CHP İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli bir basın açıklaması yaptı.
İşte Türeli'nin o açıklaması:
Türkiye’yi Bekleyen Organize Suç Tehlikesi
Türkiye'de suç örgütlerinin ve çeteleşme faaliyetlerinin ulaştığı boyut, artık yalnızca bir asayiş sorunu olmaktan çıkarak, ülkenin ekonomik ve sosyal düzenini derinden sarsan yapısal bir krize dönüşmüş durumda. Adalet Bakanlığı’nın resmi verileri, suçun toplum içinde nasıl kitleselleştiğini ve ürkütücü boyutlara ulaştığını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Paylaşılan son verilere göre, 2025 yılı sonu itibarıyla “Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme ve örgüte üye olma” suçlarından yürütülen ve kovuşturma evresine geçen dosya sayısı 7 bin 665’e ulaştı. Bu dosyalarda yargılanan sanık sayısı 61 bin 157 olarak kayıtlara geçerken, işlendiği belirtilen suç sayısı ise 77 bin 144 gibi korkutucu bir rakama dayandı. Kamuoyunda büyük infial yaratan bu tablo karşısında ilgili bakanlıkların sessiz kalması ve sorunun çözümüne yönelik somut adımların henüz atılmamış olması, tehlikenin boyutunu daha da artırıyor.
Giderek Derinleşen Yoksulluk Gençleri Suça İtiyor
Tablonun bu denli vahim bir hal almasının arkasındaki temel nedenlere bakıldığında, karşımıza derin yoksulluk ve sosyal izolasyon çıkıyor. Eğitim sisteminin dışına itilmiş, işsiz kalmış ya da merdiven altı atölyelerde asgari ücretin bile altında ağır şartlarda çalıştırılan gençler, yaşadıkları dışlanmışlığın ve haksızlığın faturasını ne yazık ki şiddete yönelerek kesiyor. Özellikle büyükşehirlerin çeperlerinde, kentsel dönüşümün uğramadığı, devletin sosyal olarak boşluk bıraktığı kenar mahallelerde yaşayan gençler, suç örgütlerinin sahte güç ve hızlı para vaatleri arasında sıkışıp kalıyor. İddianamelere yansıyan istatistiklerde 2000 ile 2008 yılları arasında doğan gençlerin suç şebekelerinde ağırlıklı olarak yer alması, geleceğimiz olan nesillerin derin yoksulluk ve güvencesizlik yüzünden nasıl bir bataklığa çekildiğinin en net kanıtı olarak değerlendiriliyor.
Sadece Polisiye Tedbirler Yeterli Değil: Sosyal Devlet Vurgusu
Giderek büyüyen bu organize suç dalgasıyla mücadelenin sadece polis operasyonları, gözaltılar ve cezaevi süreçleriyle çözülemeyeceği artık net bir şekilde görülüyor. Çeteleşme; ekonomik eşitsizliklerden ve sosyal adaletsizlikten beslenen bir sonuçtur. Güvenlik güçlerinin yakaladığı ve yargının cezalandırdığı süreç, aslında koca bir zincirin sadece en son halkasıdır. Gerçek ve kalıcı çözüm; nitelikli okullar, güvenli ve aydınlık sokaklar, güvenceli istihdam olanakları ve adil bir sosyal devlet politikasından geçiyor. Bu noktada, risk altındaki bölgelerde eğitim kalitesinin artırılması, deneyimli öğretmen atamalarının yapılması ve okulların sadece ders işlenen mekanlar olmaktan çıkarılıp gençleri sanatla, sporla buluşturan güvenli limanlar haline getirilmesi büyük bir zorunluluk taşıyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı uzmanlarının sokak sokak gezerek risk haritaları çıkarması ve gençlere proaktif destek sağlaması, suçu daha oluşmadan önlemenin en kritik adımı olarak öne çıkıyor.
Suçla Mücadelede Kapsamlı Eylem Planı Şart
Çocukların ve gençlerin çetelerin elinden kurtarılması için bütüncül bir eylem planının acilen devreye sokulması gerekiyor. Özellikle suç örgütlerinin lojistik üs olarak kullandığı gettolaşmış bölgelerde, kentsel dönüşüm sadece bina yenilemek olarak görülmemeli, bu alanlar suçtan arındırılarak gençlik merkezleri ve kütüphanelerle donatılmalıdır. Çocukların "yaşları küçük olduğu için az ceza alacakları" yalanıyla tetikçi olarak kullanılması gerçeğine karşı, çocuk ceza adalet sisteminin çok daha koruyucu bir yapıya bürünmesi şarttır. Cezaevinden çıkan veya suça sürüklenme riski taşıyan gençlere, yerel yönetimler ve iş dünyası iş birliğiyle hibe destekleri sunulmalı, istihdam garantili eğitim programları açılmalıdır. Ayrıca, infazını tamamlayan gençlerin en az 2 yıl boyunca uzmanlardan oluşan bir "Sosyal Takip Grubu" tarafından izlenerek rehabilitasyonlarının sağlanması, onları yeniden aynı karanlık sarmala düşmekten koruyacaktır. Ülke geleceğini tehdit eden bu soruna karşı vakit kaybetmeksizin, sivil toplum ve akademinin de dahil olduğu ulusal bir seferberlik başlatılmalıdır.