CHP İzmir İl Örgütü’nün kurduğu Emek Bürosu, CHP Gaziemir İlçe Başkanlığı ve Birleşik Haziran Hareketi, ‘Laiklik, Demokrasi ve Cumhuriyet’ adı altında düzenlenen panelde başkanlık sistemi, anayasa değişikliğini ve Türkiye'nin dış politikası konuları konuşuldu.
Gaziemir Atatürk Kültür Merkezi Nazım Hikmet Sahnesi'nde gerçekleşen panele CHP PM Üyesi Mustafa Moroğlu moderatörlüğünde CHP Eski Genel Başkan Yardımcısı Gökhan Günaydın ve ÖDP Eş Başkanı Alper Taş’ın panelist olarak katıldı.Paneli izleyenler arasında İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, Gaziemir Belediye Başkanı Halil İbrahim Şenol, İzmir İl Başkanı Asuman Ali Güven, İl Başkan Yardımcısı Birgül Değirmenci, Gaziemir İlçe Başkanı Umut Tekin, Narlıdere İlçe Başkanı Şahin Fırat, Karabağlar İlçe Başkanı Ali İhsan Yıldız, Foça İlçe Başkanı Günal Biçer ve Konak Kent Konseyi Başkanı Hamit Mutcu ile birlikte çok sayıda partili ve vatandaş katıldı. Yoğun ilginin olduğu panel salonu tam doldu.
İşte Gökhan Günaydın'ın konuşmasından satır başları:
CHP Eski Genel Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Gökgan Günaydın sözlerine, “Hem eski dostları hem yeni dostları gördüğümüzde oluşan sevinç duygusu, memleket üzerine konuştuğumuzda da bizi sarmalayabilse ama öyle değil hepimiz biliyoruz. Hepimiz yüreklerimizde bir ağrıyla uyanıyoruz, hepimiz geceden sabaha ne olduya korkuyla, endişeyle bakıyoruz. Bugün 22 Aralık, dün en uzun geceydi. Türkiye için en uzun geceler devam ediyor. Sadece son 10 güne baktığımızda Beşiktaş patlamalarını, Kayseri’yi, Rus büyük elçinin öldürülmesini ve El Bab’ı görüyoruz” cümleleriyle başladı. Panel öncesi hayatını kaybeden Gaziemirli askerin aile evine ziyarette bulunduklarını vurgulayan Günaydın şunları söyledi: “Askerimizin, evladımızın yaşlı babası, ‘Çocuğumuzun vücut bütünlüğü yokmuş’ diyor ve o acıyı ellerinden, gözlerinden, vücudundan, titreyen dudaklarından görebiliyorsunuz.”
‘BU TOPRAKLAR DİNCİ FAŞİZMİ YENECEKTİR’
“Toplumsal mücadele veriyorsak, akıl ve yüreği birlikte hareket ettirmek başarı kazanmamızın tek koşuludur” diye konuşan Günaydın, “Doğru analizler yapmak, doğru stratejiler kurmak ve elbette o stratejinin izini kararlılıkla, samimiyetle, inançla ve cesur bir şekilde sürdürebilmek. memleketin şuanda pençeleri altında inlediği dinci faşizmi bu topraklar mutlaka yenecek ancak bunun için saydığım iki özelliğin mutlaka yanyana gelmesi gerekiyor” dedi.
1876’nın bu toprakların ilk anayasası olduğunu dile getiren Günaydın, “1876 Türkiye’de eğemenliğin saraydan alınıp, halka doğru devrişmeye çalışılmasına yönelik ilk adımdır. Hiç şüphesiz ki bu padişahın bir lütfu değildir. Osmanlı’da süregiden bir sınıf, halk mücadelesinin artık yetkilerini paylaşma noktasında muktediri zorlama çabasının bir sonucudur. 1876’da saraydan alınan egemenlik, 2016 – 2017 yılında yeniden saraya devşirilmeye çalışılıyor. Aldığımız mesafeyi böyle görmemiz lazım” diye konuştu.
‘TARİHİN AKIŞINDA ÖNEMLİ BİR SIÇRAMA’
Günaydın sözlerine şöyle devam etti: “Bugünkü mücadelenin ortaklaştırılabilmesi için doğru analizler yapmanın ve her şeyi yerli yerine koymanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. 1876 – 1908 zaten bir ilerleme süreci vardı o halde bu tarihsel ilerleme süreci içerisinde Cumhuriyet de üzerine konulmuş ilave bir tuğladır. Ben bu tanımlamayı yapamayacağımızı düşünüyorum. Cumhuriyet’in tarihin akışında önemli bir sıçrama olduğunu düşünüyorum. Altını çizelim ki; 90’dan fazla yıl önce bu topraklarda Mustafa Kemal ve arkadaşları yalnızca bu toprakları işgale gelmiş olan emperyalizmi bu topraklardan kovmadı, yerine yeni bir Türkiye inşa ettiler ve bu Türkiye’de hilafet yoktu artık. Hilafet kaldırılmıştı ve bunu da son derece net bir şekilde ortaya koydular, artık egemenliği yer yüzünde ve kendi irademizde aramaktır bunun esası.
İkincisi, saltanat da yoktu. Artık kimse saraylardan Anadolu’nun emeğini sömürerek, insanları kullaştırarak kendisini var edemeyecekti. En önemli adım ise Cumhuriyet kurulmuştu. Türkiye’de Kurtuluş Savaşı Meclis hükümeti aracılığıyla verilmiştir. 1921 Anayasası da bunun altyapısını kurmuştur ve elbette Lozan sonrası 29 Ekim 1923 de Cumhuriyet’in kurulmasımı da Türkiye’nin bulunduğu coğrafyada bütün ülkelerden farklılaşan eksiğiyle gediğiyle ilerleyen bir demokrasi öyküsünün yaratılmasındaki en önemli durak olarak saymak durumundayız. Latin Alfabesinin getirilmesi, Tekke ve Zaviyelerin kapatılması ve tedrisatın birleştirilmesi Türkiye’nin aydınlanma devriminin en önemli adımlarıdır.”
HİTLER ALMANYASI VE YENİKAPI VURGUSU
Konuşmasına tarihten hatırlatmalarla devam eden Günaydın, “Cermen Uygarlığı bir rasyonel akıl, disiplin uygarlığıdır. O uygarlığın üzerine bir on başının bir diktatörlük kurması ve bütün dünyayı Nazi felsefesiyle savaşa sürüklemesinin tahlilini yapmak gerekmiyor mu? Nasıl oldu da bu uygarlık Hitler’e ve onun faşizmine teslim oldu? İki ciddi kriz vardır, ekonomik ve siyasi kriz. Almanya’nın o döneminde bir gecede yüzde binin üzerinde enflasyon rakamları kabul edilmektedir. Denir ki, lokantaya el arabasını parayla doldurarak gidebilirseniz bir kap yemek yiyebilirsiniz, enflasyıon bu boyuttadır. İkincisi, Versay anlaşması Alman onurunu kıran bir içeriğe sahiptir ve toplum buna büyük bir öfke içerisindedir. Hitler bu yapıyı nasıl kurmuştur? Önce küçük bir darbeyle, sonra koalisyonlarla hemen arkasında da her seferinde seçim kazanarak kurmuştur. Hitler’in Almanya’da her seferinde daha yüksek oranlarla seçim kazandığını not edelim. Örneğin, Yenikapı’daki insan sayısını sayarken 1930’larda Nürnberg’de Hitler’in 6 milyon insanı toplayıp, aynı hareketlerle askeri nizam düzeni içerisinde miting yaptığını unutmayalım.
