Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodriguez, ABD'nin Venezuela'ya yönelik askeri müdahalesinin ardından kendilerine yönelik olumsuz açıklamalara yanıt verdi. Bakan, Küba'nın asla “satılık olmadığını” dile getirerek, ülkesinin bağımsızlığını ve egemenliğini koruma konusundaki kararlılığını vurguladı.
ABD'nin Askeri Tehditlerine Yanıt
Rodriguez, sosyal medya aracılığıyla yaptığı açıklamada, ABD’nin olası bir askeri müdahalesine karşı çıkan net mesajlar verdi. Küba'nın egemenliğini koruyacaklarını ifade eden Bakan, “Biz Kübalılar, ülkeyi satmaya, tehdit ve şantaj karşısında geri adım atmaya ya da kendi kaderimizi dünyayla barış içinde inşa etme yönündeki devredilemez hakkımızdan vazgeçmeye hazır değiliz” dedi. Küba'nın bağımsızlığını ve ulusal bütünlüğünü korumak konusunda kararlı olduklarını vurguladı.
Rodriguez'in Açıklamaları
ABD'nin Küba’ya yönelik baskı unsurlarına işaret eden Rodriguez, bu tehditlerin kabul edilemez olduğunu ifade etti. Bakan, “Küba’yı savunacağız. Bizi tanıyan herkes bunun sağlam, kesin ve kanıtlanmış bir taahhüt olduğunu bilir. ABD, egemen devletlerin hakları üzerinde kendi iradesini dayatmak istiyor,” şeklinde konuştu. Bu ifadelerle, Küba'nın her türlü dış müdahaleye karşı direneceği mesajı verildi.
Venezuela ve Küba'nın Ortak Mücadelesi
Rodriguez, ABD'nin 67 yıllık süreçte Küba’ya karşı izlediği saldırgan politikaları eleştirerek, “Birlikte savaşacağız ve kazanacağız. Bolivarcı ve Chavista devrim ile Küba devrimi, halklarımızın özgürlüğü için ortak bir örnek olacaktır,” dedi. Bu sözleri, iki ülkedeki devrimci hareketlerin birbirine olan bağlılığını göstermektedir.
Anma Törenindeki Mesajlar
Bakan Rodriguez, 3 Ocak’ta Venezuela'nın başkenti Caracas'ta düzenlenen anma törenine katıldı. Törende, ABD’nin gerçekleştirdiği saldırılarda hayatını kaybeden askerler anıldı. Bu anma sırasında, Donald Trump’ın Küba’yı tehdit olarak gösteren açıklamaları hatırlatılmıştı. Rodriguez'ın bu bağlamdaki katılımı, iki ülke arasındaki siyasi dayanışmanın gücünü yansıtmaktadır.
ABD Başkanı Donald Trump, son dönemlerde Küba'ya yönelik "azami baskı" uygulandığına dikkat çekerek, ülkeye karşı daha güçlü önlemler alınabileceğini ifade etti. Dünkü açıklamalarında, Küba'ya uygulanacak baskı yöntemleri arasında askeri müdahale olasılığını gündeme getirerek, "Açıkçası, oraya girip yerle bir etmekten başka bir baskı yöntemi olamaz diye düşünüyorum," dedi. Trump, Küba'nın ekonomik durumunun önemli bir bölümünün Venezuela’ya bağlı olduğunu belirterek, bu ülkedeki petrol ve diğer kaynakların Küba'nın mali yapısını oluşturduğunu vurguladı.
Trump'ın Açıklamalarının Arka Planı
Donald Trump'ın Küba’ya yönelik bu sert beyanatları, ABD’nin bölgedeki politikalarının bir parçası olarak değerlendiriliyor. Küba, uzun süredir ABD tarafından uygulanan ekonomik ambargolar ve siyasi baskılar altında. Trump’ın askeri müdahale seçeneğini dile getirmesi, uluslararası alanda büyük bir yankı uyandırabilir. Bu bağlamda, ABD'nin müdahale biçimleri tartışmalara neden olurken, Trump, uluslararası hukuk ve etik değerler yerine kendi ahlak anlayışını ön plana çıkardığını ifade etti. Bu tür açıklamalar, hem iç politika hem de uluslararası ilişkiler açısından kritik bir önem taşıyor. Trump’ın öncelikli hedeflerinden biri, Küba’nın yanında duran Venezuela üzerinden bu ülkeye etki sağlayarak, bölgedeki komünist oluşumları zayıflatmak olarak öne çıkıyor.
Küba Hükümeti’nin Tepkisi
Küba yönetimi, Trump'ın bu tür askeri müdahale tehdidine karşı sert bir şekilde karşılık verdi. Ülkenin resmi kaynakları, ABD’nin Venezuela'daki duruma müdahalesinin sonucunda yaşanan can kayıplarına dikkat çekerek, 32 asker ve polis memurunun hayatını kaybettiğini duyurdu. Bu açıklama, Küba'nın ABD'nin askeri stratejilerine karşı duruşunu ve ulusal güvenliğini koruma kararlılığını vurgulamak açısından önemli. Ayrıca, Küba hükümeti, ABD'nin uyguladığı politikaları eleştirerek, bu tür eylemlerin bölgedeki barış ve istikrarı tehdit ettiğini belirtiyor. Burada, Küba'nın uluslararası camiada kendisini nasıl konumlandırdığı ve dünya kamuoyunu etkileme çabaları da dikkat çekiyor. Küba'nın tepkisi, sadece ABD ile olan ilişkilerini değil, aynı zamanda diğer Latin Amerika ülkeleriyle olan bağlarını da etkileme potansiyeline sahip.