21 Temmuz 2018, Cumartesi

Haberin Kalbi - Türkiye'nin En Güncel Haber Sitesi

OSMANLI'DA EŞCİNSELLİK

Toplumdan, yasama, yürütme ve yargıya devletimizin zirvesine kadar bulaşmış bir tuhaflık söz konusu eşcinsellik hakkında.

 

“Turist güzelse soyunsun” diyen turizm bakanımız da vardır zamanında. Gözü gönlü açılsın ister.

 

Dönemin Aile Bakanı Aliye Kavaf eşcinselleri bozuk olarak niteler, hasta ilan eder, tedavi önerir.  

Tıp dünyasının bulamadığı tedavi yöntemini kendisi bulur kendince.

 

Melih Gökçek Türkiye’de gey belediye başkanı istemez. Kendisini kimse istemez.

 

Yalçın Akdoğan 'lezbiyen, gey bilmem ne' diyerek bilmediği şeyler hakkında yorum yapar.

 

Dengir Mir Mehmet Fırat bir milletvekilini hedef alarak ‘yanlış bir seksüel tercih içindeymiş gibi konuşuyorsun’ diyerek kendince doğru yolu işaret eder.

 

Volkan Bozkurt TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı olduğu dönemde twitter hesabından “Eurovision Şarkı Yarışması’nı kazanan Avusturyalıya baktıkça, iyi ki bu yarışmaya katılmıyoruz diyorum” şeklinde paylaşımda bulunur, Avusturyalı eşcinselleri bile rahat bırakmaz.

 

Efkan Ala Eşcinsellere helak olacaksınız uyarısında bulunur. Davutuoğlu geri kalır mı ? Kalmaz, eşcinsellere Lut kavmini hatırlatır.

 

Kuşadası'na bir günlük tur için gelen çoğu Amerikalı 850 eşcinsel, polis zoruyla Efes'e sokulmaz ve sınırdışı edilir. Kuşadası esnafı polise ateş püskürür.

 

AB Parlamentosu tarafından düzenlenen “Temel Haklar, Ayrımcılık Yasağı ve LGBTİ Dâhil Olmak Üzere Hassas Grupların Korunması” seminerine  CHP Milletvekili Binnaz Toprak ile katılan AK Parti Milletvekili Nursuna Memecan AKP'ye yakın yayın organları tarafından hedef gösterilir. AKP Milletvekili de Homofobik AKP'li bir kesimden nasibini alır.

 

Burhan Kuzu HDP'nin Eşcinseller Türkiye’de evlilik yapabilecekler vaadine çatar, sandığa gittiğimizde mührümüzü vururken bu vaat de aklımıza gelmeli der. Kimse AKP'nin eşcinsellere vaatlerini gündeme getirmez.

 

HDP Eskişehir Milletvekili  Adayı Barış Sulu üzerinden homofobik nefret söyleminde bulunur. 

 

Bunlar siyasette olanlar bir gün öyle bir gün böyle derler,  ki dedilerde. Ya yargı ?

 

14 şubat 1983’te Danıştay, ameliyat olarak cinsiyet değiştiren şarkıcı Bülent Ersoy'un hukuken erkek olduğuna ve dolayısıyla gazinolarda ancak erkek kıyafetiyle sahneye çıkabileceğine karar verir.

 

Ağustos 2013’te İstanbul Yargıtay Ceza Dairesi, Türk Ceza Kanunu’nun “Müstehcenlik” başlığı altında düzenlenen 226 maddesi uyarınca bir yayınevini “eşcinsel içerik”li bir romanı çevirip yayımlamaktan mahkeme önüne çıkarır. 

 

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), iki kadının romantik bir ilişki içinde olduğu izlenimi uyandıran bir müzik videosunu yayınlayan TV kanalına, “eşcinselliğe teşvik ettiği” gerekçesiyle ceza verir. 

 

26 Şubat 2014 tarihinde bir trans kadını öldüren erkeğin cezası “haksiz tahrik” indirimiyle müebbet hapisten 18 yıla düşürür. Karara göre, haksız fiil “travesti olmaktır”. 

 

Türkiye insanının eşcinsellik ile arası iyi olmadığı ortada.  Hep mi böyleydi ? 

 

Eşcinsellik her kültürde aynı şekilde tezahür etmemiştir.  Her kültürde ayıplanan bir şey olarak görülmemiş ve hatta bazı kültürlerde zorunlu katılmaya kadar gidilmiştir. Bu konuda kültürlerin tavrı zamanla değişime de uğramıştır. Sözgelimi,  Antik Yunan’da eşcinsellik ya da o zamanki tanımıyla oğlancılık, “topluma kabul edilme kuralıydır". Erişkin erkeğin genç erkekle eşcinsel birleşimi, erişkinin sperminin gence erkeklik aktarması olarak kabul ediliyordu. [1] Oysa Romalılar için özgür bir erkeğin edilgen (pasif) olan tüm davranışları edep dışı sayılmaktaydı. Erdem, cinsel güce yani iktidarı elinde bulundurmaya yani etkin(aktif) olmaya eşitti.[2]

 

Osmanlı döneminde eşcinsellik günümüz toplumuna göre daha yerleşik, daha kabullenilir bir kimlikti. Hilmi Yavuz’un Roxy tarafından çıkartılan Gaste’nin son sayısındaki Edebiyat ve Eşcinsellik başlıklı yazısını hatırlatmak istiyorum.  Hilmi Yavuz yazısına "Türkiye’de eşcinsellik, Cumhuriyet’in bir tabusu olarak görünür" diye başlıyor ve şöyle devam ediyor : "Osmanlı’nın eşcinselliği neredeyse tarihsel ve cinsel bir norma dönüştürmesine karşılık, Cumhuriyet etiği’nin, eşcinselliği kamusal söylemin dışına çıkardığını söyleyebiliriz. Cumhuriyetin ilk elli yılında, örneğin, bir eşcinsel edebiyattan söz etmek şöyle dursun, yazarların eşcinsel kimliklerinin örtbas edildiklerine tanık olunmuştur. Bugün artık hepimiz biliyoruz: Hüseyin Rahmi Gürpınar eşcinseldi; Nahid Sırrı Örik de öyle!  Abdülhak Şinasi Hisar da! Hatta, Sait Faik de!  Oysa ne Hüseyin Rahmi’nin, ne Nahid Sırrı’nın, ne de Abdülhak Şinasi’nin yapıtlarında en ufak bir eşcinsel ima bulmak mümkün değildir.

 

*          *          *

 

'Mahbup', Osmanlı'da eşcinsellere verilen genel addı. Aktif ve pasif eşcinsellik ayrımı da yapılmıştı. Mahbupların yani eşcinsellerin pasif olanına 'Oğlan', aktif olanına da 'oğlancı' deniyordu. Daha genel ve teknik olarak yapılan ayrıma göre de ; Heteroseksüel ilişki kuranlara 'Zenpare', eşcinsel ilişki kuranlara ise 'Kulanpare' deniyordu. [3]

Ayrıca Lut kavminin kötü huylarından biri olarak görülen eşcinselliği  "luti" sözcüğüyle de tanımlamışlardır.

 

Özellikle Eski Yunan ve Doğu toplumlarında yer alan haremlik-selamlık geleneği Osmanlıda da sürdürülmüş, hemcinsler arasında duygusal-cinsel  ilişkilere zemin hazırlayan bu ortam Osmanlı toplumunda da devam etmiştir. Yine erken Bizans dünyasındaki Roma hamam geleneği Osmanlı'da homoseksüelliğin örtülü bir sosyal buluşma alanı olmuştur.

 

Osmanlı İmparatorluğu'nda seks işçisi eşcinsellere  "hîz oğlanı" denir ve "hîz"ler devlet tarafından kayıt altına alınırlardı. [4] Hiz oğlanlarının birçoğu mesleklerini hamamlarda icra ettikleri için zamanla hamam oğlanı kavramı da aynı anlamda kullanılmıştır. [5] Hiz oğlanı kavramı zaman zaman modern Türkçedeki "ibne" sözcüğüne benzer şekilde alay ve küçümseme amaçlıda kullanılıyordu. [6] 

 

Hiz oğlanlarından Dellakname-i Dilgüşa adlı 17. Yüzyıla ait bir el yazmasında da bahsedilir. Bu eser "Gönüller' açan tellaklar kitabı" anlamına gelir ve İstanbul'da hamamlardan sorumlu en yüksek otorite olan "Hamamcılar Kethüdası" Derviş İsmail tarafından yazılmıştır. Derviş İsmail tarafından kaleme alınan risalede 17. yüzyılın sonlarında İstanbul'da 408 hamamda 2.300 tellağın çalıştığını bunların büyük bir kısmının da eşcinsel olduğunu anlatır. Derviş İsmail bu eserde hamamda görev yapan hiz oğlanlarındanda açıkça bahseder , görevlerini nerede ve ne şekilde yaptıkları anlatılır, kurnabaşı işleri, döşşek yoldaşlığı maceraları ve müşterilerin ödeyeceği fiyatlarda bu eserde yer alır. Oğlan'ların servis edildiği tarifede fiyat 300 akçeden başlıyordu der.

 

Hayatını bu işten kazanan erkekler "defter-i hîzán" adlı kütüğe yazılırlardı. Hiz oğlanlarının oluşturduğu esnaf grubuna "hizan" denirdi. Devamını Murat Bardakçı'dan aktaralım : 

 

Profesyonel eşcinseller, "esnaftan" kabul edilirlerdi. Esnaf, o devirde ordunun bir bölümü sayılır, padişahın sefere çıkışından önce İstanbul’da yapılan büyük geçit resmine bütün meslek grupları katılır ve "hîzán", yani eşcinseller de bu geçit resminde yer alırlardı. 

 

Bu törenlerden birini, 17. asrın çok önemli bir ismi Evliya Çelebi meşhur "Seyahatnáme"sinde ayrıntılarıyla yazıyor. Zamanın hükümdarı Dördüncü Murad’ın bir sefere çıkışından önce yapılan büyük resmi geçide askerlerin yanısıra bütün İstanbul esnafının da katıldığını, mesela börekçilerin sanatçılarla, peksimetçilerin imamlarla, yelkencilerin de dalgıçlarla, imamların da müezzinlerle bir arada yürüdüğünü ve binlerce kişilik kortejde "eşcinsellerin, deyyusların ve pezevenklerin" de yer aldığını söylüyor.

 

Murat Bardakçı "Osmanlı'da Sex" adlı kitabının "Osmanlı'da Eşcinsel Metinler" bölümünde Yemenici Bali, Sipahi Mustafa Bey, Kız Softa, Seyis Ali, Kalyoncu Süleyman, Kınalıkuzu Firuz, Peremeci Benli Davud, Altınbaş İskender, Keşmir Mustafa, Hamleci İbrahim, Karanfil Hasan, Fazıl Bey gibi hamamda çalışan hiz oğlanlarının hayat hikayelerinden kesintiler veriyor. 

 

Bunlardan biri olan Yemenici Bali'nin hayat hikayesi Murat Bardakçı'nın kitabında şöyle yer alıyor ;

".... Güzellik, cilve, edep, terbiye, nezaket ve sadakat sahibidir. Muhabbet dalında açmış gonca gül, göğüs kafesinde yavru bülbüldür. Saça sünbül, gamzeye gül, bakışa cellád, boya şimşir ağacı, göbeğe ışık damlası, baldırlara gümüş sütun, ayaklara gümüş külçesi ve káküllere de ibrişim destesi denirse, Bálî'den bahsediliyor demektir. Nalınlarıyla hamamın bahçesinde tavus kuşu gibi dolaşan o temiz oğlan, Tophane'de bir yemenici ustanın çırağıydı. Yeniçerilerle levendler ‘‘Biri yer biri bakar / Kıyamet ondan kopar’’ sözünü doğrulacasına bir akşam balçanağına eşek arılarının üşüşmesi gibi üşüştüler ve çocuğun altınla yazılmış ismini bakıra çıkardılar. Bálî de ‘‘Beni artık bir hamam temizler’’ dedi, Tophane'deki Kapdan-ı Derya Kılıç Ali Paşa Hamamı'nda üstadlık eden bir dellákın elini öpüp işe başladı. Ücreti 70 akçedir. 20 akçe de ortağı dellák alır. Gece döşek yoldaşlığı 300 akçedir. Günde üç müşteriden fazlasına çıkmaz. Temiz ve sağlam vücutlu bir göğüs bülbülüdür ..."

 

Hamamları özel olarak inceleyen tarihçi yazar Ergun Hiçyılmaz, Çengiler Köçekler Dönmeler Lezzolar kitabında şöyle der; 

Tophane, Unkapanı, Tahtakale, Yemiş İskelesi, Bahçekapı; birer yeniçeri yuvasıydı. Buralarda bırakın ırz ehli kadınları, pazılı delikanlılar bile dolaşamazdı. Bu semtlerde hamamlara girmek kolay, çıkmak zordu. 'Hamama giren terler' sözü o dönemin dellaklarının sözüdür. 

 

Rıza Zelyut'un anlatımına göre "Osmanlı padişahları, kendilerinin Bizans ve Acem imparatorlarıyla eş değerde olduklarını göstermek için, devlet protokolünü bu iki uygarlığın değerlerine dayamayı bir meziyet olarak görmüşlerdir. Elbette ki İran kökenli teşrifatın altında Arap imparatorluk geleneğinin etkisi de bulunmaktadır. Önceki dönemde bölgelerine hükmeden imparatorlardan hiç de geri olmadıklarını göstermek Osmanoğulları için itici bir güç olmuştur. Bu yüzden, eski saraylarda yer alan oğlancılığı da hiç düşünmeden içselleştirmişlerdir. Bu işin temelinin Yıldırım Bayezid zamanında atıldığı söylenmektedir."

 

Vezir Çandarlı Ali Paşa'nın mahbub oğlanları, içoğlanı biçiminde saraya soktuğu, bu işe padişahı da alıştırdığı suçlaması hemen hemen bütün Osmanlı vakayinamelerinde yer alır. Manzum Tevârih-i Âl-i Osman'daki şu anlatım, devletin dönüştürülmesine ilişkin ilginç ipuçları vermektedir:

 

"Heman ki (ne zaman ki) Kara Halil oğlu Ali Paşa vezir oldu, fısk ü fücur (eğlence ve zina) ziyade oldu. Mahbub oğlanları yanına aldı, adını içoğlanı kodu. (…) İç oğlanına itten beter rağbet ederlerdi. İçoğlanına rağbet etmek Ali Paşa'dan kaldı. Heman Ali Paşa vezir oldu, onun zamanında danişmentler (din âlimleri) çoğaldı, begler kapısına geldiler. Her biri bir begin yanına geldiler. Her biri onlara yarayalım deyü tabiatlarına münasip cevap verdiler. Allah buyruğun peygamber kavlin terk ettiler."

 

Osmanlı Devleti’nin (Devlet-i Aliyye) yönetim merkezi olan Topkapısı Sarayı’nda padişaha hizmet eden bir “İç Oğlanları” teşkilatının bulunduğunu her kaynak yazmaktadır. Bu oğlanlar; 10-12 yaşlarında Avrupa hatta Afrika’dan esir edilerek getirilir, ünlü Esirciler Hanı’nda pazarlanırlardı. Bunlardan yakışıklı ve akıllı olanlar alınır;   Enderun’da yetiştirilir; bazıları da Padişahlara,  “sakayan-ı sim-i hassa” adı altında hizmet ederlerdi.  Örneğin; şair Ahmed Paşa; Fatih Sultan Mehmed’in oğlanına göz koyunca; idama mahkum edilmiş; ancak “medet” redifli şiiri ile affedilmiş, Bursa’da sürgünde ölmüştü. Bu bilgi şuara tezkirelerinde değişik biçimde yer almıştır. [7]

 

Türk psikiyatrisinin kurucusu Ord. Prof. Mazhar Osman Usman (1884-1951)’ ın öğrencisi olan Prof. Dr. Ayhan Songar (1926-1997) cinsel patolojiyi incelerken, Osmanlı Saray Edebiyatı ve Divan şiirinden örnekler verir. Songar, Osmanlı Sarayındaki “içoğlanı” kurumunun sübyancılık ve oğlancılığın en somut örneklerinden biri olduğuna vurgu yapar. Songar’ın belirttiği üzere, Sarayın, oğlan gereksinimini karşılamak üzere özellikle Sakız adasında edilgen (pasif) eşcinseller yetiştirilirmiş. Oğlan çocuğunu bu iş için yetiştiren ve geçimlerini bu yolla sağlayan aileler, önce çeşitli kateterleri çocuğun anüsüne sokmak suretiyle onu alıştırır, daha sonra aile bireylerince anal ilişki (fiili livata) bizzat uygulanır ve sonunda oğlan istenilen kıvama gelince, altın karşılığında Saraya satılırmış. [8]

 

Osmanlı tarihini anlatan iki ciltlik eseri ile tanınan ünlü Osmanlı  tarihçilerimizden İbrahim Peçevi'nin eserinde bir olay yer alır ;

 

Mohaç Savaşında tutsak alınan kâfirlerin getirilmesi için padişah buyruğu çıkarıldı. Hemen dört bini aşkın eli bağlı ciğeri dağlı kâfir getirilerek, içlerinden dört tanesi dil için (bilgi almak için) alındı, geri kalanlar ise kılıçtan geçirildi. Konaklanılan yer cesetlerle dolduğu için, ordu başka yere nakledildi. Altın dizginli padişah, atına binip savaş alanını gezdikten sonra sadrazama,”imden sonra tedbir nedir” diye sorunca, İbrahim Paşa da,”hünkârım domuzun yatağında çocuğu olmasın” dedi… Sonra çevrede yağma edilmedik kent, kasaba, köy ve çiftlik kalmadı. İslam Gazilerinin ganimet olarak ele geçirdikleri dilber ve eşsiz güzellikte sarı saçlı kızların, yakışıklı cana yakın çocuk ve gençlerin, gümüş sürahi ve bardakların, yine gümüş tepsi ve şamdanların sayısını ancak Tanrı bilir. Mohaç Gazasında 200.000 kâfir öldürüldü ve tutsak edildi. Şimdiye kadar İslam Ordusunun en büyük savaşı idi. Kâfir savaş meydanına 300 top bıraktı. [9]

 

1630’lardan bir örnek verelim : “O zamanlar kulun (askerin) azgınlığı o dereceye dek varmış idi ki, Müslümanların ırzına tasallut etmek (sataşmak), köşelerde ayak üzere zina ve livata (erkek erkeğe cinsel ilişki) etmek, evler, saraylar basmak... ve özellikle kahvehanelerde, meyhanelerde gayrı meşru fiillerde bulunmaktan asla çekinmiyorlardı. [10]

 

 

Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesinde anlatıyor ;

“….Erzurum’da on gün oturup kışın şiddetini geçirerek bütün vilayet meclisi ile vedalaşarak Ilıca tarafına doğru yol aldık. Burada Erzurum Valisi Zurnazen Paşa çadırlarıyla o kış şiddetinde oturmuş durmakta idi. Bizim paşaya büyük ziyafet çekip bir samur kürk ve bir kıymetli eğerli at, bir oba çadır ve yirmi kese yolluk ve beşer katar katır ve deve ve on adet seçkin Gürcü delikanlısı hediye vermekle Melek Paşa’yı oldukça memnun eyledi ... " [11]

 

"Yanya Aslanı"  olarak bilinen Tepedenli Ali Paşa'nın oğlanlara düşkünlüğü bilinen bir gerçekti ve kaynaklarda açıkça yazar. "... bazen gündüzleri kiliselere dalarak albenili kız ve oğlanları haremine götürmek üzere aradı.” [12] "Ali Paşa hemen hemen Sokratik zevklere düşkündür ve bunu için de oğlanlardan kurulu ayrı bir haremi vardır. Sırdaşlarını ve hatta önemli memurlarını bunların arasından seçer. Bununla birlikte, harem dairesinde beş altı yüz kadını bulunurdu.'" [13] [14]

 

Yavuz Selim’in kızı Fatma Sultan’ın babasına yazdığı bir mektuptan, Yavuz Sultan Selim’in damadı ve aynı zamanda Teke Sancakbeyi olan Mustafa ile Kethüda Davut ve Elmalı kadısı Seyyid Mahmud’un sıklıkla içkili eğlenceler düzenlediklerini ve oğlanlarla alemler yaptıklarını öğreniyoruz. Fatma Sultan, Antalya kadısını tanık gösterdiği mektubunda, kethüda Davut ve Elmalı Kadısı Mahmut’un yolsuzlukları ve halka yaptığı baskılarla her üçünün oğlanlara olan düşkünlüklerini anlatarak, kocasının, kendisine gereken ilgi ve yaklaşımı göstermediğini yazmaktadır. Fatma Sultan’ın mektubunda dikkat çeken, oğlancılığa ilişkin tutumdur. Mektup incelendiğinde, Fatma Sultan, kocasının oğlanlarla cinsel ilişkisinden değil, oğlanlarla cinsel ilişki kuran kocasının kendisine yaklaşmadığından ve bu nedenle bir dul kadın gibi yaşadığından yakınmaktadır. Bunun gibi, kethüda ve kadının da oğlancılığından değil, bu işi, delikanlıların babalarının rızası olmaksızın, baskı ve zorla yapıyor olmasından şikayet etmektedir. Gizli olması, taraflardan birinin şikayetçi olmaması ve halkın içinde uluorta yerde yapılmaması kaydıyla eşcinsel ilişkilere ve oğlancılığa göz yumulduğu da bir gerçektir. Ancak taraflardan birinin iradesi dışında bu tür bir ilişkiye zorlanması, tecavüze uğraması, darp edilmesi ve yaralanması durumunda, cinsel edimi gerçekleştirenin yargılama sonucu idama mahkum edildiği bazı olaylara rastlanılmaktadır. ( Bu mektup Yazar Çağatay Uluçay tarafından Haremden Mektuplar adlı eserde yayınlanmıştır, Erhan Afyoncu'da "Aldatmanın Tarihçesi adlı köşe yazısında bunu yazmıştır. ) [15] [16] [17] [18] [19]

 

Kritovulos "İstanbulun fethi" adlı eserinde , İstanbul’un fethi döneminde Fatih’in yaptığı bir konuşmayı aktarır. Fatih konuşmasında askerlerine, İstanbul’un fethiyle soylu, genç, güzel erkek ve kadınlar ile erkek çocuklarının yağma ve talan edilmek üzere kendilerini beklediğini söylemektedir. Benzer tanıklıkları Evliya Çelebi de yazmıştır, Ayasofya’nın içinin kanla dolduğunu da söylemektedir. Osmanlı tarihi konusunda çalışmalarıyla ünlü Alman tarihçi Franz Babinger de benzer şeyleri  yazar Ayasofya’da Osmanlı askerlerinin cinsel saldırılarının büyük bir şiddetle yaşandığını, aynı masaların yemek masası olarak kullanıldıktan sonra masaların erkek ve kadınlara yaş gözetmeksizin tecavüz yatağı olarak kullanıldığını aktarmaktadır. Stefan Zweig, Yıldızın Parladığı Tarihsel Anlar kitabının "Bizans'ın Fethi" bölümünde yukarıdaki isimleri doğrular nitelikte fethi anlatır.

 

Fatih’in cinsel hayatıyla ilgili bir diğer anlatı da Kazıklı Voyvoda olarak bilinen Eflak Voyvodası Darkul’un kardeşi Radu ile olan ilişkisidir. Radu, Osmanlı sarayında uzun yıllar tutsak edilmiş, güçsüz karakterli, düşük ahlaklı ve zevk düşkünü biriydi ve yakışıklılığından ötürü de “güzel” olarak anılmaktaydı. Radu bu nitelikleriyle Fatih’in dikkatini çekmişti. Fatih onu elde etmeye çalışmış, Radu Fatih’i yaralayarak kaçmış, fakat yaptığından pişmanlık ve korku duyarak Fatih’in ilgisine olumlu karşılık vermiştir. Bu olaydan Tarihçi Ayşe Hür de bahseder. Pelin Batu "Öteki Gündem" adlı programda bu olaya gönderme yapmıştır. [20][21][22][23][24][25]

 

 

Tarihçi Ali Kemal Meram anlatıyor ;

 

Sırp kızı Mari’den doğan III. Osman, yalnız oğlanlarla yatıp kalkan bir eşcinseldi. Birinci Mahmut’un anıdan öldüğünde, kendisinin padişah olacağına bir türlü inanamadı. III. Osman 56 yaşındaydı. Anası, Şehsuvar Sultan diye anılan saraya satılan Mari adında bir Hıristiyandı. Bu yaşa kadar ölüm korkusu ve göz hapsinde yaşamış afyonkeş, içki düşkünü ve de kadınları, kızları sevmezdi. Bu ruh sağlığı bozuk padişah, kadınların kendisini görüp kaçmaları için, ayakkabısının altına altından bir ses takozu taktırmıştı. Öyle ki kadınların sokağa çıkmasını, süslenmesini yasaklamıştı. Ama kendi bütün küçük oğlanlarla yatıp kalkıyordu. Anası zorlukla III. Osman’ın koynuna Sicilya’lı Olivia’yı, Olga adlı Sırp iki cariye soktu. İkisi de gebe kalınca Olivia’ya (Zerki Sultan), Olga’ya Ferhunde Sultan dediler. III. Osman üç yıl sonra 1757 de öldü. III. Osman’ın yerine III. Mustafa padişah olunca, analarının memelerini emen, III. Osman’ın iki kundak çocuğunu, daha ilk gün boğdurup denize attırdı. III. Osman’ın dört karısı olduğunu tarihler not düştü. [26]

 

 

Evliya Çelebi’nin başından geçen bir olayda sakileri görmekteyiz. Tebriz Han, konuk ettiği Evliya’ya içkili eğlence yapacaklarını söylemişse de, Evliya Çelebi şarap içmediğini belirterek öneriyi geri çevirmiştir. Han, Evliya’nın bu öneriyi geri çevirmesine şaşırarak, sakilik yapan delikanlıların elinden çok az da olsa şarap içmesini, içmesi durumunda kendisine delikanlılardan en beğendiği bir tanesini armağan edeceğini söylemiş, bunun üzerine delikanlılardan biri, Evliya’nın boynuna sarılarak, şarap içirmeye ve tahrik etmeye çalışmış, fakat Evliya bütün bu girişimlere sırt çevirmiştir. Han’ın sakilerinin okşamalarına karşı koyan Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinin bir başka cildinde yaptığı bir itiraf hem mahbuplar, hem de Evliya’nın zevkleri hakkında önemli bilgi sunmaktadır. Seyahatnamesinin Nemçe’nin Bec kentine ilişkin cümlelerinde, mahbuplara ne anlamda yaklaşıldığı ve onlara olan ilginin içeriği hakkında da bilgi sahibi olmaktayız. Yazdıklarının “kabahat” olduğunu bilerek söyleyen Evliya, Bec’te, yakışıklı delikanlı Mihail’in güzelliği ve çekiciliği karşısında kendini tutamamıştır. Azgınlıkla kendinden geçerek, şehvetle delikanlıyı öpücüklere boğmuş ve sonrasında, sayısı yaklaşık beş yüz, altı yüz “imansız ve utanmaz Alman genci”yle eğlendiğini yazmıştır.

 

 

Haremde padişahın oğlancılığı konusunda Hans Dernschwams İstanbul ve Anadolu’da Seyahat Günlüğü adlı yapıtında son derece çarpıcı örnekler sunuyor. “Genç oğlanlar için Padişah İstanbul’da, Galata’da, Edirne’de ve Bursa’da hatta bizzat kendi sarayında özel köşkler yaptırırdı.” diyor. [27] Bu kitapta bu tarz pek çok örneğe yer veriliyor.

 

 

Osmanlı Tarihi adlı yapıtında Alphonse de Lamartine, şunları yazıyor : “.. Saraylar yalnız savaş ganimeti olan güzel kızlarla değil, aynı zamanda bir bölümü hadım edilen ötekileri ise doğaya ters düşen cinsel ilişkiler için kullanılan güzel oğlan çocukları ile doluydu. Kadınca güzellikleriyle tanınan oğlanlardan bazıları harem güzellerinin en büyük rakipleri oluyorlardı…” [28]

 

 

Araştırmacı Yazar Şakir Keçeli, Şeyhülislam ve tarihçi Hoca Sadettin Efendi'nin  Tâcü't-Tevârih adlı eserinden bir aktarma yapar : Yıldırım Beyazıt’ın düğününe Evrenos Bey’ce getirilen hediyeler arasında “ vücutlarının tazeliği ile selvileri kıskandıran, yeni açmış gülleri çileden çıkartan 100 oğlan da..” vardı. [29]

Bursa Şeri sicillerinde “Medrese öğrencilerinin genç erkek çocuklarla düşüp kalkmaları toplum ahlakını kemiren bir alışkanlık halinde sürüp gitmiştir..” ve “.. bozahanelerin işleticilerinin bu gibi yerlere doluşan bekar müşterileri için ‘taze oğlanlar’ bulundururlar..” kayıtları vardır. [30] Savaşlarda tutsak alınan genç Hıristiyan çocukların uzun boylu ve güzel olanların İÇOĞLAN örgütüne alındıkları, bunların 1/5’inin Padişah’a ait olduğu belgelidir.[31]

Keçeli, 9 yıl Türk Tarih Kurumu Başkanlığı yapmış Yaşar Yücel’den alıntı ile “.. henüz tüyü çıkmamış oğlanlarla düşüp kalkmak gibi alışkanlıkları olmayanlar herhangi bir makamdan uzak tutuldukları gibi…  ” denilmektedir. [32]

 

 

Fatih’in cinsel yaşamını Osmanlı Tarihi adlı yapıtında Lord Kinross da dile getirmektedir : 

 “… bir akşam, cinsel zevklerinin çok yönlü olduğu söylenen Padişah (Fatih) yemekte adeti üzerine bol şarap içtikten sonra Lukoş’un evine hizmetçilerinden birini gönderip 14 yaşındaki yakışıklı oğlunu kendisine yollamasını istedi. Red yanıtı alınca da derhal Lukoş’un başının uçurulmasını buyurdu. Oğlunun ve damadının da idamlarını emretti. Bir süre sonra 3 kelle şölen sofrasında önüne getirildi. Daha sonra öbür Rum ileri gelenleri de öldürttü…” [33]Reşat Ekrem Koçu'da Lord Kinross'u destekleyen görüşlere sahiptir. “.. Fatih, Rahip Lukas Notaras’tan 14 yaşındaki yakışıklı oğlunu kendisine istemiş, vermeyince de rahibi öldürtmüştür. [34] ; “.. 4. Murat’ın da böyle bir yaşamı olduğunu, (oğlancılık) tarihler yazarlar. Annesi Kösem Sultan, oğlunu sürekli güzel oğlanlarla ilişkiye yöneltmişti. İlk gözdesi Ermeni dönmesi Musa Çelebi’ydi…” [35]

 

 

Yavuz, İran savaşına giderken Çaldıran dolayında bir köyde gördüğü bir Acem oğlan karşısında uzun uzun durup tutkusunu şu 2 dize ile dile getirmekten kendini alamadı :”

“ Şirler (aslanlar) pençe-i kahrımdan olurken lerzan

 Beni bir gözleri ahuya zebun etti felek!" [36]

 

 

Kadı Burhanettin’in Esterabadi’ye yazdırdığı Bezm u Rezm’de, “Sivas sultanı Eretna oğlu Mehmed ölünce yerine geçen oğlu, sabahtan akşama kadar şarap içip saz ve hamam alemlerinde vakit geçiriyordu. İşret meclislerinde birbiri ardından aşık olduğu iki oğlanın sebep olduğu skandal yüzünden şehir halkı arasında bütün hükm ve nüfuzunu kaybetti.” şeklinde bir olay geçmektedir. Bunun üzerine ulemanın ve ahilerin desteğini alan Kadı Burhanettin Sivas tahtına oturmuştur fakat kendisi tahta geçtikten sonra peri gibi güzel yüzlü sakiler ve köçeklerle donanmış içki meclisleri düzenlemekten geri durmamıştır. 

 

 

II. Murad’ın “ileri derecede ayyaş” olduğunu ve diğer padişahlarda da gördüğümüz zevke düşkün yaşantısını yansıtan şiirleri vardır. Sıklıkla düzenlediği kaplıca alemlerinden birinde, belinde peştemallı bir delikanlıyı gördüğünde, yüksek sesle şu beyti söylediği aktarılmaktadır:

Nagehan kadre irdim dün gice ben kaplucada

Bir gümüşten yapulu servi hıraman gördüm [37]

 

 

Barbaros Hayreddin Paşa 1373 yılında yaptığı akınlarla ele geçirdiği peri yüzlü kız ve oğlanları padişaha sunarak etek öpmüştür. 1431 yılında Rumeli’de yapılan akınlar sonucu ele geçen selvi boylu oğlanlar ve delikanlılar II. Murad’a sunulmuştur. [38][39]

 

 

 

II. Bayezid 1482 yılında oğlu Şehzade Şeninşah’a diğer armağanlarla beraber beş oğlan ve yine 1484 yılında on oğlan; aynı yıl Şehzade Ahmed’e on oğlan, 1485’te Şehzade Mahmud’a altı oğlan; 1486 yılında da iki oğlan göndermiştir. II. Bayezid ayrıca oğlu Şehzade Selim’e de “güzellik göğünde ayın ışıkları gibi parlayan, iyilik ve tatlılıkta benzerleri bulunmayan güzel varlıklar” olarak betimlenen yakışıklı birkaç oğlan armağan etmiştir. Mora’da bazı kaleleri ele geçiren Ali Paşa, II. Bayezid’e tutsaklar arasından dört yüz boylu poslu delikanlıyı seçip göndermiştir. Vezir İbrahim Paşa, Mısır dönüşü armağan olarak zenci ve beyaz kölelerin yanında çok sayıda, peri gibi güzel yüzlü köleleri beraberinde getirmiştir. [40]

 

 

Peçevi İbrahim Efendi, Mohaç zaferi sonrası ganimetleri anlatırken ele geçirilen “yakışıklı, cana yakın, ay çehreli delikanlılar”dan söz eder ki, kimi zaman tutsak edilenlerin sayısının on beş binden fazla olduğunu, kimi zaman da her çadıra birer ikişer oğlan düştüğünü kaydetmiştir. 

 

 

1601 yılında Habsburg ordusunun Kanije kuşatmasında Tiryaki Hasan Paşa’nın komutasındaki Osmanlı birliklerinin karşı saldırı sonucu düşmana ait çok sayıda top ve ganimetin yanı sıra güzellikte benzeri olmayan Frenk delikanlılarının da ele geçirildiği yazılıdır. 

 

 

Gelibolulu Mustafa’nın Künhü’l-Ahbar’ında Fatih’in geceleri huri gibi kızlarla, gündüzleri de melek gibi delikanlılarla zevk ve sefa sürdüğü yazılmaktadır. Fatih Sultan Mehmed’in Avni takma adıyla yazdığı şiirler eşcinsel olduğu iddialarına kaynak olur. Bu şiirlerde yeri gelir işveli Hristiyan bir gence, yeri gelir kulu olmaktan mutluluk duyduğu bir başka gence ve yeri gelir güneş yüzlü melek dediği bir delikanlıya olan duyguları büyük bir açıklıkla konu olur. 

 

 

II. Bayezid, Yavuz Sultan Selim, II. Selim, IV. Murad ve III. Selim’in şiirlerinde de güzel delikanlılarla yaşanan aşkların anlatıldığı görülmektedir.

 

 

Fetih sonrasında Fatih Sultan Mehmet, Bizans Büyük Dükü Notaras’ın on dört yaşındaki yakışıklı oğlunu görmüş, ondan hoşlanmış ve içkili bir yemek sonrasında delikanlıyı babasından istemiştir. Notaras, bu isteği geri çevirmiş ve sonrasında öldürülmüştür. Başlarda Fatih’in Notaras’la ilişkisi çok iyidir ve bu durum Notaras’ın Fatih’in içkiye, zevke ve oğlanlara olan düşkünlüğünü fark edip onu etkilemesine bağlanmaktadır. Fatih’le ilgili bir başka olay da Midilli despotunun idamına ilişkindir. Fatih’in tacizine uğrayan bir içoğlanı saraydan kaçarak Midilli’ye gitmiş, orada önce Hristiyan olmuş, sonra da despot Niccolo Gattilusio’nun gözdesi olmuştur. Midilli’nin fethinden sonra, İstanbul’a gönderilen güzel çocuklar arasında bu içoğlanı da görülünce durum Fatih’e arz edilmiş ve bu durum idama giden yolu açmıştır. [41][42][43][44][45][46][47][48][49][50]

 

 

 Hadım Süleyman Paşa ile Fatih'in ilişkisinden söz edenler vardır. 

Yunus Paşa’nın devletteki yükselişinin fiziksel güzelliğinden ve Fatih’le olan ilişkisinden kaynaklandığı da söylenenler arasındadır. [51]

Dönemin devlet adamlarında eşcinsel aşkın izlerine sıkça rastlıyoruz. Kadılık yapan Meali Mihaliç’te görev yaptığı sırada işve ve naz ile peşinden koşan bir şehir oğlanına aşık olmuştur. Manastır müderrisi Martalos Efendi’nin de Simidcibaşı adlı bir delikanlıya sevdalandığı anlatılır. Kadılık yapan bir diğer isim olan Abdi de mahbupsuz yapamayan isimlerden birisidir. Bursa’da müderrislik yaparken gül yüzlü tüysüz delikanlılarla düşüp kalkmaya başlamıştır. Abdi Çelebi’nin mahbuplarından Bekir adlı dilbere Sinan Çelebi’nin oğlu Mesih de vurulmuş ve bir gece birlikte aşk yaşadıkları Abdi Çelebi tarafından öğrenilmiştir. [52]

 

 

1573 yılında Avusturya elçilik heyetinde rahip olarak Osmanlı Devleti’ne gönderilen Gerlach, Budin ve Belgrad kalelerinin komutanlarının ve hizmetindeki diğer kişilerin yiğit savaşçı olmakla beraber “oğlancı” olduklarını da aktarmaktadır. [53][54]

 

 

İstanbul kadısı Sunizade Efendi ile Şeyhülislamzade Mehmed Çelebi’nin birbirlerini ibnelikle suçladıkları kaynaklarda açıkça yazmaktadır. Sultan İbrahim dönemi din adamlarından bazıları da oğlancı kimlikleriyle nam salmışlardı. 

 

Şeyhülislam Karaçelebizade Abdülaziz Efendi gibi üst düzey bir din adamından dahi ulemadan kimi kişiler “pezevenklikte ve oğlancılıkta en yeteneklisi” diyerek söz etmekte, dönemin birçok din adamı da oğlancılığa düşkünlüklerinden dem vurarak birbirlerini “oğlan pezevengi” olarak suçlamaktaydı.[55]

Şam ve Yenişehir’de kadılık görevinde bulunan Muslihiddin Efendi “oğlan pezevengi” olarak bilinirdi.

 

 

1577 yılı Ekim ayında hayatını kaybeden Zal Mahmud Paşa’nın cenazesine katılan Gerlach, Rüstem Paşa’nın kahyasının oğlu Mehmed Çelebi’nin, kendisine cennete gidecek bir müslümanın yanında iki güzel oğlan bulunacağını ve cennetlik kişinin onları istediği gibi öpebileceğini söylediğini anlatmaktadır.

 

 

1790’larda İstanbul’a gelen bir Avrupalı, İstanbul’da uzun saçlı, yüzleri pudralı, kadın giysileri giymiş ve hoş kokular sürmüş, sokakta müşteri bekleyen yakışıklı Rum delikanlılarını gözlemlemiştir. [56]

 

 

Devletin veziri Padişahın özel oğlanına aşık olur. Oğlan uğruna şiirler yazacak kadar aşıktır :

“ ...Ahmet Paşa veziriazam iken içoğlanlardan birine aşık olmuştur diye onu Padişah 2.Mehmet’e gammazladılar.Padişah da Ahmed Paşa’yı denemek için onu oğlanla birlikte hamama koydu.Yanlız oğlanın perçemini de kestirdi.Ahmet Paşa hamamda o İsa yaradılışlı sevgilisinin şerbetini içip sunduğu aşkın badesinden mest olup kendinden geçince hemen orada doğaçtan şu beyti söylemiş ;

Zülfin gidermiş ol sanem kafirliğin komaz henüz

Zünnarını kesmiş veli dahi müselman olmamış... [57]

 

“ ...Fatih’in danışmanlarından Ahmet Paşa’da ünlü oğlancılardandı ve Fatih’in iç oğlanlarından birine aşık olduğu için öldürülmüştü...”  [58]

.

.

.

"Osmanlı Edebi Metinlerinde Eşcinsellik" adlı diğer yazımda eşcinselliğin dönemin edebiyatında önemli bir parça olduğunu açıkça göreceksiniz.

 

[1] Quignar syf 27

[2] Quignar, 2001,s.16

[3]  https://m.aksam.com.tr/guncel/osmanlidan-cumhuriyete-civelekler--93971h/haber-93971 

[4]  Musa Duman, Oğlan Kelimesi ve Gençlik Kavramı Üzerine ,Türkiyat mecmuası syf: 120 

[5]  https://www.google.com.tr/amp/www.hurriyet.com.tr/amp/gundem/ona-hamam-oglani-degil-hiz-oglani-denir-38557689 

[6]  Reşat Ekrem Koçu, Dağ Padlahları : Tarihimizdeki Büyük Şekaavet ve İsyanlar 

[7]. http://m.gunes.com/yazarlar/riza-zelyut-riza-zelyut/osmanli-erkekleri-46247 

[8] Ayrıntıları Ayhan Songar’ın “Psikiyatri” adlı eserinin “Seksüel Patoloji”bölümünde bulabilirsiniz. Psikiyatri, Prof. Dr. Ayhan Songar, Seksüel Patoloji, s: 345, Gül Matbaası, 1971

[9]  Peçevi tarihi İbrahim Peçevi cilt 1: sf: 73–74–75 

[10] Mehmet Halife, Tarihi Gılmani, Tercüman 1001 Temel Eser, syf. 28, aynı kitabın Kültür Bakanlığı yay. syf. 12

[11] Evliya Çelebi Seyahatname Morpa Kültür Yayınları 2004 sf 249 

[12]  Alexandre Dumas : 61

[13] William Plomer: 85 

[14] TEPEDELENLİ ALİ PAŞA BİYOGRAFİLERİ ÜZERİNE Tarih okulu dergisi Mehmet UYSAL - Ayşe Yasemin UYAR

[15] http://www.haberturk.com/kultur-sanat/haber/529227-aldatmanin-tarihcesi

[16] https://ipfs.io/ipfs/Qme2sLfe9ZMdiuWsEtajWMDzx6B7VbjzpSC2VWhtB6GoB1/wiki/Fatma_Sultan_(I._Selim'in_kızı).html

[17]

https://onedio.com/haber/3-yasindaki-gelin-7-vezirle-evlenen-sultan-osmanli-ve-haremle-ilgili-cok-az-kisinin-asina-oldugu-enteresan-bilgiler-816064

[18] https://www.yeniasir.com.tr/yazarlar/seda_kaya_guler/2013/01/14/kanuninin-kiz-kardesleri

[19] DEVLET-İ ÂLİYE-Yİ OSMÂNİYYE DEVRİ HARS-I ME’BûN -OSMANLI İMPARATORLUĞU DÖNEMİ EŞCİNSEL KÜLTÜRÜ, HAZIRLAYAN: CİHANGİR ÖZ 

[20] http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ayse-hur/elinde-tesbih-evinde-oglan-dudaginda-dua-1159964/

[21] https://www.youtube.com/watch?v=FL4aZIMRVII

[22] DEVLET-İ ÂLİYE-Yİ OSMÂNİYYE DEVRİ HARS-I ME’BûN -OSMANLI İMPARATORLUĞU DÖNEMİ EŞCİNSEL KÜLTÜRÜ, HAZIRLAYAN: CİHANGİR ÖZ 

[23] https://odatv.com/osmanlinin-en-unlu-icoglani-0912121200.html

[24] http://blog.milliyet.com.tr/fatih-sultan-mehmet-in--kan-kardesi-drakula/Blog/?BlogNo=360662

[25] http://trend.mynet.com/draculanin-az-bilinen-hikayesi-fatih-sultan-mehmete-suikast-girisimi-1055707

[26] Padişah Anaları Ali Kemal Meram sf  362-364 

[27] İSTANBUL VE ANADOLUYA SEYAHAT GÜNLÜĞÜ / HANS DERNSCHWAM . syf. 190. 

[28] Osmanlı Tarihi / Alphonse de Lamartine Cilt I, syf. 114.

[29] Osmanlı Kim? Şeriat Ne?, Ankara 1995, syf. 61

[30] Osmanlı Kim? Şeriat Ne?, Ankara 1995 . Ş.Keçeli, syf. 14-147. 

[31] İ.H. Uzunçarşılı’ya dayanarak Keçeli, syf. 74

[32] Osmanlı Kim? Şeriat Ne?, Ankara 1995, syf. 248-9.

[33] Osmanlı Tarihi Lord Kinross (syf. 230)

[34] Osmanlıda oğlancılık syf. 207-21 Rıza Zelyut

[35] Reşat Ekrem Koçu, syf. 207-21

[36] AK Meram, Padişah Anaları ve 600 yıl bizi yöneten devşirmeler, Toplumsal Dönüşüm yay., 5. Bs., İst. 1997, syf. 185-6

[37] .  ( DEVLET-İ ÂLİYE-Yİ OSMÂNİYYE DEVRİ HARS-I ME’BûN -OSMANLI İMPARATORLUĞU DÖNEMİ EŞCİNSEL KÜLTÜRÜ, HAZIRLAYAN: CİHANGİR ÖZ )

[38].  ( DEVLET-İ ÂLİYE-Yİ OSMÂNİYYE DEVRİ HARS-I ME’BûN -OSMANLI İMPARATORLUĞU DÖNEMİ EŞCİNSEL KÜLTÜRÜ, HAZIRLAYAN: CİHANGİR ÖZ )

[39] Gazavat-ı Hayrettin Paşa adlı kendisinin yazdığı anı kitabı 

[40  ( DEVLET-İ ÂLİYE-Yİ OSMÂNİYYE DEVRİ HARS-I ME’BûN -OSMANLI İMPARATORLUĞU DÖNEMİ EŞCİNSEL KÜLTÜRÜ, HAZIRLAYAN: CİHANGİR ÖZ )

[41] https://www.ntv.com.tr/turkiye/fatihin-az-bilinen-nefsi-mudafasi,kT9mjJzULEeWCieSSa5QBg

[42] ([Marios Philippides, Walter K. Hanak: “Kuşatma ve 1453'te Konstantinopolis'in Düşüşü: Tarihyazımı, Topografya ve Askeri Çalışmalar )

[43] Leonardo Impuere luxui regali reservato '' Leonardo (Chios Leonardı, Mytilene Başpiskoposu ve Konstantinopolis'in eseri) “Atti della Società ligure di storia patria”, “s.256

[44] http://agorakitapligi.com/sultanlar-devrinde-oglanlar/

[45] http://liberteryen.org/2018/03/fatih-sultan-mehmet-bolum1/

[46] https://translate.google.com.tr/translate?hl=tr&sl=en&u=https://en.wikipedia.org/wiki/Jacob_Notaras&prev=search

[47] Osmanlılar ve Latinler Arasındaki Bizans: Siyaset ve Toplum ... Yazar: Nevra Necipoğlu

[48] DEVLET-İ ÂLİYE-Yİ OSMÂNİYYE DEVRİ HARS-I ME’BûN -OSMANLI İMPARATORLUĞU DÖNEMİ EŞCİNSEL KÜLTÜRÜ, HAZIRLAYAN: CİHANGİR ÖZ 

[49] http://naciadiguzel.blogspot.com.tr/2015/01/fetih-masallari-ve-gercekler-18son.html

[50] https://www.timeturk.com/tr/2012/05/29/rus-devlet-televizyonundan-fatih-e-hakaret.html

[51]  ( DEVLET-İ ÂLİYE-Yİ OSMÂNİYYE DEVRİ HARS-I ME’BûN -OSMANLI İMPARATORLUĞU DÖNEMİ EŞCİNSEL KÜLTÜRÜ, HAZIRLAYAN: CİHANGİR ÖZ )

[52] ( DEVLET-İ ÂLİYE-Yİ OSMÂNİYYE DEVRİ HARS-I ME’BûN -OSMANLI İMPARATORLUĞU DÖNEMİ EŞCİNSEL KÜLTÜRÜ, HAZIRLAYAN: CİHANGİR ÖZ )

[53] https://issuu.com/sururozturk/docs/stephan_gerlach___t__rkiye_g__nl___/69 

[54] http://www.academia.edu/30595694/Stephan_Gerlach_Türkiye_Günlüğü_Kitap_Özeti

[55] http://acikerisim.pau.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11499/566/İSMAİL GÜNTAN.pdf?sequence=1&isAllowed=y

[56] ( DEVLET-İ ÂLİYE-Yİ OSMÂNİYYE DEVRİ HARS-I ME’BûN -OSMANLI İMPARATORLUĞU DÖNEMİ EŞCİNSEL KÜLTÜRÜ, HAZIRLAYAN: CİHANGİR ÖZ )

[57] (Osmanlı'da Karşı Düşünce ve İdam Edilenler.Rıza Zelyut. s 108)

[58] (StSlmw,l.s 203)

 

Alıntı yapılan eserler ;

Osmanlı'da Sex / Murat Bardakçı 

Dellakname-i Dilgüşa / Derviş İsmail

Eşcinselliğin Toplumsal Tarihi / Halit Erdem Oksaçan

Osmanlı'da Oğlancılık / Rıza Zelyut

Dağ Padlahları : Tarihimizdeki Büyük Şekaavet ve İsyanlar / Reşat Ekrem Koçu

Osmanlı'da CinselliK / Osman Durmaz

Osmanlı Padişahları / Reşad Ekrem Koçu

Osmanlı tarihi / Alphonse de Lamartine

Padişahın kadınları ve kızları / M. Çağatay Uluçay , Türk Tarih Kurumu Yayınları

Oğlan Kelimesi ve Gençlik Kavramı Üzerine / Musa Duman,  Türkiyat mecmuası 

Peçevi Tarihi /  İbrahim Peçevi 

Çengiler Köçekler Dönmeler Lezzolar / Ergun Hiçyılmaz

Evliya Çelebi 'nin meşhur "Seyahatnáme"

Manzum Tevârih-i Âl-i Osman

Prof. Dr. Ayhan Songar, Seksüel Patoloji

Çağatay Uluçay tarafından Haremden Mektuplar 

Osmanlı Kim? Şeriat Ne? /   Ş.Keçeli

Gazavat-ı Hayrettin Paşa / Barbaros Hayrettin Paşa

Padişah Anaları / Ali Kemal Meram 

DEVLET-İ ÂLİYE-Yİ OSMÂNİYYE DEVRİ HARS-I ME’BûN -OSMANLI İMPARATORLUĞU DÖNEMİ EŞCİNSEL KÜLTÜRÜ / CİHANGİR ÖZ 

İSTANBUL VE ANADOLUYA SEYAHAT GÜNLÜĞÜ / HANS DERNSCHWAM

İstanbulun Fethi / Kritovulos

Osmanlı'da Karşı Düşünce ve İdam Edilenler / Rıza Zelyut

Osmanlı Tarihi / Alphonse de Lamartine

Alexandre Dumas 

William Plomer

İLGİLİ VİDEO: https://youtu.be/FL4aZIMRVII

Yazarın Diğer Yazıları

Makale Yorumları

Makaleye Ait Yorum Bulunmamaktadır.

Yorum Yazın

CAPTCHA security code
Yorum Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

yukarı çık