CHP Bartın Milletvekili Av. Aysu Bankoğlu, ilk olarak şunları ifade etti: "10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü, Birleşmiş Milletler tarafından, 2. Dünya Savaşı sonrası barışın egemen olacağı bir dünyanın tesis edilmesi amacıyla ortaya konan çalışmaların bir sonucudur. 72 yıl evvel Birleşmiş Milletler, üye ülkelerine "İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi"ni sundu. 1948 yılının sonunda kabul edilen bu Beyanname, günümüzde ise 139 ülke tarafından imzalandı / onaylandı. Ülkemiz de 6 Nisan 1949 tarihi itibarıyla Beyanname'yi kabul eden ülkeler arasında yerini almıştır.
Bir kişiye yapılan haksızlık, aslında tüm topluma yapılmış bir haksızlık mahiyetindedir. Ülkemizdeki tüm yurttaşlar eşittir; hukuk düzlemi bu temel prensibin koruyucusudur; koruyucusu olmak zorundadır. Dünya genelinde de, bahsettiğim bu eşitlik prensibi kabul edilmediği sürece huzur, barış ortamı ve denge sağlanamaz."
Bankoğlu, her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılması noktasında, "sosyal adalet" ve "toplumsal refah" kavramlarının önemine dikkat çekerek şu hususları dile getirdi:
"İnsanın, yalnızca "insan" olması sayesinde sahip olduğu hakları ifade eden "İnsan Hakları Beyannamesi", tüm insanlık içindir. Siyahtan beyaza, Müslüman'dan Musevi'ye, Afgan'dan Amerikalı'ya, zenginden fakire kadar herkesin ama herkesin "eşit" olduğunu kabul eder. Bu haklar, insanın değerini ve onurunu koruyup geliştirmeyi amaçlayan evrensel ilkelerdir.
Beyanname'de ifadesini bulan kişi dokunulmazlığı, özgürlüğü ve güvenliği; din ve vicdan özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü, eğitim, çalışma ve sosyal güvenlik hakları gibi temel değerler, istisnasız tüm insanlar için geçerlidir. İnsan olmak, bu haklara sahip olmak için yeterlidir.
Tüm bu gerçeklere rağmen, uygulamaya, realiteye baktığımızda ise sadece ülkemizde değil; özellikle hukuk, adalet, eğitim ve ekonomi sistemlerinde sorunlar olan tüm ülkelerde, insan hakları, layıkıyla uygulanmayabiliyor. Taahhüt ettiğimiz konuların tam anlamıyla uygulanması, bir diğer deyişle "sözde değil özde" benimsenmesi gerekiyor.
Ülkemizin içinde bulunduğu sıkıntı alanların başında, "hukuk" ve "adalet" sisteminin derin yaralar almış olması gelmektedir. Hukukun, adamına göre ve keyfi uygulanır duruma gelmesi, adalete gözle görülür biçimde müdahaleler yapılması sadece yurttaşlarımızın devlete duyduğu güveni sarsmakla kalmamış; insan haklarına aykırı uygulamalar olarak tüm dünyanın da dikkatini çekmiştir."
Bankoğlu, "10 Aralık İnsan Hakları Günü" ile ilgili açıklamalarını şu şekilde tamamladı:
"Ülkemizde, AKP iktidarı döneminde özgür düşünceden ve ifade özgürlüğünden her geçen gün uzaklaşıldı. Zaten son haftalardaki "reform" söylemleri de, esas itibarıyla ortaya koyduğum bu tablonun bir tür itirafı niteliğindedir. Örneğin, bugün hâlâ, maalesef, kadınların hak ve özgürlüklerini konuşur durumdayız. Bu verdiğim örnek, ülkemizde gerektiği şekilde uygulanmayan "insan hakları" bakımından sadece tek bir örneği teşkil etmektedir.
10-11 Aralık tarihlerinde gerçekleştirilecek Avrupa Birliği Liderler Zirvesi öncesinde, şu önemli gelişmeyi hatırlatmak isterim: AB üyesi ülkeler tarafından "Küresel İnsan Hakları Yaptırım Rejimi" kabul edildi. Kabul edilen düzenlemelere göre, dünyanın hangi bölgesinde, ülkesinde olursa olsun, "ciddi insan hakları ihlalleri ve suistimallerinin sorumluları" yaptırımlarla hedef alınabilecek.
Bu noktada, Avrupa Birliği'nin attığı her adımı, doğrudan kabul etmemekle birlikte şu noktayı görmemiz gerek: Ülkemizin, insan hakları alanında, alması gereken çok yol var. Türkiye gibi saygın bir ülkenin, başka kuruluşların uyarılarına ihtiyaç duymaksızın bu alandaki yanlışlarını ve eksikliklerini gidermesi gerekir. Cumhuriyet Halk Partisi'nin temsilcileri olarak bizler de, herkes için eşitlik demeye, haksızlığa yol açan ayrımlar yapmaksızın tüm yurttaşlarımızın haklarını koruma yolunda ilerlemeye devam edeceğiz."
