CHP’li politikacı Şeker, son dönemde yaşanan siyasi olayları değerlendirirken, toplumda yaşanan gerginliklere dikkat çekti. Şeker, 7 Haziran seçimlerinden sonra hükümet kurma görevini ikinci partiye vermeyen uygulamaların ve Ahmet Davutoğlu'na yapılan girişimlerin de darbe niteliğinde olduğunu ifade etti.
Provokatif Eylemler ve Güvenlik Sorunları
Şeker, şu sıralarda sokaklarda meydana gelen provokatif eylemlere vurgu yaptı. Bu bağlamda, demokratik haklarını kullanmak için sokağa çıkan vatandaşların yanı sıra, kendilerine verilen emirleri yerine getirmek zorunda kalan askerlerin de zorbalığa maruz kaldığını belirtti. Gözlemlerine göre, bazı milis grupların provokasyonlar gerçekleştirdiğini ve bu durumun endişe verici olduğunu söyledi. Alevi mahallelerine yönelik tehditkar bir şekilde saldırıya kalkan grupların ellerinde palalar ve silahlarla dolaştığını aktaran Şeker, bu tür davranışların toplumda derin yaralar açtığını dile getirdi.
MİT'in İstihbarat Zaafları
Şeker, istihbarat teşkilatının olanaksızlıklarını eleştirerek, MİT’in FETÖ ile ilgili asıl görevini yapmadığını ve darbe girişimlerinin de gerekçesi olmaması gerektiğini belirtti. Böyle bir durumun darbe karşıtı bir cadı avı yaratılmasına neden olduğunu ifade etti. Şeker’e göre, bu tür uygulamalar Türkiye’deki muhalifleri hedef alarak faşizme zemin hazırlıyor. Ülkenin çeşitli bölgelerinde farklı fikirler taşıyan bireylerin tedirgin olduğunu vurgulayan Şeker, devletin yurttaşların can ve mal güvenliğini sağlamakla yükümlü olduğunu kaydetti. Bu nedenle, linç girişimlerine karşı sokağa çıkan gençlerin serbest bırakılması gerektiğini savundu.
OHAL Uygulamaları ve İfade Özgürlüğü
Şeker, AKP iktidarının darbecileri temizleme bahanesiyle kamuda başlatılan açığa alma işlemlerini eleştirerek, farklı düşünen bireylere yönelik baskıların arttığını belirtti. Bu durum, insanların haberleşme ve ifade özgürlüğünü engellemektedir. Şeker, ötekileştirici ve kutuplaştırıcı uygulamaların toplumsal barışa zarar verdiğine dikkat çekti. Ülkenin sosyal yapısının zedelenmemesi için bu baskıcı politikaların sonlandırılması gerektiğini ifade etti. Konuşmasında, bireylerin inançları ve kökenleri ne olursa olsun bu toprakların ortak sahibi olduğunu vurguladı. Ayrıca, devletin bu gergin durumları önlemek için sorumluluk alması gerektiğini belirtti.
Devletin Cemaatlere Dağıtımı ve Güç Mücadelesi
Şeker, AKP’nin yönetiminde devletin cemaatlere pay edildiğini ve bunun zamanla güç mücadelelerine dönüşerek halkın zarar görmesine neden olduğunu öne sürdü. Devletin yapısındaki zayıflıkların, temizlik yapmayı engellediğini belirterek, 15 Temmuz darbesinin arkasındaki güçlerin ordu içinde olduğunu ve hükümet tarafından desteklendiğini ifade etti. Ordunun halkı koruma görevinden sapmasına neden olan güçlerin, iş birliği ile ortaya çıktığını belirtti. Bu noktada, darbenin sorumlularından kaçamayacaklarını söyleyerek, ordunun teslim edilmesinin kabul edilemez olduğunu dile getirdi.
Demokrasi ve Toplumsal Değerler Üzerine
Şeker, demokrasinin sadece bir araç olmadığını, gerçek bir toplum yönetimi için temel bir değer olduğunu özellikle vurguladı. 31 Mart ayaklanmasının ardından yapılan uygulamaların, demokrasi adına doğru bir adım atılmadığını gösterdiğini ifade etti. Hükümetin, vatandaşların silahlanmasını kolaylaştırma söylemlerinin demokrasiyi değil, kaosu getireceğini belirtti. Şeker, bu tarz yaklaşımların geçmişte yaşanan baskı deneyimlerine yol açabileceğini ve demokrasi mücadelesinin de bu anlayışla zedelenmeyeceğinin altını çizdi.