banner288

Oya Ersoy: İmar affı süresi boyunca toplanan 23,5 milyar TL civarındaki kaynak nereye gitti?

İstanbul Milletvekili Oya Ersoy; TBMM'de yaptığı basın toplantısında İzmir Halkevleri'nin İzmir Depreminin ardından gözlem ve değerlendirmelerini içeren EGE DENİZİ-İZMİR DEPREMİ GÖZLEM ve DEĞERLENDİRME RAPORU'nu duyurdu.

banner287
Oya Ersoy: İmar affı süresi boyunca toplanan 23,5 milyar TL civarındaki kaynak nereye gitti?

Oya Ersoy'un açıklaması:

"Yeni bir depremle bir kez daha hayatını kaybeden insanlarımızın acısını yaşıyoruz.
Ege Denizi açıklarında meydana gelen depremden en çok İzmir’in Bayraklı ilçesi etkilendi. Bayraklı’da 17 bina yıkılırken, 115 yurttaş ise hayatını kaybetti, 1000’den fazla kişi ise yaralandı.
Meclis’te plan bütçe komisyonunda 2021 bütçesinin görüşüldüğü bu günlerde, Yüzde 98’i aktif ve farklı deprem kuşakları üzerinde yer alan bir deprem ülkesi olduğumuzu hatırlatmak istiyorum.
Yaşanacak bir depremde yurttaşların can güvenliğinin sağlanması için gereken önlemleri almak ve deprem sonrası acil durum yönetimini planlamak meclisin görevidir ve depreme hazırlık için gerekli bütçenin ayrılması zorunludur!
Bakın 19 Ağustos Depreminden sonra yapılması gerekenler çokça tartışıldı. 1999 yılından itibaren ne yapıldı ne yapılmadı?
Önce iktidarın yaptıklarını sıralayalım; 
Deprem vergilerini, Özel İletişim Vergisi adı altında kalıcı hale getirdi.
Alanında uzman kişilerden oluşan bağımsız Ulusal Deprem Konseyi'ni lağvetti.
Zorunlu DASK sigorta fonu inşaat sektörüne peşkeş çekildi.
Deprem toplanma alanlarına AVM’ler dikildi.
Peki 21 yıldır halktan toplanan Deprem Vergileri ile ne yaptınız?
Halkın parasının, halkın yaşayabileceği güvenli konutlar, depreme karşı dayanıklı şehirler için kullanılmadığı açık.
Bunun son örneğini İzmir depremi ile yaşadık. Depremin merkez üssü neresi?  Ege denizi açıkları.
Peki neden Bayraklı yıkıldı?
İzmir Halkevleri, Ege Denizi’nde meydana gelen 6,9’luk depremin sonrasındaki bir haftalık gözlemlerini raporlaştırdı. Sizlerle bu rapordaki tespitleri paylaşmak istiyorum.
Öncelikle Bayraklı 90’ların başlarında tarım arazisi ve güncel alüvyon toprak ile kaplı bir alan.
2001 yıllarından itibaren İzmir’in Manhattan’ı olarak pazarlanıyor ve inşaat şirketlerinin rekabet alanı haline getiriliyor. Ve 90’lı yılların başında tarım arazisi olarak kullanılan ve güncel alüvyonlarla dolu olan bölgede Jeoloji Mühendisleri Odası İzmir Şubesi’nin tüm uyarılarına rağmen yüksek yapılaşmanın önü açılıyor.
Biva Tower, Folkart Tower, Megapol Tower, Ege Perla gibi gökdelenler ile toplu işyeri, turizm ve ticaret bölgesi haline getirilen Bayraklı rant ve kar odaklı kent yapılaşmasının somut örneğidir.
Bu yapılaşmalar ile birlikte acil toplanma alanı olarak kullanılabilecek alanlarda gökdelenler yükselirken, AFAD tarafından belirlenen bir çok alan da yanı başlarındaki inşaatlardan dolayı kullanımı tehlikeli hale gelmiştir.
Yapılaşmaya uygun olmayan arazilerin imara açılması depremin merkez üssünü Bayraklı’ya taşımıştır.
Yıkımı büyüten ikinci neden denetimsizlik ve çıkarılan imar aflarıdır.
Yıkılan binalar içerisinde yer alan Yılmaz Erbek Apartmanı ve Rıza Bey Apartmanı’nın altında yer alan market ve kafelerin kolonlarının kesildiği iddiası Savcılık bilirkişi raporuyla doğrulandı. Sadece Bayraklı ilçesinde değil İzmir genelinde faaliyet gösteren pek çok işletmenin benzer biçimde alan genişletmek için kolonları kestiği bilinmektedir.
Deprem sonucu hasar gören, yıkılan binaların tek sorumlusu olarak müteahhitler gösterildi. Ancak asıl sorumlu; kamusal denetim görevini yerine getirmeyen, bunun yanı sıra imar affı çıkartarak ruhsatsız yapıları ‘güvenli yapı’ sayan ve halkı müteahhitlerin insafına bırakmayacak bir kent ve konut politikası geliştirmeyen iktidardır.
Oysa önümüzdeki hafta genel kurul gündemine gelmesi beklenen Elektrik piyasası kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifinin 7. Maddesi, “imar barışı”nın devamı olarak bir düzenleme yapıyor.
İmar barışı kapsamında yapı kayıt belgesine başvuranlar için doğalgaz bağlanmasının önündeki engelleri kaldırıyor. Belediye meclislerinden karar çıkarılarak yapı kayıt belgesi almış ve imar affından yararlanmış binalara şebeke bağlatmak mümkün hale gelecek.

Değerli arkadaşlar;
Yıl 2018 Haziran! “İmar barışı” adı altında imar affı çıkarıldı. Meslek örgütleri ve bilim insanlarının karşı çıkmasına rağmen, depreme dayanıksız binalara ruhsat verildi.
Dönemin Çevre ve Şehircilik eski bakanı Mehmet Özhaseki “imar affı” programı kapsamında 40-50 milyar TL toplanmasını umduğunu, bu paranın da “depreme karşı kentsel dönüşüm” amaçlı belediyelere 0 (sıfır) faizle verileceğini söylemişti.
Şimdi soruyorum; İmar affı süresi boyunca toplanan 23,5 milyar TL civarındaki kaynak nereye gitti?
Depremle mücadele amacıyla kullanılacağı söylenen bu para nereye kullanıldı?
Önemle altını çiziyorum; Deprem bilimsel bir gerçektir. Yüzde 98’i aktif ve farklı deprem kuşakları üzerinde yer alan bir deprem ülkesiyiz.
• Teknik gereklilikler yerine getirilerek depreme dayanıklı yapılar inşa edilebilir
• Bir yapının dayanıklılığı kadere bağlanamaz bilimseldir, tekniktir
• Kaderden değil; kamusal denetim yok edilip, rantı halkın yaşam güvenliğine tercih eden politikalar nedeniyle ölümler yaşanıyor!
O nedenle depreme karşı mücadelede “riskli binalarda oturmayın” diyerek halkın sırtına yüklenemez! Yurttaşlar, enkazın altında kalmaya mahkum edilemez.
Takdiri ilahi, kader denilerek allaha da havale edilemez.  AKIL VE BİLİM olmadan depreme hazırlanılamaz.
Öncelikle tüketim, rant ve kar odaklı kent politikaları derhal terk edilmelidir.
Yaşam hakkını önceleyen, insan, doğa ve tüm canlıları odağına alan bir kent planı için “Yerel yönetimler ve Emek meslek örgütleriyle” birlikte kent koordinasyonu kurulmalıdır.
Halkın güvenli konutlarda oturma ve temiz bir çevrede insanca yaşama hakkı vardır. Halkın kendi yaşam alanları ile ilgili söz ve karar hakkına sahip olduğu mekanizmalar yaratılmalıdır.
Eğitim, sağlık, barınma, beslenme ve ulaşım gibi en temel hizmetlerin eşit, nitelikli güvenli ve ulaşılabilir olmaları her koşulda güvence altına alınmalıdır.
Kamu Binaları!
30 Ekim’de; İzmir’de Yurttaşların enkazdan kurtarıldığında götürüleceği hastanenin de hasar gördüğüne, insanlara hastane bahçelerinde sedyelerin üzerinde müdahale edildiğine tanık olduk.
26 Eylülde yaşanan 5.8 şiddetindeki İstanbul Depreminin ardından ciddi hasarlar oluştuğu için kamu binalarının boşaltıldığını gördük. Okullar valilik kararıyla boşalmış ve hastanelerde ciddi hasarlar oluşmuştu.
Oysa; Kamu binalarının depreme karşı güvenli oluşu tartışılmaz bir gerçek olmalı, başta hastaneler, okullar deprem sonrası işlevini yerine getirebilmelidir.
Kentlerde altyapı, toplu ulaşım, yangından korunma gibi sistemler, deprem riski öngörüsüyle inşa edilmelidir.
Deprem sonrası toplanma alanları çok önemlidir!
Örneğin; İstanbul gibi yaklaşık 16 milyon insanı barındıran bir şehirde deprem sonrası toplanma alanlarının sayısı sadece 77’dir.
1999 depreminin ardından ‘Afet Acil Eylem Planı’ çerçevesinde belirlenen 493 toplanma alanı imara açılmış ve yerine rezidans, AVM ve otopark inşa edilmiştir. İstanbul depreminin yeniden hatırlattığı “toplanma alanları sorunu” sadece İstanbul’a özgü değildir.
Kağıt üzerinde toplanma alanı belirlemek de yetmez. Deprem sonrası toplanma alanlarının; üzerinde geçici kentlerin kurulabileceği, insanların asgari düzeyde yaşamlarını devam ettirecekleri düzeyde olması gerekir.
Uyarıyorum! Halkın can güvenliği için 2021 bütçesinden deprem önlemlerine pay ayrılması hayatidir! Aksi takdirde yaşanacaklar artık taksiri aşar, kasta girer."

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER