Yunanistan’da Batı Nil virüsü vakaları 110’a çıktı: 9 ölüm
Yunanistan Ulusal Kamu Sağlığı Kurumunun 12 Ağustos 2026 tarihli raporu, ülkede Batı Nil virüsü vakalarının kısa sürede arttığını ortaya koydu. Yunanistan’da Batı Nil virüsü vakaları 110’a çıktı: 9 ölüm. Son bir haftada laboratuvar tarafından doğrulanan 45 yeni yerel vaka kayıtlara geçti.
Vakaların 81’inde ensefalit, menenjit veya akut gevşek felç gibi merkezi sinir sistemini etkileyen ağır bulgular tespit edildi. Diğer 29 hastada ise ateşli hastalık gibi daha hafif belirtiler görüldü.
Hayatını kaybeden dokuz hastanın tamamının 65 yaşın üzerinde olduğu açıklandı. Ölenlerin yaş ortancası 82 olarak bildirilirken yaş aralığının 66 ile 91 arasında değiştiği belirtildi.
Yunanistan’daki güncel tablo
| Veriler | Sayı |
|---|---|
| Doğrulanmış yerel vaka | 110 |
| Nörolojik tutulum görülen vaka | 81 |
| Hafif belirti görülen vaka | 29 |
| Son bir haftadaki yeni vaka | 45 |
| Can kaybı | 9 |
| Vaka belirlenen belediye | 39 |
Vakalar hangi bölgelerde görüldü?
Yunan sağlık otoritesinin raporuna göre vakalar 39 belediye ve 14 bölgesel birimde tespit edildi. Yerel bulaşma belirlenen ana bölgeler Attika, Tesalya, Orta Makedonya ve Mora Yarımadası oldu.
Doğu Attika ile Atina’nın kuzey, güney ve merkez kesimleri en fazla dikkat çeken noktalar arasında bulunuyor. Pire, Larisa, Karditsa, Trikala, Pella, Serez, Selanik, İmathia ve Lakonya çevresinde de vakalar kaydedildi.
EODY, özellikle başkent Atina’yı da kapsayan Attika bölgesinde virüs dolaşımının yoğunlaştığını bildirdi. Spata-Artemida ve Markopoulo Mesogaias gibi Doğu Attika belediyelerinde nörolojik tutulum görülen vaka sayılarının diğer bölgelere göre daha yüksek olduğu belirtildi.
Yunanistan Sağlık Bakanlığı tarafından 14 Ağustos’ta güncellenen listede, henüz insan vakası görülmemesine rağmen epidemiyolojik ve çevresel veriler nedeniyle “yüksek riskli” kabul edilen bazı belediyeler de yer aldı. Bu sınıflandırma, özellikle kan güvenliği ve sivrisinekle mücadele önlemlerini yönlendirmek amacıyla kullanılıyor.
Batı Nil virüsü nasıl bulaşıyor?
Batı Nil virüsü çoğunlukla enfekte Culex türü sivrisineklerin ısırmasıyla insanlara geçiyor. Virüsün doğal döngüsü kuşlar ve sivrisinekler arasında devam ediyor; insanlar ve diğer memeliler bu döngüye tesadüfen dahil oluyor.
Hastalık, gündelik temas, aynı ortamda bulunma, sarılma veya solunum yoluyla kişiden kişiye bulaşmıyor. Kan nakli, organ nakli ve anneden bebeğe geçiş gibi yollar ise çok seyrek görülen istisnalar arasında bulunuyor.
Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi, insanlardaki enfeksiyonların yaklaşık yüzde 80’inin herhangi bir belirtiye yol açmadığını bildiriyor. Bu nedenle laboratuvar tarafından doğrulanan vaka sayısının, virüsle karşılaşan toplam insan sayısını göstermediği değerlendiriliyor.
Batı Nil virüsünün belirtileri neler?
Virüsle enfekte olan kişilerin büyük bölümü hastalandığını fark etmiyor. Belirti gelişen kişilerde şikâyetler genellikle sivrisinek ısırmasından birkaç gün sonra ortaya çıkıyor.
Hafif seyreden Batı Nil ateşinde şu belirtiler görülebiliyor:
Ateş
Baş ağrısı
Halsizlik ve yorgunluk
Kas ve eklem ağrısı
Bulantı veya kusma
Deride döküntü
Göz çevresinde ağrı
Vakaların yüzde 1’inden daha azında virüs merkezi sinir sistemini etkileyerek menenjit, ensefalit veya akut gevşek felce neden olabiliyor.
Yüksek ateş, şiddetli baş ağrısı, ense sertliği, bilinç bulanıklığı, kas güçsüzlüğü, titreme, nöbet veya felç bulguları gelişmesi durumunda gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerekiyor.
Kimler daha fazla risk altında?
Batı Nil virüsü her yaştan kişiye bulaşabilse de ağır hastalık riski herkeste aynı değil. ECDC verilerine göre ileri yaştaki ve bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler nörolojik hastalık açısından daha yüksek risk taşıyor.
Özellikle şu grupların daha dikkatli olması gerekiyor:
65 yaşın üzerindeki kişiler
Bağışıklık sistemi zayıflamış hastalar
Kanser tedavisi görenler
Organ nakli yapılan hastalar
Diyabet, böbrek hastalığı veya hipertansiyonu bulunanlar
Kan hastalığı bulunan kişiler
Yunanistan’daki dokuz ölümün tamamının 65 yaş üzerindeki hastalarda görülmesi, yaşla bağlantılı riskin önemini gösteriyor.
Yunanistan’a seyahat edecekler ne yapmalı?
Yunan makamları veya ECDC tarafından ülke geneli için açıklanmış bir seyahat yasağı bulunmuyor. Mevcut veriler, seyahatin iptal edilmesinden çok sivrisinek ısırıklarına karşı kişisel önlemlerin artırılması gerektiğine işaret ediyor.
Yunanistan’a gideceklerin şu önlemleri alması öneriliyor:
Açıkta kalan cilde uygun sivrisinek kovucu uygulamak
Ürünleri etiketindeki yaş ve kullanım talimatlarına göre kullanmak
Akşam ve gece saatlerinde uzun kollu, açık renkli kıyafetler tercih etmek
Pencere ve kapılarda sineklik bulunan odalarda kalmak
Gerektiğinde cibinlik kullanmak
Balkon, bahçe ve konaklama çevresindeki durgun suları boşaltmak
Saksı altlığı, kova ve benzeri kaplarda su birikmesine izin vermemek
Özellikle ileri yaştaki veya kronik hastalığı bulunan yolcuların Atina ve diğer etkilenmiş bölgelerde sivrisinekten korunma önlemlerine daha fazla dikkat etmesi önem taşıyor.
Türkiye açısından ne anlama geliyor?
Yunanistan’daki vaka artışı, Batı Nil virüsünün “sınırdan insandan insana yayıldığı” anlamına gelmiyor. Asıl risk; virüsü taşıyan kuşlar, uygun sivrisinek türleri, sıcaklık ve durgun su alanlarının oluşturduğu ekolojik koşullarla bağlantılı.
Virüs Türkiye’de de geçmiş yıllarda tespit edildiği için sivrisinek aktivitesinin yüksek olduğu dönemlerde kişisel korunma önlemleri önemini koruyor. Bununla birlikte, Yunanistan’daki 110 vakayı Türkiye’de yeni bir salgın varmış gibi sunmak için doğrulanmış resmî veri bulunmuyor.
Türkiye’de güncel durumla ilgili değerlendirmelerde Sağlık Bakanlığı ve Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan açıklamaların takip edilmesi gerekiyor.
Vakaların artmaya devam etmesi bekleniyor
Yunan sağlık otoritesi, sivrisineklerin aktif olduğu bulaşma döneminde yeni vakaların ortaya çıkmasının beklendiğini bildirdi. Kurum; epidemiyolojik gözetim, sivrisinek örneklemesi, kan güvenliği önlemleri ve yerel ilaçlama çalışmalarının sürdürüldüğünü açıkladı.
Batı Nil virüsüne karşı insanlar için yaygın kullanılan özel bir aşı veya virüsü doğrudan ortadan kaldıran özgül bir tedavi bulunmuyor. Bu nedenle erken tanı, destekleyici tedavi ve sivrisinek ısırıklarının önlenmesi hastalıkla mücadelenin temelini oluşturuyor.