22 Ocak 2019, Salı

Haberin Kalbi - Türkiye'nin En Güncel Haber Sitesi

CHP’Lİ ERKEK: ADALETİN OLMADIĞI YERDE, KALKINMA DA OLMAZ!

CHP’Lİ ERKEK: ADALETİN OLMADIĞI YERDE, KALKINMA DA OLMAZ!

Maraş Katliamı, Necip Hablemitoğlu suikastı ve Balyoz kumpası şehidi Ali Tatar’ı anarak sözlerine başlayan Erkek, bütçe, demokrasi ve adalet vurgusuyla sözlerini sürdürdü ve FETÖ’nün kumpaslarına değindi. Yıllar önce Tayyip Erdoğan tarafından yapılan çay-simit ve asgari ücret hesaplamasını günümüze uyarlayan Erkek, “adaletin olmadığı yerde ekonomik büyüme, kalkınma, aş, iş olmaz” dedi ve sözlerini FETÖ ile irtibatlandırarak haklarında dava açılan Sözcü Gazetesi yazarlarıyla bitirdi. Erkek’in konuşması tutanaklara şöyle yansıdı:

 

 

 

TUTANAK HİZMETLERİ BAŞKANLIĞI

Dönem: 27 Yasama Yılı: 2 Tarih: 19.12.2018 Birleşim: 37 Ham Tutanak Sayfası:103-

Konuşmacı: MUHARREM ERKEK Seçim Çevresi: ÇANAKKALE

Tutanak Metni:


