Gazete Kritik Ekonomi Hazine’nin altın borçlanması nisanda yeniden hızlandı: 4 ayda 411,4 milyar TL’lik ödeme

Hazine’nin altın borçlanması nisanda yeniden hızlandı: 4 ayda 411,4 milyar TL’lik ödeme

Ocak-mart döneminde yavaşlayan altın üzerinden borçlanma, nisan ayında yeniden ivme kazandı. Hazine’nin altın cinsi kâğıtlar için yaptığı yüksek tutarlı ödeme, finansman maliyeti, servet transferi ve vergi kaybı tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.

Hazine’nin altın üzerinden yürüttüğü borçlanma politikası, yılın ilk üç ayında görülen yavaşlamanın ardından nisan ayında yeniden hız kazandı. Nisan ayında 18,4 tonluk ödeme yapan Hazine, bu tutarın yüzde 95’ine karşılık gelen 17,6 tonluk yeni borçlanmaya gitti. Böylece altına dayalı borçlanma araçlarında yeniden güçlü bir hareketlilik yaşandı.

Yılın ilk dört ayını kapsayan ocak-nisan döneminde ise altın cinsi borçlanmaya ilişkin dikkat çekici bir mali tablo ortaya çıktı. Bu süreçte Hazine’nin altınla yaptığı borçlanmalara karşılık yabancılara, yatırım ve emeklilik fonlarına, bankalara ve bu kâğıtları elinde bulunduran bireylere toplam 411,4 milyar TL’lik ödeme yapıldığı belirtildi. Söz konusu tutarın içinde faiz ödemesiyle birlikte değerleme farkı da yer aldı.

2026 vadeli altın borçlarında yüksek itfa oranı oluştu

Yapılan değerlendirmelere göre, nisan sonu itibarıyla 2024 ve 2025 yıllarında gerçekleştirilen borçlanmalardan kaynaklanan ve 2026 vadeli olan toplam 183,9 ton altının yüzde 58,8’i itfa edildi. İtfa edilen bu tutarın yüzde 79,2’si seviyesinde yeniden borçlanmaya gidildi.

Bu tablo, Hazine’nin altına dayalı iç borçlanma enstrümanlarında önemli ölçüde geri ödeme yaptığını, ancak aynı zamanda bu geri ödemelerin büyük bölümüne yakın bir kısmını yeniden borçlanma yoluyla sistem içinde tuttuğunu gösterdi. Altın cinsi kâğıtlarda oluşan bu döngü, kamu maliyesi üzerindeki yükün yanı sıra finansal sistemde yarattığı gelir etkisi nedeniyle de öne çıktı.

8 kâğıt için toplam ödeme 9,4 milyar dolara ulaştı

İtfa edilen 8 kâğıt üzerinden yapılan hesaplamada, altının ons fiyatındaki değişime bağlı olarak oluşan değerleme farkı ve faiz ödemeleri birlikte değerlendirildiğinde, finansal kurumlara toplam 411,4 milyar TL ödeme yapıldığı kaydedildi. Bu tutarın 17,3 milyar TL’sinin doğrudan faiz ödemesi olduğu ifade edildi.

Aynı dönemde ABD doları cinsinden toplam ödemenin ise 9,4 milyar dolar seviyesine ulaştığı belirtildi. Bu rakam, altınla borçlanmanın bütçe üzerindeki yükünü daha görünür hale getirirken, finansman maliyetinin büyüklüğünü de bir kez daha ortaya koydu.

Dolar bazında yüksek maliyet vurgusu

Altına dayalı borçlanmanın maliyetiyle ilgili değerlendirmelerde, 2024 yılında çıkarılan kâğıtlar üzerinden yıllık bazda ortalama dolar cinsinden yüzde 128, 2025 yılı kâğıtları üzerinden ise yüzde 68 seviyesinde geniş tanımlı faiz ödemesi yapıldığına dikkat çekildi.

Bu oranların son derece yüksek bulunduğu, altına dayalı borçlanma ve ödeme portföyü açısından benzer ölçekte bir yapının dünyada örneğinin bulunmadığı görüşü dile getirildi. Bu değerlendirme, altın cinsi borçlanmanın yalnızca teknik bir borç yönetimi aracı olmadığını, aynı zamanda çok yüksek maliyetli bir finansman modeline dönüştüğünü ortaya koydu.

Değerleme farkı bütçede görünmese de ekonomide etkili oluyor

Altın kâğıtlarındaki değerleme farkının, bütçe giderleri içinde doğrudan bir finansman maliyeti olarak yer almadığına işaret edildi. Buna karşın nisan sonu itibarıyla bu farkın 394 milyar TL seviyesine ulaştığı belirtildi. Bu tutarın borç stokuna ekleniyor görünmesine rağmen, söz konusu kâğıtları elinde bulunduranlar açısından ciddi bir gelir etkisi yarattığı vurgulandı.

Bu gelir etkisinin ekonomide toplam talebi artırabileceği, gelir artışı yaşayan kesimlerin servet etkisiyle harcamalarını yükseltebileceği ve bunun da enflasyonist baskıyı güçlendirebileceği ifade edildi. Böylece altın borçlanmasının etkisinin sadece Hazine bilançosuyla sınırlı kalmadığı, daha geniş ekonomik sonuçlar doğurduğu görüşü öne çıktı.

Üst gelir gruplarına servet transferi tartışması büyüyor

Altının hem dolar hem de Türk lirası karşısında yüksek seviyelere ulaşmasıyla birlikte oluşan değerleme farkının, Hazine üzerinden üst gelir gruplarına önemli bir servet transferi etkisi yarattığı değerlendirmesi yapıldı. Özellikle bu kâğıtlardan gelir elde eden kesimlerin daha sınırlı bir grupta yoğunlaşması, tartışmayı sosyal ve mali boyutlarıyla daha görünür hale getirdi.

Bu çerçevede, altına dayalı borçlanmanın kamu kaynaklarının dağılımı açısından da yeniden değerlendirilmesi gerektiği yönünde eleştiriler dikkat çekti.

Vergi kaybında 50 milyar TL eşiği

Altınla yapılan borçlanmanın vergi boyutunda da önemli bir kayıp oluştuğu belirtildi. Bu alandaki ödemelerde genel vergileme rejimi dışında sınırlı bir vergi uygulandığı, yabancılar açısından ise fiilen vergi bulunmadığı ifade edildi.

Altına dayalı kâğıtların yılın ilk üç ayında yaklaşık yüzde 60’ının ödendiği, buna rağmen bu kazançlara yönelik ilave bir vergi düzenlemesinin yapılmadığına dikkat çekildi. Bu nedenle ortaya çıkan vergi kaybının 50 milyar TL’yi aştığını söylemenin yanıltıcı olmayacağı değerlendirildi.

Altın üzerinden borçlanmada ortaya çıkan bu tablo, hem kamu maliyesi hem de gelir dağılımı açısından önümüzdeki dönemde daha fazla tartışılacak başlıklardan biri olmaya aday görünüyor.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *