22 Ocak 2019, Salı

Haberin Kalbi - Türkiye'nin En Güncel Haber Sitesi

CHP'Lİ UMUT ORAN’DAN HALKTV VE FOXTV TEPKİSİ:İKTİDARDAN YANA OLMAYANLAR HUKUKSUZLUKLA BERTARAF EDİLİYOR!

CHP'Lİ UMUT ORAN’DAN HALKTV VE FOXTV TEPKİSİ:İKTİDARDAN YANA OLMAYANLAR HUKUKSUZLUKLA BERTARAF EDİLİYOR!

 Uğur Dündar’ın hazırlayıp sunduğu HalkTV’de yarın yayınlanacak Halk Arenası’nda kendisi de konuk olarak katılacağı için hazırlık yapan Umut Oran, RTÜK tarafından programa getirilen 8 haftalık yayın yasağı sonrasında programın iptal edildiğini de anımsatırken, “RTÜK kararı, iktidar bloğunun devletin her organını istediği şekilde yönlendirdiğinin bariz bir örneğini oluşturmaktadır. Demokrasinin ve hukukun bu denli araçsallaştırılması, ancak anti-demokratik yönetim dönemlerinde görülür. Emin Çölaşan ve Necati Doğru’yla başlayan, HalkTV ve FoxTV ile devam edip Fatih Portakal’a ve Uğur Dündar’a kadar uzanan sürecin özü budur. Böyle bir imha harekâtına karşıysa “tek tek” verilebilecek bir cevap yoktur. Özgürlükten, hukuktan, insanlıktan yana olan her bir muhalifin “seferberlik ruhuyla bir araya gelmesi” ve CHP gibi partilerin öncülüğünde “dayanışma ağları örmesi” kaçınılmazdır” dedi.

 

Umut Oran, konuyla ilgili olarak bugün yaptığı yazılı açıklamada şunları kaydetti:

Deneyimli Gazeteci Uğur Dündar’ın hazırlayıp sunduğu, milyonlarca Cumhuriyet sevdalısının ilgiyle izlediği “Halk Arenası” programının RTÜKmarifetiyle 8 hafta boyunca yasaklanması, iktidar bloğunun “devletin her organını istediği şekilde yönlendirdiğinin” bariz bir örneğini oluşturmaktadır.

 

Özellikle son günlerde hızlanan, muhaliflerin susturulması ve muhalif partilerin yerel seçim öncesinde propaganda araçlarının ellerinden alınması operasyonu “tak-şak” formülüne indirgenmiş ve Sözcü Gazetesi’nin, Emin Çölaşan’ın ve Necati Doğru’nun hedef gösterilmesinin ardından Metin Akpınar ve Müjdat Gezen “hukuksuz şekilde” mahkeme kapılarına sürüklenmişler, Fatih Portakal’ın haberleri sunması da “yasaklanmıştır”.

 

İktidar Kendisini “Kutsal” Olarak Görüyor!

 

Ancak bu durumun sadece adı sayılan gazetecilerle, TV kanallarıyla ya da gazetelerle ilgili olmadığı, yaşanan sürecin “topyekûn bir imha harekâtı” olduğu görülmelidir. İktidar bloğu, “kendisine biat etmeyen” herkesi ve her kurumu “şeytanlaştırırken”, bu yolla kendilerine de “kutsallık” atfetmektedir. Tipik bir “sağ popülist” tavrı olarak görülebilecek bu yaklaşımın Türkiye örneğindeki özgün ifadesi de herkesi “düşman, darbeci, işbirlikçi” olarak damgalamaktır. Oysa son haftalarda saldırıya uğrayanlardan hiçbiri “PKK’lılarla kol kola açılım görüşmeleri yapmamışlar, şehirler bombalarla doldurulurken el ele şarkılar söylememişlerdir. Linç edilmek istenen gazetecilerin hiçbirisi “Eşme Ruhu” adı altında Suriye’deki Türk toprağı olan Süleyman Şah Saygı Karakolu’nu yani özbeöz Türk toprağını “düşman postallarının” altında ezdirmemişler, şimdilerde kırmızı bültenle aranan PYD/YPG yetkililerini kırmızı halılarla karşılamamışlardır. Tam tersine aynı gazeteciler; FETÖ’cülerin Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı yaptığı kumpaslara da ordumuza vurulan “Balyoz”a da seyirci kalmamışlardır. Ancak bu iktidarın kodlarına göre en büyük suçu işleyerek sadece “iktidar bloğuna boyun eğmemişlerdir”.

 

Ortak Aklı ve Bilimi Referans Alarak Seferberlik Ruhuyla Dayanışma Ağları Örmeliyiz!

 

Bu sözde suçun iktidar bloğunun gözündeki cezasıysa “aşağılanmak, linçe tabi tutulmak, emirler yağdırılıp hedef gösterilmektir; tüm kurumlara talimat verilmesidir!” İktidar da bunu yapmaktadır ve her gün birimizi, bir gün de hepimizi içine alacak olan topyekûn bir imha planı çerçevesinde herkesi korkutmayı, susturmayı ve itaat ettirmeyi denemektedir. Oysa, Olof Palme’nin dediği gibi: “Bir ülkede demokrasi sadece belirli bir grubun veya zümrenin hakkı değildir. Demokrasi o ülkede yaşayan herkesin hakkıdır”. Demokrasinin ve hukukun bu denli araçsallaştırılması, ancak anti-demokratik yönetim dönemlerinde görülür. Emin Çölaşan ve Necati Doğru’yla başlayan, HalkTV ve FoxTV ile devam edip Fatih Portakal’a ve Uğur Dündar’a kadar uzanan sürecin özü budur. Böyle bir imha harekâtına karşıysa “tek tek” verilebilecek bir cevap yoktur. Özgürlükten, hukuktan, insanlıktan yana olan her bir muhalifin “seferberlik ruhuyla bir araya gelmesi” ve CHP gibi partilerin öncülüğünde “dayanışma ağları örmesi” kaçınılmazdır. Ancak aklın ve bilimin öncülüğünde, ortak aklı kullanarak ve bir arada durarak bu “hukuksuz düzeni” değiştirebilir, yeniden herkes için işleyen bir “hukuk düzeni” kurabiliriz. Aksi her durumdaysa, her hafta bir başka hukuksuzluğa şahitlik ederiz.

BAYRAKLI
yukarı çık