Gergerlioğlu: İnsan Hakları Komisyonu iktidarın denetimi altında!

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyesi Ömer Faruk Gergerlioğlu ÖFG TV’de Gündemi değerlendirdi.

Gergerlioğlu: İnsan Hakları Komisyonu iktidarın denetimi altında!

 Ömer Faruk Gergerlioğlu ÖFG TV’de Gündemi değerlendirdi.

Gergerlioğlu'nun konuşması:

Bakın son dakika haberi Türkiye’de maalesef böyle olaylar çok oluyor, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Kürtçe oyunun gösterimine saatler kala polis basmış, kaymakam yasaklamış. Bu ülkedeki çok önemli sinir uçlarından birisidir neden? Kürt’e ve Kürtçeye yönelik çok ağır haksızlıklar yaşıyoruz. Ben Türkiye’de Kürt meselesinin çok ağır insan hakları meselesi olduğunu düşünüyorum, bu partide olmamdan dolayı değil yıllardır Kürt vatandaşlarımıza çok büyük haksızlıklar yapıldığını görüyorum. Düşünün sizin ana diliniz, yani annenizden öğrendiniz, çok kutsal bir şey bu gerçekten yani çok manevi değeri yüksek bir şey anneniz ile kurduğunuz ilk ilişki bu dil üzerinden sağlanıyor, sevgi gönül üzerinden sağlanıyor, o yüzden bir dil sinir ucudur yani bakın Çin’li den Türkçeyi yasaklıyorsa biz buna aynı şiddetle karşı çıkarız. Türkiye’de Kürtçe yasaklanıyorsa, aynı şiddetle karşı çıkarız çünkü Allah’ın yarattığı dilleri kimsenin engelleme hakkı yoktur, büyük bir sevgi köprüsüdür çünkü kurulduğu yer bebek ile annesi arasındadır bu yüzden hepimiz için unutulmaz bir şeydir dil ama zalim yöneticiler, zalim iktidarlar bakın şu dili yasaklıyorum, yani hiçbir gerekçe ile yasaklayamaz. Insanların ana dili ana sütü kadar helaldir o insana, tertemizdir çok büyük bir manevi yönü vardır bu dil meselesinin ama bakın böyle şeyler yapılıyor. Gördüğünüz gibi bir tiyatro salonu polis basmış ve burada bir engelleme yapılıyor bakalım polis sahnede son hazırlıkları yapan tiyatroculara baskın düzenlemiş ve bu Kürtçe oyunu yasaklamış. Aslında diyor ki oyunun yönetmeni Nazım Karaman: “Oyunu uluslararası en iyi oyun ödülü aldı”. Bakın böyle bir oyun Avrupa ve Türkiye’de bir çok yerde oynandı bu oyun. Seyirciler ile görüştük aslında yasaklanan Kürt tiyatrosudur, bu çağda oyunun yasaklanması tiyatro ve sanatla uğraşanlar için utançtır. Türkiye’de hangi dilde topluluklar varsa Kürt tiyatrosuna dayanışmaya çağırıyoruz, bu keyfi yasaklanmaya ses çıkarmalarını bekliyoruz diyerek yasağa tepki göstermiş. Bakın ne kadar inanılmaz şeyler, yani bu ülkede bölücülük yapan maalesef iktidar. Çok zalimce işler yapıyorlar ve Gaziosmanpaşa Kaymakamlığı’nın yazısı; Bakın yasaklama yazısı, diyor ki: “Klakson oyunun sahneleceği öğrenilmiştir ilçe sınırları içerisinde huzur ve güvenliğin temininde sıkıntı oluşturacağı için kişi dokunulmazlığı, yönelik hürriyetin.” falan bir takım şeyler söylendikten sonra yasaklanmasını istiyoruz denmiş. Aslında çok iyi biliyoruz Kürtçe oyun olduğu için yasaklanıyor ama benim yetkim var, benim istediğim zaman bir oyunu yasaklama yetkim var diyerek kaymakam bunu yasaklamış yani bakın düşünün bir insana ana dil hakkının üstüne bir kaymakamlığın bir kararı bunun üstüne çıkmış, anadil hakkı. Bir insanın anayasal hakkın üstüne bir kaymakamın kafasından esen bir kararı ile karar kağıdı imzaladığı, insanların anadiline engel olmuş. Yani bu gerçekten kabul edilecek bir şey değil! Türkiye’de Kürt meselesi neden olduğunu, Kürt meselesinin devlet eliyle çıkarıldığı, iktidarlar eliyle devam ettirildiğine dair son bir örnek maalesef. Diğer Kürtçe hangi kamu güvenliğini sarsacakmış, anlaşılacak bir şey değil ama Türkiye’de işte toplumsal barışı bozan iktidar politikaları devlet uygulamaları maalesef uzun süredir var biz Türkiye’de Kürt meselesinin ortadan kaldırılması gerektiğini söylüyoruz işte Kürt meselesi devletin oluşturduğu ihlalleri ortadan kaldırırsa ortadan kalkar yoksa Kürtler bir sorun değildir, onlar kendi yaşamlarını yaşamaya çalışıyor ama birileri onlara siz ikinci sınıf vatandaşsınız, sizlere mağduriyet yaşatacağız diyorsa orada sorun vardır, işte orada huzursuzluk vardır bir şekilde çözülmesi lazım.

Steve Hanke’de önemli bir açıklama yaptı ve gerçek enflasyonun %35.5 olduğunu söyledi. Bize tatlı tatlı yalanlar atıyorlar ve enflasyon oranlarını oldukça düşük göstermeye çalışıyorlar!

Öncelikle ekonomi hakkında bir şeyler söylemek istiyorum. Ekonomi iyiye gitmiyor. Önemli bir açıklama geldi geçtiğimiz günlerde bir Alman Ekonomist Steve Hanke Türkiye Ekonomisini çok yakından takip eden, çok önemli meşhur bir ekonomist. Türkiye ekonomisi hakkındaki çok önemli gerçekleri söyledi, bunlar nelerdi: “Enflasyonun arttığını, faizlerin arttığını, işsizliğin arttığını ve Gayri Safi Milli Hasıla’nın düştüğünü söyledi.” Rakamlarla söyledi, belgeli bir şekilde söyledi. Bütün bunlar neyi gösteriyordu? Henkel’in ‘Sefalet Endeksi’ vardı ve enflasyonun artması, faizlerin artması, işsizliğin artması da sefalet endeksinin maalesef kötüye gitmesi anlamına geliyordu. Steve Hanke’de önemli bir açıklama yaptı ve gerçek enflasyonun %35.5 olduğunu söyledi. Bize tatlı tatlı yalanlar atıyorlar ve enflasyon oranlarını oldukça düşük göstermeye çalışıyorlar ama gerçekler nitelikli bir ekonomistin yorumlaması ile apaçık ortada. Bunu özellikle söylemek istedim değerli izleyenler ekonomi gerçekten kötüye gidiyor, esnaf çok zor durumda ve sürekli vatandaşlarımızın cebindeki para eriyor. 1 Ocak 2020’de 450 Dolar’lık TL’niz var iken, şu anda 350 Dolar’lık TL’niz var cebinizde, bunu da işi özetleme anlamında net bir şekilde size söylemiş olalım.

Güneşin balçıkla sıvanmadığını, çok kritik bir ekonomik tablonun ortada olduğunu sizlere aktarmak istiyorum.

Ekonominin kötüye gittiğini ve uçuruma doğru gittiğimizi göstermemeye çalışan maalesef iktidar var ama bu anlayış ile bir yere varamayacaklar, gerçekler apaçık ortada, güneş balçıkla sıvanmıyor, çok net bir şekilde ekonominin kötüye gittiğini görüyoruz ve bu iktidarın bir an evvel iş başından gitmesi gerektiğini söylüyoruz çünkü bu vahim durumu görmek istemeyip, göstermek istemeyip bir takım metotlarla halkı kandırmaya çalışan bir iktidar var, medya ile insanların gözünü boyamaya çalışıyor, iktidar organları her kurumu ile insanların gözünü boyamaya çalışıyor ama her şeyin kötüye gittiğini sokaktaki vatandaş net bir şekilde görüyor, bunu çok ayrıntılı bir şekilde anlatmaya da gerek yok, ben özellikle programımın başına Alman ekonomistin tespitlerini almak istedim ve güneşin balçıkla sıvanmadığını, çok kritik bir ekonomik tablonun ortada olduğunu sizlere aktarmak istedim.

İçinden çıkılamaz bir hal var, devalüasyon yaşandı ülkede, dolar, Euro, altın fiyatları yükseldi ve vatandaş büyük bir kayba uğradı.

Biz ekonominin kötüye gidişi dolayısıyla yoğun eleştiriler yapıyoruz ve bir an evvel etkileyici tedbirlerin alınması ve iktidarın da yönetimi bırakması gerektiğini söylüyoruz çünkü ekonomiyi son derece kötü bir yere götürdü. İçinden çıkılamaz bir hal var, devalüasyon yaşandı ülkede, dolar, Euro, altın fiyatları yükseldi ve vatandaş büyük bir kayba uğradı. Biz muhalefet partisi olarak, muhalefet milletvekilleri olarak bütün bu konuları yoğun bir şekilde gündem ediyoruz, halkımızın derdine derman, sesine tercüman olmaya çalışıyoruz.

Insan hakları komisyonu, savaş değil barışı önerir ve insan hakları ihlallerini araştırabilir ama Türkiye sınırları içindeki işkenceleri araştırmayıp, Türkiye sınırları dışındaki iki ülke arasındaki savaşın sonuçlarını incelemek hem teknik olarak çok mümkün görünmüyor

Değerli arkadaşlar ikinci konumuz Van’da ki vahim olayla ilgili. Az evvel Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’ndaydım ve oraya biz parti olarak Van’da ki bu işkence iddialarını, helikopterden atılma olaylarını götürdüğümüz ve bir an evvel etkili, acil bir araştırma yapılması gerektiğini söylediğimiz halde maalesef hiçbir araştırma yapılmadığını gördük. Tüm bunlardan sonra Azerbeycan-Ermenistan savaşı ile ilgili alt komisyon kurulma isteğini gördük. Evet sonuçta bir insan hakları komisyonu, savaş değil barışı önerir ve insan hakları ihlallerini araştırabilir ama Türkiye sınırları içindeki işkenceleri araştırmayıp, Türkiye sınırları dışındaki iki ülke arasındaki savaşın sonuçlarını incelemek hem teknik olarak çok mümkün görünmüyor, doğru bir rapor ortaya çıkarması oldukça zor çünkü herkes subjektif bir şekilde kendi delillerini sunacak. Buradan objektif bir veri elde etmek mümkün değil ve isteğinizi yapma gücünüz yok bu ülke topraklarında.

Türkiye’de cezaevlerinin kötü durumu araştırılmazken sadece iktidarın isteği diye Azerbeycan-Ermenistan savaşında bir taraf tutma saikiyle böyle bir alt komisyon kurulması teklif edilmiş

Türkiye’de ki işkenceler, insan kaçırmalar, kötü muameleler araştırılmazken, Türkiye’de cezaevlerinin kötü durumu araştırılmazken sadece iktidarın isteği diye Azerbeycan-Ermenistan savaşında bir taraf tutma saikiyle böyle bir alt komisyon kurulması teklif edilmiş ve aynı zamanda Türkiye’de ki Ermeni vatandaşların uğradığı ihlaller gündem edilmiş. Biz bütün bunları önemsiz bulmuyoruz, tabi ki bir savaşın bitmesi, tabi ki Türkiye’de ki Ermeni vatandaşlara yönelik ihlaller, linç girişimleri son derece önemlidir ama siyasi iktidar öylesine siyasi saiklerle hareket etmektedir ki, çoğunluğu elinde bulundurduğu bir insan hakları komisyonuna dahi dış politikası istikametinde işler yaptırmaya çalışmakta. Hrant Dink cinayeti konusunu çözmeyen, çözmek istemeyen bir devlet, kalkıp komşu ülkedeki ihlaller hakkında söz sahibi olduğunu söylemeye çalışmaktadır. İktidar çoğunluğunu elinde bulundurduğu insan hakları komisyonu vasıtasıyla böyle bir iddia içinde bulunmaktadır. Evet biz bu iddiaya hayır demedik, böyle bir komite kuruldu, böyle bir alt komite kuruldu ama biz ülkedeki çok ağır insan hakları ihlallerini araştırmayan ama kalkıp iktidar tarafından emredilen bir siyasi konuya müdahil olmaya çalışan bu komisyonun da gerçek bir insan hakları komisyonu olarak görmüyoruz, işkenceyi kötü muameleyi, cezaevlerini araştırmayan, cezaevlerindeki Covid felaketini araştırmayan bir insan hakları komisyonu gerçek bir insan hakları komisyonu olamaz!

Van’da askeri helikopterden yurttaşların atılmasını araştıralım dedik İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Reddetti!

İşte bu çerçevede biz insan hakları komisyonunda Van’da ki vahim olayın araştırılması gerektiğini söyledik. Parti olarak böyle bir teklifte bulunmuştuk ama maalesef bu konu insan hakları komisyonu başkanı tarafından taca atıldı. Topu resmen taca attı! Bu konu yargının konusu dedi. İnsan hakları inceleme komisyonu yargıya müdahale etmez tabi ki ama bir sorun varsa yargı alanında yargılama devam eder, insan hakları komisyonu varsa da insan hakları komisyonu bu konuda raporlar düzenler bu da yargı faaliyetine karışmak anlamına gelmez. İşte bu denli inanılmaz bir şekilde gerçekleri ters düz etmek, ört bas etmek için gayret eden bir komisyon başkanlığı var maalesef. ‘Konu yargıya intikal etmiş, biz karışmayalım.’ diyen bir komisyon başkanlığı var. Bu durum apaçık böyle ve inanılmaz bir şekilde böyle. Düşünün bir insan haklarını inceleme komisyonu var, ülkedeki en ağır insan hakları ihlali, helikopterden atılan kişiler, işkence edilen kişiler araştırılmıyor ve bu araştırılmamakla kalmıyor, Valilik, Bakanlık tatminkar açıklamalar yapmıyor. Meclis İnsan Hakları Komisyonu bu konuyu araştırmıyor, üstüne de bu konuyu haberleştiren gazeteciler; yani taşları bağlamışlar, köpekleri serbest bırakmışlar. Ülkenin hali bu. Böylesine ihlaller dolu bir ülkede bu konu araştırılmıyor da başka bir komşu ülkedeki iki komşu ülkenin çatışması, yorumlanmaya çalışılıyor.

İnsan Hakları Komisyonu iktidarın denetimi altında

Komisyon AK Parti, MHP oyları çoğunluğu oluşturuyor, itirazlarımız sayısal olarak kar etmiyor. Bütün bunlardan dolayı maalesef Van’da ki skandal olayı insan hakları inceleme komisyonunda araştırılmadığı ve 21.Y.Y. Türkiye’si yaşıyoruz. Bu da çarpıcı bir skandal olarak tarihe geçmiştir. Biz görevimizi yaptık, bu olayın araştırılması gerektiğini söyledik, hem İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’na partimiz bu konuda bir öneride bulundu, hem soru önergesi ile bu konuyu takibe aldık. Konuyu takip ediyoruz ama bu ihlalleri yapan iktidarın çoğunluklu olduğu bir komisyon maalesef bu konuyu gözardı ediyor, ben de bu hali halkımıza şikayet ediyorum.

Osman Kavala 1200 günlere yaklaşmış, çok uzun süredir tutuklu olan ve siyaseten tutuklu olduğu apaçık belli olan bir sivil toplum aktivisti.

Bir başka konumuz bugün: Osman Kavala yargılaması ile ilgili korkunç yargı faciası hakkında olacak, Osman Kavala 1200 günlere yaklaşmış, çok uzun süredir tutuklu olan ve siyaseten tutuklu olduğu apaçık belli olan, gezi olaylarından dolayı tutuklanan, darbecilikten dolayı tutukluluğu devam ettirilmeye çalışılan, olmadı casusluktan dolayı hakkında ağırlaştırılmış müebbet cezası istenen bir sivil toplum aktivisti.

Osman Kavala’yı yakından tanıyanların anlayacağı, bileceği, son derece değerli vicdanlı, ahlaklı, dürüst, hukuk devletine inanmış bir sivil toplum aktivisti.

