banner569

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Maalesef koca meclis var, komisyon var fakat hak ihlalleri incelenmiyor!

banner566

Hakların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu, Cezaevi Hak İhlallerini ve Gündemi TBMM’de düzenlediği basın toplantısında değerlendirdi.

GÜNDEM 07.05.2022, 12:03
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Maalesef koca meclis var, komisyon var fakat hak ihlalleri incelenmiyor!

İşte Gergerlioğlu'nun o açıklamalarından satır başları:

Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı hak ihlalleriyle değil başka konularla ilgilendiği için bize de hak ihlallerini gündeme getirmek düşüyor. Maalesef koca meclis var, komisyon var fakat hak ihlallerini ciddi bir şekilde inceleme görevini yerine getirmeyen bir komisyon ile karşı karşıya olduğumuz için yoğun bir şekilde hak ihlallerini gündem etmek durumunda kalıyoruz.

Saldırılara ve tacizlere karşı partimizi koruduk ve bunu sonuna kadar yapmaya da kararlıyız.

Dün partimizin önünde bir provokasyon yaşandı. Partimizin önüne siyah bir çelenk bırakıldı. Diyarbakır il binamızın önündeki gibi bir etkinlik yapılmaya çalışıldı fakat partililerimizin sıkı duruşu sayesinde bu girişim boşa çıkartıldı. Gördüğünüz gibi siyah çelengi birtakım vatandaşlar bıraktılar, slogan attılar ve ayrıldılar fakat onların yerine polis geceye kadar siyah çelengi koruma görevini üstlendi. Bu da skandal bir hadise. Bir vatandaş gelip bir yere çelenk bırakabilir fakat daha sonrasında o çelengi polis niye koruyor bunu net bir şekilde soruyorum fakat yaşanan hadise bu maalesef. Partimiz önünde provokasyonlar yaşandı. Kamu gücünü arkasında alan polis amirleri milletvekilimiz Ayşe Acar BAŞARAN’a yönelik ağır hakaretler, tehditler, işkence ve ölüm tehditlerinde bulundu. Polis amirinin, milletvekilimize, milyonların temsilcisine “Seni çivilerim haa’’ diye tehditte bulunması akıl almaz bir hadiseydi. Türkiye’de iktidarın nerelere sürüklendiğini, kamu görevlilerini ne hale getirdiklerini ve ülkenin içine düştüğü durumu göstermesi açısından son derece manidardı. Bu ülkede artık demokrasi yoktur, hukuk yoktur, insan hakları yoktur ve maalesef barış yerine çatışma tercih edilmektedir. Devletin kamu görevlileri, bir milletvekiline ağır hakaret ve ölüm tehditlerinde alenen bulunabilmektedirler. Biz, bu suçu işleyen görevliler hakkında bir an evvel işlem yapılmasını istiyoruz. İçişleri Bakanlığı’nın bu konuda bir açıklama ve soruşturma başlatması gerekiyor. Aynı zamanda partimize girmek isteyen insanlar engellendi. Düşünün, olacak bir şey değil. Vatandaşların, parti genel merkezimize girişleri engellendi. Başka yerde söylesek şaka yapıyorsun, derler ama durum böyle. Vatandaşların partimize girişleri engellendi. Siyaset yapma hakkımız engellendi. Bu durumu tespit etmek için partimize girmeye çalışan avukatlar darp edilerek gözaltına alındı. Resimde gördüğünüz avukat beyin travması geçirdi ve bunun için hastanede tetkik gördü. Bunu kabul etmemiz mümkün değil. Son derece saldırgan bir tutumla maalesef ki partimiz ve partililerimiz mağdur edilmiş durumda. Gece geç saatlere kadar partimizde bekleyerek partimizi koruduk. Saldırılara ve tacizlere karşı partimizi koruduk ve bunu sonuna kadar yapmaya da kararlıyız.

İş cinayetleri devam ediyor!

Değerli arkadaşlar, Tuzla’da büyük bir fabrikada bir patlama yaşandı geçtiğimiz gün. Bizim için çok önemli olaylardı bunlar. İşçi sağlığı ve iş güvenliği son derece önemli. Tuzla’da bir vernik fabrikasında yaşanan bir patlama sonucu 3 kişi hayatını kaybetti. 9 kişi de bu patlamada yaralandı. Türkiye, iş cinayetlerinde maalesef Avrupa birincisidir. Bu kadar eleştirimize rağmen geçtiğimiz günlerde de bu konuda bir yasa teklifi vererek 28 Nisan gününün İş Cinayetlerini Anma Günü olması gerektiğini söylememize rağmen, bu kadar gündem etmemize rağmen, maalesef ki şu anda bu cinayetler devam ediyor. Biz, bu tür olayların hepsini takip ediyoruz. Kocaeli, Çayırova fabrika yangınında Suriyeli ve diğer göçmenler olmak üzere 4 kişi hayatını kaybetmişti. Kaç yıldır bu konuyu da takip ediyoruz. Büyük hatalar ile dolu bir mesele. Bilirkişi raporları da bu yönde olmasına rağmen halen sorumlular hakkında işlem yapılmış değil. Soru önergelerimize cevap verilmiyor. Büyük bir lakaytlık, bir sorumsuzluk, bir laubalilik söz konusu devlet katında. Bunun ardından yeni kazalar olmaktadır. Yeni alınmayan önlemler söz konusudur. Bu fabrikanın ruhsatı var mı? İşçilerin durumu nedir? Biz halkımıza, bu hadiseyi de sonuna kadar takip edeceğimize dair söz veriyoruz. Biz, meseleyi sadece o gün gündeme getirip peşini bırakanlardan değiliz. Bizim Allah’ın izniyle en iyi vasfımız, bir işe başladığımız zaman sonuna kadar takipçisi oluruz, işi tamamlarız. Bu konuyu da sonuna kadar takip edeceğiz.

ENAG’ın açıkladığı rakamlar %156 enflasyonu gösteriyor. Halkın hissettiği %200’leri buldu.

