Gazete Kritik Ekonomi Ekonomideki karar alma mekanizması felce uğradı

Ekonomideki karar alma mekanizması felce uğradı

Durmuş Yılmaz, MHP'den hayal kırıklığı yaşadığını belirtirken, Türkiye'nin ekonomik sorununu şeffaflık eksikliği ve ahlaki erozyon olarak tanımladı. İYİ Parti'nin büyüme modelini değiştirmeyi hedeflediğini vurgulayıp, özelleştirmelerde sermayeyi tabana yaymanın önemine dikkat çekti.

Ekonomideki karar alma mekanizması felce uğradı

Durmuş Yılmaz, Gazeteci Özlem Gürses'e konuştu. İşte o röportaj:

– MHP'ye dönük hayal kırıklığı içinde miydiniz?
Şimdi eski partime dönük bir serzenişte bulunmayı doğru bulmuyorum, kimseye bir fayda getireceğine de inanmıyorum. Zaten o dönemde o kadar kısa bir mesai yaptık ki Meclis'te, gün doğarken vekil olduk, gün batarken bu iş bitmişti! Fakat o dönemde iki iş yaptık; birincisi “Terör araştırılsın” diye bir önerge verdik, bu MHP'nin oylarıyla reddedildi. Terörün araştırılmasınıın ne gibi bir sakıncası vardı, neden reddedildi, doğrusu onu anlayamamıştım. Arkasından Meclis Başkanlığı seçimleri oldu, o süreçte de gördük ki MHP'de milletvekillerinin pek fazla bir etkileri yok. Dolayısıyla o dönemde parlamentonun dışında kalsaydım ülkeme çok daha fazla hizmet ederdim diye çok düşündüm.

KARPUZ GİBİ AYRILDIK

– İYİ Parti'ye kurucu oldunuz…
Ülkemizin geldiği noktada, karpuz gibi ortadan ikiye ayrılmış vaziyetteyiz. Bu iki parça birbirine selam vermez, göz ucuyla bile bakmaz oldu. Bir de temel ahlaki değerlerin erozyona uğradığını gördüm. Yeryüzünde hiçbir din, hiçbir felsefi sistem insanlara yalanı, aldatmayı, zulmetmeyi, kamu malına el atmayı öğütlemez.

– En büyük sorun nedir?
Bence işte bu ahlaki sorundur. Evrensel değerler erozyona uğradı ve her şeyin içi boşaldı. Günün birinde bugünden çok daha zor ekonomik koşullarla karşılaşabiliriz, bir nesil sıkıntı çeker, düzeltiriz. Fakat ahlaki erozyonun telafisi öyle değil, yüzlerce yıl gerekir.

2001 KOŞULLARINI YAŞIYORUZ

– Şu anda Türkiye ekonomisinin en önemli sorunu nedir peki?
Şeffaf olmamak. En önemli, bir numaralı sorun budur. Karar alma mekanizmasının felce uğraması ve her şeye tek bir sesin karar vermesi. Bu nedenle koordinasyon yok ve daha önemlisi yapılan yanlışlarla ilgili kimse ‘Bunu biz nasıl düzeltiriz?' diye soramıyor. Fren kalmadı. Türk ekonomisi dışarıdan kuşatılmış gibi bir hisse kapılıyorum ben. Bu bizi çıkmaza götürür, 2001 yılında yaşadığımız sürece çok benzer günlerdeyiz.

– Siz neyi farklı yapacaksınız ?
Bizim İYİ Parti olarak yapacağımız en önemli işlerden biri bu büyüme modelini değiştirmek, şu anda cari açığa dayalı bir büyüme modelimiz var. Yabancıdan para geliyor, biz onu kredi olarak içeride kullanıyoruz, o kredi ile hammadde ve ara malı alıyoruz, onu içeride işliyoruz, kullanılabilir mala dönüştürüyoruz. Bunun bir kısmını yurtdışına satıyoruz bir kısmını da içeride tüketiyoruz. Dolayısıyla bizim büyümemiz ithalata çok bağımlı. Bizim büyümemizi belirleyen en önemli kısıtlardan bir tanesi bu yabancı sermayenin, özellikle sıcak paranın Türkiye'ye gelmesi ve cari açığımızı finanse etmesi. Bu olmazsa ithalat yapamayız, ara malı hammadde getirisi sağlanmayınca da yerli üretim olmaz. Yani bizim bu modeli değiştirmemiz lazım. Bu akşamdan sabaha olacak bir iş değil. Ama nihai hedefimiz bu. Bakın, Türkiye Cumhuriyetin başından beri en yüksek büyümeyi 1930'larda sağladı.

1930'DA NASIL BÜYÜDÜK?

– Nasıl mümkün olabildi, harpten yeni çıkmış bir ülke?
1930'larda vatandaş söküğünü dikmek için kullandığı iğneyi dışarıdan ithal ediyor. Ölüsünü defnetmek için kullanacağı kumaşı dışarıdan ithal ediyor. Şimdi böyle bir ortamda bu büyüme nasıl sağlandı? Yapısal reformlar yapıldığı için sağlandı. Ekonomiye toplumun tüm kesimlerinin iştirak etmesi mümkün oldu. Ve o dönemde biz ülkemizin gördüğü en yüksek sermaye birikimini gerçekleştirdik. Sümerbank o dönemde kuruldu, Etibank o dönemde kuruldu, demiryolları yapıldı, Beykoz Kundura Fabrikası, Demir Çelik Fabrikası, hepsi o dönemde yapıldı.

– 1930'daki bu akıl niye şimdi işlemiyor?
Açılan tek bir fabrika var mı? Yok. Tekeri patlak kamyon gibi gidiyoruz, üstelik fren de yok !

– Nasıl fren yok?
Bir ülkeye, hatta bir bireye iki şey çok zarar verir: Birincisi; altı boş, içi doldurulmamış gereği yapılmamış aşırı özgüven. Şu anda biz bu hastalığı yaşıyoruz. Diğeri de “Bizden hiçbir şey olmaz, biz yapamayız, başkası yapar” denilen aşağılık kompleksi. Bakın bu iktidar 1930'larda o büyümeyi sağlayan kurumların hepsini bitirdi, arazilerini sattı, yani o fabrikaların hiçbiri kalmadı.

– İYİ Parti iktidar olursa özelleştirme yapmayacak mı?
Dünyada iki türlü özelleştirme var. Biri az gelişmiş borçlu ülkelerin yaptıkları özelleştirme; o ülkenin malını mülkünü kelepir hale getirmek, fiyatlarını düşürmek ve yok pahasına bunu uluslararası piyasalara pazarlamak. Bizde üç aşağı beş yukarı özelleştirme maalesef böyle oldu, çünkü borçlu bir ülkeydik, şu anda mesela Yunanistan'a yaptırılmak istenen de bu. Bir de satıcı piyasasının güçlü olduğu özelleştirmeler var, İngiltere'de de Margaret Thatcher yaptı, Almanlar birleştikten sonra Doğu Almanya'daki bütün kamu mallarını özelleştirdiler.

ÖZELLEŞTİRME POLİTİKASI

Fakat oralar satıcı piyasasıydı. Ekonomide rasyonaliteyi sağlayabilmek için, verimliliği artırabilmek, kıt kaynakları daha ekonomik kullanabilmek için özelleştirme yaptılar. Biz İYİ Parti olarak özelleştirmeye gerek de görmüyoruz, yapılırsa da bir sermaye grubuna vermekten ziyade, sermayeyi tabana yaymak için hisse senedi ihracı yoluyla yapmak doğru olur. Örneğin Türk Telekom'u daha yüksek fiyatla Avrupa'daki vatandaşların tasarrufunu buraya çekmek için onlara satabilirdik.

İYİ PARTİ'NİN EKONOMİ KURMAYI

Durmuş Yılmaz, 2006'da Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Başkanlığına atandı. Bu görevini 2011 yılına kadar sürdüren Durmuş Yılmaz, 2009 yılında Euromoney Dergisi tarafından “Yılın Merkez Bankası Başkanı” seçildi. Dergi 30 yıllık tecrübesi olan Yılmaz'ı, “Türkiye ekonomisine yön verecek en ideal isim” olarak nitelemişti. Görevinden ayrıldıktan sonra Cumhurbaşkanlığı Ekonomi Başdanışmanlığı'na getirilen Yılmaz, 2015'te MHP saflarında siyasete girdi. 7 Haziran seçimlerinde MHP Uşak Milletvekili seçildi. 1 Kasım 2015'teki erken genel seçimlerde tekrar MHP Uşak 1. sıra milletvekili adayı olduysa da seçilemedi. Durmuş, siyasetteki yoluna Meral Akşener liderliğindeki İyi Parti'de devam edecek.

YARDIMLARI, SİYASİ İKTİDAR DEĞİL 4 BİN YILLIK GELENEĞİ OLAN DEVLET DAĞITIYOR

Durmuş Yılmaz, sosyal yardımların kesileceğine dair korku yayıldığını belirterek, şunları söyledi: “Bu korku insanları seçmen olmaktan çıkardı, devletin bir müşterisi haline getirdi. Bu ilerisi için son derece sağlıksız bir gelişme. Modern sosyal devlet ilkesinin amacı, toplumda kendi tercihinin dışında geride kalmış yaşlı, engelli, bakıma muhtaç insanların ihtiyaçlarını gidermektir. Oysa bugün dağıtılan yardımları siyasi iktidarın başındaki bir kişi veriyormuş gibi anlatıyorlar herkese. O kişi bize ‘lütfediyor' algısı var. Bir kere bu lütuf değil, o yardımlar insanlarımızın analarının ak sütü gibi helal hakkı ve sosyal devletin bir görevi. Bu destekleri artırarak devam ettireceğiz. Ama bunu İYİ Parti vermiyor, Meral Akşener de vermiyor. Bunu, 4000 yıllık geleneği olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti veriyor.”

Yılmaz, “Türkiye'de faizler gereğinden yüksek mi” sorusuna ise şu karşılığı verdi: “Faizlerin yüksek veya düşük olduğunu belirleyen şey ekonomideki kaynak arzı ve bu kaynak arzına karşı ortaya çıkan talep. Eğer siz enflasyonunuzu kontrol altında tutamıyorsanız, vatandaşınızın cebine koyduğunuz kendi ulusal paranızın değerini koruyamıyorsanız, faiz de ona göre gelişir.

İŞİNİZ BUNU ÖNLEMEK

Vatandaşı siz harcamaya yönlendiriyorsunuz. Çünkü cebine koyduğu para dönemin sonunda değer kaybedecek. Bunu önleyebilmek için sizin ilk yapmanız gereken iş enflasyonu önlemek. Enflasyon, bir nevi vergidir, enflasyonun olduğu yerde borç verenler kaybederler borç alanlar kaza-
nırlar.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız