Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, "Orta Doğu ve Doğu Akdeniz havzasında çatışmaların arttığı bir süreçte Rum Yönetimi'nin Ada'daki askeri üslerde, üçüncü ülkelere kullanım ayrıcalıkları tanıması Ada'da yaşayan herkesi risk altına sokmuştur. Ada'nın Orta Doğu'ya yönelik operasyonlar için kullanılıyor olması, tüm bölge ülkeleri için risk teşkil etmektedir. Bunu, içinde bulunduğumuz hafta yaşanan gelişmelerle çok daha somut bir şekilde, net bir şekilde görmüş olduk. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin (GKRY) Ada'nın tamamının sahibi gibi hareket etmesi, Kıbrıs Türk halkının iradesini ve egemen eşitliğini yok sayarak aldığı boyunu aşan kararları, büyük güç rekabetleri içinde kendine rol bulma yaklaşımı, özellikle son dönemdeki askeri angajmanları ve üs politikaları Ada'ya yönelik güvenlik risklerini artırmaktadır" dedi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Lefkoşa'da KKTC Başbakanı Ünal Üstel ile bir araya geldi. Düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Üstel, Türkiye ile KKTC arasındaki ilişkilerin sıradan devletler arası ilişkilerin çok ötesinde olduğunu belirtti. Üstel, "Bizim ilişkilerimiz ortak bir kadere, sınırsız bir güvene ve güçlü gelecek vizyonuna dayanan yaşamsal bir kardeşlik ilişkisidir. Kıbrıs Türk halkı ile anavatan Türkiye arasındaki bağ hayati ve vazgeçilmez bir bağdır" ifadelerini kullandı. Üstel, sözlerini şöyle sürdürdü:
"GKRY'nin attığı yanlış adımlar Adamızı bir savaş ortamına soktu"
"Çevremiz adeta bir ateş çemberine dönmüş durumdadır. Adamız üzerinde füzeler dolaşmakta, fırlatılan dronelar Kıbrıs'ın güneyinde patlamaktadır. Ne yazık ki son dönemlerde GKRY'nin attığı yanlış ve sorumsuz adımlar Adamızı hiç istemediğimiz bir savaş ortamının içine sokmuştur. İsrail ile imzalanan askeri anlaşmalar, Ada'nın güneyinde başlatılan yabancı güçlere üs verme yarışı ve İngiliz üslerinin savaşın bir parçası haline getirilmesi Güney Kıbrıs'ı fiilen çatışmanın tarafı haline getirmiştir. Bugün Güney Kıbrıs'ta yaşayan Rum halkı korku içindedir ve ciddi bir huzursuzluk yaşamaktadır.
"Türkiye'nin Ada'daki varlığı Kıbrıs Türk halkının güvenliği açısından hayati öneme sahip"
KKTC olarak yaşanabilecek her türlü olasılığa karşı gerekli tüm hazırlıkları yapıyor olsak da KKTC'de böylesi bir endişeye rastlanmamıştır. Çünkü insanımız Türkiye'ye güvenmektedir. Çünkü bizim güvencemiz de garantörümüz de kardeşimiz, anavatanımız Türkiye Cumhuriyeti'dir. Bu noktada Türkiye Cumhuriyeti'nin Kıbrıs Türk halkının güvenliği için taşıdığı rolün önemi bir kez daha açıkça orta yere çıkmaktadır. Türkiye'nin garantörlüğü ve Ada'daki varlığı Kıbrıs Türk halkının güvenliği ve Doğu Akdeniz'deki dengelerin korunması açısından hayati öneme sahiptir. Bu vesileyle, anavatan Türkiye'ye ve Türk milletine ve Kıbrıs Türk halkına verdikleri güçlü destek için bir kez daha teşekkür ediyorum."