Türkiye’de artık inanılmaz bir şekilde enflasyon fırladı gidiyor. TÜİK’in açıkladığı rakamlar %70’i buldu. Fakat ENAG’ın açıkladığı rakamlar %156 enflasyonu gösteriyor. Neredeyse halkın hissettiği %200’leri bulan rakamlar var bazı sektörlerde. Gıda ve ulaşım enflasyonu en ön sırada yer alıyor. Ulaşım harcamaları %105 artmış. Gıda %89 artmış. Bakın şu grafiği görüyorsunuz, ülkenin içine düştüğü hali gösteren, ülkenin içine düştüğü uçurumu gösteren bir grafik. Hemen hemen yatay seyreden enflasyon, nasıl bir patlama yaşamış! 2021’in Kasım aylarından itibaren nasıl bir patlama yaşayıp, bugünlere geldiğini gösteren bir rakam. Bu grafik, adeta bir iktidarın utanç grafiği tablosu. İşte ülkeyi içine düşürdükleri hal budur. Kimse bunu reddedemiyor. Ulaşım ve gıdadan sonra ev eşyaları %77 oranında artmış. TÜFE %69 oranında artmış. Ev satın alma fiyatları, kiralar korkunç bir şekilde artmış durumdadır. %50 asgari ücrete zam yaptılar ama %100 e yakın bir enflasyon ile dar gelirli, işsiz vatandaşlarımızın belini büktüler. Emekliler perişan durumdaydı bu bayramda da maalesef ikramiye miktarlarında bir artış yapılmadı ama rantiyeye büyük miktarlarda para dağıtıldı. Bu üzücü tabloyu net bir şekilde protesto ediyoruz. Kabul edilebilecek bir durum değil. Maalesef ülkenin tablosu bu. Bu iktidarın bir an evvel gitmesi lazım. Bu işi yapamadılar. Bir an evvel iktidardan düşmeleri lazım. Seçime 14 ay kaldı, 14 ay kayıp bir zamandır. Bir an evvel bu ülkeden iktidarın gitmesi gerekmektedir. Çıkarları uğruna bu ittifakı devam ettiriyorlar. Bu, ülkeye yapılacak en büyük kötülüktür.

Anayasa Mahkemesi cezaevlerinde kapalı görüşlerin dinlenmesine “hak ihlali” dedi.

Her gün ama her gün hakkı-hukuku çiğniyorlar. Cezaevlerinde kapalı görüşler dinleniyor. Bunun için mahpuslar Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yaptılar. Telefon görüşmelerinin dinlenebileceğine dair yasal düzenleme var. Bir de bunun üzerine kapalı görüşler de dinliyorlar. Kapalı görüşlerde biliyorsunuz arada cam vardır ve telefonda görüşürsünüz ve bu telefon görüşleri de dinleniyor ve bunu mahpuslara Anayasa Mahkemesi’ne taşımışlar. Anayasa Mahkemesi’ne taşınırken İnfaz Hakimliği, Ağır Ceza Mahkemesi, bu işlem Anayasaya uygundur, kararı vermiş. Kardeşim, bu uygulamanın neresi Anayasaya uygun? Anayasaya apaçık aykırı. Yıllar sonra bu dosya Anayasa Mahkemesine gidiyor. Anayasa Mahkemesi de bugün, kapalı görüşlerin dinlenilmesinin anayasa ve yasalara ve insan haklarına aykırı olduğuna dair bir karar veriyor. Vatandaşa saygı hakkı ile haberleşme hürriyetinin ihlali olarak karar veriyor. “Aile, Türk toplumunun temelidir, ailenin huzur ve refahı için devlet her türlü tedbiri alır, herkes özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini ister, bütün bu haklar çiğnenmiştir, her çocuk, anne-babasıyla doğrudan kişisel ilişki kurma hakkına sahiptir, haberleşme hürriyetine sahiptir, haberleşmenin gizliliği, özel hayat ve aile hayatına saygı esastır.” diyerek Anayasa Mahkemesi, bu uygulamanın anayasa ihlali olduğuna dair karar vermiştir.  Doğru bir karar. Bu hatadan dönülmesi için illa Anayasa Mahkemesinden karar çıkmasını beklemek mi gerekiyordu? Yıllarca mahkeme mahkeme dolaşmak mı gerekiyordu? Her insan Anayasa Mahkemesine gitmiyor. İnsanlar genellikle İnfaz Hakimliğine gidiyor. Orası da ret kararı verince lanet olsun, daha bu mahkemeler ile ne uğraşacağım, diye düşünerek daha ileri adli makamlara başvuru yapmıyor ama ısrarla, sabırla hukukun son mercilerine kadar devam etmek gerekiyor. Kısmen Anayasa Mahkemesi kalmış durumda adalet adına ara sıra adil kararlar çıkabiliyor bu Mahkemeden. Bu da önemli bir karardır. Cezaevlerindeki mahpuslara bir müjde olarak bu haberi de vermiş olalım. Ben de cezaevinde kalmış biriyim, kapalı görüşte yakınlarınız ile yaptığınız telefon görüşmesinin dinlenmesi son derece rahatsız edici bir durum. Çünkü özel hayatınız ile ilgili şeyler konuşuyorsunuz. Bu dinleme meselesi, son derece çirkin bir davranış ve uygulamaydı. Zaten telefon görüşmeleri dinleniyor, bir de kapalı görüşlerin dinlenilmesi doğru değildi ve bunun iptal edilmesini son derece önemli buluyorum. İhlal kararını son derece önemli ve değerli buluyorum.

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın, 6 Mayıs 1972’deki idamlarından sonra bugün 50. yıl dönümünü anıyoruz.

Değerli arkadaşlar, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın, 6 Mayıs 1972’deki idamlarından sonra bugün 50. yıl dönümünü anıyoruz. Maalesef ki bu ülkede sistem; dayatmalarına boyum eğmeyenleri en ağır bir şekilde cezalandırma yolunu seçmiş, çok ağır cezalar vermiştir. İdam cezası son derece ağır bir cezadır. İnsanların hayatına kast edilmiştir. Herhangi bir insan öldürmeyen bu insanlar, düşüncelerinden davranışlarından dolayı maalesef ki idam cezası ile cezalandırılmışlar. Şu anda Türkiye’de idam cezası kaldırılmıştır ancak bu insanlar Türkiye için önemli bir kayıptır. Bu insanların acımasızca idam edilmesi, siyasilerin idam edilmesi hangi kesimden olursa olsun fark etmiyor, doğru değildir. Biz, Adnan Menderes ve arkadaşlarının idam edilmesini de kınadık, doğru bulmadık. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının da idam edilmesini de doğru bulmadık. İnsan hakları perspektifi bu demektir. Bu ilkesel bir tutumdur, kişiye göre değişmez. Biz, idam cezasının doğru bir ceza olmadığını söyledik ve zaten Türkiye’de sistemi korumak için, vatandaşı ezmek için ağır cezalar konmuştur. En önemli hak olan yaşam hakkı ayaklar altına alınarak insanlar en acı bir şekilde, kendileri ve yakınları ile birlikte darağaçlarına gönderilmiştir. Bunlar kabul edilebilecek hadiseler değildir. 

Türkiye artık bu genç ve idealist gençlerini en ağır şekilde cezalandırmasın.

