17 Kasım 2018, Cumartesi

Haberin Kalbi - Türkiye'nin En Güncel Haber Sitesi

Dr. Gergerlioğlu: Ebu Leheb'in bitirdiği boykotun devamcısı bir iktidar var maalesef karşımızda!

Dr. Gergerlioğlu: Ebu Leheb'in bitirdiği boykotun devamcısı bir iktidar var maalesef karşımızda!

Dr. Gergerlioğlunun konuşması: 

 

https://t.co/KvOKQfaBj3

— Serpil Kemalbay (@SerpilKemalbay) 6 Kasım 2018

Biz KHK’lı Vekillerin tamamı darbeye karşıydık ancak yine de ihraç olduk!

Burada konunun bizzat mağduru olan birçok kişi var; 10 KHK'li vekil var zaten Türkiye Büyük Millet Meclisinde, bir kısmı doktor; 2 de pratisyen hekim arkadaşımız aramızda mağdur, KHK'li doktor. Bazen bu KHK meselesi açıldığında iktidar partisi vekilleri veyahut da Bakanlık yetkilileri ajitatif konuşmalar yapıyorlar, işte "251 şehit" falan gibi. Buradaki hiçbir KHK'li vekil darbe yanlısı değildi -hepsi de tüm arkadaşlarımız da böyledir- darbeye şiddetle karşıydı. Bu teklifin geçmesini, böyle, AK PARTİ mitingindeki bir ajitasyonla sağlamaya çalışmak son derece üzücüdür, bizim açımızdan daha da üzücüdür çünkü biz KHK'lilere daha büyük zulmedilmiştir, daha büyük bir yara oluşturulmuştur. Zaten bu kararları verip altına imza atıp Bakanlar Kuruluna sevk eden Sağlık Bakanlığı yetkilileri de aramızdadır ve onlar da bu zulmün faillerindendir. O yüzden biraz konuşmalarına dikkat etmelerini isterim. Biz burada bir ölüm yasasını konuşuyoruz. Ajitasyon yapıp darbeyi bize hatırlatmasınlar, yaramıza tuz ekmesinler. En başta bunu söyleyeyim. 
 

Bu Kanun Teklifi akla, vicdana, mantığa aykırıdır.

Üç gündür konuşuyoruz arkadaşlar. Burada yoğun bir şekilde muhalefet partisi temsilcileri konuşuyor ve çok da güzel şeyler söylüyorlar. İtiraz edilebilecek hiçbir şey yok onların sözleri için. İktidar partisi vekilleri hiçbir şeyi söyleyemiyorlar bu yasa teklifi için, bilhassa 5'inci madde için; diyebilecekleri tek bir kelime yok, madde 5'i olumlayacak tek bir konuşmalarını da duymadık. Olması da mümkün değil çünkü akla, vicdana, mantığa aykırı bir tekliftir. 

Şimdi, daha öncesinde de söyledim: Zaten böyle bir teklifi Sağlık Bakanlığının getirmesi de çok gariptir çünkü öncesinde, OHAL döneminde, Sağlık Bakanlığı, hekimlerin özel hastanelerde çalışması için genelge yayımlamıştır. Ne oldu da şimdi özel hastaneleri yasaklamaya çalışıyorlar? Ne yaptı bu hekimler? Bir buçuk, iki yıldır özel hastanelerde çalışıyorlar. Ne gibi bir kötü fiilleri oldu? Tek bir tane bana göstersinler nasıl bir kötü, olumsuz bir fiil oldu da Bakanlık korkan ve KHK'li doktor çalıştırmak istemeyen o özel hastaneler için genelge yayınlayan Bakanlık, kalkıp bu hekimler için "Özel hastanede çalışamaz." yasa teklifi getiriyor ve bunu savunuyor; bunu anlamak mümkün değil. 

 

2.146 tane benim tespit ettiğim mağdur var ve giderek artıyor!

