Gazete Kritik Siyaset Ali Babacan: İktidar halktan koptu, gençler şiddet ve çetelere mahkum edildi!

Ali Babacan: İktidar halktan koptu, gençler şiddet ve çetelere mahkum edildi!

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, iktidarın halktan koptuğunu, hukukun zayıfladığını ve şiddetin artış gösterdiğini belirtti. Ekonomik sıkıntılara dikkat çekerek, geçim derdinin büyüdüğünü vurguladı; özellikle gençlerin adaletsizlik nedeniyle çetelere yöneldiğini ifade etti.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, "Sayın Erdoğan, size buradan açık ve net bir şekilde sesleniyorum: Millete kulak vermiyorsunuz. Halktan koptunuz. Yanlış kararlar aldınız. Hukuku zayıflattınız. Kuralları yok saydınız. Ekonomiyi keyfiliğe teslim ettiniz. Sonuç ortada. Şimdi çıkıp 'sabredin' diyorsunuz. Tam 7 yıldır, 'Enflasyonu tek haneye düşürmeye az kaldı' diyorsunuz. Aynı hikayeyi satmaya çalışıyorsunuz. Ancak, bu milletin bedel ödemeye tahammülü kalmadı. Ülkede ne adalet kaldı, ne de kalkınma. Siz, adaleti de bitirdiniz, kalkınmayı da. Biz vatandaşlarımızın yorgunluğunu görmezden gelmiyoruz” dedi.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Yeni Yol Grubu'nun grup toplantısında konuştu. Ülkede şiddetin bitmediğini ifade eden Babacan, "Sokakta şiddet, trafikte şiddet, pazar yerinde şiddet; yetişkinler arasında, çocuklar arasında şiddet yaşanıyor. Ülkede motorcu çeteler fink atıyor, iktidardakilerin umurunda değil. İstanbul’un göbeğinde mafyalar dükkân basıyor, ev basıyor, adam vuruyor; yine iktidardakilerin umurunda değil. Cezalandırılmayan her şiddet eylemi başka eylemleri doğuruyor, toplumu bir çığ gibi felakete sürüklüyor. Türlü türlü silahların yaygınlaştığı, kesici ve ateşli her türlü silaha kolayca ulaşılan bir ülke hâline geldik. Çocukların hem mağdur hem de fail olarak şiddet sarmalının tam ortasında kaldığı son derece tehlikeli bir dönemden geçiyoruz" dedi.

İstanbul'da 15 yaşındaki bir çocuk tarafından bıçaklanarak yaşamını yitiren Atlas Çağlayan'a ilişkin de konuşan Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu şiddet sarmalının son kurbanlarından biri, henüz 17 yaşındaki Atlas oldu. Atlas Çağlayan, çok sıradan bir günde, oturmak ve kahve içmek için gittiği kafede hayattan koparıldı. Anne Gülhan Çağlayan perişan hâlde, ‘Benim oğluma yapıldı, yarın başka Atlaslara da yapılmasın’ diyerek feryat ediyor. Atlas’ı hayattan koparan kişi ise 15 yaşında, başka bir çocuk.

"Kurallara uyan vatandaşlarımız kendini güvende hissetmiyor"

Bir yıl önce Ahmet Minguzzi’yi Kadıköy’de bir pazar yerinde kaybettik. Dört ay önce Hakan Çakır’ı Ankara’da, yine benzer bir şiddet sarmalının içinde yitirdik. Türkiye, insanların sokakta kendini güvende hissetmediği bir ülke hâline geldi. Buna karşılık, ‘Ben istediğimi yaparım, iki üç yıl yatar çıkarım’ diyenlerin kendini güvende hissettiği bir ülke oldu. Kurallara uyan vatandaşlarımız ise kendini güvende hissetmiyor.