Değerli arkadaşlar, Türkiye artık bu genç ve idealist gençlerini en ağır şekilde cezalandırmasın. Biz insanız, çoluk çocuğumuz var. Bu kadar ağır cezalar doğru değildir. Evet bir şekilde cezalandırabilirsiniz ancak böyle geri dönüşü olmayacak bir şekilde, çok ağır, hayat ile ilgili cezalar verilmesi doğru değildir. Zaten idam cezasının doğru olmadığı görüldü ve kaldırıldı. Zamanında bu hatalar yapılmış oldu. Biz bunların doğru olmadığını ve önemli kayıplar olduğunu ülke adına buradan tekrar bildirmiş olalım.

Cezaevi hak ihlalleri devam ediyor!

Değerli arkadaşlar cezaevlerindeki hak ihlalleri yoğun bir şekilde devam ediyor. Bize hasta mahpuslar ile ilgili çok önemli başvurular geliyor. Her gün her gün kanser hastası mahpusların dramlarını görüyoruz, yaşıyoruz. Bakın elimde bir mahpusun lenfoma ile ilgili raporları var. Birçok rapor var elimde, bir hekim olarak bunları inceledim, ileri derecede lenfoma hastası olan bir mahpusun dramını gördüm bu raporlarda. Hüsamettin Karadeniz Ankara Sincan T Tipi Cezaevi’nde kalıyor, Yozgat Cezaevi’nde kalırken lenfoma teşhisi konmuş. Hepatit B’ de varmış. Bu arada infaz erteleme işlemleri için başvuru yapılmış, gecikmeler yaşanmış. Arada bir korona yaşamış, doğru dürüst hastaneye kaldırılmış daha sonra koğuştaki doktor “Ya bu insan ölecek kaldırın onu hastaneye zaten ağır bir hasta.” dediği için apar topar hastaneye kaldırılmış ve bu arada zor bela iyileşmiş ve 9 aydır infaz ertelemesi gecikmiş. Sincan Cezaevi’nde yatıyor, yatmaktan dolayı sırtında yaralar meydana geldi bir kanser hastası. Yozgat Şehir Hastanesi’nde 3 hafta yattıktan sonra Ankara Şehir Hastanesi'ne oradan Ankara Üniversitesi Onkoloji’ye gönderilmiş “Mahkum olduğu için biz bu hastaya bakamayız.” diye Sincan Cezaevi’ne geri gönderilmiş belli ki mahkum koğuşu yoktu orada. Böyle hasta oradan oraya sürüklenmiş, bir çile yaşamış. Bakın kanser hastalarına zulmetmeyin hepiniz kanser olabilirsiniz, hepimiz sağlık hakkı ihlali yaşayabiliriz. Bunlar kabul edilecek hadiseler değil ağır hastalar maalesef ki hastaneden hastaneye cezaevi hastane arası sürüklenmekten sağlıkları daha da bozuluyor.

Cezaevlerinde görüntülü telefon görüş hakları maalesef yoğun bir şekilde gasp ediliyor. Büyük bir insan hakları ihlali, düşünün insanlar arasında ayrımcılık yapılıyor. “Sen görüntülü telefon görüşmesi yapabilirsin, sen yapamazsın.” dünyanın neresinde var? Mahpus yakınlarından kimisine diyorlar ki: “Sen görüntülü görüşme yapabilirsin, sen yapamazsın.” apaçık Anayasaya aykırı ama bir şekilde bu dayatmayı devam ettiriyorlar. Bakın az önce söyledim kapalı görüşlerin dinlenmesinin Anayasaya aykırı olduğu yıllar sonra Anayasa Mahkemesi tarafından belirlendi. Peki görüntülü görüşme hakkı şu anda Anayasa Mahkemesi’ne gitse karar kesin bir şekilde ihlal kararı çıkacak, bu nasıl bir zulümdür. Binlerce insan bize başvuruyor adli mahpuslara tanınırken siyasi mahpuslara niye görüntülü görüşme tanınmıyor diyorlar. zaten bir de koğuşlarına kabin yapılmış koğuşlar daralmış ve bir de orada bu görüntülü görüşmeyi vermiyorsunuz olacak iş mi ya bu gerçekten zulümdür Adalet Bakanı yani kalkıp böyle Ramazan'da iftarlar da bol bol lüks otellerin salonlarında “Cezaevlerinde kötü muamele işkence yoktur.” dedin al sana işte bak belgeli, bilgili olaylar! Görüntülü görüşme hakkını vermiyorsun! Yıllarca kapalı görüşler dinlettiniz Anayasa Mahkemesi ihlal! Peki kötü muamele var mıymış yok muymuş Sayın Bekir Bozdağ bana bir cevap verir misin? Binlerce örnekle bunu anlatıyorum ama hala böyle lüks otel salonlarında millete hikaye anlatmakla meşgulsün. Ben konuyu senden daha iyi biliyorum Sayın Adalet Bakanı, cezaevlerini senden daha iyi biliyorum! O cezaevi müdürlerinin sana anlattığı hikayeler vardır ama biz yakinen takiple oralarda ne olup ne bittiğini de döndüğünü çok yakinen biliyoruz her hafta bunları mecliste işliyoruz en derinlemesine bir şekilde tetkik ediyoruz adalet bakanı bize boşuna hikayeler anlatmasın bunu da net bir şekilde söylüyoruz!

Mehmet Pervane Tekirdağ 1 No’lu F tipi Cezaevi'nden yazmış. Cezaevinde çıplak aramalara uğradığını ve adil olmayan yargılamalarla yargılandığını söylemiş.

Denetimli serbestliklerin keyfi bir şekilde verilmediğini çok net bir şekilde görüyoruz. Bakın Kütahya Cezaevi’nden bu ara yoğun başvurular alıyoruz. Kütahya E Tipi Cezaevi’nden Murat Akbulut 10 aydır denetimli serbestliğin verilmediğini belirtiyor. Çoluk çocuğu perişan durumdalar ve KHK ile ihraç bir sağlık memuru. Zaten adil olmayan yargılamalarla insanları cezaevi atıyorsunuz, denetim serbestliği geliyor, bir de 10 ay daha bekletiyorsunuz, çoluk çocuk evde perişan olacak işler değil! Bu nasıl bir zulümdür anlamak mümkün değil ama maalesef ki böyle bir düşman ceza hukuku uygulanıyor ve binlerce kişiye keyfi bir şekilde denetimli serbestlik verilmiyor.

1/10 infaz indirimi diye bir şey çıkardılar, 1.5 yılı neredeyse buluyor ve hiç kimseye vermediler! Bakın en uysal, en kurallara uyan bir mahpus bile alamadı 1/10 indirimlerini. Ben alanını duymadım varsa bana bildirsin. Ben yani gerçekten duymadım yok yani! Ne kadar ciddiyetsiz bir iktidarsınız! 1.5 yıldır 1/10 indirimi diye bir yönetmelik çıkarmışsınız tek bir Allah'ın kuluna bunu vermiyorsunuz! Binlerce insan bunun peşine düştü! “1/10 indirimini alabilir miyim?” diye fakat öylesine zalimsiniz ki o kadar zalim ve vicdansız uygulamalarla tribünleri oynuyorsunuz ki; Avrupa’ya diyorsunuz ki: “Bak 1/10 indirimi yönetmeliği çıkardım.” Öbür taraftan da insanlara bırakın 1/10’u denetimli serbestliği vermiyorsunuz. Biz sizin ciğerinizi biliyoruz Allah aşkına kime ne hikaye anlatıyorsun Sayın Bekir Bozdağ ya bana bu hikayeleri anlatma bana en azından anlatma hani verdiğiniz cevapları da görüyoruz! Dökülen cevaplarla Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’ne talimat veriyorsun yalan dolan dolu cevaplar veriyor. Daha sonra burada anlatacağım bilgisi belgesi olarak yani bakın biz konuları vakıfız senin gibi afaki bilmeden açıklamalar yaptıran bir Adalet Bakanı görmedim! Bu olacak bir şey değil! Bak hepsini biz burada anlatıyoruz İyi dinle!

Mustafa Kemal dalga Eskişehir L Tipi Cezaevi'nde Ballı, Eskişehir L Tipi cezaevinde. Yaklaşık 6 yıldır tutuklu. Eğitim biriminde ifadeleri öyle olmamasına rağmen hakkında “Terör örgütü olduğunu kabul etmedi.” Diye rapor verilmiş mahpus: “Ben öyle bir şey demedim, kamera yok ispatlayamıyorum olacak şey değil hakkımda yorum yapılmış.” “Ben senin beynini okuyorum, sen hala teröristin arkadaş.” Denilerek denetimli serbestliği verilmemiş. Diyor ki: “  Eşimin tutuklanma sebebi dershanede öğretmen olmak. 6 yıldır da yatıyor. Eşimin arabasına da el konuldu ve satıldı. Ayrıca işsizlik sigortası iptal edildi.” Resmen soykırım uygulamaları, vatandaşı madden manen yok etme uygulamaları. Vatandaşın özgürlüğüne gasp etmişsin niye malına çöküyorsun niye işsizlik sigortasına el koyuyorsun. Resmen imha politikaları. Bu imha ve inkar politikaları bir müddet Kürtlere yapıldı ve halen yapılıyor, şu anda da KHK’lılara da yapılıyor. Devlet ve iktidar uygulamalarına karşı mağdurların ortak bir bilinç altında olması lazım. “Şucular şu muameleyi görüyor, ben onlardan değilim.” Dedi mağdurların çoğu fakat zamanla anladılar ki devlet muhalif gördüğünü düşman gördüğünü en ağır bir şekilde eziyor. Biz de burada milletin vekilleri olarak buna karşı çıkıyoruz. İşin özeti bu! Devlet ve yürütme politikalarına karşı millete milletin avukatı olmaya, vekili olmaya çalışıyoruz ve milleti bu haksızlıklardan kurtarmaya çalışıyoruz. Bunu da herkes iyi bilsin. Devleti kutsal, mübarek, dokunulmaz tanımasın devlet bizim için vardır, devlet millet için vardır. Memurlar, gazeteciler, hepimiz devleti bize hizmet etsin diye kurmuşuz, bize zulüm etmek için uygulama yapıyorsa onu eleştirmek en birinci görevimizdir bunun garip bir tarafı yoktur “Aman aman devlete bir şey söyleme.” Der bizim Anadolu halkı Öyle şey mi olur? Devleti tabii ki eleştireceğim en yüksek standartta eleştireceğim hatta ben eleştirdiğim zaman oluşabilecek masraflardan dolayı bu devlet sorumluluk taşımalı ve vatandaşın protesto hakkından doğan masrafları devlet karşılamalıdır. Bunları bakın hepimiz söylüyoruz! Bugün biz bunu söylediğimiz zaman “Efendim sen nasıl devletimize eleştirirsin?” diyen muhafazakâr mantık yarın öbür gün kafasına dank ettiği zaman “Hocam haklıymışsın.” demeye başlıyor ama geç oluyor! Hepimiz bilelim ki hiç kimse tepemizde cebri bir güç olamaz! Devlet millet içindir ve millete hizmetle görevlidir!

Patnos Devlet Hastanesi diş bölümünden şikayet aldık. Vatandaş randevu almış diş bölümüne gitmiş, 20 dakika gecikmesi olmuş fakat diş hekimi bakmamış. Korkunç diş ağrıları ile kıvranan bir insan. Orucunu açmak zorunda kalmış ağrılardan, ağrı kesici almak zorunda kalmış, diş hekimi bakmamış olacak şey mi Sağlık Bakanı sen ne güne duruyorsun bu olayı araştırır mısın? Bakın size dakika dakikada konum veriyorum, saat veriyorum. 27 Nisan 2022 saat 9.10‘da randevusu varmış vatandaşın doktorun ismi Semih Keleş ve eşinin oruç tutamadığını diyor.

Vatandaşın hak arama bilincindeki eksikliği var. Sen bir yerden şikayetçiysen ismini niye vermiyorsun? “Birileri bir şeyleri düzeltsin.” Böyle bir şey olabilir mi? Kendi isminle cisminle başvuracaksın ve sorumluluğu alacaksın hak arama bilinciyle dolu olarak bir vatandaşlık görevini yerine getireceksin. “Benim başıma bir iş gelmesin bana bir zarar gelmesin. Evet sistem bozuk her şey bozuk ama ben kendi ismimi verirsem başıma bir iş gelir.” böyle dediğiniz müddetçe hiçbir yere varamazsınız, bu bozuk sistemde böyle devam eder gider! Vatandaş hakkını aramakla mükelleftir, en temel hakkıdır. Bunda bile çekiniyorsa o ülke adına son derece üzücü bir durumdur.

Emir Karakum bize Bafra Cezaevi’nden yakınları başvurdu. Emir Karakum Bafra Cezaevi’nde, daha öncesinde de bize mektup yazmıştı burada gündem etmiştik. Emir Karakum cezaevinde 8 gardiyanın müdahalesine uğramış, ağır şekilde darp edilmiş. Biz bunu bir şikayet üzerine duyduk kamuoyuna deklare ettik. Cezaevi suskun kaldı ve ertesi gün anne babası cezaevine Allah'tan gitmiş kapalı görüş günüymüş Allah'tan yani öbür türlü biliyorsunuz almazlar cezaevine ve kapalı görüşte çocuklarını ağır şekilde darp edildiğini görüyorlar. Bize tekrar ulaştılar bunu şikayet ettiler. Biz de ısrarla sosyal medya paylaşımları yaptık, arkadaşlarımız soru önergeleri hazırladı. Hemen verdiler ve en sonunda Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü: “Mahpus kendi kendini yaralamıştır.” gibi trajikomik bir açıklama yaparak darpı kabul etti ama “Doktor raporunda bir şey denilmemiştir.” doktor raporlarının nasıl alındığını biliyoruz. Memurun doktorun başında olduğu ve işte “Bir şey yazma.” dediği raporlar olduğunu çok iyi biliyoruz, ağzı burnu dağılmış yüzü mosmor bir insana nasıl sağlam doktor raporu verilir anlamak mümkün değil! Bu konunun takipçisiyiz! Doğru bir açıklama yapın diyoruz Adalet Bakanlığı’na Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü'ne. Biz konulara vakıfız yalan dolan açıklama yapmayın gerçekleri söyleyin herkes neyin ne olduğunu görüyor cezaevlerinde keyfi muameleler had safhada kabul edilecek bir şey değil ve bizim takibimizde bunu da net bir şekilde söylemiş olalım.

Maalesef ki ağır ihlaller devam ediyor. Bakın Türkiye cezaevleri öyle bir halde ki şu insan Şerife Sulukan bile cezaevinde şu anda Edirne cezaevinde! % 89 engelli covid sonrası bir beyin pıhtısı atmış ve felç olmuş sol tarafında felç var, omzundan ve kalbinden ameliyat geçirme ihtiyacı var ve bütün bunlara rağmen maalesef ki Şerife Sulukan şu anda hükmü onandığı için cezaevine konmuş durumda aslında adli tıp raporu var R Tipi cezaevine nakil edilmesi gerekiyor fakat Edirne Cezaevi’nde bu mahpus cezaevinde kalabilecek bir halde değil! % 89 engelli onu hala cezaevinde tutuyorlar! Olacak bir şey değil! Bir an evvel ikinci bir başvurunun gerçekleşmesi ve adil adli tıp kurumunun adaletli bir karar vermesi lazım, kendi başına banyosunu yapamayan, şahsi ihtiyaçlarını karşılayamayan bakıma muhtaç bir kişiyi cezaevinde tutarak nereye varacaksınız anlamak mümkün değil. Maalesef bu uygulamalar böyle bunları protesto ediyoruz. Kabul edilecek hal değil diyoruz! Bunların bir an evvel bitmesi gerektiğini söylemiş olalım.

Hazal Köysüren Gebze Cezaevi’nden bize başvurmuş. “Neredeyse hak ederek tahliyeye 9 ay kalmış tahliye edilmiyorum. Yargıtay'dan sonuç çıkmayınca temyiz hakkımdan vazgeçme dilekçesi verdim. Hala karar yok.” Diyor. Düşünün şu hale bakın! İnsanlar cezaevinden çıkmak için Yargıtay hakkından bile vazgeçiyor fakat hala bununla ilgili hantal devlet bürokrasisi gereken işlemleri yapmıyor. Buradan Hazal Köysüren’in sesi olmuş olalım.

Rukiye Tutar bize bir mektup gönderdi. Bununla ilgili Ceza Tevkifevleri de bir açıklama yaptı ve açıklamasını biz gördük, bize yazdığı mektupta Rukiye Tutar cezaevine nakledildiğinde yanına bebeğinin verilmediğini söylüyor. Cezaevine 10 gün sonra verildiğini söylüyor, o 10 gün içinde bebeğin neler çektiğini az çok herkes tahmin edebilir, 2 yaşlarında bir bebek, cezaevinden nakledilirken anne bebek zarar görmesin diye yakınlarına veriliyor bebeği, bebeği daha sonra gittiği cezaevinde almak istiyor fakat çok yokuşa sürülen işlemler var ve 10 gün sonra ancak alabiliyor, bu arada o bebek nasıl neler çekti bunu tahmin etmek zor değil! Adalet Bakanlığı açıklama yaparak “Bebeği Rukiye Tutar’a verdik.” Diyor ama siz bana bebeği 10 gün neden vermediğinizi açıklayın. Bakın bunu çok net size söyleyeyim. Bebeği 10 gün neden vermediler? O bebek anne neler çekti? Biz tekrar Rukiye Tutar’a bunu sorduk, bu cevabı alacağız çünkü Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün cevaplarına güvenmiyoruz, büyük zulümler olduğunu çok net bir şekilde biliyoruz.

Ebubekir Perk bize Silivri Cezaevi’nden başvurmuş, annesiyle de görüştük, yakından takip ediyorum. Urfa’lı  bir mahpus, Hilvan’da ailesi oturuyor. “Tamam cezaevine attınız en azından yaşlı diyaliz hastası annem var buraya gelmesi mümkün değil beni Urfa Hilvan Cezaevi’ne gönderin de annem beni ziyaret etsin.” Diyor. Annesi diyor ki: “Oğlumun yüzünü unuttum.” Diyor. Oğlu: “Telefonda içim parçalanıyor.” Diyor. 9 cezaevine nakil için dilekçe vermiş reddedilmiş. Buradan Adalet Bakanlığı Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’ne hatırlatıyoruz, Ebubekir Perk Silivri Cezaevi’nden Urfa Hilvan Cezaevi’ne göndermek için nasıl bir engel var? Bakın bu anne belki ölecek ve çocuğunu göremeyecek. Ben sizi çok insani durumlardan, vicdani durumlardan bahsediyorum. Lütfen bu nakli gerçekleştirin biz aileyi de tanıtık, çok hasta zavallı bir anne var ve zor durumdaki bir mahpus Silivri Cezaevi’nden annesini 4 yıldır görememiş olacak şey değil. Hepimizin annesi var 4 yıldır var olduğu halde anneyi görememenin nasıl bir üzüntü vesilesi olduğunu hepimiz biliriz.

Av. Aytaç Ünsal Edirne Cezaevi’nde biliyorsunuz. Bize yazmış. “Balaç ve Gökhan Yıldırım’a sağlık önerileri yaptığım mektuptaki cümleler sansürlenmiş.” diyor. Düşünün diğer mahpusa sağlık önerileri yapıyorsunuz cümleleriniz sansürleniyor. “Sağlık önerisinden neden rahatsız olunur ki? Cezaevinden müvekkillerimi yaşatmaya çalışmak suç mu?  Niye Adalet Bakanı duymuyor bu adalet taleplerini?” demiş Aytaç Ünsal.

Abdurrahman Çetinkaya Afyon Cezaevi’nden bize yazmış. Diyor ki: “Tam tahliye zamanım gelmişti ki birkaç mektubum ve koğuşumdan dolayı koşullu salıverilmem ertelendi. Fazladan 1.5 yıldır yatıyorum. Sağlık sorunlarım had safhada. Ailem fakir. Ailevi sorunlar da başladı.” Bakın çok uyduruk gerekçelerle denetimli serbestlikler verilmiyor, aslında Yargıtay kararı var. Bakın çok net! Mahpusun bulunduğu koğuş gerekçe gösterilerek denetimli serbestliğin verilmemesi hak ihlalidir demiş Yargıtay! Çok net! Fakat şu anda “Efendim tarafsız koğuşa niye ayrılmadın?” diye verilmiyor veyahut da tarafsız koğuşa ayrılıyor bu sefer de niyet okuyorlar. “Senin beynini okudum, sen daha düzelmemişsin, hala teröristsin. Sana vermiyorum denetimli serbestlik.” 8-10 ay yine denetimli serbestlik vermeme hali devam ediyor.” Bu hal devam ediyor Sn. Bekir Bozdağ yüzü kızarmadan “Cezaevlerinde kötü muamele yoktur.” Diyor. Bu sözüne taktım Sn. Bekir Bozdağ. Bana bu sözü bir daha söyleme lütfen. Yakinen seni takip ediyorum, “Cezaevinde kötü muamele, işkence yoktur.” Lafını bir daha söyleme bak sizi mahcup ederim çok net söylüyorum. Binlerce örnek var elimde. Kafadan atma sözlerle, güllük gülistanlık bir cennet ortamı oluşturma, biz yakından takip ediyoruz daha da mahcup ederim seni, bunu da net bir şekilde söyleyeyim.

Yağmur Balcı, Gebze Cezaevi’nden bize yazmış. “Eşim ve ben mahpusuz. Biri bebek iki çocuğum anneannelerindeler. Eşimle Ankara'ya nakledilmiyoruz. Kızımı 1 ay önce verdim ve her telefonda saatlerce ağladığını, annesinin onu terk ettiğini düşündüğünü söylediler. Perişan oldum.” Diyor. Düşünün bebeği 1 ay önce teslim etmiş cezaevinde, zor koşullarda “Ankara’ya nakledilmiyoruz.” Diyor, aile Ankara’da kendisi Gebze Cezaevi’nde, bebek telefonda ağladığı söyleniyor, annenin yüreği parçalanıyor. Bunlar olacak işler değil! Yeri geldiği zaman mahpusları sürgün edersiniz, bu kadar önemli insani ihtiyaçlarda insanların sesini duymazdan gelirsiniz! Ne için varsınız siz? Vatandaşın özgürlüğünü gasp edip cezaevine atmışsın ama tüm hakları hukuku gasp etme görevlisi misin sen Ceza Tevkifevleri Genel Müdürü?

Münire Akyol bize başvurdu. Münire hanımın ve çocuklarının burada fotoğrafları var. Çok üzücü gerçekten. Bakın üç tane çocuk ortada kalmış durumda. 6, 7, 9 yaşlarında üç çocuk annesi bayram üstü tutuklandı. Tam bayram arefesinde tutuklandı bu anne. Bayram üstü bir ailenin daha evine ateş düşürdüler maalesef. Anne tutuksuz en azından yargılanmalı ve çocuklar perişan edilmemeli anneler için bunların mutlaka yapılması gerekiyor. Bu böyle olmaz diyoruz.

Aslı Hanımın dramı devam ediyor. Edirne Cezaevi’nde Aslı Ünlü, altı aylık hamile, dört yaşında bir çocuğu var cezaevinde ve halen cezaevinde! Hem hamile hem çocuğu var halen cezaevinde. Yanındaki diğer mahpuslar olmasa yaşamını doğru dürüst devam ettiremeyecek. Son derece zor durumda mahpuslar ve Aslı Hanım fareli karantina odasına gitmemek için hastaneye gitmiyorlarmış, karantina odasında fareler varmış: Bunu bize başka mahpuslarda söyledi. Siz neyden bahsediyorsunuz? Bakın mahpus fareli karantina odasına gitmemek için hastaneye gitmiyor çünkü dönüşte karantina odasına gidecek.  O odaya gitmemek için hastaneye sevk olmamak için dilekçe veriyorlar. El insaf şu fareleri bir halledin artık Ceza Tevkifevleri el insaf!

Giresun Cezaevinden Servet Özen: “5 İKM tarafından darp edilmeme rağmen doktor darp raporu vermedi. Dilekçelerimin yırtıldığını sonradan öğrendim. Mahkeme: “5 kişi dövse daha çok darp izi olurdu.” diyerek beni güya yalancı çıkardı.” Diyor. Maalesef iktidarın kamu görevlilerinin elinde olduğu bir yerde dilekçeler yırtılıyor buharlaştırılıyor, mahkeme yürütmenin tarafını tutuyor maalesef ki hal bu!

Şemsettin Aykaç bize başvurmuş Malatya Akçadağ Cezaevi’nden. “Aramalarda yemek masalarımız tersyüz edilerek yerlere atılıyor, eşyalarımız tekmeleniyor. İtiraz edince 18.3.2022 tarihinde olmuş bu olay süngerli odaya atılıyoruz. Ayağı kırılmış mahpus aramada ağzını açmadığı için hastaneye götürülmedi.” Adamın ayağı kırılmış, hastaneye gitmesi lazım aramada ağız içi arama yapılma dayatmasına boyun eğmediği için hastaneye gidemiyor işte Türkiye cezaevlerinden size bir tablo daha!

Kırıklar Cezaevi’nden Halis Dağhan yazmış. “Farklı mahpusları aynı koridorlara yerleştiriyorlar. Ayrı koridor isteğimiz reddediliyor. Üstü telli avlu ve kafes denilen odalardayız. Avluda 24 saat kamera ile izleniyoruz, adeta akvaryum balığıyız. Pandemi burada bitmedi.” diyor ağır pandemi tedbirleri uygulanmaya devam ediyor. Mahpuslar mağdur ediliyor. Bunlar da çok iyi niyetli yapılmıyor.

Mehmet Salih Erol Burhaniye Cezaevi'nden bize yazmış. “6 kişilik koğuşta 12 kişi kalıyoruz. Nefes alamıyoruz, alan darlığından dönüşümlü yemek yiyoruz, pandemi kısıtlamaları burada bitmedi abartılıyor. Elektrik faturamız fahiş arttı. Nakil isteğimiz reddediliyor ama sürgünler serbest.” Diyor. Elektrik faturaları konusundaki mağduriyetler devam ediyor. Cezaevi idareleri bir iş yeri gibi görüyor. İşyeri statüsünden mahpuslara elektrik faturaları kesiliyor. Zaten geliri olmayan insanlar son derece zor durumda kalıyorlar. Hani sanki orada bir üretim yapıyorlar. Allah aşkına yani olacak iş mi ve oldukça yüksek faturalar geliyor! Olacak işler değil ama iktidarın mantığını göstermesi açısından da çok çarpıcı.