Kendisi maddi durumu iyi olmasına rağmen önemli riskler alarak siyasi alanda çok önemli işlere imza atmış, insan hakları alanında çok önemli müdahilliklerde bulunmuş. Madden, manen bir çok kuruluşu desteklemiş, elinden gelen her türlü gayreti gösteren bir insandır.

Değerli bir insan hakları aktivistidir. Demokrasi ve hukuk yolunda koşturan bir insandır. Maalesef onun gibi bir insan inanılmaz bir hukuk faciası ile şu anda 1200 gündür rehin olarak tutulmakta ve hakkında ağırlaştırılmış müebbet cezası istenmektedir. Bu gerçekten son derece düşmanca, hasmane bir tavırdır, son derece üzücüdür. Bugünleri yaşıyoruz, çok talihsiz günler bu günler.

Çok yakından tanıdığımız Osman Kavala bunları kesinlikle haketmiyor ama içinde bulunduğumuz hal, hukukun demokrasinin ayaklar altına alındığı bir halde hukuku ve demokrasiyi savunan insanların da maalesef hali ayaklar altına alınmak, cezaevlerinde haksız, hukuksuz bir şekilde tutulmak oluyor. Birbiri ile doğru orantılı bir insani trajedi yaşanıyor maalesef.

Anayasa’yı çok fazla bilmeyen, hukuktan fazla anlamayan bir insan bilir ki; tekrar seçilen bir milletvekili yeniden bir dokunulmazlık hakkı almıştır, önceki dönem önceki dönemde kalmıştır.

Bir başka sıkıntı: Biliyorsunuz iktidarın milletin iradesine müdahale ettiği bir durumda yaşanıyor. Biliyorsunuz Enis Berberoğlu’nun dokunulmazlığı kaldırılmıştı ve tekrar seçim yapılarak, tekrar dokunulmazlık hakkı almıştı. Hani Anayasa’yı çok fazla bilmeyen, hukuktan fazla anlamayan bir insan bilir ki; tekrar seçilen bir milletvekili yeniden bir dokunulmazlık hakkı almıştır, önceki dönem önceki dönemde kalmıştır. Yeni seçildiği dönemde yeni bir dokunulmazlığı o dönemin seçimlerinde millet o kişiye vermiştir. Çok basittir bu ama bunu maalesef meclis görmezden geldi ve verilen karar sonrasında, Yargıtay’ın onadığı karar sonrasında, ceza sonrasında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Leyla Güven ve Musa Farisoğulları arkadaşlarımızın yanı sıra, Enis Berberoğlu’nun da kararı onanarak milletvekilliği düşürüldü. Çok basit ve üzücü bir şekilde düşürüldü. Bizim büyük itirazlarımıza rağmen düşürüldü, milletin iradesi millet meclisinde katledildi, hançerlendi başka bir şey değil çünkü yargılama da bitmemişti, bu abuk subuk kararı ve Yargıtay’ın onaması sonrasında Anayasa Mahkemesi bu kararı iptal etti, Anayasa’ya aykırı buldu, bulmaması mümkün değildi. Hani oraya insanlar mesleklerine ihanet etmiş olurdu ve bu kararın yanlış olduğunu tekrar seçilen bir insanın tekrar dokunulmazlık kazandığını söyledi Anayasa Mahkemesi ve tekrar mahkeme edilmesi gerektiği ortaya çıktı ama maalesef İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi aldığı bir karar ile maalesef bu Anayasa Mahkemesi’nin kararını tanımadığını söylemiş oldu yani tekrar bir yargılamaya gerek görmediğini söylüyor. Bunlar olacak şeyler değil. Siyasi kararlar ile değiştirilen heyetler ile değişen kararlar ile insanların akıbeti ile oynanan, adalet ile oynanan bir Türkiye’de yaşıyoruz. Düşünün memleketin en büyük, en son mahkemesi Anayasa Mahkemesi; mahkemenin kararının yanlış olduğunu söylüyor ama ardından bakıyorsunuz yerel bir mahkeme: “Sen de kimsin Anayasa Mahkemesi?” diyor, siyasiler gibi davranıyor ve Devlet Bahçeli gibi Süleyman Soylu gibi Anayasa Mahkemesi’ni takmadığını söylüyor bu mahkeme. Ne yapacağı belli değil? Apaçık bir şekilde millet iradesini gasp etmişsiniz, bu kişinin milletvekilliğini düşürmüşsünüz, aslında milletvekilliğinin geri verilmesi gerekiyor çok net. Çünkü CHP’den zorbalıkla bir milletvekilliği düşürülmüş, yüzbinlerce kişinin oyu yok sayılmış, bütün bunlardan sonra da Anayasa Mahkemesi iptal etmesine rağmen yine aynı bağnazlığı devam ettiriyorsunuz, bunlar olacak işler değil.

Herhangi bir ormanın birileri tarafından kasten yakılması kesinlikle kabul edilemez! İnsandışı bir tavırdır.

Geçtiğimiz günlerde bir başka olay yaşandı; Hatay’da bir orman yangını, yerleşim yerlerini tehdit etti. Farklı üstlenilen kişiler, gruplar oldu. Biz bu noktada net bir duruş içindeyiz. Herhangi bir ormanın birileri tarafından kasten yakılması kesinlikle kabul edilemez! İnsandışı bir tavırdır. Eğer ki herhangi bir kişi, kurum, grup böyle bir eylemde bulunuyorsa, bunu biz kesinlikle lanetleriz fakat bu konuda bir bilgi kirliği de mevcut. Bu konuda gereken araştırmanın yapılması lazım ve bu tür medyatik ifadelere itibar edilmeden gereken soruşturma ile yangının çıkış nedeni, neden çıktığı neden zamanında söndürülemediği, yerleşim yerlerine aksetmesinin önüne geçilmediği, aydınlatılmalıdır.

Türkiye’de vaka sayıları az, hasta sayıları az derken sonunda bir şekilde bu bilgiler ortaya çıktı ve Sağlık Bakanlığı tüm güvenilirliğini kaybetti.

Evet bir başka vakamız; Covid-19 vakaları ile ilgili. Covid-19 vakalarında şu anda İstanbul öne geçti, geçtiğimiz aylarda Ankara, İstanbul’un önündeydi sanırım Eylül- Ekim aylarının gelmesi ile insanların İstanbul’a dönmesi ile İstanbul’da vaka artışı artık net bir şekilde ortada. İstanbul’da vaka artışının olması başka tehlikeler de arz ediyor çünkü İstanbul çok önemli bir yer. Büyük bir metropol ve Türkiye’nin dört bir tarafı ile alakalı, hani Ankara’ya göre, Türkiye’nin dört bir tarafı ile sürekli iletişim halinde olan bir yer. İstanbul’da vakaların artması, Ankara’da artmasından daha vahim bir gösterge oluyor işin doğrusu çünkü diğer şehirlerle iletişimi daha fazla!

Biz Bakanlığın yalpalayan açıklamalarından sonra gerçek açıklamalar yapmalarını istiyoruz. Covid müspet, hastalık belirtisi göstermeyeni hasta demeyen bir Sağlık Bakanlığı ile karşı karşıyayız. Türkiye’de vaka sayıları az, hasta sayıları az derken sonunda bir şekilde bu bilgiler ortaya çıktı ve Sağlık Bakanlığı tüm güvenilirliğini kaybetti.

Adalet Bakanlığı inanılmaz uygulamalara imza atıyor, cezaevlerinde ki Covid vakalarını açıklamamakla ısrar ediyor. iktidarın sorumlu olduğunu, “Rabbimi şahit tutarak.” ilan etmiştim.

Tüm güvenilirliğini kaybeden bir başka bakanlık da Adalet Bakanlığı. İnanılmaz uygulamalara imza atıyor, cezaevlerinde ki Covid vakalarını açıklamamakla ısrar ediyor. Haziran ayından beri bir açıklama yok Adalet Bakanlığı’ndan. Hapishanelerde 250 bine yakın kişi var ve bu kişilerin bir kısmı tutuklu, aslında tutuksuz yargılanabilecekken son derece tehlikeli cezaevi ortamlarında tutuklu olarak yargılanıyorlar. Kadınlar var, çocuklar var, hastalar var ve bütün bunlara karşı biz zamanında infaz indirim yasası görüşülürken gereken uyarıları yapmıştık ve bu kişilerin ölümünden iktidarın sorumlu olduğunu, “Rabbimi şahit tutarak.” İlan etmiştim. Bu benim kişisel talihimdi, önemli bir ilandı çünkü sonra olabilecekleri biliyordum ve biz gerekeni yaptığımızı rabbimize şahitlik tuttuk, tüm halkımızı şahit tuttuk. Biz elimizden geleni yaptık dedik ve son uyarımızı yapmış olduk.