"Rum Yönetimi'nin üslerde üçüncü ülkelere kullanım ayrıcalıkları tanıması Ada'da yaşayan herkesi risk altına soktu"
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ise şöyle konuştu:
"Orta Doğu ve Doğu Akdeniz havzasında çatışmaların arttığı bir süreçte Rum Yönetimi'nin Ada'daki askeri üslerde, üçüncü ülkelere kullanım ayrıcalıkları tanıması Ada'da yaşayan herkesi risk altına sokmuştur. Ada'nın Orta Doğu'ya yönelik operasyonlar için kullanılıyor olması, tüm bölge ülkeleri için risk teşkil etmektedir. Bunu içinde bulunduğumuz hafta yaşanan gelişmelerle çok daha somut bir şekilde, net bir şekilde görmüş olduk. GKRY'nin Ada'nın tamamının sahibi gibi hareket etmesi, Kıbrıs Türk halkının iradesini ve egemen eşitliğini yok sayarak aldığı boyunu aşan kararları, büyük güç rekabetleri içinde kendine rol bulma yaklaşımı, özellikle son dönemdeki askeri angajmanları ve üs politikaları Ada'ya yönelik güvenlik risklerini artırmaktadır. GKRY, Gazze'deki soykırımda da benzer tavırlar sergilemiş, İsrail'in desteğiyle aşırı bir silahlanma çabası içine girmiştir.
Bu tablo karşısında, Türkiye'nin garantörlük sorumluluğu ve tarihi yükümlülüğü daha belirgin hale gelmektedir. Garantör ve anavatan olarak Ada'daki askeri varlığımız yarım asrı aşan bir dönemdir tüm adanın güven ve istikrar içinde gelişmesine katkı sunmuştur ve bunun teminatı olmuştur. Sadece KKTC için Kıbrıs Türk halkı için değil, GKRY için Ada'daki Rum vatandaşlar, yaşayan insanlar için de çok daha güvenli bir ortam böylece oluşmuştur.
"Yarım asrı aşkın bir süredir bütün Ada halkı güven içinde istikrar içinde yaşıyor"
50 yılı aşkın bir süredir bu Ada'da huzur var, güven var, barış var. Ve bu ortamda da hem Rum tarafı hem de KKTC kalkınmış, gelişmiş, refahını arttırmıştır. Güvenliğin olmadığı bir yerde kalkınma olmaz. Güvenliğin olmadığı bir yerde refah olmaz. Olsa bile kağıt üzerinde kalır, en küçük etkide yok olup gider. Güvenlik kalkınmanın da temelidir. Dolayısıyla 50 yıllık bu süreçte Ada geliştiyse, refah düzeyi arttıysa bu 1974'teki Barış Harekatı sonrası oluşan güven ve istikrar ortamında sağlanmıştır. Tekrar ediyorum, sadece Türkler için değil Rumlar için de bu sağlanmıştır. Yarım asrı aşkın bir süredir bütün Ada halkı güven içinde istikrar içinde yaşamaktadır.
Ancak son dönemlerde maalesef bu yaşanan gelişmeler, GKRY'nin attığı birtakım adımlar adadaki güvenlik ortamına zarar verdiği gibi, Ada'da yaşayan insanların refahını, huzurunu da zayıflatmaktadır. Maalesef Ada'nın güven adası olmasına büyük bir darbe vurmaktadır. Kıbrıs Türklerinin Ada'nın ortak sahibi değil, azınlık olduğu anlayışıyla hareket eden, eşit görmeyen ve Kıbrıs Türk halkına Ada'nın geleceğine söz hakkı tanımak istemeyen zihniyetle bir çözüme ulaşmak mümkün değildir. Bu zihniyet değişmediği sürece yapılacak çabalar zaman kaybından başka bir sonuç doğurmayacaktır.
Kıbrıs Türklerinin özden gelen hakları olan egemen eşitlik ve eşit uluslararası statüleri tescil edilmede maruz bırakıldıkları izolasyonlara son verilmeden bu meselenin çözülmesi elbette ki mümkün olmayacaktır. Kıbrıs meselesinin Ada'daki gerçekler temelinde çözülmesinin yolu buradan geçmektedir. Kıbrıs Türk halkının hak ettiği konuma ulaşması için ortak irade ve güçlü iş birliğiyle çalışmalarımızı devam ettireceğiz.
Bir yandan Kıbrıs'ın güvenliği için huzuru için barışı için çalışırken diğer taraftan da iktisadi-mali işbirliği programlarımız çerçevesinde kalkınması için, Kıbrıs Türk halkının refahının yükselmesi için bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da yeni projelerle yeni programlarla devam edeceğiz."