    CHP GRUBU ADINA MUHARREM ERKEK (Çankırı) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 7'nci madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
    Bugün, kırk yıl önce, 19 Aralık Maraş katliamının başladığı gün. Maraş katliamında yalnızca evlere çarpılar konulmadı, insanlığa da çarpılar konuldu. Hiçbir katliamın -kimler tarafından yapılırsa yapılsın- kabul edilmesi mümkün değildir çünkü demokrasinin öznesi insandır. Türk-Kürt dememiş, Alevi-Sünni dememiş, Hristiyan-Müslüman dememiş, zengin-yoksul dememiş, insan demiş. Onun için insan sevgisini, hoşgörüyü, barış ve kardeşliği her zaman en önde tutmalıyız.
    Dün 18 Aralıktı, Necip Hablemitoğlu cinayeti işlendi on altı yıl önce. Fetullahçı yapılanmaya dikkat çektiği için bir bilim insanı, bir öğretmen on altı yıl önce maalesef katledildi. Bugün de, 19 Aralık 2018'de; dokuz yıl önce Ergenekon, Balyoz kumpaslarında maalesef haksız yere tutuklanan, daha sonra tahliye edilen, ikinci kez tutuklama için geldiklerinde ailesinin yanında, evinde silahını başına dayayarak yaşamına son veren Ali Tatar'ın da ölümünün dokuzuncu yılı. Evet, Ali Tatar, Fetullahçı yapıyla ve zihniyetle mücadele ettiği için bu cumhuriyete, demokrasiye bağlı bir subay olarak onurlu bir şekilde maalesef yaşamına son verdi. Adaletsizlik silahını Ali Tatar'ın kafasına kimler dayadı, kimler? O yapıyla birlikte o kumpasları kimler kurdu? Ülkeyi yönetenlerin, o dönemin o atamalarını yapanların acaba hukuki, vicdani, siyasi sorumlulukları yok mu? Maalesef yok, maalesef yok; onlar yargılanmıyorlar ve burada, o dönem Silivri zindanlarında silah arkadaşları suçsuz yere yatırılırken tavır koymayan ve Fetullahçı yapılanmaya karşı bir mücadele veremeyen; Ergenekon, Balyoz kumpaslarının savcısı olan Genel Başkanınız Sayın Erdoğan'ın atadığı bir bakan burada yüce Meclise, Parlamentoya parmak sallayarak hitap etti. Keşke o parmağı zamanında Türk Silahlı Kuvvetlerini kuşatan, çevresini kuşatan Fetullahçılara sallasaydı. (CHP sıralarından alkışlar) Keşke o parmağı Ergenekon, Balyoz kumpasında silah arkadaşlarını zindanlarda yatıranlarına sallayabilseydi. Biz milletvekilleri olarak güçlü Meclis, güçlü Parlamento diyorsak -ki dünyanın bütün gelişmiş demokrasilerinde siyasi güç merkezleri Parlamentolardır- biz Meclisin itibarını hep birlikte korumak zorundayız; atanmışlar değil, seçilmişler.
    Değerli milletvekilleri, bizler seçilmişleriz, birbirimize en ağır eleştirileri yapabiliriz ama atanmış bir insan Parlamentoya parmak sallayamaz.
    Değerli milletvekilleri, bütçe demek demokrasi demek, bütçe demek hukuk demek, adalet demek. Maalesef bugün Sayıştay dahi, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına görev yapan Sayıştay dahi bütçeyi denetleyemiyor, bırakın vergi veren yurttaşların denetimini, bırakın hesap vermeyi, hesap sorabilmeyi; bunların hiçbiri yok. Zaten bütçe hakkı elinden alınmış, egemenlik hakkı devredildiği için, kuvvetler ayrılığı yıkıldığı için, 16 Nisan 2017'de bütçe hakkı elinden alınmış bir Parlamentonun çoğunluğu bu bütçeyi kabul edecek, reddetse ne olur? Bir önceki bütçe artırılarak zaten devam ediyor.
    Bu bütçede değerli milletvekilleri, neler var? Bu bütçede yürütmeyi temsil eden sarayın bir önceki yılda 845 milyon lira olan bütçesi 2 milyar 818 milyon liraya yükseltilmiş yani eski parayla 2 katrilyon 818 milyar lira; yüzde 233 artırılmış. Cumhurbaşkanlığı maaşı da yüzde 26 oranında artırılmış, 74.500 lira olmuş. Bunları niye paylaşıyorum? Vatandaşın bütçesine bakmak lazım bu verilerle. Bugün asgari ücret açlık sınırının altında ve asgari ücretle çalışan 7 milyon insanımız var. Asgari ücretin altında bir ücretle çalışan 1 milyon 800 bin insan var. İşte vatandaşın bütçesi bu. Hani çok meşhur bir çay simit hesabı var ya, işte bugün, işte gelinen noktada 5 kişilik bir aile, üç öğün, sabah, öğlen, akşam yalnızca çay ve simitle beslense -ki o beslenme değildir- asgari ücret, bir aylık asgari ücret.
    Geçmişte sorulduğu gibi, şimdi sormak lazım: Siz yasama organı olarak, siz milletvekilleri olarak bu yürütmeyi, bu zalim yönetimi niçin destekliyorsunuz, niçin destekliyorsunuz? Vatandaşı, milyonlarca insanı bir çay simide dahi mahkûm edemeyen... Niye destekliyorsunuz; bunu sormamız lazım.
    Bakın -bütçeyi konuştuğumuz için- Hazine damada devredildi, damada teslim edildi. Damat da maalesef bir kibir abidesi, bir kibir abidesi. Bütçeye bakıyoruz, faiz lobilerine teslim olmuş bir bütçe. Bu yıl bütçeye baktığınız zaman göreceksiniz, bu yıl faize giden para 72 milyar, eski parayla 72 katrilyon. 2018 yılında faiz giderleri yüzde 30 yükselmiş, yüzde 30; 72 milyar lira. 2019'da faize ödenecek rakam ne? 117 milyar, eski parayla 117 katrilyon. Burada biraz önce bahsedildi İngiltere, Londra. İşte Londra'ya niçin gidildi sık sık? Londra merkezli bir avuç faiz lobisine teslim edildi çünkü Türkiye maalesef. Faizcilere, tefecilere hizmet eden -vatandaşa değil- bir bütçeyle karşı karşıyayız. Borçlanmayla yaratılan saadet zincirinin maalesef sonuna gelindi. Kamu varlıkları dahi Hazinenin denetiminden çıkarılarak Varlık Fonu'na devrediliyor. Niçin? Borçlanma için, o kamu malları, kamu varlığı teminat gösterilecek, milletin varlığı. Bu arada da deniliyor ki: "Sokağa çıkmayın." "Zamları protesto etmeyin." "Açız demeyin." "Demokratik protesto hakkınızı kullanmayın."
    Anayasa'nın 34'üncü maddesini hatırlatırım. Aynen okuyorum: "Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir." Evet, sahiptir." evet sahiptir ve bunu hiç kimse engelleyemez. Sayın Cumhurbaşkanı zaten sokağa çıktığı zaman sokakta bir insanın kalması mümkün değil ki, binlerce koruma, yüzlerce araçlık konvoy. Zaten beyefendi sokağa çıktığı zaman sokakta insan kalmıyor ama biz sokaktayız. (CHP sıralarından alkışlar) Biz sokaktayız ve sokakta olmaya devam edeceğiz. Bir siyasi, kim olursa olsun vatandaşını tehdit edemez. Bir kişiye yönelen tehdit bütün bir topluma yönelmiştir, bunu asla unutmamalıyız değerli milletvekilleri.
     Bakın, dolaylı vergi adaletsiz vergidir, bu bütçede dolaylı veriler var. Bu bütçe tam bir hayal kırıklığı, toplumun hiçbir beklentisini karşılamıyor. Ağır bir ekonomik krizle de ülkeyi baş başa bıraktınız. Bir örnek vereceğim. Net döviz pozisyon açığı, 2003'te 130 milyar dolar, bugün 450 milyar dolar. Net döviz pozisyon açığı 200 milyar dolar sermaye girişi olduğu hâlde, 60 milyar dolar özelleştirme geliri olduğu hâlde. Niçin bütçe bu hâlde? Adalet çöktüğü için. Adaletin olmadığı bir yerde ekonomik büyüme, kalkınma da olmaz, bütçe de olmaz aş, iş, ekmek de olmaz. Bu memlekette tren yolları çöküyor çocuklar ölüyor, madenler çöküyor işçiler ölüyor, viyadükler çöküyor insanlar ölüyor. Ama vicdanları çökerttiniz çünkü adalet çöktü. Hiç kimseden hesap sorulmuyor, hiç kimse hesap vermiyor, asıl sorunumuz bu. Temel sorunumuz hukuk devletini tesis edemedik, aksine temelinden zedeledik, asıl sorunumuz bu. Onun için işte Sözcü gazetesi yazarlarına da davalar açılıyor. Şimdi birkaç örnek vereceğim.
    Bakın, Sözcü gazetesinin iddianamesine bir göz atın. Diyor ki: Bu örgütün faaliyetlerinin anayasal kurum olan Millî Güvenlik Kurulu tarafından değerlendirildiği ve çeşitli tarihlerde bu örgütle mücadelenin devam etmesi gerektiği yönünde Millî Güvenlik Kurulunda kararlar alındı, güzel. 2004 yılında Millî Güvenlik Kurumu bu değerlendirmeleri yapmıştı, bu kararları almıştı, "Bu yapıyla mücadele edin." dedi Hükûmete, o kararlar niçin sümen altı edildi, niçin mücadele edilmedi 2004 yılında? Emin Çölaşan 20 Haziran 1999 tarihli -2004 değil 1999, devletten çok önce farkına varmış- yazısında bakın ne diyor: "Devlette, özellikle mülkiye ve adliyede kadrolaşma. Fetullah'ın ve cemaatin iki özelliği göze çarpıyor: Mülkiye ve adliyede kadrolaşma, her şeyin gizlice, sinsice, saman altından su yürütülerek yapılması. Fetullah temkinli gidiyor. Adalet, cumhuriyetin savcıları da bütün bu olup biteni yıllardan beri seyretmekle yetiniyor."
    1999, devletin Millî İstihbarat Teşkilatı ve Genelkurmayı bile 2004'te bunu tespit etmiş, şimdi bu adam "FETÖ'ye yardım etmek"ten yargılanıyor, iddianamede o, örgüt üyesi değil ama "yardım etmek". Bu memlekette bu örgüte kimlerin yardım ettiğini hepimiz çok iyi biliyoruz.
    Saygılarımı sunuyorum, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

 

Haber Videosu


BAYRAKLI
yukarı çık