Hiçbir zaman kalabalıklar her zaman haklıdır demeyiz. Türkiye’nin aydın deneyimi şunu göstermiştir; kalabalıkların arkasına takılmak ya da içinde kaybolmak değil yanlış yöne doğru giden kalabalıkların önünde durabilmek aydın namusunun bir gereğidir. ‘Seçim kazanmanın en ufak bir önemi yoktur’ demek istemiyorum ama demokrasiyi sadece sandıktan ibaret sayarsanız, sağlam eğitim sistemi olmadan, medyanın tekleştirilmesiyle tek yanlı bilgi verilmesiyle ve faşist bir korku salınmasıyla eğer seçimler manüple edilebiliyorsa bu sonuçlara demokrasi ve milli iradedir diyer saygı duymanın ötesinde başka şeyler yapmak gerektiğinin altını çiziyorum. Birileri beni bu noktada, halkın iradesine, milli iradeye karşı çıkan bir şahıs olarak gösterebilirler. Evet, ben böyle bir milli iradenin hiçbir zaman yanında olmadım, oradaki ‘milli’ lafını tırnağın içerisine alıyorum.”
GEÇMİŞTEN BUGÜNE: YALANLARLA TOPLUM KUTUPLAŞTIRILIYOR
Hitler faşizminin kendisini büyütmesindeki önemli bir sebebin de büyük yalanlar söylenmiş olduğuna vurgu yapan Günaydın şunları söyledi: “Mesela ne dediler? Parlamentoyu komünistler yaktı dediler. Oysa Reichestag yangınıyla komünistlerin hiçbir alaakasının olmadığını ortalama Alman biliyordu ama bunun üzerinden toplumu kutuplaştırdılar ve gerçekten kendi yanlarına çekebildikleri bir kitleyle diğer insanları ezebildiler. Birkaç hatırlatma yapayım; Bülent Arınç’a suikast meselesini hatırlıyor musunuz arkadaşlar? Aylarca gazetelerde manşet olmuştu. Hani bir Albay, Arınç’ın evinin krokisin yutarken yakalanmıştı. Sonra ne anladık? Gördük ki bu büyük bir kumpasmış ve silahlı kuvvetlerin en gizli bilgilerini ele geçirebilmek için yapılan bir oyunmuş.
Kabataş yalanını hatırlıyor musunuz? Hani bir kadına 50 tane deri giysiler içerisindeki erkek tacizde bulunuyordu. Bugün adına gazeteci denilen ve hala utanmadan ortalıklarda dolanabilen insanlar aylarca, “ben o çekimi gördüm, o görüntüleri gördüm” diye haber yaptılar ve en sonunda anlaşıldı ki bu çok büyük bir yalanmış.
Camide içki içtileri hatırlıyor musunuz? Camide içki içilmediğini bize oranın müezzini gösterdi. Yani herkes yalan söylerken, müezzin çıktı dedi ki, “İçki içilmedi, çocuklar yaralıları tedavi ettiler” Tabi o sürüldü, başka yere gitti. Ama biliyoruz ki bu yalanlar üzerinden bir kutuplaşma yaratıldı ve toplum birbirinden şüphe eder hale geldi.”
KANUNLAR EVRENSEL HUKUKA UYGUN DEĞİLSE…
Hitler’in yasadışı bir iş yapmadığının altını çizen Günaydın, Hitler’in yaptıklarının tamamını kanuna dayandırdığını ve sürekli kanun çıkarttırdığını ifade etti. Günaydın şunları söyledi: “30 gün, 365 gün, 3 yıl içerisinde kaç kanun çıkartıldı ve bu ülkelerin yönetim deneyimleri içerisinde hangi orana denk düşüyor? Kendi dönemi içerisinde en çok kanun çıkartan yönetici ve sınıf Hitler ve faşizm dönemidir. Bu bize neyi gösteriyor? Evrensel hukuka uygun olmadığı zaman parlamentonun faaliyetiyle çıkartılıp önümüze konulan kanun, bize uymak zorundasın diye gösterilebilir ama eğer evrensel hukuk kurallarına uygun değilse al bunu başına çal diyebilmeliyiz. Eğer bunu demezsek parlamentonun faliyetidir ve önümüze gelmiştir dersek hukuk, kanun kılıfı altında bize dayatılan zorbalığı kabul ediyoruz demektir.”