Gazeteci Adem Karaçoban Diyarbakır'da 50 kolluk kuvvetleri tarafından basılan vatandaşın videosunu paylaştı çok çarpıcı görüntüler vardı. Vatandaşlar: “Dağınık evi göstererek kafamıza silah dayadılar, paralarımızı altınlarımızı aldılar. Kürt olmaktan başka suçumuz yok.”  Dediler. Bir devlet vatandaşına etnik kimliğini suç olarak gösteriyorsa ve vatandaşlar bundan dolayı ızdırap duyuyorsa o devlet bir devlet değildir. Hukuk devleti olmayı bırakın bir devlet değildir. Çok açık net şekilde ortadadır

Ankara'da TEM şubeye getirilen HDP’li Nejat Parıldar işkenceye maruz kaldığını ve avukatı ile görüşmesini engellendiğini söylüyor.

İlginç bir haber; Erdoğan'ın çocuklara dağıtacağı saraydaki oyuncakları resmi araçla bina dışına çıkarıp düşük fiyattan oyuncakçılara satan 3 saray çalışanı tutuklanmış. Son bir ayda 920 bin lira oyuncağın çalındı hırsızlığın 5 yıldır süregeldiği bildirilmiş. Memlekete bakın! Sarayda hırsızlar çocuklara dağıtılacak oyuncakları çalıp götürüyorlar 5 yıldır bu hırsızlık devam ediyormuş! Yorum yok. Ben sadece size garip mi yani normal mi anormal mi buldunuz diye soruyorum! Başka bir şey de demeye gerek yok. İşte Saray işte Saray çalışanlarının hali apaçık ortada.

OHAL Mağduru Emine Uzel Ahmadi maalesef hayatını kaybetti! 4 aylık bebeği olmasına rağmen intihar ederek hayatını kaybetti! Kim bilir neler yaşadı neler çekti bilinmez. Büyük bir üzüntüyle karşıladık. OHAL mağduriyetleri yoğun bir şekilde devam ediyor! Kabul edilecek bir durum değil bu!

İzmit Körfezi'nde çok ciddi bir oksijen azlığı hala devam ediyor ve liman genişletme çalışmaları da maalesef ki devam ediyor. Ben Kocaeli'nde yaşıyorum yıllardır Kocaeli'de yaşadık ve İzmit'te deniz kirliliğinin de olduğunu herkes iyi bilir. Kocaeli’nin değişik ilçelerinde bu hissedilir. Maalesef doğru dürüst bir arıtma yapmadan, atıklar denize dökülür. Sık sık ceza kesilir ama sonrasında yine bu işlemlerin devam ettiği görülür! Sonunda İzmit Körfezi'nde numune sonuçlarında çok ciddi bir oksijen azlığı, hidrojen sülfür sularıyla yıl boyu dolu durumdaymış. Dip sularda durum son derece tehlikeli değerli arkadaşlar.

Müsilaj meselesi apaçık ortada! Bakın müsilaj geçen sene bu zamanlar ülkenin gündemiydi fakat unutuldu ama biz diyoruz ki işte bakın bütün bu belgeler ortada. Müsilaj İzmit Körfezi'nde de çok yoğun rastlanan bir kirlilik. Gereken yapılmayıp daha sonra müsilaj ortaya çıktığında da şöyle böyle demekle kimse kurtulamayacak! Bunu da açıkça söylemiş olalım. Bunlar da ağır ihlaller olarak kayıtlara geçiyor maalesef.

Kocaeli’nde sağlık sorunları devam ediyor! Bakın hasta çocukların anne-babalarının özel hastanelere mecbur bırakıldığı bir şehir Kocaeli. Bir Kocaeli Milletvekili olarak bunu söyleyeyim. Maalesef bu konuda oldukça yoğun şikayetler alıyoruz. Aileler çile çekiyor çocuklarını özel hastanelere götürmek zorunda kalıyorlar, yıllardır çözülemeyen bir sorunla karşı karşıyayız. Kocaeli'nde hasta çocuklar Allah'a emanet maalesef

Düzce şehir mezarlığından görüntüler! Ne olmuşsa Düzce şehir mezarlığında bir ağaç katliamı yaşanıyor. Yani biz ağacı koruyun derken sürekli ağaç kesiliyor. Fotoğraflarla da gösteriyoruz Düzce Valiliği ve Düzce Belediyesi'nden bir cevap bekliyoruz! Hem mezarlığın içindeki ağacı keserek nereye varacaksınız? Nedir bu hal Allah aşkına! Bir mezarlığın en güzel manzarası o huzur içinde yatan insanların üstündeki o güzel ağaç görüntüleridir ve hem oraya bir serinlik katar hem oraya bir sakinlik katar hem de bir çevre desteğidir o bölge için ama maalesef ki o bölgede mezarlıklardaki ağaçları bile kesen bir iktidar haline geldi AK Partili bir belediye. Hal bu işte Türkiye’nin hali bu!

Geçtiğimiz gün Dersim katliamının 1938'in yıldönümüydü. Sabiha Gökçen diyor ki hatıralarında dersimi bombalarken ne yaptığını anlatırken şunları söylüyor; “Önce bombaları attım sonra makineli tüfeğe geçtim. Dersim’deki bombardıman heyecanını unutamam.” böyle bir kişinin adı şu anda bir havaalanına verilmiş durumda, binlerce insan öldü. Hatta bu konuda devlet özrü bile dilendi Recep Tayyip Erdoğan Dersim katliamı için özür diledi. Peki Sabiha Gökçen ismi bir havaalanında nasıl yer alabiliyor bunu sormamız lazım. Bunlar çok net bir şekilde cevaplanması gereken sorular işin doğrusu.

Kocaeli'nde çevre sorunlarına dahil olduk. Gördüğünüz fotoğrafta arkadaki yapı Kocaeli Stadyumu ve Kocaeli Stadyumu yapılırken çevre düzenlemesi düşünülmemiş, aceleyle bir yeşillik alana bir stadyum kondurulmuş ve çok fazla seyirci olmadığı için daha fazla bir ihtiyaç yoktur diye düşünülmüş fakat yoğun kalabalıkların olduğu, 33 bin kişiyi bulan kalabalıkların olduğu maçlarda vatandaş çok büyük mağduriyetler yaşamış, yapımı geciken üst geçitlerin altındaki derelerin üstünden geçici köprüler kurarak geçmek zorunda kalmış. Biz de durumu tespit ettik. Stadyum çevresinde bir otopark eksikliği ve yol yapım çalışmalarında ki eksiklik ve gecikmeyi tespit ettik.

Vatandaşlar bize orada dertlerini anlattılar çiftçilerle konuştuk yapılmayan üst geçitlerden köprülerden dolayı vatandaşlar tarımla ilgili çalışmaların engellendiğini mağduriyet yaşadıklarını anlattılar. Biz her zaman halkımızla birlikteyiz, halkımızı dinledik vatandaşların sorunlarını dinledik. Ordulu bir çiftçiydi ve bu derenin üstünde bir köprü üst geçit yapılmamasından dolayı çok büyük mağduriyetler yaşadığını geçici oluşturdukları, köprülerin yıkıldığını ve arazisine ulaşmakta ve büyük çileler çektiğini bize anlattı. Biz de buradan vatandaşımızın sesi oluyoruz. Görüntüleri görüyorsunuz, gecikmiş çalışmalar, yıkılmış üst geçitler, yapılmayan köprülerin görüntüsünü de buradan sizlere göstermiş oluyorum. Durum tespitini yaptık. Hem taraftarın hem de çevre halkının uğradığı mağduriyetleri buradan Kocaeli Valiliği’ne, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi'ne bildiriyorum.

Aynı zamanda bayram üstü Kocaeli otogarını da ziyaret ettik. Otogardaki insanlarla görüştük. Pişmaniye fiyatlarını inceledik, çok arttığını da tespit ettik. Gerçekten şekere, yağa yapılan zamlar İzmit'in sembolü olan İzmit pişmaniyesi, saray helvasının fiyatlarını da çok arttırmış. Vatandaş bayram üstü büyük mağduriyet yaşamış hem üretici hem tüketici hem alan hem satan bu konuda oldukça muzdaripti. Biz otogardaki işletmeciler ile de konuştuk ve artan fiyatlardan dolayı vatandaşların büyük mağduriyetler yaşadığını hem vatandaşlarla hem acente sahipleri ile hem de orada çalışan görevlilerle memurla konuştuk. KDV'nin % 18’den aşağı indirilmesi gerektiğini söylüyor Taşımacılar Derneği Odası Başkanı. Başkanımız ile de konuştuk KDV’nin çok yüksek olduğunu ve önemli mağduriyetler yaşandığını söylüyor. Ulaştırmada ki zaten artan fiyatlardan dolayı vatandaşın yaşadığı mağduriyet ortada. Biz şu tespiti gördük yani İzmit-İstanbul otobüs fiyatları 110 lira olmuş. Olacak bir şey değil! Çok yüksek fiyatlar! Nedir ki en fazla 80-100 kilometrelik bir mesafe ve 110 TL bilet masrafı vatandaş bayramda nereye gideceğini bilemiyor! Daha çok öğrenciler bayramda el mecbur ailelerinin yanına gidiyordu, diğer ailelerin çok fazla bayram ziyareti yapamadığını da görmüş olduk.

İzmit pişmaniyecilerini dinledik sorunları yerinde tespit ettik ve her kesimden arkadaşımızın sorunlarını dinledik ve bunları da mecliste gündem edeceğimize söz verdik ve gündemde ediyoruz.

1 Mayıs kutlamalarını İzmit'te yaptık ve ve işçi bayramını kutladık. Rantiyenin büyük karlar elde ettiği, işçinin, emeklinin, dar gelirlinin, asgari ücretlinin maalesef süründüğü zamanlarda 1 Mayıs çok önemliydi ve önemli mesajlar vererek 1 Mayıs'ı da kutladık.

Bu yaptığımız konuşmada da 4- 5 maaş alan bürokratların halini ortaya serdik! Kültür Turizm Bakan Yardımcısının 313 bin lira eline ayda para geçtiğini açıklamamız büyük bir tepki topladı, vatandaş haklı. Vatandaş inim inim inlerken bürokratlar rantiye ve dalkavuk takımı maalesef ki binlerce liralık ellerine maaşlar geçiyor.

Haramiler Düzenini Yıkacağız sloganıyla kadınlarla, ezilenlerle, işçilerle yürüdük ve bu sözümüzü gerçekleştireceğiz inşallah. Arkadaşlarımızla büyük bir dayanışma içinde her kesimden arkadaşımızla 1 Mayıs’ı kutladık ve partimizdeki bayramlaşmada da güzel bir şekilde Ramazan Bayramı’nı kutlamış olduk.

Ramazan Bayramında Bursa'da Bursa KHK platformuyla bir araya geldik, beni evimde ziyaret ettiler ve onlarla KHK sorunları ve Bursa'da yapılacak çalışmaları konuştuk. Genel durumu konuşup bayramlaştık. Bu da bayramdan kalan güzel bir kare oldu.

Bizim sürekli sorduğunuz sorular Garibe Gezer hem intihar öncesi hem intihar sonrası verdiğimiz soru önergelerine cevap verilmiyor! Biz bir gündem edip unutanlardan değiliz. Garibe Gezer intihar intihar diye açıklandı ama cinayet gibi bir intihardı, intihara sürüklenme olayı vardı ve bunun hakkında onun içine düştüğü ruh hali için hala bir açıklama yapılmıyor.

Mustafa Kabakçıoğlu vakasını da takip ediyoruz. Ağustos 2020'den beri açıklama yapılmıyor! İki yıla yaklaşıyor, büyük bir skandal. Beyaz plastik sandalye de hayatını kaybeden hasta bir mahpus görüntüsüydü.

Nesrin Gençosman Ordu Efirli Cezaevi’nde hasta bir mahpus büyük ihmaller sonucu hayatını kaybetti halen bir açıklama yapılmıyor. 4 yıldır olacak bir şey değil ama biz de bunun peşini bırakmıyoruz.

Umut Bulut cezaevinde adil olmayan yargılamadan dolayı intihar etti. Bununla ilgili bir yetkili kalkıp bir açıklama yapmıyor! 17 yaşındaki bu çocuğun hakkını hukukunu sormaya devam edeceğiz!

Cemal Kaşıkçı cinayetinin hakkını hukukunu sormaya devam edeceğiz değerli arkadaşlar. Olmayacak bir şey yapıldı!

Osman Kavala haksız hukuksuz bir şekilde ağırlaştırılmış müebbete mahkum edildi. Kabul etmiyoruz! Sonuna kadar takipçisiyiz!

Şerif Mesutoğlu Anayasa Mahkemesi'nde maalesef ki böyle ağır bir ceza Yargıtay'da aldıktan sonra halen beklemede bu cezanın bir an evvel bitmesi gerektiğini söylüyoruz.

Selçuk Kozağaçlı Çağdaş Hukukçular Derneği Başkanı. Ağır mağduriyeti devam ediyor, bu ağır zulmü kabul etmiyoruz, zulmen tutukluluğu kabul etmiyoruz.

Şenyaşar ailesinin dramı devam ediyor. Şenyaşar Ailesi büyük bir direnişle 4 yıl sonra hukukun bir kısmını geri getirebildi. 4 kişi tutuklandı ama gerçek adalet halen sağlanmadı.

Yusuf Bilge Tunç 2.5 yılı aştı kayıp hala bir açıklama yapılmıyor.

Bugün de basın toplantımız burada bitiriyor hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Yorumlar (0)