TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu’nda Hayvanları Koruma Kanunu’nun sahaya yansımaları ele alınırken, toplantının en dikkat çeken konuşmalarından biri CHP İstanbul Milletvekili Nimet Özdemir’den geldi. İçişleri Bakanlığı Bakan Müşaviri Veteriner Ahmet Yavuz Karaca’nın sunumunun ardından söz alan Özdemir, mevcut uygulamalara yönelik eleştirilerini açık ifadelerle dile getirdi.
Konuşmasının başında tartışmayı siyasi bir polemik olarak görmediğini vurgulayan Özdemir, burada ele alınan meselenin doğrudan yaşam hakkıyla ilgili olduğunu söyledi. Komisyonda bulunan herkesin vicdan sahibi olduğuna inandığını belirten Özdemir, bu başlığın sadece teknik ya da idari bir konu olarak değil, toplumsal sorumluluk ve etik çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
“Hayvanlar değil, ihmaller bu noktaya getirdi”
Sokak hayvanı popülasyonundaki artıştan doğrudan hayvanların sorumlu tutulamayacağını belirten Özdemir, mevcut tablonun temelinde ihmal olduğunu dile getirdi. Hayvanların kısırlaştırılmaması ve gerekli önlemlerin zamanında alınmaması nedeniyle sorunun büyüdüğünü ifade eden Özdemir, bu aşamaya gelinmesinin nedeninin görevini yapmayanlar olduğunu söyledi.
Özdemir, “Bu hayvanlar ‘kısırlaştırılmak istemiyoruz’ mu dedi?” sorusuyla dikkat çekerken, ortaya çıkan sonuçlar karşısında cezalandırılan tarafın yine hayvanlar olmasına tepki gösterdi. Bu yaklaşımın adil olmadığına işaret eden Özdemir, sorunun kaynağına inilmeden yalnızca sonuçlar üzerinden politika kurulmasının yanlış olduğunu savundu.
Toplama politikasına halk sağlığı eleştirisi
Komisyondaki konuşmasında özellikle “topla ve barınağa kapat” anlayışını eleştiren Özdemir, bu yöntemin yalnızca hayvan hakları açısından değil, halk sağlığı bakımından da risk taşıdığını ifade etti. Aşılı ve kısırlaştırılmış hayvanların bulunduğu yerlerden alınmasının “vakum etkisi” yarattığını belirten Özdemir, bunun sonucunda kırsal ve ormanlık alanlardan gelen aşısız hayvanların şehir merkezlerine indiğini söyledi.
Bu durumun başta kuduz olmak üzere zoonoz hastalık riskini artırdığını kaydeden Özdemir, sokaktaki doğal dengenin bozulduğunu savundu. Aşılı hayvanlar ortamdan çekildiğinde, yerlerine kontrolsüz ve hastalık taşıma riski daha yüksek hayvanların geldiğini ifade eden Özdemir, bu nedenle uygulamanın hem sahadaki düzeni hem de toplum sağlığını olumsuz etkilediğini dile getirdi.
Barınak verileri üzerinden dikkat çeken tablo
Nimet Özdemir, konuşmasında bakanlık verilerine de değinerek barınaklardaki tabloyu gündeme taşıdı. Verilere göre 452 bin 587 köpeğin toplandığını, 239 bin 466 köpeğin kısırlaştırıldığını ve 58 bin 802 köpeğin sahiplendirildiğini ifade eden Özdemir, bu rakamlar ışığında en az 149 bin 785 hayvanın akıbetinin belirsiz olduğunu söyledi.
Bu noktada “Bu hayvanlar nerede?” sorusunu yönelten Özdemir, ortaya çıkan tablonun koruma yükümlülüğünün yerine getirilmediğini açık biçimde gösterdiğini savundu. Hayvanların yalnızca toplanmasının değil, sonrasındaki süreçlerin de şeffaf ve denetlenebilir olması gerektiğini belirten Özdemir, belirsizliğin kamuoyunda ciddi soru işaretleri yarattığını dile getirdi.
“Hayvana şiddet artıyor, merhamet duygusu zedeleniyor”
Özdemir, konuşmasında Adalet Bakanlığı verilerine de atıfta bulunarak, kanun sonrasında hayvanlara yönelik suçlarda ciddi artış yaşandığını söyledi. Soruşturma dosyası sayısında yüzde 15, şüpheli sayısında yüzde 23 ve suç sayısında yine yüzde 23 artış yaşandığını ifade eden Özdemir, bu tabloyu şiddetin normalleşmesiyle ilişkilendirdi.
Hayvana şiddetin olağanlaştırılmasının toplumdaki merhamet duygusunu aşındıracağını belirten Özdemir, bunun yalnızca hayvanlarla ilgili bir mesele olmadığını, aynı zamanda toplumsal güvenlik meselesi olduğunu vurguladı. Ona göre merhametin zayıfladığı bir ortam, yalnızca hayvanlar açısından değil, toplumun genel huzuru açısından da risk taşıyor.
Sahiplendirme sürecine bürokrasi eleştirisi
Konuşmasında sahiplendirme sistemindeki sorunlara da değinen Özdemir, barınaklardan hayvan sahiplenmenin ciddi bürokratik engeller nedeniyle zorlaştığını söyledi. Bu sistemin insanları teşvik etmek yerine caydırdığını belirten Özdemir, dikkat çeken bir örnek vererek, milletvekili olmasına rağmen kendisinin bile barınaktan köpek sahiplenemediğini ifade etti.
Bu örnek üzerinden mevcut sistemin ne kadar kilitlendiğini anlatan Özdemir, sahiplendirme süreçlerinin daha erişilebilir ve işlevsel hale getirilmesi gerektiğini savundu.
Çözüm önerisi: Kısırlaştırma ve aşılama seferberliği
Nimet Özdemir, eleştirilerinin yanı sıra çözüm önerilerini de açık biçimde sıraladı. Buna göre ülke genelinde kapsamlı bir kısırlaştırma seferberliği başlatılması, aşılama kampanyalarının hızlandırılması ve gönüllülerin yeniden sürece dahil edilmesi gerekiyor.
Her şehirde günde 11 köpek kısırlaştırılması halinde iki yıl içinde sorunun büyük ölçüde çözülebileceğini belirten Özdemir, kalıcı çözümün öldürme ya da toplama politikalarında değil, önleyici ve sistemli uygulamalarda olduğunu dile getirdi. Özellikle bakım, takip ve iş birliği süreçlerinin güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
“Bu mesele vicdan meselesidir”
Özdemir, konuşmasının sonunda “tehlikeli ırk” olarak tanımlanan hayvanların öldürülmesine yönelik uygulamalara da tepki gösterdi. Barınakta yer olan bir hayvanın neden öldürüldüğünü sorgulayan Özdemir, bunun hem hukuka hem de vicdana aykırı olduğunu söyledi. Yetkililere çağrıda bulunarak bu uygulamalara şerh düşülmesini istedi.
Konuşmasını güçlü bir çağrıyla tamamlayan Özdemir, merhametin kaybedilmesi halinde toplumun da kaybedileceğini ifade etti. Hayvan sevgisinin ve doğa sevgisinin çocuklara yeniden öğretilmesi gerektiğini söyleyen Özdemir, konunun sadece hayvan hakları değil, aynı zamanda toplumsal değerler açısından da önemli olduğunu vurguladı.
CHP’li Özdemir ayrıca, 21 Nisan’da konuyla ilgili TBMM araştırma önergesi verdiğini açıklayarak, tartışmanın Meclis gündeminde daha geniş şekilde ele alınmasını talep etti. Bu çıkışın, önümüzdeki günlerde hem siyasi hem de toplumsal düzeyde daha geniş yankı uyandırması bekleniyor.