Cezaevlerinden son 1 ayda 6 civarında bize ölüm vakası geldi Covid vakaları olarak. Bir çok vaka haberi geldi, bunları kamuoyuna duyurduk

Maalesef iktidar son derece aymaz bir şekilde sadece adli mahpusları çıkarmak suretiyle büyük bir ayrımcılık yaptı ve şu anda da ölen her kişinin vebali işin doğrusu iktidarın sırtındadır. Son 1 ayda 6 civarında bize ölüm vakası geldi Covid vakaları olarak. Bir çok vaka haberi geldi, bunları kamuoyuna duyurduk, yoğun bakımdaki bir çok hastanın durumunu takip ettik, hastanelerden, cezaevlerinden takip ettik. Bütün bu takiplerimiz arasında olaya bir tek karışmayan kişi vardı; Adalet Bakanı Abdulhamit Gül. O sanki cezaevleri ile ilgili bir bakan değil, haziran ayından beri tüm uyarılarımıza, tüm sorularımıza rağmen herhangi bir açıklama yapmıyor! Cezaevleri ile ilgili en ilgisiz kişi olarak Sayın Abdulhamit Gül’ü gösteriyoruz.

Basın toplantıları yapıyoruz, meclisteki en çok basın toplantısı yapan milletvekili sanırım benim. ÖFG TV programlarım ile farklı açılardan değerlendirmelerimizi paylaşıyorum, basına bunları servis ediyoruz, önemli bir gündem oluşturuyoruz. Bir çok televizyon kanalında yorumlarım çıkıyor, canlı yayın bağlantılarımız, programlara katılıyoruz, haber bültenlerine katılıyoruz.

Evet değerli arkadaşlar gündem ile ilgili bu değinileri yaptıktan sonra bir de biz bu hafta ne yaptık onu söylemek isterim: Bir çok soru önergesi veriyoruz, bir çok araştırma önergesi veriyoruz, bir çok yasa teklifi veriyoruz. Basın toplantıları yapıyoruz, meclisteki en çok basın toplantısı yapan milletvekili sanırım benim. ÖFG TV programlarım ile farklı açılardan değerlendirmelerimizi paylaşıyorum, basına bunları servis ediyoruz, önemli bir gündem oluşturuyoruz. Bir çok televizyon kanalında yorumlarım çıkıyor, canlı yayın bağlantılarımız, programlara katılıyoruz, haber bültenlerine katılıyoruz. Takiplerimizi yayınlıyoruz, sosyal medyada sürekli gündemi takip ederek yoğun bir şekilde milletvekilliği olarak sosyal medyadan da müdahalede bulunuyoruz, bu da çok dikkat çekiyor. Sadece milletvekilliğimizi mecliste yapmıyoruz, sosyal medya gücümüzü de kullanarak olaylara anında müdahale ediyoruz ve bir çok konuda da başarı kazanıyoruz çünkü milleti temsil eden bir milletvekili olarak bizim sözümüz dikkatle takip ediliyor ve uyarılarımız sonuç buluyor ve sonunda da bir karşılık bulduğu için netice alabiliyoruz. İşte hem sosyal medya faaliyetlerimiz ile hem de meclisteki faaliyetlerimiz ile sorunların üzerine giden bir milletvekili durumundayız.

Hem bir milletvekili olarak siyaset alanında hem medyayı etkili bir şekilde kullanma suretiyle medya alanında ihlallere karşı duruyoruz

Ben bunları çok önemsiyorum, hem bir milletvekili olarak siyaset alanında hem medyayı etkili bir şekilde kullanma suretiyle medya alanında ihlallere karşı duruyoruz hem de sivil toplum alanındaki tüm gücümüzü kullanarak raporlar, araştırmalar ve sivil toplum kuruluşları faaliyetlerine destek vererek de insanların dertlerinin ortadan kalkmasına, sorunların çözülmesine gayret ediyoruz. Bu noktada sizden de çok dua bekliyoruz. Büyük bir çalışma sergiliyor ekibimiz ve işte bu çalışmalar sonucunda arkadaşlarıma teşekkür ediyorum bu beyanda. Çok önemli soru önergeleri hazırlanıyor, araştırma önergeleri hazırlanıyor. Onlardan birisi bakın Adalet Bakanı Sayın Abdulhamit Gül’e sormuşuz. En çok da Abdulhamit Gül’e soruyoruz Adalet Bakanı olarak çünkü bu ülkede adaletsizlik yoğun! Tutuklu gazetecileri sormuşuz, maalesef şu anda geçtiğimiz günlerde medya özgürlüğü alanında Türkiye’nin sırası açıklandı, 180 ülke arasında 154. Sıradayız. Türkiye, Dünya’da en fazla gazetecinin hapiste olduğu ülke olarak belirtiliyor. Raporda ayrıca; 2018 sonu rakamları ile Avrupa Konseyi üyesi ülkelerde cezaevinde olan 130 gazeteciden 110’u Türkiye’de bulunmaktadır. Düşünebiliyor musunuz? Avrupa Komisyonu ülkeler arasında tutuklu gazeteciler 130 kişiymiş. Bunlardan 110’u sadece Türkiye’de. İşte medya özgürlüğünün hali ortada değerli arkadaşlar!

Son günlerde de yine bir çok gazeteci tutuklandı.

En son biraz evvel bahsettiğimiz Van’da tutuklanan 4 gazeteciydi. Neden tutuklandılar? Toplumsal sorunları haberleştirdiği için tutuklandılar arkadaşlar. habercilik yapmaya, gazetecilik yapmaya çalıştıkları için tutuklandılar. Bunlar inanılmaz olaylardı ama maalesef burası Türkiye!

Bir vatandaş Ali Elitemiz isimli bir vatandaş babasını hastaneye götürmüş ve orada önemli ihlallerle karşılaşmış.

Bir başka soru önergem bakın; bir vatandaşımız biz her alanda vatandaşlarımızın sorunlarına çözüm getirmeye çalışıyoruz; sağlık alanında olsun, ulaşım alanında olsun, farklı konularda olsun. Bakın sağlık ile ilgili bize bir başvuru gelmiş. Bir vatandaş Ali Elitemiz isimli bir vatandaş babasını hastaneye götürmüş ve orada önemli ihlaller ile karşılaşmış. Babasının sondası kadın sağlık emekçileri tarafından değiştirilmemiş, cinsiyetçi bir uygulama yapılmış. Bunun gibi daha bir çok ihlalle karşılaşmış, akciğer kanseri olduğu halde kısa bir muayeneden sonra eve gönderilmiş, bir çok ihlal ile karşılaşmış. Vatandaşımız bize müracaat etmiş, biz de bu konu hakkında Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya bir soru sormuşuz. Şehir Hastanesi Yönetimi’nin uygulamalarını sormuşuz. Bu kişinin yaşadığı ihlalleri ayrıntılı bir şekilde sormuşuz, ben bu ayrıntılara şimdi giremiyorum çünkü programımızın süresi ortada sadece örnekler vermek istiyorum.

Biz her bakanlığa başvuran, her konuda müdahil olmaya çalışan bir milletvekiliyiz.

Bizim için sadece bir konu önemli değil, her konu önemli. OHAL dönemindeki büyük zorbalıklar dolayısıyla KHK konusu bizim için çok önemli, çok yoğun bir mesele oldu ama biz sadece KHK konusunu değil, Türkiye’de her vatandaşın uğradığı ihlali gündemine alan bir milletvekiliyiz İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyesi olmamız hasebiyle de komisyonda çok zorlayan, çalışmaya sevk eden bir milletvekiliyim. Bakanlıkları da bu konu zorluyorum. Kimisine cevap vermek istemiyorlar ama bütün bizim bu sorularımız onlar üzerinde bir baskı unsuru oluyor ve ihlaller duruyor ve bir daha yapmıyorlar. Biz her sorduğumuz soru önergesi ile çok önemli kazanımlar elde ediyoruz değerli arkadaşlar. bu işe sayısal olarak bakmıyoruz, bize gelen başvurular ile ilgili bir manevi sorumluluk hissediyoruz ve hallettiğimiz her husus için gerek biz gerekse de bizi takip eden insanlar çok seviniyorlar.

Tahliye olan bir anne, tahliye olan bir hasta mahpus, bir kanser hastasının işlerinin görülebilmesi veyahut da işte bir öğrencinin uğradığı mağduriyetin giderilmesi, bir Kürt vatandaşının sırf Kürtçe konuşmasından dolayı mağdur edilmesi, bir Ermeni vatandaşın sırf Ermeni olmasından dolayı mağdur edilmesi gibi benzeri binlerce mağduriyeti ayırt etmeksizin müdahale ediyoruz.

Şehir Hastaneleri konusu; korkunç gerçekler var.

Bakın onlardan birisi yine Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’a sormuşuz. Şehir Hastaneleri konusu; korkunç gerçekler var. Geçtiğimiz gün ortaya çıktı. İlk 8 ayda ki şehir hastane şirketlerine yapılan ödeme ile kaç tane 500 yataklı devlet hastanesini, devlet yapabilir biliyor musunuz? Bakın çok önemli bir bilgi vermek isterim. Şu ana kadar 8 aydır Şehir Hastanelerinin o hırsızlığı, aç gözlü şirketlerine yapılan ödeme ile 17 tane 500 yataklı devlet hastanesini devlet yapabiliyormuş. Bakın yani paranın nasıl çarçur edildiği, korkunç bir şekilde ortaya çıkıyor. Bizim vergilerimizin nasıl böyle birilerine hortumlandığı ortaya çıkıyor. O hortumlanma esnasında yüzdelerin nasıl paylaşıldığını bilmiyoruz ama çok net bir şekilde biliyoruz ki Sayıştay raporları hemen her bakanlıkta, her kurumda korkunç yolsuzlukları ortaya çıkarıyor. Hatta geçtiğimiz gün RTÜK Sayıştay ile ilgili haberlerin yapılmamasını istedi, rahatsız olduğundan ama güneş balçıkla sıvanmıyor bunlar apaçık gerçekler. Bakın Sayıştay raporuna göre; Bilkent Şehir Hastanesi’ni işleten şirket, bazı malzemeleri Sağlık Bakanlığı’na teslim etmemiş. Bunlar hiç mi edildi? Bütün bunları sorduk biz. Bunlar da çok önemli sorulardı. Ayrıntıya yine giremiyorum ama tüm önemli ayrıntısını sorduk ondan emin olabilirsiniz.

RTÜK üyeleri önemli bir mevkideler ve konumlarını halkın ekonomisinin mağdur ederek kullanabiliyorlar. Keyfi kararlar ile kamuyu zarara uğratabiliyorlar.

Yine Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’a bir başka şeyi sormuşuz. RTÜK üyeleri önemli bir mevkideler ve konumlarını halkın ekonomisinin mağdur ederek kullanabiliyorlar. Keyfi kararlar ile kamuyu zarara uğratabiliyorlar. Yurtdışı gezilerde 225 bin 853 lira kamu zararına yol açmışlar. Yani çok keyfi bir şekilde bir elleri yağda bir elleri balda orayı kullanan bir topluluk olduğu yönünde çok büyük bir iddia var. Keyfi kararlar ile yurtdışı gündelikleri ve maaşları belirleniyormuş. Kamu kaynaklarının israf edildiği doğru mudur? Diye sorduk. Şimdi biz halkın her kuruşunun hesabını sormak zorundayız. Bakın siz kuruş hesabı yapıyorsunuz ama devlet kurumlarında, bakanlıklarda neler dönüyor? İnsanlar keyfi yurtdışı gezilerle bakıyorlar. Paralar oluk gibi harcanabiliyor ve bu arada siz ayın sonunu getirme hesapları yapıyorsunuz. İşte 3 gün daha nasıl geçinebilirim? 5 gün daha şu kadar para ile nasıl idare edebilirim hesapları yapıyorsunuz. Biz işte bütün bunları böyle gündeme getirerek soruyoruz, halkın sesi olmaya çalışıyoruz.

Kocaeli Büyükşehir Belediyesinin arkasına atılan çöpler var, belediyenin arkasına çöp atılmış belediyenin bundan haberi yok.

Bir başka konu bakın Kocaeli ile ilgili, Kocaeli milletvekili olarak sormuşum. Büyükşehir belediyesinin arkasına atılan çöpler var, belediyenin arkasına çöp atılmış belediyenin bundan haberi yok. Biz de bunu soruyoruz, yani bu büyükşehir belediyesi güya çöp toplayacak ama kendi binasının arkasına atılan çöpleri görmemiş olacak iş mi arkadaşlar? Bu belediyenin bu işi nasıl yaptığı ile ilgili sanırım size bir fikir veriyordur, bu çirkin durumun bir an evvel düzeltilmesi lazım.

Bakın Sayıştay raporları açıklandıkça adeta cerahatten irin dökülüyor.

TMSF üyeliğine atanan ve görev süresi sona erdiğinde emekliye ayrılan TMSF üyelerine özlük hakların mevzuata aykırı olarak ödenmesine devam edildiği belirlenmiş, alın size bir başka yolsuzluk olayı daha. Bakın Sayıştay raporları açıklandıkça adeta cerahatten irin dökülüyor. Yani devlet dairelerinde bakanlıklarda neler neler dönüyor arkadaşlar. Bakın inanılmaz israflar, inanılmaz hiç etmeler var!

İhraç edilmiştim ve bana o sırada bir linç uygulanmıştı. Biz de sabretmiştik, yargıya müracaat etmiştik, sağolsun kaplumbağa hızı ile ilerleyen yargı sonunda 4 yıl sonra bize o dönemde hakaret eden, linç etmeye çalışan kişileri yargı önüne çıkarıldı.

Bütün bunlar bakın biz rakamları da net bir şekilde sunmuş olalım, net bir şekilde bunları soruyoruz, bakanlıklara, Cumhurbaşkanlığı makamına ve bu önergeler ile ilgili cevabı bekleyeceğiz. Biz sabırla bekleriz, ben sabırla beklerim. Bakın geçtiğimiz günlerde 4 yıl önce benim ihracıma neden olan paylaşımım ile ilgili bir yıl dönümü vardı. 4 yıl olmuş, doktor olarak görev yaparken ihraç edilmiştim ve bana o sırada bir linç uygulanmıştı. Biz de sabretmiştik, yargıya müracaat etmiştik, sağolsun kaplumbağa hızı ile ilerleyen yargı sonunda 4 yıl sonra bize o dönemde hakaret eden, linç etmeye çalışan kişileri yargı önüne çıkardı bakalım nasıl sonuçlanacak onu da bilmiyorum. Ağza alınmayacak küfürler, hakaretler, linç girişimleri, tehditler şahsımıza yapılmıştı ve biz de sabırla beklemiştik, bunları sormuştuk, yargıya gitmiştik, kimseye hakaret etmemiştik ve ben o zaman da ilan etmiştim, hukuk önünde aracayacağım demiştim, şimdi de biz hukuk önünde arıyoruz, demokrasi çerçevesinde arıyoruz, milletvekili hakları çerçevesinde bütün bunları soruyoruz. Şu anda cevap vermiyor olabilirler, 4 yıl beklemişim ve sonunda bir sonuç almışım. Şu anda da bakanlıklara bunları sorduğumuzda sormaktan imtina ettiklerini görüyoruz ama biz sabırla sormaya devam edeceğiz ve bütün bunların cevaplarını da bir gün ortaya çıkaracağız.

Malulen emekliliği olan kişilerin yeni rapor getirmeme halinde maaşlarını alamaması ile ilgili bir soru sormuşuz.

Yine Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Sayın Zehra Zümrüt Selçuk tarafından cevaplanmasını istediğimiz bir soru önergesi: Malulen emekliliği olan kişilerin yeni rapor getirmeme halinde maaşlarını alamaması ile ilgili bir soru sormuşuz. Düşünün yeni rapor getir diyorsunuz ve bu arada vatandaşın parasını ödemiyorsunuz, vatandaş muhtaç insan, büyük mağduriyet yaşıyor bize bu konu geldi biz de Aile Bakanlığı’na bu konuyu sorduk.

İzmit İstiklal Caddesi’nde bulunan Aksu Çarşısı’nda vatandaşların şikayetleri bitmiyor.

Yine bakın İzmit İstiklal Caddesi’nde bulunan Aksu Çarşısı’nda vatandaşların şikayetleri bitmiyor. Kocaeli milletvekili olarak İzmit Çarşısı’nda ki İstiklal Caddesi’nde bulunan, Aksu Çarşısı’nda esnafın vatandaşın kandırması ile ilgili bir konuyu gündeme getirmişiz ve bunu da Sayın Ruhsar Pekcan’a sormuşuz. Maalesef bunlar Tüketici haklarına gidiyor, tüketici mahkemelerine gidiyor ama bir çok vatandaşımız da bu başvurulardan imtina ediyor. Lanet olsun diyor aman 3 kuruş ile mi uğraşacağım diyor ama sonuçta ne oluyor hem kendi parası gidiyor hem de o üçkağıtçılık yapan firmalar aynı dolandırıcılıklarına devam edebiliyorlar. Biz bununla ilgilide yine İstanbul Bilişim ile ilgilide önemli bir girişim oldu. Binlerce kişiyi mağdur eden bu firmayı da biz sorduk bakanlığa. Üzerine gidiyoruz, gitmeye devam ediyoruz, gündeme getiren biz olmuştuk şimdi de İzmit’de ki esnaflar ile ilgili böyle bir girişimimiz var. Kocaeli halkının kötü bir şekilde esnaflık yapan tüccarlar tarafından mağdur edilmesine izin vermeyeceğiz.

Bakın yine bir Sayıştay raporu, Ordu Üniversitesi’nde ki kadrolaşmanın mali boyutları ortaya çıkarılıyor. Burada büyük bir kadrolaşma var ve bu kadrolaşma yasaya aykırı bir takım girişimlerin yapıldığı söylendiği için biz de bununla ilgili bir soru önergesi verdik. Konuyu takip ediyoruz.

Çınar Mert İstanbul Esenyurt İncirtepe Mahallesi’nde yaşıyordu. Evlerindeki internet bağlantısı iyi değildi, bağlantıda sorun vardı, alt yapı sorunu çözülene kadar babası komşusundan internet için rica etti ve bu arada çatıya çıktı, ardından çatıya çıkan çocuk 4. Kattan aşağı düşerek hayatını kaybetti

Geçtiğimiz hafta da gündeme getirmiştik EBA eğitimi alıyor çocuklar, 8 yaşındaki Çınar Mert İstanbul Esenyurt İncirtepe Mahallesi’nde yaşıyordu. Evlerindeki internet bağlantısı iyi değildi, bağlantıda sorun vardı, alt yapı sorunu çözülene kadar babası komşusundan internet için rica etti ve bu arada çatıya çıktı, ardından çatıya çıkan çocuk 4. Kattan aşağı düşerek hayatını kaybetti. Bu da Milli Eğitim Bakanlığı’nın tepeden inme bir şekilde vatandaşa internetten yayın yapıyoruz sen bunu al dediği bir durumdaki yaşattığı mağduriyetle alakalı bir hal. Sonuçta bu vatandaşımızın internet ihtiyacı giderilmeden eğitim alması istendi, bu kişi belki işte bir takım tehlikeli işlere girişti, çatıya çıktı ardından çocuğu geldi ve bu hadise yaşandı. Biz bu konuyu da Milli Eğitim Bakanı Zİya Selçuk’a sorduk.

Genç kızlara yönelik cinsel istismarları değişik iddialarla gündemimizde, farklı iddialarda geliyor, kız yetiştirilme yurtlarında da bu tür iddialar yoğun bir şekilde gündeme geliyor

Yine bakın bir başka konu daha sormuşuz. Bu da bir cinsel istismar konusu, ortadan kaybolan bir genç kızın babasının cinsel istismarda bulunduğunu söylüyor ve devlet korunmasına alınıyor. Biz bununla da ilgili bakanlığın neler yaptığını sorduk. Genç kızlara yönelik cinsel istismarları değişik iddialarla gündemimizde, farklı iddialarda geliyor, kız yetiştirilme yurtlarında da bu tür iddialar yoğun bir şekilde gündeme geliyor, biz bu tür konuları da mercek altına aldık ve bireysel olarak bize gelen başvurular ile ilgili müdahilliklerde bulunuyoruz, bunlar belki çok gizlenen, toplumun bilmediği ama gerçekten altındaki vahim buzdağını gösteren hadiseler.

Yine bakın bir tren kazası meselesi var. Bir çok tren kazası oldu, AK Parti iktidarı döneminde en son Ankara’dan böyle bir kaza geldi, 2 makinist hayatını kaybetti kafa kafaya iki tren çarpıştı. Durup dururken 2 tren niye çarpışsın arkadaşlar? Belli ki bir yanlışlık yapılmış bir hata var ve 2 tren çarpışmış biz de bununla ilgili Cumhurbaşkanı Yardımcısı’na Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları ile ilgili çalışmalar, aksayanlar ile ilgili ayrıntılı bir şekilde soru önergemizi sormuş olduk.

Yine bir başka bakanlığa sormuşuz. Tarım Orman Bakanlığı Bekir Pakdemirli’ye. Hatay’da ki orman yangını neden çıktı? Nasıl çıktı? Neden söndürülemedi? Diye bununla ilgili ayrıntılı soruşturma olmadığına dair bir soru sormuşuz.

Para ile tez yazılıyor.

Bir de bakın şöyle bir konu var, bu konuyu da sormuşuz. Akademik anlamda maalesef istismarlar yaşanıyor. Para ile tez yazılıyor. Para ile tez yazılma işi olacak bir iş deği, düşünün ülkeler bilimle kalkınır, gelişir ve bilimsel çalışmaları ile ünlüdür ama siz böyle bilim insanları yetiştiriyorsunuz, tezini başkasına yazdırıyor. Olacak iş mi bu? Para ile tez yazan insanlar var. Bunlar olacak işler değil biz bu konuyu da soru önergesi ile soruyoruz.

Muhammed Emir Korona’dan dolayı Elbistan Cezaevinde 57 yaşında vefat etti.

Az evvel bahsetmiştik; Elbistan Cezaevi ile ilgili bir soru sormuşuz. Az evvel bahsettiğimiz Korona’dan vefat eden mahpuslardan birisi. Muhammed Emir. bu kişi Korona’dan dolayı 57 yaşında vefat etti. Doğru dürüst bir bilgi verilmedi, biz Adalet Bakanı’na bu Elbistan Cezaevi’nde ki ölümlü Kovid vakasını sorduk, sadece tabi bu sorularımız bu kişiyi ilgilendirmiyor, cezaevlerindeki binlerce mahpus ve mahpus yakınını ilgilendiriyor sorular o yüzden hani bir kişi ile sınırlı değil.

Bakın Kırşehir’den Kayseri Bünyan Cezaevi’ne nakledilen Kürt üniversite öğrencileri var, uzun süredir durumlarını takip ediyorum.

Bakın Kırşehir’den Kayseri Bünyan Cezaevi’ne nakledilen Kürt üniversite öğrencileri var, uzun süredir durumlarını takip ediyorum. Eften, püften nedenlerle terörist diye tutuklanıp Kırşehir Cezaevi’ne atılıp zulmedilen, bu zulme boyun eğmeyen bundan dolayı da daha da zulmedilen, daha da baskıya uğrayan üniversite öğrencileri var. Bizim geleceğimiz bu çocuklar ama biz bu çocuklara zulmediyoruz. Düşünün genç üniversite öğrencileri zindanlarda hayatını geçiriyor, okullardan ayrılmışlar ve siz onlara daha da fazla zulmetmeye çalışıyorsunuz, bir kısmı Kırşehir’den Kayseri’ye gönderildi. Kayseri Bünyan Cezaevi’nde çıplak aramaya maruz kaldılar bir sürü dayak, işkenceye maruz kaldılar maalesef. Biz de onunla ilgili Adalet Bakanı’na bu konuyu sormuşuz. Bakın gardiyanlar ne demiş? “Uzatmayın, çıkarırsak sizi nasıl geberteceğimizi iyi biliyorsunuz.” demişler. Evet cezaevlerinde, Türkiye’de bir kamu görevlisi orada ki insanlara böyle hitap edebiliyor. Bu olacak iş mi? Bu milletin vergileri ile maaşını alan, bu infaz koruma memurları hakkında gereken işlemlerin yapılmasını istedik.

Diyanet’in bütçesi 13,9 Milyar liraya yükselecek, son düzenleme ile Diyanet’İn bütçesi 7 Bakanlığın bütçesini geride bırakmış.

Yine bir soruya da Berat Albayrak Maliye Bakanı’na soruldu. 2021-2023 Orta Vadeli Plana göre Diyanet’in bütçesi 13,9 Milyar liraya yükselecek, son düzenleme ile Diyanet’İn bütçesi 7 Bakanlığın bütçesini geride bırakmış. Buradaki dengesizlik konusunda sorular sorduk ayrıntılı bir şekilde. Değerli arkadaşlar Diyanet’in varlığı ayrı bir tartışma, varsa bu da ayrı bir konu ama hani sırf oylarını arttırabilmek için Diyanet Teşkilatı’na büyük bir para ayırmak, ülkenin yetişmesi ile diğer bakanlıklardan kısmak, kabul edilecek bir davranış değil. Bütün bunları da biz sormuşuz ayrıntısı ile Maliye Bakanı’na. Bu iktidar din istismarı yapan, bu iktidar din ile insanların gözünü boyamaya çalışan iktidar, Diyanet İşleri Başkanlığı kanalı ile yaptığı yanlış uygulamaları doğru gibi göstermeye çalışan, dinen doğru gibi göstermeye çalışan yalancı bir iktidar ve dini de diyaneti de bu noktada kullanan bir iktidar. O yüzden biz yaptıklarını böyle ifşa etmeye çalışıyoruz.

Vatandaşlarımızın her türlü dertleri ile uğraşmaya çalışıyoruz

Yine bakın bir Adalet Bakanı’na sunduğumuz bir soru önergesi. Vatandaşlarımızın her türlü dertleri ile uğraşmaya çalışıyoruz, diyor ki: “Babam Recep Özdemir Karaman Ermenek’de M Tipi Cezaevi’nde kalmakta ve biz ailesi Mersin’deyiz. Babaannem, dedem çok yaşlı, babam onlarca kez nakil dilekçesi verdi, ama bir türlü nakli gerçekleştirilmiyor. Babamın naklinin gerçekleşmesini istiyor.” AİHM’de bu konuda bir ihlal kararı vermişti, mahpusların yaşadıkları ilde mahpus olarak kalkmak yönünde bir ihlal kararı vermişti, biz mahpusların büyük mağduriyet yaşadığını, mahpus yakınlarının büyük mağduriyet yaşadığını görüyoruz, maddi manevi büyük mağduriyetler yaşıyorlar, çok uzun yolculuklar yaşıyorlar. Buralarda kazalarda ölen insanlar, madden çok büyük sıkıntılar çeken aileler oluyor, nakil ile ilgili de yaşanan sorunları Adalet Bakanlığı’na sunmuşuz, böyle de bir çok soru önergemiz oluyor ve düzeltilmesi gerektiğini, iyileştirilmesi gerektiğini söylüyoruz.

Bazı cezaevlerinin çoğunda maalesef denetimli serbestliğe ayrılması gerektiği halde insanlar eften püften nedenlerle denetimli serbestliğe ayrılmıyor!

Yine bir başka soru önergemiz Adalet Bakanlığı’na Abdulhamit Gül’e sormuşuz, bazı cezaevlerinin çoğunda maalesef denetimli serbestliğe ayrılması gerektiği halde insanlar eften püften nedenlerle denetimli serbestliğe ayrılmıyor, cezaevi yönetimleri gözlem kurulları alikıran başkesen gibi olmuşlar, istediğini gözüne kestiriyor ve mağdur edebiliyor. Mesela Afyon T Tipi Kapalı Cezaevi’nde ‘Örgütten ayrıldığınıza kanaat oluşturamadık diyip insanları 1 yıl daha içerde tutuyor. Insanlar boş yere bu korona ortamında 1 yıl daha denetimli serbestlikte kalmak durumunda oluyor, inanılmaz veballer bunlar çünkü bu insanlar gepegenç insanlar koronaya yakalanıyor ve vefat edebiliyor. Bu cezaevi gözlem kurulları bize diyor ki: “Takdir i ilahi yakalanmış hastalığa biz mi Allah’a engel olacaktık’ gibi böyle kaderi de kendi siyasetleri için kullanmaya çalışan cezaevi yönetimleri bakanlıklar görüyoruz.

İstinaf veya Yargıtay insanlar aylarca yıllarca tutuklu kalmış artık yatarı bitmiş ama herhangi bir işlem yapmadığı için insanlar boş yere cezaevinde yatmaya devam ediyor

Bakın yine bir başka bize müracaat diyor ki: “Eşim Hamza Güneri Osmaniye Cezaevi’nde dosyası hala İstinaf’da bekliyor, cezasının yatarı bittiği halde hakkında onanmış bir ceza olmadığı için cezaevinden çıkamıyor”. Bakın İstinaf veya Yargıtay insanlar aylarca yıllarca tutuklu kalmış artık yatarı bitmiş ama herhangi bir işlem yapmadığı için onama veya onamama yapmadığı için sonuçta ne oluyor? İnsanlar boş yere cezaevinde yatmaya devam ediyor! Olacak bir iş değil bu ama Türkiye’de bunlar oluyor işte!

Hilvan Cezaevi’nde kalan bir kişinin yakınları bize yazmış; nakille ilgili büyük sorunlar yaşanıyor.

Insanlar gerçekten Covid ortamında açık görüşlere dahi çıkamıyor, kapalı görüşlerde ancak 2 kişi görebiliyor ve o kapalı görüşlerde zaman olarak kısıtlanıyor ve o kapalı görüşlere gidildiğinde çok büyük masraflara neden oluyor. Insanları ailelerin bulunduğu illerdeki cezaevlerinde tutsanız bütün bu mağduriyetler giderilecek ama özellikle cezalandırılmak için çok uzak cezaevlerine yollanıyorlar.

Mesela Eski Eş Genel Başkanımız Sayın Selahattin Demirtaş Diyarbakır’da ikamet eden ailesi olmasına rağmen Edirne Cezaevi’ne getirildi. Hangi gerekçe ile götürüldü bir açıklama yok. Diyarbakır Büyükşehir Eş Belediye Başkanı Selçuk Mızraklı Belediye Başkanımızın ailesi Diyarbakır’da ikamet etmesine rağmen Kayseri Bünyan Cezaevi’ne gönderildi. Bunların izahı mümkün değil. Çok düşmanca tavırlar, çok hasmane tavırlar, gerçekten bir çok insana bu yapılıyor, sadece onlara değil binlerce insana hasmane bir tavırla yapılıyor. Teknik olarak bunu yapmak zorunda olsalar ayrı bir durum ama hasmane bir tavırla insanları sürüm sürüm süründürmek için böyle sabaha karşı yola çıkan, uykusuz yola çıkıp trafik kazası yapan insanlara neden olmak için bunları yapıyorlar.

Menemen Cezaevinde insanların kapalı görüşleri engellenmiş, vakalar var. Bir de telefon görüşlerini de yasaklamışlar

Evet yine Adalet Bakanlığı’na sormuşuz telefon görüşleri ile bir çok yerde kısıtlamaya gidiliyor ve böylece insanlar büyük mağduriyetler yaşıyor. Bakın şu anda da Menemen Cezaevi’nde aynısı yaşanıyor. Insanların kapalı görüşleri engellenmiş, vakalar var kapalı görüşleri engellediniz, bir de telefon görüşlerini de yasaklamışlar. Düşünün yakınınız cezaevinde hasta siz telefon ile bilgi almaya çalışıyorsunuz, “Hayır telefon görüşü yasak.” ne yapsın bu insanlar, sorarım size? Bütün bunları biz Adalet Bakanlığı’na soruyoruz değerli arkadaşlar.

Yine Bakın böyle yatarı dolduğu halde dosyası onaylanmadığı için yatan insanlar böyle bakın bir çok başvuru var, çok üzücü bunlar, tüm bunları soru önergeleri ile soruyoruz, gördüğünüz gibi biz vatandaşın hakkını hukukunu arıyoruz.

Cezaevlerinde kanser teşhisi konan bir insanlarımıza tedavileri gecikiyor

Adalet Bakanlığı Cezaevleri, kanser teşhisi konan bir insanımıza ama bu insanların kanser teşhisi konduktan sonra tedavileri gecikiyor, teşhisleri zaten gecikiyor, rapor almaları gecikiyor ve ölümcül bir hale gelip son günlerinde ölüm döşeğindeyken tahliye oluyorlar. Böyle bir çok vakaya rastladık, bizim için çok üzücü vakalardır gerçekten, neden üzücüydü? Ben bir doktor olarak bu hastalıklara anında müdahale edilmesi gerektiğini bilen bir insanım. Günlerce, aylarca uzayan teşhisler, aylarca uzayan tedaviler, o insanların o kanser hastalığında bulunmaması gereken cezaevindeki, hatta hastaneye kaldırıldığında çok kötü koşulları taşıyan mahkum koğuşlarında kalmaları çünkü o mahkum koğuşları böyle duvarın en üstünde küçücük bir pencerenin olduğu, hava ihtiyacı olan o mahpusların kendilerini daha da kötü hissettikleri, cezaevlerini aradıkları mahkum koğuşları oluyor maalesef, bunları çok büyük mağduriyetler yaşanıyor.

Manisa E Tipi Kapalı Cezaevi’nde Şemsettin Ayyıldız, kalp rahatsızlığı var ve korona virüs var böyle bir çok vaka var bunları Adalet Bakanlığı’na sormuşuz. Hasta kronik olan ve cezaevlerinde yatan binlerce insan var.

Yine bakın Manisa E Tipi Kapalı Cezaevi’nde Şemsettin Ayyıldız, kalp rahatsızlığı var ve korona virüs var böyle bir çok vaka var bunları Adalet Bakanlığı’na sormuşuz. Hasta kronik olan ve cezaevlerinde yatan binlerce insan var. Kadınlar var, çocuklar var, çok riskli gruptaki insanlar var bu insanlar cezaevlerinde çok kolay hastalığa yakalanabiliyorlar ve vefat edebiliyorlar kim bunun hesabını verecek? Hiç kimse vermek istemiyor, biz bu dünyada vermeleri için bu soru önergeleri ile önemli bir gayret sarfediyoruz öte dünyada zerre miktarda yaptıklarından hesap verecekler, buradan da tekrar söylüyorum. Biz hem siyaseten bir milletvekili olarak bu konuda böyle olduğunu düşünüyoruz hem de dinen de öte dünyaya inanan bir insan bir müslüman olarak içim rahat, bu zalimlerin mutlak surette öte dünyada hesaba çekileceğini yaptıkları zerre miktarı haksızlıktan mutlak surette mahkum edileceğini düşünüyorum, inanıyorum bu da beni az çok rahatlatıyor, bu da bizim için önemli bir avantaj oluyor. Gerçekten bu da şu yaşadığımız dünya ortamında çok önemli, çok iyi biliyoruz ki bu dünyadaki haksızlıkların çoğu maalesef cezalandırılmıyor, bizler gayret ediyoruz ama sonuçta biliyorsunuz adaletsiz bir dünyadayız ama zalimlerin bilmesi açısından söylüyorum hani masumların uyuşması açısından demiyorum hakkını aramasında ihmal yapmaları için söylemiyorum ama zalimlerin kurtuluşu olamayacağını bilmeleri için söylüyorum ve bütün mazlumlara da bu dünyada hakkınızı arayın öte dünyada ki işlere siz karışamıyorsunuz zaten, cezalandırmalar nasıl verilecek bilemiyorsunuz ama bu dünyada hakkı aramak sizin göreviniz diye tekrar hatırlatmak istiyorum.

Diyarbakır D Tipi Cezaevi’nde ki havale para yatırma işlemlerindeki zorluklar, bankacılık ile ilgili zorluklar ile ilgili bir konu vardı biz bunu da sormuşuz.

Evet son olarak Maliye Bakanı Berat Albayrak ile ilgili bir soru sormuşuz; Diyarbakır D Tipi Cezaevi’nde ki havale para yatırma işlemlerindeki zorluklar, bankacılık ile ilgili zorluklar ile ilgili bir konu vardı biz bunu da sormuşuz. Vatandaşa zorluk çıkarmamalı devlet değerli arkadaşlar. Vatandaşın işini kolaylaştırmak, vatandaşa zulmetmek için değil. Kendi cebini doldurmak için değil, vatandaşa hizmet etmek için o görevde bulunmalıdır. Insanların en hayırlısının da insanlara hizmet eden biri olduğunu söylüyor Peygamber Efendimiz. Biz bu söze de çok itibar ediyoruz ve insanların en hayırlısı olmaya çalışıyoruz, milletimize hizmet etmeye çalışıyoruz ve hizmet etmeyenlere de hizmet ettirmeye çalışıyoruz. Tüm kamu görevlilerinin işini tam yapmasını istiyoruz. Bizim de ihmalimiz varsa onların da sorgulanması gerektiğini söylüyoruz, bir otokontrol ve denetim sisteminin olmadığı sistemlerde yaşamın çok kötü olduğunu, olacağını, o yüzden kişilere bakılmaması gerektiğini sistemlere bakılması gerektiğini söylüyoruz hani biz bu soruları niye soruyoruz, kişiler çok iyi olabilir, süper siyasetçiler olabilir ama bir sistem meselesi varsa sistem işlemiyorsa o kişilerin iyiliğinin de bir anlamı kalmaz o yüzden biz kişileri değil sistemi esas alarak hareket etmek zorundayız ve bu sistemi oturtmadan da bir yere varabilmemiz mümkün değil değerli arkadaşlar.

Emin Çölaşan ve arkadaşlarına verilen ceza İstinaf tarafından onanmış, Türkiye’de gazeteciler çok yoğun bir şekilde cezaevlerinde olduğunu söylemiştik

Değerli arkadaşlar son olarak üzücü bir mahkeme kararından bahsetmek istiyorum. Emin Çölaşan ve arkadaşlarına verilen ceza İstinaf tarafından onanmış, Türkiye’de gazeteciler çok yoğun bir şekilde cezaevlerinde olduğunu söylemiştik, Avrupa Konseyi ülkelerinin sınırları içindeki ülkelerde 130 gazetecinin tutuklu olduğunu bunların 110’unun sadece Türkiye’de olduğunu söylemiştik işte mahpus olmayanlar içinde bir hapishane yolu görünüyor kim olursa olsun. Düşüncelerini özgürce beyan etmesi lazım gazetecilerin medya özgürlüğü demokrasiler gibi vazgeçilmezdir ama iktidarlar bu özgürlüğü gasp etmeye çalışır. Bu sadece Erdoğan iktidar olduğu için değil biz her ülkedeki medya ihlalini de eleştiriyoruz, Türkiye’yi de eleştiriyoruz. Sadece Erdoğan iktidarı bunları yaptı diye eleştirmiyoruz medyanın özgür olmadığı her ülkedeki iktidarları gündem ediyoruz ve olmaması gerektiğini söylüyoruz.

Değerli izleyenler bugün de bu kadar ÖFG TV programında haftanın önemli gelişmelerini gündem ettim ve bu gelişmeler konusundaki görüşlerimizi söyledik, aynı zamanda yaptığımız çalışmaları anlattık!

Biz neler yapıyoruz; soru önergelerimiz ile araştırma önergelerimiz ile yasa tekliflerimiz ile neler yapıyoruz; sizlerin verdiği yetkiyi doğru dürüst kullanabiliyor muyuz? diye size hesap vermeye çalışıyoruz, bunları da ben önemli buluyorum. Lütfen siz denetleyin, “Hani sana oy verdik, gönderdik, istediğini yap demeyin.” ben bir şeyler yapıyorum bunları size anlatıyorum, iyi yapıyorsun, kötü yapıyorsun deyin. Veyahut da eksik yapıyorsun, veyahut da çok iyi yapıyorsun bir şekilde bir yorum için takip etmeniz lazım, vatandaş milletvekilini takip etmezse orada demokrasi mümkün olmuyor değerli arkadaşlar, seni bana yetkiyi verdin 5 sene sonra görüşürüz diyerek bu işler olmaz, biz de gerekeni yapmalıyız vatandaş da görevini yapmalı ve sorgulamalı. Değerli arkadaşlar bugünlük de bu kadar haftaya salı günü saat 21.00’de buluşana kadar hepinize hayırlı akşamlar diliyorum. Hoşçakalın.

Güncelleme Tarihi: 14 Ekim 2020, 10:40
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER