütlenmenin üzerinden tanklarıyla, paletleriyle ezdi bizi. O günden bugüne, Cumhuriyet Halk Partisi siyaset kalesinin başarı kapısından içeri giremiyordu. Kapı kapalı. Çok zorluyoruz falan açılmıyor. Üç koca asma kilit. Biz, seçildik, geldik partiye. Dedim ki üç kilit var. Bunları Atatürk bir yere koymuştur. Bir arayın bakalım bulabilecek misiniz? Üç kilidi bulduk, kapıyı açtık. Birinci kilit, Cumhuriyet'in kime emanet edildiği ile açıldı. Genel başkanlara değil, asker ama genelkurmay başkanlarına, orduya da değil, gençlere. Çok fazla genç. İzmir'de, 30 belediye başkanından 12 tanesi genç aday, 9 tanesi kadın aday. 12'de 11 seçildi, 9'da 8. 31 adayımızdan 29'u seçildi. Çankaya'da 30 yaşında bir aday var. Tuzla'da 31 yaşında bir aday var. Burada Avcılar’da 32-33 yaşında. Hepsi belediye başkanı oldu. Kadınlar, gençler. Birinci kilidi gençler açtı, ayırdık. İkinci kilit, Avrupa'daki ülkelerden 40 yıl önce kadına seçme seçilme hakkı. İzmir'de Cumhuriyet tarihi boyunca 6 kadın tüm partilerden görev yapmıştı belediye başkanı. Biz bu dönem 9 gösterdik 8'ini seçtirdik. 100 yılda 6, 5 yılda 8. Ve birçok yerde kadın adaylara ki birçok yerde öğrenilmiş çaresizden nasılsa bizi yapmazlar diye gelmiş. Görün bakın gelecek seçim neler olacak. İkinci kilidi kadın adaylar açtı, kadınlara verilen değer açtı. Üçüncü kilit de bilim. İnanılmaz ölçme değerlendirme. Aslında bir program size kampanyayı anlatsam, Cumhuriyet Halk Partisi'nin başarıya ulaşma kampanyasını, başlı başına program olur. Şöyle söyleyeyim, hiçbir şeyi bir başımıza yapmadık. El yordamıyla yapmadık, tek başımıza karar almadık. Aday belirlerken 350 bin anket yaptık, adayları sahada 255 bin anketle takip ettik. Ve kampanya bütçesinin altıda birinden fazlasını ölçme değerlendirmeye ayırdık. İlk önce profil anketleri yaptık. Bu ilçe nasıl aday istiyor? Özellikle İstanbul'da, Ankara'da, İzmir'de. Buna uygun adaylar hangisi? Adayları ilk önce metrik sistemlerle eledik. Elde kalanlara doğru analizler yapıldı. İstanbul'u Ekrem Başkan'la Özgür Çelik Başkan çalıştılar. Onlara alan açtık. Getirdiler, son kararı beraber verdik. Ankara'yı Mansur Başkan'la örgütümüz çalıştılar. Onlara alan açtık. Çünkü iki tarafın da meclis çoğunluğunu kazanacak mucizeye ihtiyaçları vardı. İzmir'i bizzat ben çalıştım, getirdim arkadaşlarla çalıştık. Her şeyi ölçme değerlendirme ile yaparken bir yandan kampanyanın, örneğin reklam işini tanıdık birisine sevdiğimiz birisine önceden iş yapmış birisine değil Türkiye'deki 20 büyük ajansa çağrı yaptık. CHP kampanyası. 8'i çok uluslu ortaklarımız izin vermiyor diyerek gelmediler. 12'sine brif verdik 7 sayfa. Neredeyiz? Nereye varmak istiyoruz? Şartlar ne? Nasıl bir kampanya istiyoruz? 8'i geldi konkuru sundu. 4'ü finale kaldı. Final heyetinde ben de vardım. Bu ‘İşimiz Gücümüz’ kampanyası öyle çıktı. Barış Manço'nun şarkısı. Telifiyle falan. Bizim şarkı çalmaya başladı. Bütün Türkiye ezbere söyledi. Hala söylüyorlar. AK Parti'nin seçim şarkısını hatırlıyor musunuz? Yok. Hiç uğraşmayın milletvekilleri hatırlamıyor” yanıtını verdi.

“255 BİN TEKİL ANKET”

Özel, “AK Parti'nin seçim şarkısı, Türkiye'deki seçim şarkısını milletvekilleri dahi hatırlamıyor. Bizim kampanya basit, sade, anlaşılır, siyasi hedefleri iyi anlatılmış doğru bir kampanyaydı. Ama kampanyadaki o filmleri hatırlayın kız çocuklarıyla yürüdüğümüz veya işte yurt sorununa değinen, kreşi anlatan falan. Bütün aşamaları tasarlandı. Çekilen filmlerin bir tanesi direkt yayına gitmedi. Hepsi odak gruba gitti. 20 AK Partili, 20 CHP'li, 20 İYİ Partili, 20 MHP'li, 20 DEM’li izledi. Odak gruplardan geçmeyen filmleri çöpe attık. 1,5 milyon maliyet verdik. Tak diye çöpe attık. Ya yenisini yaptık, ya yetişmeyecekse yayınlamadık. Eski filme daha çok frekans verdik falan. Ve sonuçta insanların beğendiği, ezberlediği şarkılarıyla, benimsediği sloganıyla bambaşka bir şey çıktı. Adayları anketlerle belirledik. Ankette eşitlik varsa örgüte sorduk, ön seçim yaptık dünya kadar. Ama döndük dolaştık, adaylar sahadayken onları 255 bin tekil anketle izledik. Artvin, Edirne, Kilis, Marmaris son hafta anket sayesinde kazanılmış yerlerdir. Gidiyordu Marmaris, gidiyordu Edirne, gidiyordu Artvin. Ama anket bir şey söyledi. Hatay nazar boncuğumuz olsun ama şöyle bir şey söyleyeyim Cumhuriyet Halk Partisi'nde verilen bütün kararlar veriliş aşamasında veriyle, karar aşamasında ortak akılla, sahada ölçme değerlendirmeyle takip edilerek yapıldı. Biz şunu yaptık. Özgüvenimiz yüksek şekilde ekibe güvendik, bilime güvendik ve başaracağımıza inandık. O sayede başardık. Koca film olur o hikayenin kendisi. Ama sonuçlar çok keyifli noktaya geldi. Bizim dışımızdakiler diyorsunuz işte darmadağın oldu. Evet çünkü değişmediler. 31 Mart'tan sonra. 31 Mart'a kadar CHP dışında hiçbir parti hiçbir yerini değiştirmedi. Ama aynı kadrolar olunca ve aynı bakış açısı” ifadesini kullandı.

“KAYBETTİRMEYE ÇALIŞTILAR”

Özel, İYİ Parti’nin tek başına seçime girdiğinin hatırlatılması üzerine, “Tabii kendi kararlarıydı, hep saygı duyduk, duymaya da devam edeceğiz. Tek başına girmeyi vatandaş nasıl okudu biliyor musunuz? CHP'ye hırslandılar. CHP'nin adayı kazanabilen... Mesela İmamoğlu'na kaybettirmeye çalışıyor. Veya Balıkesir'de Ahmet Akın'a kaybettirmeye çalışıyor. İzmir'de... Cemil Tugay'a kaybettirmeye çalışıyor. Ankara'da Mansur Yavaş'a. Bu adaylıkları millet... ‘CHP'ye niye kaybettiriyorsun kardeşim? Düne kadar birlikteydiniz. Bak adamlara küfrediyorsunuz, adamlar size canın sağ olsun diyor. Yani bu adamlar değişmişler, bu adamlar gencecik adaylar çıkarmışlar. Seçimi kazanmak için kendilerini paralıyorlar. Siz bunlara kaybettirince AK Parti kazanacak’ deyip, temel motivasyonu zaten bu rejimin, bu ülkenin bu hale gelmesine itiraz olan İYİ Parti'nin iyi insanları bize destek verdiler. Bunu görmek lazım, bunu inkar etmemek lazım. Mesela Balıkesir geçen sefer Ahmet Akın bizdeyken İYİ Parti istedi diye Ahmet Akın'ı çektik İYİ Parti'ye verdik. Verdiğimiz kişi seçimi AK Parti'ye hediye edip kendisi AK Parti'ye milletvekili oldu. Bu dönem geçen dönemden sözleri olduğu halde bir tek sana borcum var denmişti Ahmet'e. Maalesef aday çıkardılar. Adayları... Öyle bir kampanya yapıyor ki öyle sert bir kampanya. Yahu yapma diyoruz, yapıyorlar. Yapmayın diyoruz, yapıyorlar. Ne laflar ne laflar. Bandırmaya gittik. AK Parti Manisa'ya geldiğinde... Tayyip Bey... Ya da MHP... Herhangi bir parti. Biz pankartlarımızı... Astığımız pankartları geri çeviriyoruz. Bizim logoların üstüne onların bayrakları asılıyor, miting günü. Ben Bandırma'da miting yaparken İYİ Parti'nin adayı, annesinin evinin balkonundan pankart salladı. ‘İYİ Partililerden oy yok, git DEM’lilerle DEM’len’ diye. Ne oldu biliyor musunuz? Milyonluk Balıkesir'de muhtar kadar oy aldı. Muhtar kadar. Balıkesir'in tamamı reddetti. Bandırma'dan onun iki katı oy alması lazım ama Balıkesir'den alamadı o oyu. Neden alamadı biliyor musun? Dün dost bildiğine bugün düşmanlık edeni, dün öptüğü yüze bugün tüküreni, dün methettiğine bugün söveni, insanımız kabul etmiyor, bu haksızlığa itiraz ediyor. O yüzden sahici siyaset kazanıyor, duygularla yapılan siyaset kazanıyor. İYİ Parti'de değişim var, Müsavat Bey ile çok iyi günlerimiz oldu geçmişte. Tabii partisindeki yüksek tansiyon, işte Balıkesir adayının halen sözcü pozisyonu var. Onların dili falan Müsavat Bey açısından kolay değil. Ama Müsavat Bey iyi insanların partisinin genel başkanı oldu ve geçmişte çok iyi günlerimiz oldu. Müsavat Bey'in toparlamasını, başarılı olmasını isterim. Saadet Partisi değişim yaşamak üzere, Temel Bey'e sağlık dilerim. Ben eski dosttan düşman olmaz diyorum. Ve hepsinin başarılı olmasını isterim. Ben muhalefetin darmadağın olduğu Türkiye'yi istemem” ifadesini kullandı. Özel, şunları kaydetti:

“TÜRKİYE İTTİFAKI GENİŞ BİR KİTLE”

“Tek başına muhalefeti CHP'nin temsil etmesi sağlıklı değil. Cumhuriyet Halk Partisi sosyal demokrat bir parti, sol bir parti. Muhafazakar demokratların, milliyetçi demokratların, Kürt demokratların kendi siyasetlerini yaptıkları ve gerekirse güç birliği yapılacak gerekirse koalisyon yapılacak Türkiye doğru ama geçen seçimdeki hataları yapmamak lazım. Altı partiyi belinden zincirle birbirine bağlayıp… Daha ilk günden hadi koşuyoruz herkes birbirine mani oluyor. Herkesin kendi siyasetini yapması lazım. İttifak olacaksa günü gelince düşürülür. Bir de madem artık spordan bahsediyoruz, futbol benzettiriliyor falan. İttifak yapmadan önce, herkesin basküle çıkması lazım. Kaç kiloyuz ya? Değil mi? Ona göre ittifak yapmak lazım. Yani birisi 45 kilo basıyorsa birisi 5 kilo basıyorsa o 5 kiloluğa 25 kilo muamelesi yapınca 45 kilolukta da kayıp yaratıyorsun. Ve orada başka tartışma oluyor. Neyse ki örgütümüzü çok odağa alan, Cumhuriyet Halk Partilileri hem kurultay sürecinde hem kendi kadrolarımızda hem yerel seçimde mutlu etmeyi başardık. Onlarla birlikte Türkiye'de Türkiye İttifakı dediğimiz çok geniş kitle, çok büyük moral buldu. Bu yüksek moralle, özgüvenli siyasetle gidiyoruz. O günden bugüne hiç kötüye giden anket yok. Hep birinci partiyiz. Yani o gece 2 puan civarında olan fark 4-4,5 puana çıktı. Çok önemli izlenimler alıyoruz. Böyle çalışacağız, gayret edeceğiz. Ümit ediyorum ki sonunda her şey böyle her gönlünde böyle ülke sevgisi ve mutlu bir Türkiye isteyen herkesin gönlüne göre olacak.”

“TEKER TEKER BİLGİLENDİRDİM”

Özel, “Akşener'in Erdoğan görüşmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?” sorusuna, “Muhakkak kurumsal değildir. Kurumsal olsa, genel başkanı ya da onun yetkilendirdiği birisi kurumu temsil eder. Ama şöyle bir şey söylemek lazım. Bu normalleşme dediğiniz şey aslında bunu mümkün kılıyor. Yani bir siyasetçi ayrılmış, geçmişte kavga da etse, iyi günü de olsa siyasi partilerin genel başkanlarıyla konuşabilir, görüşebilir. Biz defalarca gittik geldik, Meral Hanım yarın bize gelse veda ziyaretine ya da istişare ziyaretine. Anormal değil. Burada partilerin genel başkanlarının, önceki genel başkanlarının, bizim bilhassa Altan Öymen'in, Hikmet Çetin'in, Murat Karayalçın’ın inanılmaz üzerine titizlendikleri süreci ben Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun genel başkanı olduğu zaman gördüm. Atılacak bu tip adımlarda mevcut genel başkanın zamanında doğru şekilde bilgilendirilmesi öncesinde sonrasında bilgi verilmesi çok uygun olur. Ben Sayın Erdoğan'la yapacağım görüşme öncesinde bütün önceki genel başkanlarımı arayıp görüşlerini sordum. Görüşmeden sonra kendilerini teker teker arayıp bilgilendirdim. Bu görüşmeden sonra da cumartesi günü Gökçe Gökçen arkadaşımızın düğününden önce bir araya geldiğimiz önceki dönem genel başkanlarımızla Erdoğan görüşmesiyle ilgili kısa bilgilendirme yaptım. Bu işlerin tamamı yani böyle yapılırsa sorun olmaz. İYİ Parti'de de hani ilk kez bir önceki genel başkan var. Ve o genel başkanın mevcut genel başkanla ilişkileri noktasında demek ki diyalog kanallarının daha açık tutulması lazım. Onun dışında ben bir sorun görmem o görüşmede. Herkes herkesle görüşür. Demokrasi böyle bir şeydir. Türkiye'yi öyle bir hale getirdiler ki. Akşener ile Erdoğan görüşüyor. Üç tane komplo teorisi var. Üçü de birbirinden yaman. Netflix'te olsa hangisini açacağını bilemez insan. Bir de şöyle bir şey var yani... Düne kadar ittifak yaptığımız bir partinin genel başkanı... Bir şey diyecekse diyordur, demediyse olmadığına inanmak lazım. Yani onu mu konuştunuz, bunu mu konuştunuz?” yanıtını verdi.

“BEN KİN GÜTMEM”

Özel, “Seçimde birinci parti CHP olunca aradı mı Meral Hanım?” sorusuna “Meral Hanım aramadı ama ben bayramda onu aradım. Yani 31 Mart'tı ya bayramda Nisan'ın başıydı böyle yani. Çok uzak değildi, bir hafta sonra mı neydi? Ben aradım bayramda. Hatta ulaşamadım önce telefonla. Esma Hanım'dan yardımla bir başka telefonla ulaştım. Ben bayramını kutladım, o da tebrik etti seçim için. Sonra Anneler Gününde de aradım Meral Hanım'ı. Ben öyle kim gütmem. Siyasette öyle şeyler olur. İYİ Parti kolay bir parti değil. Bir de hani o seçim sonucunun yaklaştığını herkes hisseder. O gerginlikler içinde veya karşıtlık oluşturup kendi tarafını konsolide etme çabası siyasette mutat taktiklerdendir. Bunu görüp de insani bir husumete dönüştürmemek lazım bunları yani” yanıtını verdi.

“BİZDE PATIRTI GÜRÜLTÜ OLMAZ”

Özel “Türkiye'de önemli olay olduğunda Kemal Bey tweet atıyor. Ben şöyle bir fikre kapılıyorum. İki tane mi CHP var?” sorusuna, “Kemal Bey CHP'nin kurumsal kimliğine sahip çıkan... Çok önemli tweetler yazdı. Yani genel başkanı ve partinin kurumsallığı ile ilgili. Kemal Bey şu anda önceki genel başkan konfor alanına sahip ve kendisi sabah kendi ifadeleriyle bana da anlatıyor. Kalkıyor, gazeteleri okuyor, felsefeyle ilgili kitaplar okuyor, daha sakin, daha duru düşünüyor. Ve alternatif bakış açısını serbestçe ortaya koyuyor. Bizim partimizde bunlar sorun alanı olmaz. Bu zenginlik hatta Kemal Bey'in ortaya koyduğu bakış açısı bir genel başkan için bulunmaz nimettir. Böyle de bu taraftan da bakmak lazım diye. Ama bizim oturduğumuz koltuk sorumluluk koltuğu. Kemal Bey de bu koltukta uzun süre oturdu. Onun da hangi olayları nasıl değerlendirdiği, önceki genel başkanların birtakım açıklamalarından nasıl istifade ettiğini çok yakından takip etmiş olduğumuz için Cumhuriyet Halk Partisi Buralarda hiç sıkıntıya düşmez. Başka partilerde olur o. Bir anda işte önceki genel başkanın bir şeyinden patırtı gürültü bizde olmaz. Bir de Cumhuriyet Halk Partisi'nin genel başkanları İsmet Paşa'dan gelen bir gelenekle öyle her şeyi duymazlar."

“HEPSİ ERTELENMİŞ ŞEYLERDİ”

Özel, “Genel başkan olduktan sonra gözlerinize mercek taktırdınız. Ses sorununuz için ameliyat oldunuz. Bunlar önceden karar verilmiş şeyler miydi? Yoksa siz genel başkan olduktan sonra bir ekip size, işte başkanım gözlerinize mercek taktıralım, işte sesiniz çok kısılıyor, öyle mi oldu?” sorusuna, “Hayır. Şöyle, hepsi ertelenmiş şeylerdi. Mesela mercekler... Adını söylemeyeyim şimdi hastanenin de. Meclisin karşısındaki göz hastanesinde bir yıldır bekliyor. Göz doktoru Murat Emir. Geçen sene 14 Mayıs'tan sonra takmak üzere bakmıştık. Benim şöyle bir zorluğum var. Yakın 6.75 olmuştu. Uzak 3.75. Astigmat da 1’in üzerinde. Ve multifokal gözlük camları kullanıyorum. İlerledikçe de yenisi yapılacak. Mesela şimdi herhalde 75 bin lira vardır. Son 45 bin liraya falan yenilendiğinde Meclis 4 bin lirasını ödüyor. 41 bin lirası cepten çıkıyor ve ilerlemeye devam ediyor. Murat dedi ki ya bu camın küçüğü var. Kataraktın olduğu yere takıyoruz, iş bitiyor. Yapalım kardeşim dedim. Gözlük mercekler hazırlandı, geldi. Ben genel başkan adaylığına yaklaştım. O sırada şimdi gözler takılınca tabi belli bir süre şey olacak. Hadi kongreyi bekledik. Kongreden sonra şeyi, en son dedi ki Murat, birine bir gün, birine bir gün, bir hafta bir dinlenme ve üç ay damla. Şu an ikinci ayın sonundayız. Bayram geliyordu, dedim bayram olur. Ses telleriyle ilgili çok kısılıyordu ve nodül vardı. Ses telleriyle ilgili bir hafta ses orucu bir ay yormama dediler. Şimdi siyasette ancak bayram tatili ve seçim sonrası olursa olur. Bir gün ses ameliyatı oldum. Bir gün göz, hatta bilinmeyen ses ameliyatı olurken sinüslerimden de ameliyat oldum. Buralarda çok akıntı yapıp rahatsız ediyordu. Aynı kulak, burun, boğaz doktorum. Ameliyattan çıktım. Romanya'ya gittim. Bir günlük çalışma ziyaretine geldim. Yine kullandık sesi ister istemez. O yüzden biraz geç iyileşti. Geç iyileşmeye devam ediyor. Öyle. Orada sıkıntı şu. İki sıkıntı oldu. Bir göz damlaları kortizonlu. İçeride kortizon olunca dışarısı su topluyor. Biraz şişiyor. Botoks yaptırdı diye yazdılar. Yok tabii öyle bir şey. Bir de bir gün Yüksek Seçim Kurulunun önünde açıklama yaparken ters bir açıdan bir şey. Bir de tabii o açıda biraz saçlar daha koyu görünüyor. ‘Özgür Özel saçını boyadı.’ Yok sarıya boyuyor, yeşile boyuyor. Ondan sonra, neyse ki başka bir açıdan bir fotoğraf vardı. Ama bir yandan şöyle oldu, erteleyebilirdim ama dedim ki hazır, seçimi kazandık, bayram geldi. Yani seçim erken olsa üç yıl sonra, üç yıl. Zamanında olsa dört yıl sonra veya bir yıl sonra olsa bir yıl. Acayip tempo başlayacak. Bu ses beni yolda bırakacak. Gözler de çok zorluyor. Bu arada yapayım, bu yeni döneme böyle başlayalım” ifadesini kullandı.

“PARTİ İKTİDAR OLMAZSA BIRAKIRIM”

Özel, bir soru üzerine, “İpek, ben ilk evden ayrılıp Ankara'ya gittiğimde 6 yaşındaydı. İlk milletvekili olduğumda 10 yaşındaydı. Şimdi 23 yaşında. O bahsettiğiniz olay İpek'in 13-17 yaş arası, Yani babam milletvekili dememiş, Özgür Özel dememiş. Sonra sen Manisalısın, soy ismin Özel, Özgür Özel'le bir şey var mı, uzaktan yakından bulur muyuz? Diye söyleyince komite, bir toplantı için çağırmışlardı. O sırada demiş babam olur kendisi diye. Şimdi daha alıştı ama yine de çok şey değil. Mesela bizimkiler mitingde öyle protokolden falan izlemezler. Mesela annem babam da normal tribünden, şeyin arasından. İpek daha ısındı. Aday tanıtma toplantıma da sürpriz yapıp gelmişti. Yani adaylığımı ilan ettiğim toplantıya gelmişti. Bir iki öyle geldi. Partinin de üyesi... 18 yaşında olmuştu zaten. Ama böyle çok aşırı meraklı değil siyasete. Bir de böyle onlar siyasetin çok stresli anlarını kaldıramıyorlar tabii. Biz de mümkün olduğu kadar uzak tutuyoruz. Tabii eskiye göre çok daha az gidiyorum Manisa’ya. Ben Manisa'ya 15 gün gitmesem, Spil Dağı'nı 15 gün görmesem kardeşimi görmemiş gibi burnumda sızlıyor. Şimdi ayda bir falan gidebiliyoruz. Üç haftada bir, ayda bir, beş haftada bir falan. O açıdan kötü. Zaten İpek İstanbul'da, annesi Manisa'da, ben Ankara'da falan. Ama ben Ankara'da böyle bir, hani ev sahibi olmayı, oraya düzen kurmayı, Didem'in eczanesini taşımayı falan hiç düşünmedik. O beni Manisa'dan koparacak gibi hissettiriyor. Onu hiç istediğim bir şey değil. Yani ben sonuçta bu siyaseti hep böyle şeyle... İşte iki dönem yapayım, bırakayım. Sonra grup başkanvekilliği öyle. 50 yaşında, 49 yaşında bırakayım diyordum. Bir başka görev olmazsa, oldu. Devam ettik falan. Burada da söyleyeyim. Sizin programda ne söylediysek tuttuk. İlk genel seçimler olacak. O genel seçimde parti, birinci parti olmazsa ve parti iktidar olmazsa genel başkanlığı bırakıyorum. Buradan söyleyeyim sizde kayıtlı dursun” ifadesini kullandı.

Yorumlar (0)