16 Kasım 2018, Cuma

Haberin Kalbi - Türkiye'nin En Güncel Haber Sitesi

Zeytin ağaçlarımız için büyük bir “Görünmez Tehlike” kapıda mı?

Zeytin ağaçları hem tarihte hem de kültürümüzde önemli bir yer tutar. Dostluk ve barış anlamına gelen zeytin ağaçları yeryüzünde en uzun yaşayan ağaçlar arasındadır. Malazgirt Savaşı zamanında dikilmiş bir zeytin ağacı bugün hala ayakta kalıp meyve verebilmektedir.

Zeytin ağaçlarımızı gözümüz gibi korumamız gerektiği apaçık ortadadır. Aslında zeytin yaşamını devam ettirmek için öyle fazla bir şey istemez. Kuraklığa dayanıklıdır ve az bir besinle idare edebilir. Bu yüzden, tıpkı gerçek Anadolu insanı gibidir. Bizler Anadolu’ya yerleştiğimizden beri, zeytinin ve Anadolu insanının kaderi kesişmiş ve birbirine bağlanmıştır sanki. Bir zeytinlik, nesilden nesile miras kalarak pek çok ailenin geçimini temin etmesini sağladığı için, bir nesilden diğerine geçişin, soyun devamının da sembolü olmuştur. Ancak, son zamanlarda zeytin ağaçlarımızı tehdit etmeye başlayan büyük bir tehlike baş göstermiştir ve bu konuda acil önlemler almak zorundayız.

Bu tehlike ilk önce 2013 yılında tespit edildiğinden beri İtalya’nın güneyinde büyük zarar vermiş, pek çok asırlık zeytin ağacı kesilmek zorunda kalınmış; bin yıllık anıt zeytin ağaçları ise, budanarak ve üzerlerine ağlar yerleştirilerek özel önlemlerle koruma altına alınmıştır.      

Aynı tehlike 2014 yılından sonra İspanya’da da rapor edilmiş. Avrupa Birliği rapor edilen bölgeleri tecrit ederek, koruma altına almış ve çoğu kez teşhis konulan ağaçların 100 metre civarında yer alan sağlam zeytin ağaçları dahi kesilmiştir ve bu koruma ve kesme işlemleri halen İtalya’nın güneyinde devam etmektedir. Pek çok çiftçi bu tür radikal önlemlere karşı çıksa da, polis zoruyla kesme işlemlerinin gerçekleştirildiği bile olmuştur.  Şimdiye kadar İtalya’nın güneyinde yer alan Puglia ve Apulia bölgelerinde bir milyondan fazla ağacın kesildiği bildirilmiştir. İtalya ve İspanya’da karantina altına alınmış bölgelerle diğer bölgeler arasındaki sınırda kalan zeytin ağaçları ziraat mühendislerince sürekli gözlem altında tutulmaktadır.

İtalya’da daha fazla olmak üzere İspanya’da da zeytin ağaçlarını enfekte eden bu hastalığın çözümü olmadığı söyleniyor. Hastalığın sebebinin Xylella fastidiosaadında bir bakteri olduğu biliniyor ve ağaçların gövdesinde gerekli su ve mineralleri ağacın dallarına ve yapraklarına taşıyan ksilem kanallarındaki (ağaç gövdesi içinde özsuyu taşıyan kanallar) bitki özsuyu ile beslenen Çayır Köpük Böceği (Meadow Spittle Bug) tarafından bu bakterinin bir ağaçtan diğerine taşındığı da bilim adamlarınca tespit edilmiş durumda. Aynı veya benzer böcekler bizim ülkemizde de mevcut.  

Henüz bu hastalık komşumuz Yunanistan’a ulaşmadı deniyor. Yunanistan’da henüz bildirilen herhangi bir hasta ağaç yok. Bununla birlikte, Yunanistan hastalığın sınırlarını aşmaması için çok büyük önlemler alıyor.  

Xylella fastidiosa bakterisi, kiraz, badem ve turunçgillerde de etkili olabiliyor.

Bakterinin bulaştığı ağaç uzun süre hiçbir belirti göstermeden kaldıktan sonra, ağacı besleyen kanallar bu bakterinin oluşturduğu bir biyofilm ile kaplanmaya başlıyor ve tamamen kaplanınca da ağaç dallara ve yapraklara su ve besin taşıyamaz hale geliyor ve yapraklar kahverengileşerek uçları kuruyup gevrekleşmeye başlıyor. Xylella, bitkinin içerden başlayarak susuzluktan ölmesine sebep olmaktadır. Bu yüzden İtalya’da çiftçiler arasında hastalığa “Gizli Susuzluk” da denmektedir. Suyun ulaşamadığı dallar meyve vermeyip ölürken; sağlıklı görünen dallar düşük verimle de olsa meyve vermeye devam edebiliyor ama bakteri tüm ağacı esir aldığında ağaç tamamen kuruyup yaşamını yitiriyor.   

Bu bakterinin farklı suşları daha önce Kaliforniya’da üzüm bağlarını, Brezilya da turunç ağaçlarını hasta etmiş ve milyonlarca ağaç kesilmek zorunda kalınmıştı. Avrupa Birliği’ne göre, Xylella dünyadaki en tehlikeli bitki bakterilerinden biridir ve bugün bile Avrupa Birliği sınırları içinde bu bakteriyle nasıl baş edebilecekleri araştırılmaktadır. Bazı İtalyan organik zeytin yetiştiricileri, haklı olarak ağır pestisit ilaçlamalarına karşı çıkarak, ahır gübresi kullanılarak ve doğal yöntemlerle bu hastalığın üstesinden gelinebileceğini ve aslında bakterinin Puglia ve Apulia bölgelerinde ortaya çıkmasının kendileri için bir sürpriz olmadığını çünkü bu bölgelerde yoğun endüstriyel zeytincilik yapıldığını, aşırı kimyasal madde kullanıldığını, bunun da hastalığa davetiye çıkardığını iddia etmektedirler.

Eğer hastalıkla etkin bir mücadele yöntemi bulunamaz ve ağaçlar kesilmeye devam ederse, yakında sızma zeytinyağı pazarının iki milyar dolarlık bölümüne sahip İtalya’nın bu pazardaki payının azalması kaçınılmazdır. Henüz Yunanistan’da hastalık belirtilerinin görülmemiş olması da hem Yunanistan hem de bizim için büyük bir şanstır. Şimdiden gerekli önlemleri almamız ve İtalya ve İspanya’dan taşıyıcı ihtimali olan herhangi bir fidan almamamız konusunda yetkilileri uyarmak isterim. Daha önce Avrupa’da bu bakterinin yarattığı bir hastalık yoktu.  Hastalığın ilk defa İtalya’ya dekoratif amaçlı olarak ithal edilen bir kahve bitkisi ile geldiği ve İtalya’dan da İspanya’ya birkaç yıl içinde geçtiği düşünülürse, İtalya ve İspanya’dan fidan veya topraklı herhangi bir bitki alınmamasının ne kadar yerinde olacağı aşikardır. Biz şimdiden uyaralım.

Ayrıca, hem İtalya’da hem de İspanya’da çok geniş arazilerde yapılan endüstriyel zeytinciliği biliyorum. Her iki ülkeyi de ziyaret edip gözlemledim. Kilometrelerce başka hiçbir tarım ürününe rastlamazsınız. Hatta çoğu yerde kullanılan ilaçlar yüzünden vahşi hayvanlar dahi tükenmiş durumda. Hastalığın yayılmasının önlenememesinin önemli nedenlerinden biri de kimyasallara dayanan yoğun endüstriyel zeytincilik yapılmasıdır. Biz de dağlarda tepelerde unutulmuş kendi halinde doğal ortamında büyüyen, fazla ilaçlanmayan zeytinliklerimiz belki de bizim için bir şanstır. Bu yüzden, ben o tepe üzerinde kendi kendine bitmiş, hiçbir genetik müdahale görmeden yaşadığı coğrafyaya binlerce yıldır uyum sağlamış ya da başka bir deyişle, görmüş geçirmiş zeytin ağaçlarımıza iyi bakalım diyorum. Belki de onlar doğal olarak pek çok hastalığa karşı zaten doğal olarak dirençli olabilirler. Tıpkı dağlarda tepelerde tiftik çadırlarında konaklayan ülkenin dağına, taşına, suyuna, havasına alışmış Toros Yörükleri gibi…     

Yazarın Diğer Yazıları

Makale Yorumları

Makaleye Ait Yorum Bulunmamaktadır.

Yorum Yazın

CAPTCHA security code
Yorum Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

BAYRAKLI
yukarı çık