İstanbul’daki SÖZCÜ gazetesinin sahibi Burak Akbay ile ilgili olarak mahkeme, 26 Mayıs 2017 tarihinde "ifade almaya yönelik yakalama" kararı aldı. Bu karara temel teşkil eden en önemli delil, SÖZCÜ hakkında yapılan MASAK incelemesinde atanan iki bilirkişinin, "FETÖ/PDY soruşturması kapsamında olan 29 şirketle bağlantı" ile ilgili düzenledikleri 2 Mayıs 2017 tarihli rapor oldu. Ancak avukatlar, soruşturma dosyasında gizlilik kararı bulunmasına rağmen, bu dosyaya ulaşarak yeni bir belge edinmeyi başardılar. Söz konusu belge, SÖZCÜ operasyonundan yalnızca 3 gün önce, aynı bilirkişilerin savcılığın talebi doğrultusunda verdikleri ek rapora dayanıyor.
Belgelerin Geç Özellikte Olması
Bilirkişiler, ek raporu savcılığa 16 Mayıs 2017 tarihinde sundular. Ek raporda, MASAK raporunun tekrar değerlendirildiği ve Burak Akbay'ın ortak olduğu şirketlerin, hakkında FETÖ/PDY soruşturması yürütülen diğer firmalarla olan ilişkilerinin "sadece ticari faaliyetler ve uygulamalar çerçevesinde olduğu" açıkça ifade edildi. Söz konusu ek rapor, SÖZCÜ gazetesi sahibi Burak Akbay'a yöneltilen iddiaları çürüten bir içerik taşımaktaydı. Ancak, bu önemli belge mahkeme dosyasına dahil edilmedi ve yargı sürecinde dikkate alınmadı. Yargılama sürecindeki hakimlik, aynı bilirkişilerin 2 Mayıs 2017 tarihinde sunduğu ve 29 şirket ile bağlantıların detaylarını net bir biçimde ortaya koymayan ilk rapora dayanarak yakalama kararı verdi.
Hukuk İhlali ve Avukatların Değerlendirmesi
Söz konusu belgeye erişim sağlandığında, avukatlar belgeyi titizlikle değerlendirdiler. Avukat Celal Ülgen, çok önemli bir belgeleri elde edebildikleri için mutluluk duyduklarını belirtti. Ancak, bu belgenin gizlilik kararı nedeniyle daha önce elde edilememesi, durumu daha da vahim hale getiriyor. Ülgen, bu davanın hukuk tarihinde bir leke olarak kalacağını ifade etti ve ek raporun gizlenmiş olmasının, yargılama sürecinin sağlıklı bir şekilde ilerlemesine engel olduğunu vurguladı. Avukatlar, şüpheli lehine olan belgelerin toplanması gerekliliğinin altını çizdi. Ek bilirkişi raporunun, hem avukatlardan hem de mahkemeden saklanması, ciddi bir hukuk ihlali olarak değerlendirildi ve bu durum üzerinde durulması gerektiği ifade edildi.
Avukat İsmail Yılmaz, SÖZCÜ Gazetesi'ni yayımlayan şirketin ticari faaliyetlerinin normal seyrinde devam ettiğini belirtirken, MASAK raporunun da bu durumu desteklediğini vurguladı. Yılmaz, bilirkişilerin ek raporlarında da bu gerçeğin açıkça ortaya konulduğunu ifade etti. Bu bağlamda, SÖZCÜ'nün sahibi Burak Akbay hakkında yöneltilen suçlamaların ve iddiaların tamamen asılsız olduğunu dile getirdi. Yılmaz, 'ifadeye yönelik yakalama' kararı veren Sulh Ceza Hakimliği'nin bilirkişilerin ek raporuna ulaşmamış olabileceğini düşünüyor.
Suçlamaların Dayanağı Olmaması
Yılmaz, hakimliğin almış olduğu kararın, ilgili ek rapor göz önünde bulundurulmadığı takdirde verildiğini öne sürdü. Eğer hakimlik raporu dikkate almış olsaydı, Akbay hakkında yakalama kararı verebilmenin mümkün olmadığını ifade etti. Avukat, bu durumun yargılama sürecinde dikkat edilmesi gereken temel prensiplerle çeliştiğine işaret etti. Yargı organlarının, savunma tarafındaki delilleri incelemek ve toplamakla yükümlü olduğunu vurgulayan Yılmaz, kanıtların tarafsız bir biçimde değerlendirilmelerinin gerekliliğine dikkat çekti.
Yasal Süreç ve Delillerin Rolü
Yılmaz, SÖZCÜ Gazetesi’nin Türkiye’nin en çok satan gazetesi olmasının, bazı çevrelerde kıskançlık yaratabileceğini dile getirdi. Bu nedenle, gazete aleyhine dolaşan iddiaların, yalan beyanlarla desteklendiğini düşündüğünü aktardı. Toplum içinde oluşturulan algının, gerçek delillerin göz ardı edilmesine neden olabileceğine dikkat çeken Yılmaz, adaletin sağlanabilmesi için her iki tarafın da delillerinin eşit şekilde değerlendirildiği bir yargılama sürecinin gerekliliğini savundu. Ayrıca, lehte olan resmi belgelerin göz önünde bulundurulmamasının, hukukun temel ilkeleriyle bağdaşmadığını ifade etti.
SÖZCÜ Gazetesi’ne Yönelik Kişisel Saldırılar
Avukat İsmail Yılmaz, SÖZCÜ Gazetesi'ni hedef alan girişimlerin, basın özgürlüğü ve ifade özgürlüğü mücadelesi açısından son derece tehlikeli olduğunu belirtti. Kişisel saldırıların, gazetecilik etiği ile bağdaşmadığını ve demokrasinin temel değerlerine zarar verdiğini ifade etti. Yılmaza göre, basın temsilcilerine yönelik bu tür baskıların, halkın doğru bilgilendirilmesi açısından da olumsuz sonuçlar doğurabileceği unutulmamalıdır. Medya organlarının, tarafsız ve bağımsız bir şekilde haber yapma yeteneklerinin kısıtlanmasının, demokratik yapıyı zayıflatacağına işaret etti.