‘NECİP FAZIL VURGUSU TESADÜF DEĞİL…’
“Mücadelemiz AKP ile mücadele değil. Çünkü AKP’nin öncülleri de vardı, ardılları da olacak. Bu topraklarda bir taraftan tarihin ilerleyici süreçlerine vurgu yapanlar, onun taşıyıcıları varken diğer taraftan da dinci, gerici faşistler kendilerini var etmeye sürekli devam etmişlerdir” sözlerini kullanan Günaydın, “Örneğin Tevfik Fikret ve Nazım Hikmet. Bu isimler yaşadıklarını bir aydınlanma içerisinde yazmışlardır hem de kimseye kul köle olmamışlardır. Hiçbir iktidarın arka bahçesi olmamışlardır ve sözlerini herkese yönelik olarak açıkça söylemişlerdir. Biz hala kendimizi Fikret’in ve Nazım Hikmet’in dizeleriyle beraber kendimizi ifade ediyoruz.
Karşılarında kim vardı? Necip Fazıl Kısakürek vardır. Kısakürek adına Tayyip Erdoğan’ın sürekli edebiyat ödülleri düzenlemesi bir tesadüf değildir. Bazı özelliklerini söyleyelim, ‘Dinimiz kinimizdir’ diyen Kısakürek’tir. Yani din üzerinden kutuplaştırma. Necip Fazıl’ın çıkarttığı ‘Büyük Doğu’ dergisi ve ‘İdeolacya örgüsü’ kitabına bakınız; bugünkü AKP’nin başkanlık sistemiyle getirmeye çalıştığı faşist süreci aynen göreceksiniz. Necip Fazıl, “Matbuat kontrol edilmeden çıkartılmamalıdır” der. Bir başbuğlar devleti kurulacaktır ve onun başı her şeyi kontrol edecektir. Tam da Erdoğan’ın rüyasındaki memleket.
ZAMLAR DIŞ TİCARET AÇIĞINI KAPATAMAZ
AKP’nin 14 yıldır iktidarda olduğunu hatırlatan Günaydın, “Biz ekonomideki krizi, dolar ve avrodaki hareketliliğe göre mi ölçüyoruz? Daha makro, temel işler var. Türkiye’nin yılda verdiği dış ticaret açığı 100 milyar dolardır. İthallat ile ihracatı arasındaki fark. 100 milyar dolar 350 milyar TL ediyor. Bir yılda 365 gün var. Bu ne anlama geliyor? Bu memleket günde 1 milyar liraya yakın dış ticaret açığı veriyor. Araçlarda ÖTV’yi yükselttiler. Elde ettikleri para nedir? 3 milyar lira. ÖTV zammı memleketin 3 günlük dış ticaret açığını kapatmaya ancak yetmektedir. Bir vergi barışı getirdiler, insanlar borçlarını yeniden yapılandılar. Elde ettikleri para 11 milyar liradır. Bu para da 11 günlük dış ticaret açığına denk düşmektedir. Bu ülkenin sahte cennetinin sürdürülebilmesinin iki koşulu vardır: Sürekli ve yeni dış borç bulacaksınız ya da kayıt dışı kaynak girişine izin vereceksiniz. Hatta kayıt dışı kaynak girişine çanak tutacaksınız. Bu sizi ABD’nin askeri yapar, yetmez aynı zamanda Körfez sermayesinin de hiçbir şekilde sözünden çıkamayacağınız esire dönüştürür.
24 Ocak kararları ve 12 Eylül darbesini hiç unutmamalıyız. 24 Ocak Kararlarının uygulanabilmesi için 12 Eylül darbesi yapılmıştır. Kenan Evren başardıktan sonra ABD’den “Bizim çocuklar başardı” cümlesi gelmiştir ve Kenan Evren’in konuşmasında şuraya buraya atıf yapmasının zerre önemi yoktur. 12 Eylül Amerikancı ve neoliberal bir darbedir. 1945’lerden sonra nasıl islamcı bir yapı doğurduysa 12 Eylül sonrası rejimde bugünkü islamcı rejimin kökleşmesi için her türlü adımı atmıştır ve bunu yaparken de kendisini Atatürkçü olarak tanımlamıştır. O rejimin Mustafa Kemal ve ideolojisiyle zerre kadar alakası yoktur.”
‘ÖNÜMÜZDE KISA VE UZUN PLANLAR OLMALI’
Mücadeleye devam ettiklerini ve önlerinde kısa, orta ve uzun erimli planlar, stratejiler olması gerektiğini söyleyen Günaydın, “Kısa erimli strateji nedir? Türkiye’nin Nisan – Mayıs aylarında götürüleceği, sürüklendiği referandum sürecidir. Dünyanın kuvvetler ayrılığına dayalı hiçbir başkanlık rejiminde Meclisin dahili olmadan Başkana kanun çıkartma yetkisi verilmez. Burhan Kuzu bu durumu, “Zavallı Obama” diye tanımlar. Obama, kanun çıkartamaz ve onun için zavallıdır. Oysa Erdoğan’ı zavallı duruma düşürmemek lazım, verelim yetkiyi kanun çıkartsın. OHAL ile Saraya kanun çıkartma yetkisi verilmiş midir? Verilmiştir. Şimdi o yetkiyi tüm zamana yaymaya çalışıyorlar. Meclisin burada iki tane fonksiyonu var, yasama ve denetleme faaliyeti gösterir. İkisi de ortadan kaldırılacaktır, 600 tane Milletvekili seçilecektir o vekillere ülkenin bütçesinden para ödenecektir ancak vekillerin hiçbir fonksiyonu olmacaktır. O halde egemenliğin ulusta, halkta olduğunu düşünüyor isek Meclisin egemen iradesine sahip çıkmak zorundayız. Dolayısıyla kanun çıkartma yetkisine buradan karşı çıkmalıyız” dedi.
‘BAŞKANLIĞA HAYIR DİYEREK İKTİDARI DURDURMALIYIZ’
Orta ve uzun vadede yapacakları çok iş olduğunu ancak öncelikle başkanlığa hayır diyerek AKP iktidarını durdurmak zorunda olduklarının altını çizen Günaydın sözlerini şöyle bitirdi: “Umutsuz olmayın. Bu ülkede son bir ay içerisinde başkanlığa destek %5 düştü. Kendimize, ideolojimize güvenirsek, Mayıs ayı içerisinde bunları tarihe gömebiliriz. Sözümü bitirirken; 15 Temmuz’dan çekimler var tnkın üzerindeki asker diyor ki, ‘Komutanım aşağıda çelik yelekli siviller var.’ Ben silahtan hoşlanan birisi değilim, evimde silah yok. Taşımadım, ruhsatım da yok ama aranızda silah taşıyanlar, evinde olan vardır. Peki soruyorum size, evinde çelik yelek olan bir arkadaşınızı tanıyor musunuz? Yok. O gece bize demokrasi gücü olarak tanımlanan adamların üzerinde çelik yelek var ise SS, Gestapo ikilemesini SADAT üzerinden bu memlekette kurabilir miyiz? Kurmamızın zamanı gelmiş midir? Halepten kovulan 4 bin Nusracı militanın Türkiye’ye girdiği zaman ne yapacağını düşünüyorsunuz? Bu memleket yeni Maraşlara, Sivaslara, Çorumlara gebedir. İstemeyiz ama bunları bilmek zorundayız. Eğer bu mücadeleyi kazanacağız ve bunları yeneceğiz diyorsak bunun sadece seçimlerle olamayacağını, gerektiği zaman fabrikalarda, üniversitelerde, sokaklarda bu mücadelenin verilmesi gerektiğini unutmamalıyız. Bu mücadeleyi yalnızca kendi ailemiz üzerinden değil, demokrasi güçleriyle birleşerek faşizme karşı ortak cephe kurarak yapmak zorundayız.”