Şimdi, 2.146 tane benim tespitim, kimisi "1.500" diyor ama daha başka bana da ulaşan vakalar var -benim tespit ettiğim sayı- 2.146 güvenlik soruşturması olumsuz gelen hekim var. Bu insanlar devlet hizmeti yükümlülüğünü de tamamlayamadıkları için özel hastanelerde de çalışamıyor. Biz bunun için birçok soru önergesi verdik, dört aylık vekillik hayatım boyunca bu konunun çözülmesi için basın toplantısı yaptım ve Genel Kurulda da bu konuyu gündeme getirdim. Altı yılda okulu bitirmiş bir hekim, eften püften bahanelerle değil devlet hastanesinde, özelde bile çalışamayacak bir duruma geliyor. 

 

Yapılan güvenlik soruşturması değil MİT ve Emniyet tarafından yapılan alenen fişlemedir!

Şimdi, bu durum nasıl tecelli ediyor, bunlara bakmak lazım. Bakın, ben önceki konuşmamda da sayın Bakanlığa bir idare mahkemesi sonucu göstermiştim. Size gelen fişleme bilgileriyle verdiğiniz kararlar güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanması ve doktorun çalıştırılmaması sonucunu doğuruyordu ancak idare mahkemesine giden hekimler kararı iptal ettirebiliyordu yoğun bir şekilde ve çalışmaya başlayabiliyorlardı. Bununla ilgili ilginç örnekler var elimde. Şimdi, ben geçen gün bunları anlatınca bir tane mahkeme kararı göstermiştim Bakanlık yetkililerine, onlar da böyle pek önemsememişti "Biliyoruz onları." falan filan demişlerdi, pek de bakmamışlardı, bugün 5 tane getirdim, 5 tane. Bakın, burada hukukçu arkadaşlarımız var, bunlara baksınlar yani hepsi de kararı iptal etmiş -idare mahkemeleri- ve işe iade... Ama o fişleme notlarında ne skandal ifadeler var, buralarda ortaya çıkıyor işte. Bunları nasıl Sağlık Bakanlığı onaylamış? Bu insanlar nasıl çalıştırılmamış, buralarda belli. Delilsiz, belgesiz konuşmuyorum, afaki konuşmuyorum, hepsi, bakın, şurada, belgelerde, neler neler var, hatta skandal belgeler var elimde. Nasıl mı elime geçti? Avukat arkadaşlar bilir, işte böyle meseleler dosyalara yansıdığında, dosyalardaki bilgileri aldığınızda zaman zaman gizli belgeler de elinize geçer. Sanırım, bunlar MİT veya Emniyet Genel Müdürlüğü bilgileri midir, nedir, fişleme notları. 

 

Güvenlik soruşturmasından gelen bazı fişleme örnekleri: Kapatılan bir okulda stajyerdi, erkek kardeşi FETÖ den, annesinin kapanan okulda SGK kaydı var, babası HDP yönetimine seçildi!

Bakın, mahkeme kararı değil, mahkeme kararından bahsetmiyorum ki. Sağlık Bakanlığına sanırım gönderilmiş ve altında da "Bunların gerektiği zaman delil olarak değerlendirilmemesi, tek başına değerlendirilmemesi hususu önem arz etmektedir." denmiş. "Geçmiş eğitim verileri bilgilendirme amaçlı gönderilmiş olup tek başına değerlendirilmemesi hususu önem arz etmektedir." Bir yerden Bakanlığa sanırım gönderilmiş ve onlarda değerlendirme yapılmış. İsimleri vermiyorum ancak bakın neler denmiş. Mesela, bir hekim arkadaş için Sağlık Bakanlığına gönderilmiş. Kişi için deniyor ki: "Mevcut veri kaynaklarında yapılan çalışma neticesinde şahıs hakkında talebe esas teşkil edecek güncel örgütsel bir bilgiye rastlanılmamakla birlikte..." Sonrası, erkek kardeşi -şimdi, şahsı geçiyoruz- için denmiş ki: "FETÖ/PDY'ye müzahir olduğu gerekçesiyle kapatılan bir okulda stajyer öğrenci olarak kaydının bulunduğu tespit edilmiş." Evet, bununla amel edilmiş.

Bir başka isim: "Şahıs hakkında bir talebe esas teşkil edecek güncel örgütsel bir bilgiye rastlanılmamakla birlikte, babasının HDP il yönetimine seçildiği şeklinde istihbari mahiyette bilgilerin elde edildiği..." Bir başkası: Bakın, yine şahıs hakkında bir şey denmiyor. "Mevcut veri kaynaklarında yapılan çalışma neticesinde şahıs hakkında talebe esas teşkil edecek güncel örgütsel bir bilgiye rastlanılmamakla birlikte, annesinin -şu ifadelere bakın- tarihi belli olmamakla birlikte geçmiş yıllarda FETÖ/PDY'ye müzahir bir kreşte SGK kaydının olduğu ancak başka kreşlerde de SGK kaydının olduğuna dair bilgiler elde edildi." Herhâlde kreşlerde aşçı olarak mı ne çalışmış.

Yine başka birisi, yine kendisi için: "Mevcut veri kaynaklarında yapılan çalışma neticesinde şahıs hakkında talebe esas teşkil edecek güncel örgütsel bir bilgiye rastlanılmamakla birlikte, babasının Bank Asyaya para yatırdığı şeklinde istihbari bilgiler elde edildiği..." deniyor; bu böyle.

Yine buralarda da aynı şekilde devam ediyor. İsteyene bunları da gösterebilirim. İşte kendisi hakkında bile değil, amcası, babası, dedesi, yok kardeşi, yok kreşte annesi çalışmış, bunlarla kalkıp amel edilmiş ve doktor arkadaşlarımız hakkında kararlar verilmiş, güvenlik soruşturması olumsuz gelmiş, işte mahkeme kararlarında da zaten belli ki hâkimler "Ya kardeşim, bu nedir?" diyerek kararı vermiş ve göreve iade vermiş.

 

Herkes elini vicdanına koysun. Bu ülke artık bunları kaldırmıyor. Dün belki sizi de fişlediler! Bu ülke ne zaman demokratikleşecek?

Şimdi, bunlarla hareket edilen bir Türkiye'de biz güvenlik soruşturması olumsuz gelen arkadaşlarımızın hayat boyu doktorluk yapamayacağına dair bir teklifi tartışıyoruz. Bu kadar gayriciddi fişleme notlarıyla alınan kararlar bunlar bakın, bu kadar gayriciddi ve bunlarla biz yasa oluşturmaya çalışıyoruz çok net bir şekilde. En başta şunu da söyleyeyim: Bakın, herkes elini vicdanına koysun. Bu ülke artık bunları kaldırmıyor. Dün belki sizi de fişlediler "Efendim, eşi başörtülüdür falancanın." dediler, siz de fişlendiniz. Bugün "Falanca Kürt'tür." işte "Falanca FETÖ okulunda, kreşinde çalıştı." diye saçma sapan kendisi değil yakını, amcası, teyzesi diye fişleniyor, bugün de bunu siz yapıyorsunuz. Ya, bu ülke ne zaman demokratikleşecek? Allah aşkına yani herkes elini vicdanına koysun, bir düşünsün! Böyle bir anlayışla hepimiz şu ülkeye nasıl bir adalet, hukuk ve benzeri yani demokrasi nasıl getireceğiz ya? El insaf yani! "Her zaman güç sahibi olalım ve düşman gördüğümüzün canına okuyalım." bu mantıkla biz nereye varırız? 

 

120'nci, 121'inci maddenin derslerini veren İbrahim Kaboğlu Hocayı da Anayasayı çiğneyerek, Anayasa'yı ihlal ederek hocamızı da KHK'yla ihraç ettiler!

Bakın, şimdi, bu mesele ileride iktidar partisini de çok etkiler. Şimdi, "Ya, biz düşman bulduklarımızı, KHK'lileri sosyal bir soykırıma uğratalım, imha edelim şunları da akılları başlarına gelsin." diye düşünüyorlar. Yargısız, sorgusuz, sualsiz her şeyi yapıyorlar. Bizim gibi insan hakları savunucularını darbeci, terörist falan ilan ediyorlar ki ben hayatım boyunca insan hakları, demokrasi, barış demiş bir insanım, tüm çatışmalara karşı çıkmışım. Bize böyle terörist yaftası vurmaya çalışıyorlar, hatta bununla da kalmıyorlar, Anayasa'yı da çiğneyerek, Anayasa'nın OHAL'le ilgili maddelerini de çiğneyerek, hatta Anayasa'nın OHAL'le ilgili maddeleriyle ilgili ders veren hocamızı da çiğneyerek, 120'nci, 121'inci maddenin derslerini veren İbrahim Kaboğlu Hocayı da çiğneyerek, Anayasa'yı ihlal ederek hocamızı da KHK'yla ihraç ediyorlar. Yani bu nasıl bir cürettir? Ya, yıllarca işin dersini veren adamı Anayasa'yı ihlal ederek, Anayasa suçu işleyerek ihraç ediyorsun. O da zaten sağ olsun "KHK ek listesinde yer alıyorum." diyor. "Zaten böyle bir şeyi yapmanız Anayasa'yla mümkün değildir." diyerek bir bilim adamı hassasiyeti gösteriyor, sağ olsun. Şimdi, bunu yapmanız 7 bin doktorun devre dışı kalması demektir. 7 bin doktorun devre dışı kalması, şu anda sağlık sisteminde büyük bir depreme yol açar. Özel hastanelerden "tak" diye çektiniz mi doktorları, büyük bir sarsıntı olur, devletten özele gidiş olur, durduramazsınız; sağlık sistemi büyük bir sıkıntı yaşar. Bunu da düşünmemişler, anında bu kararı alıp yapacaklar. Ya, bunlar basit işler değil ki, oyuncak değil ki, milyonlarca hastayı ilgilendiren işler. Zaten piyasalarda da zor doktor bulunuyor. Yani birçok özel hastane şu ana kadar çoğunlukla KHK'li doktor almıyordu, son zamanlarda almaya başladılar, zaten biraz durduruldu KHK'ler, o yüzden piyasada böyle istismarla çalıştırılacak doktor sayısı da azaldı, o yüzden biraz piyasalarda da sıkıntı var. 

 

Bu yaptıklarınız döner dolaşır sizi de vurur!

Şimdi, bu konu, bakın, nasıl size de dokunur, bir örnek vereyim. Ben kendimden bir örnek vereyim, bakın, ilginç bir anekdottur. Çalıştığım hastanede bir mesai arkadaşım vardı, ben ne zaman OHAL'i, iktidar partisini eleştirsem canhıraş bir şekilde savunurdu. Biz yine konuşmaya devam ederdik, o savunurdu, biz devam ederdik. Bir müddet görüşemedik kendisiyle, iki ay kadar -ismini vermeyeceğim- ardından, ben kendisiyle görüştüğüm zaman "Ne oldu, bir sıkıntı mı var?" dedim. "Evet hocam, başımıza büyük bir felaket geldi." Kardeşi de kendisi gibi çok sıkı, fanatik bir AK PARTİ'liymiş ancak "pat" bir gece o da KHK'yle ihraç edilmiş. "Hayrola, ne oldu?" dedim. Bir ara Bank Asya'dan ev kredisi çekmiş, onu bahane ederek ihraç etmişler ancak işin asıl dramatik bölümüne geliyoruz. "Sonrasında ne oldu? Bu kadar üzgünsün, ne oldu?" dedim. "Ya, biz bu haberi duyduk, kardeşimin ailesinde bu haber yankılandı, 3 çocuk annesi olan yengem büyük bir şok yaşadı, iki-üç gün büyük bir üzüntü yaşadı ve sonra kalp krizi geçirdi, vefat etti. Neye uğradığımızı şaşırdık. Yani biz bu yapılanları savunurken başımıza bu geldi, ne yapacağımı bilemiyorum. Çok haklıymışsın be Ömer Abi, ne kadar haklıymışsın. Ben sana karşı bu yapılanları savunuyordum, başıma geldi, anlıyorum şimdi." dedi. 

 

 

Bana yüzlerce doktordan mesajlar geliyor! Binlerce doktor arkadaşımız diken üstünde, kalpleri duracak şekilde bizi bekliyor, dinliyor!

Bakın, bana dünden beri bir sürü mesaj geliyor, birçok doktor arkadaşa da geliyordur. Yani şu anda, bakın, binlerce doktor arkadaşımız diken üstünde, kalpleri duracak şekilde bizi bekliyor, dinliyor, dakika başı soruyorlar "Hocam, ne oldu? Gelişmeler ne yönde?" diye.

Bir iki mesaj okuyayım size. Bakın, bir hanımefendi ne yazmış: "Hocam, eşim ihraç hekim. Bir yıl işsiz kaldı, 120 liraya yirmi dört çalıştı, parasını alamadı. Tam iş buldu, 'Artık her şey iyi.' dedik, buna güvendik, bir bebek sahibi olmayı istedik, şimdi altı aylık gebeyim, şimdi bir de doğmamış çocuğumuzla ortada kalacağız." Mesela böyle bir mesaj.

Yine bir doçent arkadaştan bir mesaj gelmiş, diyor ki: "Ben dozerci Hasan ve köylü Fatma'nın oğlu olarak yemin ediyorum ki zalimlere bile mühlet veren, kuluna 'Rızkından endişe etme.' diyen ve 'Kul hakkına karışmam.' diyen Allah'a and olsun ki bu teklifi geçirenlerin bir gün karşısına vicdan azabı olarak çıkacağım. Benim bir hatam varsa, hatalarımın karşılığı da bana vicdan azabı olarak çıksın. Hastaysanız hastanede, düşkün iseniz evinizde ve attılarsa huzurevinde vicdan azabı olarak karşınıza çıkacağım. O zor zamanınızda hiç tereddütsüz vicdan azabınızı artıracak her türlü yaşadıklarımı yüzünüze bir bir haykıracağım. Ben biliyorum ki, Allah şahit ki siz kaybedeceksiniz, ben kazanacağım. Sadece ben değil, hakkına girdiğiniz tüm kullar size karşı kazanacak. Ben tereddütsüz yemin ediyorum ki kendinize güveniyorsanız siz de yemin edin. Ne yaparsanız yapın, hangi zulme ortak olursanız olun, eşiniz ve aileniz bir ihtiyacı olursa bize emanettir, boynumuzun borcudur çünkü Peygamber Efendimiz, hiç ama hiç kimsenin eşini ve çocuklarını mağdur etmemiştir. Siz mi o yoldasınız, biz mi o yoldayız, zaman gösterecek ve vicdan azabı olarak karşınıza çıkacağım. Her kim emanete ihanet ettiyse, haksızlık ettiyse, onu da vicdan azabı yesin bitirsin. Vicdan muhasebesinde görüşmek üzere kendinize bakın, ama iyi kötü bakın. Yaşasın adalet, yaşasın insanlık, yaşasın merhamet, yaşasın ortak insani değerler." Böyle sesleniyor Komisyona. 

 

 

Bakın, böyle yüzlerce mesaj geliyor arkadaşlar, basit bir şey için konuşmuyoruz biz burada. İnsanların yüreğinden, vicdanından fışkırıyor bu sözler. Basit bir siyasi mülahaza yapmıyoruz burada. Bunu söyleyen insanlar ne hissediyor, yarın öbür gün ne yapacak, hiç farkında değil misiniz?

 

Şimdi, bakın, başka bir örnek size. Sağlık Bakanlığından bir sağlık teknikeri arkadaşımız, Abdülhalim Bitkin, bana evraklarını yolladı, hep böyle evraklı konuşuyorum, görüyorsunuz. 

Arkadaş bir, bir buçuk yıldır güvenlik soruşturmasından mağdur edilmiş. "Ya, Hocam, ne suçum olduğunu da bilmiyorum. Annem bir ara barış mitingine katılmıştı, herhâlde suçumuz odur." 

 

Çocukcağız iki yıl olmuş okulu bitireli, çalışamıyor. "Ya, nasıl para kazanıyorsun, geçimini nasıl sağlıyorsun?" dedim. "Hocam, hamallık yapıyorum." Sağlıkçı arkadaşımız hamallık yapıyormuş. Fotoğrafını da gösterdi. Bakın, bir sağlıkçı arkadaşımız iki yıldır mağdur edilmiş, hamallık yapıyor. "İznin var mı Komisyona da göstereyim." dedim, "Göster Hocam, ben iki yıldır ne işkenceler çekiyorum." dedi. 


Mor Beyin'den dolayı beraat etmiş ve OHAL Komisyonu ret vermiş.

Şimdi, bakın, OHAL İnceleme Komisyonu diyoruz. Bu da yine bir başka belge. Bakın, kapı gibi dosyalar, mahkeme kararları bunlar. 
Bu da Mor Beyin kararı. Daha dün -internette de bulabilirsiniz- Mor Beyin'den dolayı beraat etmiş ve OHAL Komisyonu ret vermiş. Mor Beyin'den beraat etmiş, OHAL Komisyonu ret vermiş, nasıl oluyor böyle işler? Ve şimdi, biz, böyle bir insan hakkında doktorluğunu bitirecek bir karar vereceğiz. Adamın doktorluğunu bitireceksiniz, özel hastanede çalışamayacak, hayat boyu doktorluk yapamayacak, işte böyle hamallık yapacak.

 

Dr. Zehra Doğramacıoğlu’na 2 yıl sonra işe başladığında bu teklif ile kara haberi verdiniz!

Şimdi, geçen gün Zehra Doğramacıoğlu Hanımefendiden bahsetmiştim, pratisyen hekim arkadaşımız. Ben kendisinden bahsederken -o da burada, sağ olsun- Ali Şeker arkadaşımız canlı yayın yapıyor oradan izlemiş, Doktor Zehra Doğramacıoğlu, kendisinden bahsetmiştim, karı koca ihraç doktor, çocukları da down sendromlu. İki yıldır doktorluk yapamıyor. "Neyle geçiniyorsun?" diye sorduğumda, "Ya, Hocam, tespih, boncuk yapıyorum, iki senedir tespih, boncuk yaparak, satarak geçiniyoruz." dedi. Kızının fotoğrafını da gönderdi, down sendromlu kızının fotoğrafı. Bu kızın annesi, bu kadını da mağdur edeceğiz, kat kat mağdur edeceğiz. İlk işe başladığı gün, ona şok bir haber verdik. 

Yine, bitmedi. Bakın, dün akşam yine bir mesaj aldım. Doktor arkadaşımız gece saat ikide göndermiş bana. "Hocam, siz, Komisyonda, şu anda bizim hakkımızda konuşuyorsunuz. Ben bir özel hastanede acildeyim. Biraz evvel bir mavi kod geldi." Mavi kod, biliyorsunuz, kalbi durmuş bir insanı canlandırmaya yönelik bir şeydir yani kalbi durmuş bir şekilde hastaneye gelmiş bir insanın kalbini çalıştırmaya çalışırsınız veyahut da başka bir acil durumdur. "Canla başla ben o insanın kalbini çalıştırmaya gayret ettim, arkadaşlarımızla, tüm ekip olarak çok yoğunduk, kan ter içinde kaldık. Bizim boynumuza yağlı urgan geçirilmesinin konuşulduğu bir komisyonun çalıştığı saatlerde biz burada bir insan canı kurtardık." dedi. Şimdi, hakkında ölüm fermanı vermeyi düşündüğümüz doktor arkadaşlarımız bunlar, canla başla çalışan, sabahlara kadar çalışan, uykusuz çalışan arkadaşlarımız. 

 

Ebu Leheb'in bitirdiği boykotun devamcısı bir iktidar var maalesef karşımızda! Bakın, bunlar 21'inci yüzyıl Türkiyesinde yaşanıyor Nazi Almanyası değil güya.

Yine, başka mesajlar geliyor. Bakın, ben size intiharlardan bahsetmiştim, gelen bazı mesajlarda "Ya, Hocam, antidepresif tedavi alıyordum ama özel hastanede çalışmaya başladım, kafam bir düzeldi, bıraktım tedaviyi ama son üç gündür tedaviye yine başladım. Sizin bu komisyon çalışmalarını duyduk, yüreğimiz ağzımızda sizden çıkacak kararı bekliyoruz." Dakika başı bana buradan soruyorlar "Hocam nedir?" "Son durum nedir?" "Ne çıktı?" "Kaçıncı dakikadasınız?" "Kaçıncı maddedesiniz?" diye. Binlerce insanı âdeta kalbini durduracak şekilde mağdur edecek bir karar hakkında konuşuyoruz arkadaşlar, basit bir şey hakkında konuşmuyoruz. 
Bakın, bu yapılan bana bir şeyi hatırlatıyor. Peygamber Efendimiz'in döneminde Müslümanlara yönelik bir boykot yapılmıştı biliyorsunuz. Aç susuz bırakmışlardı, "Onlarla alışveriş yapmayacaksınız, onlara kız alıp verilmeyecek, onların kimse yüzüne bakmayacak." gibi büyük bir boykot yapılmıştı iki üç sene, sonunda Ebu Leheb o boykotu bitirmişti. Şu anda Ebu Leheb'in bitirdiği boykotun devamcısı bir iktidar var maalesef karşımızda. Bu yaptıkları yetmiyormuş gibi tamamen bir siyasi soykırıma imza atıyorlar, siyasi bir soykırımdan başka bir şey değil. Soykırım deyince kızıyor insanlar, niye kızsınlar? İşte, Ankara Üniversitesinde bir akademisyen arkadaşımıza yapılan, herkes biliyordur bunu; Cenk Yiğiter. Ankara Hukuk Fakültesinden ihraç edildi, devlette çalışamıyor, özel üniversitede çalışamıyor, özel bir bilimsel toplantıya katılamıyor, özel bir bilimsel dergide yazısı yayınlanamıyor, her şeyi elinden alınmış. "Peki, o zaman, bir daha üniversite sınavına girip de başka bir bölümü kazanayım." diyor, Ankara Gazeteciliği kazanıyor. Gazeteciliği kazanıyor, üniversiteye gelip kayıt yaptıracak, ilk gün rektör karşısına çıkıyor, "Hop, biz seni bu üniversiteden ihraç ettik, öğrenci olarak bile seni almam buraya." Öğrenci olarak bile kaydını yaptıramadı Cenk Yiğiter. Bakın, bunlar 21'inci yüzyıl Türkiyesinde yaşanıyor Nazi Almanyası değil güya. Bir de sonra, soykırım dediğimizde kızıyor bazı arkadaşlar. Ya, soykırım daha nasıl olsun arkadaşlar? İnsanların her şeylerini ellerinden alarak kırıma uğratıyorsunuz, daha ne olsun?
Şimdi, bilemiyorum, belki vicdanlarınız sızlıyor şu anlattıklarım karşısında ama liderlerinizin emirleri daha baskın çıkacak. Ben eğer bu karar çıkarsa zerre miktarı kalmış vicdanların da hiç olmadığına karar vereceğim. Bu kabul oyları bu yönde bir tasdiki getirecek, bunu bilmiş olalım.

BAYRAKLI
yukarı çık