Hakikat ortada: Ülkedeki adalet sistemi, haksızlığa maruz kalana değil, suç işleyene güven veriyor. Adalet sistemi suç işleyenin sırtını sıvazlarken, hakkını arayan vatandaşa ‘Hiç boşuna hakkını arama, buradan bir şey çıkmaz’ duygusunu aşılıyor. Adalet zayıfladıkça, hukukun caydırıcılığı azaldıkça gençlerimiz ve çocuklarımız şiddete sürükleniyor. Bugün bir tartışma, bir bakış ya da bir söz, hayatların karardığı bir olaya dönüşebiliyor.

"Unutmayalım, bu yapılar en kolay ulaşabildikleri yere yöneliyorlar: gençlerimize"

Ülkede bir suç örgütü kurmak ne yazık ki şirket kurmaktan daha kolay hâle geldi. Her köşe başında ayrı bir çete, her sokakta ayrı bir mafya düzeni var. RTÜK ise uyuyor. Türlü türlü dizilerde suç örgütleri, çeteler ve mafya düzeni sürekli konu ediliyor; hatta bu tür suçlar özendiriliyor. Unutmayalım, bu yapılar en kolay ulaşabildikleri yere yöneliyorlar, gençlerimize. İşsizliğin, umutsuzluğun, eğitimden kopuşun ve adaletsizlik duygusunun hâkim olduğu bu ortamda gençler, bu karanlık yapıların kullanışlı aparatı hâline geliyor. Devletin sahip çıkmadığı gençleri bu yapılar adeta ‘istihdam’ ediyor.

"Çeteler çaresizlikten, yoksulluktan ve adaletsizlikten beslenir"

Bakın arkadaşlar, gençlerin önemli bir kısmı ne okulda ne de işte. Eğitim sisteminin dışına itilmiş durumdalar. Okuldan kopmuş, işsiz, güçsüz bırakılmış, yarınlara dair hayalleri elinden alınmış bir gençlikten söz ediyoruz. Çeteler çaresizlikten, yoksulluktan ve adaletsizlikten beslenir. Buradan iktidardakilere sesleniyorum: Çetelerle mücadele etmek istiyorsanız önce gençleri eğitim sisteminde tutun. Gençlerin emeğini karşılıksız bırakmayın. Onlara yarınlarını kurabilecekleri bir zemin hazırlayın. Ve en önemlisi, helal kazanç imkânlarını artırın, iş imkânlarını artırın."

"Sanal kumarı ve bahisi oynatanlar iktidarın yakınlarıdır"

Sanal kumar ve bahis konusunda iktidarın hiçbir önlem almadığını ifade eden Babacan, şunları kaydetti:

"Ülkemizi saran, her haneye girip kanını emen bir kene var. Bu kenenin adı ‘sanal kumar-sanal bahis'tir. Bu illet yapıştı mı bırakmıyor. İnsanlar intihara sürükleniyor, aileler dağılıyor ama önlem alan yok. Aylardır kürsülerden haykırıyoruz. Aylar yıllar oldu, cenazeler arttı ama iktidar kılını kıpırdatmıyor. Çünkü sanal kumarı ve bahisi oynatanlar iktidarın yakınlarıdır. Sanal kumarı ve bahsi yasallaştıran, reklamına izin veren bizzat iktidarın kendisidir. Türkiye’de içkinin ve sigaranın reklamı yasakken kumarın reklamı serbesttir. Cumhurbaşkanı çıkıp sanal kumardan şikâyet ediyor, 'kökünü kurutacağız' diyor. Oysa bu sanal kumarın kökü sizdedir. Tek yetkili sizsiniz ve buna izin veren de sizsiniz.

"Nasıl tek imzayla izin verdinizse, yine tek imzayla kaldıracaksınız"

İzin vermekle kalmadılar, insanları koruyacak kayda değer bir düzenleme de yapmadılar. Yapılacak iş bellidir: Nasıl tek imzayla izin verdinizse, yine tek imzayla kaldıracaksınız. İşinize geldiğinde sosyal medyayı kapatmıyor musunuz? Aynı şekilde sanal kumarın da fişini çekeceksiniz. İnsanları aptal yerine koymayın. Sayın Erdoğan, insanlar ölüyor, bu milleti daha fazla oyalamayın."

"Ülkemizde çok ciddi bir geçim derdi var"

Yüksek enflasyona ve geçim sıkıntısına değinen Babacan, şu ifadeleri kullandı:

"Bu hafta kuryeler kontak kapattı, Türk Metal Sendikası grev kararı aldı. Emekliler, işçiler, memurlar ülkenin dört bir yanında seslerini duyurmaya çalışıyor. Dert aynı: geçim sıkıntısı ve gelir adaletsizliği. İnsanlar lüks istemiyor, ayrıcalık talep etmiyor. ‘Çalışıyoruz ama geçinemiyoruz’ diyorlar. ‘Emekli olduk ama ay sonunu getiremiyoruz’ diyorlar. Ülkemizde çok ciddi bir geçim derdi var.

"2004 yılında asgari ücrete yüzde 37,5 zam yaptık, enflasyon düştü"

Yüzde 70 ve üzeri engelli aylığı 6 bin 454 TL’den 7 bin 655 TL’ye, engelli yakını aylığı 4 bin 302 TL’den 5 bin 103 TL’ye, yaşlı aylığı 5 bin 390 TL’den 6 bin 393 TL’ye, dul ve yetim aylığı ise 8 bin 440 TL’den 9 bin 468 TL’ye çıkıyor. Ücretler sefalet ücreti, zamlar ise adeta sadaka. Ekonomi yönetimi diyor ki, ‘Asgari ücrete, emekliye, memura zam yaparsak enflasyon patlar.’ Bu yanlış teşhis, yanlış tedavidir. Enflasyon arz ve maliyet kaynaklıdır, talep kaynaklı değildir. 2004 yılında asgari ücrete yüzde 37,5 zam yaptık, enflasyon düştü. 2008 yılında yüzde 19,8 zam yaptık, yine düştü. Örnek ortadadır.

Türkiye’de çarşı pazar nasıl işler bunlar bilmiyor. ‘Ekonomiyi yönetiyorum’ diyenlerden herhangi birisine bir tane bakkal dükkanını emanet edin, inanın 6 ayda batırırlar, yönetemezler. Çünkü hayatları boyunca hiç yapmamışlar ki o işi. Kimisi bulutların üzerinde dolaşmış, kimisi teknik işlerle uğraşmış, kimisi de siyasetin günlük belagatına kapılmış ama gerçek hayatı öğrenmemiş. Bildikleri tek şey, etraflarındaki menfaat şebekelerini beslemek.

"Fakirden zengine, milletten menfaat şebekelerine doğru bir transferdir bu"

Bugün Türkiye’de toplam servetin yaklaşık yüzde 40’ı nüfusun yalnızca yüzde 1’inin elindedir. Nüfusun yarısı toplam servetin sadece yüzde 4’üne sahiptir. Türkiye’de büyük bir servet transferi yaşanmış ve hâlâ devam etmektedir. Fakirden zengine, milletten menfaat şebekelerine doğru bir transferdir bu. Biz buna itiraz ediyoruz. Çünkü bu ülke menfaat şebekeleriyle değil, emekle ve alın teriyle büyür. Geçim sıkıntısını bitirmeden, gelir adaletini sağlamadan huzur olmaz.

İktidardakiler, Sayın Erdoğan. Size buradan açık ve net bir şekilde sesleniyorum. Millete kulak vermiyorsunuz. Halktan koptunuz. Yanlış kararlar aldınız. Uyardık, dinlemediniz. Hukuku zayıflattınız. Kuralları yok saydınız. Ekonomiyi keyfîliğe teslim ettiniz. Sonuç ortada. Şimdi çıkıp 'sabredin' diyorsunuz. Tam 7 yıldır, 'Enflasyonu tek haneye düşürmeye az kaldı' diyorsunuz. Aynı hikayeyi satmaya çalışıyorsunuz. Ancak, bu milletin bedel ödemeye tahammülü kalmadı. Ülkede ne adalet kaldı ne de kalkınma. Bizim vaktiyle kurduğumuz, Adalet ve Kalkınma Partisi’ydi. Siz, adaleti de bitirdiniz, kalkınmayı da. Biz vatandaşlarımızın yorgunluğunu görmezden gelmiyoruz."

"Bu milletin artık bedel ödemeye tahammülü kalmadı"

Vatandaşın artık yorulduğunu ifade eden Babacan, "Keyfî kararlardan, hesapsız yönetimden bıktı. Artık sabrın sonuna geldik. Emekli, işçi, memur, genç, esnaf herkes aynı şeyi söylüyor: ‘Bıçak kemiğe dayandı.’ İktidardakilere açıkça sesleniyorum: Halktan koptunuz, hukuku zayıflattınız, ekonomiyi keyfîliğe teslim ettiniz. Yedi yıldır aynı masalı anlatıyorsunuz. Bu milletin artık bedel ödemeye tahammülü kalmadı. Biz bu yorgunluğu umutla yenmeye geliyoruz. Hukuku, adaleti, ekonomiyi düzelteceğiz. Kumarsız, çetesiz, mafyasız bir Türkiye mümkündür ve bunu milletimize göstereceğiz" dedi.

"Güç kaynağı silah değil, halkın meşruiyeti olmalıdır"

Suriye'de yaşanan gelişmelere ilişkin ise Babacan, "Kürtlerin vatandaşlık haklarının tanınması, kültürel hakların güvence altına alınması ve Nevruz’un millî bayram ilan edilmesi toplumsal barış adına önemli adımlardır. Ancak sahadaki gelişmeler dikkatle yönetilmelidir. Güç kaynağı silah değil, halkın meşruiyeti olmalıdır. Suriye’de demokrasiye geçiş geciktirilmemeli, gerçekçi bir seçim takvimi açıklanmalıdır. Güç kaynağı, Suriye halkının tamamı olmalıdır" diye konuştu.

İzzettin Küçük: "Ülkemizin içine sokulduğu karanlık tünelden çıkış için milletimizin talebine karşılık veren bir iradeyiz"

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan'ın ardından kürsüye çıkan Yeni Yol Partisi Genel Başkanı İzzettin Küçük, Yeni Yol'un kuruluşunun birinci yılı dolayısıyla yaptığı konuşmada, partisinin Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi, ekonomik ve toplumsal tabloya güçlü bir yanıt olarak kurulduğunu söyledi. Küçük, "Ülkemizin içine sokulduğu karanlık tünelden çıkış için milletimizin talebine karşılık veren bir iradeyiz" dedi.

Partinin ilk genel başkanlığını yürüten Celal Mümtaz Akıncı’ya teşekkür eden Küçük, Akıncı’nın görev süresi boyunca birleştirici bir rol üstlendiğini ve yüksek hukuk bilgisiyle partinin yolunu aydınlattığını ifade etti. Yeni Yol Partisi’nin kuruluş gerekçesinin, milletin derin talepleri ve ülke koşullarının dayattığı bir zorunluluk olduğunu belirten Küçük, bu sürecin DEVA, Gelecek ve Saadet Partilerinin genel başkanlarının güçlü iradesiyle mümkün olduğunu dile getirdi.

Türkiye’nin siyasi tarihinde önemli bir boşluk oluştuğunu savunan Küçük, geçmişte devleti yönetmiş, onur ve dürüstlükleriyle tanınan kadroların bugün yeniden sorumluluk üstlendiğini kaydetti. Küçük, "Her gerçek başlangıç, amacını ve ufkunu içinde taşır. Yeni Yol Partisi, yalnızca parti mensuplarını değil, milyonları ortak bir hedef etrafında toplama kararlılığındadır" diye konuştu. Konuşmasının sonunda partinin temel hedefini vurgulayan Küçük, “Tek bir gayemiz vardır: Hakk’ın rızasını kazanmak ve milletimizin yüzünü güldürmek” ifadelerini kullandı.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *